YAĞIZ KEBAP
YAĞIZ KEBAP
Bilnet Okulları Bilnet Okulları

» Mustafa ÇALIŞKAN - TÜM YAZILARI

26.10.2017 Perşembe - 18:36

 

“Bosna’yı anlamak için mutlaka Bosna’ya gelin, gelirseniz Bosna’yı terk etmeyeceksiniz. Gelme imkânı bulamazsanız kendi içinizdeki Bosna’yı keşfedin ki bu gerçekten insan olmaktır“

Aliya’nın gazi komutani Tuggeneral Şerif Patkovic

İşte Şerif Patkovic’in bu sözüyle başladı Bosna Hersek yolculuğumuz.

Balkanlar özellikle Bosna-Hersek, Türkiye için çok önemli. Etnik bağlar, dinî bağlar… Bunlar da ‎göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye olarak, Bosna Hersek’e ayrı bir önem atfedilmektedir.

Güzel İnsanların Ülkesi, biraz sevinç, biraz hüzün, Avrupa’nın Kudüs’ü olarak isimlendirilen, kadim bir tarihe sahip, doğal güzellikleriyle gönülleri fetheden Bosna… Bizans İmparatoru VII. Konstantin’in 958 yılında kaleme aldığı jeopolitik bir kitap olan “De Administrando Imperio” isimli eserde “Horion Bosona”  yani ‘’ İyi insanların bölgesi ‘’ diye bahsettiği kadim şehir. Biz de iyi insanların ülkesine yolculuk için sabırsızlanıyorduk. Bosna Hersek benim için tarihsel önemi ve kültürel miras niteliği taşımasının yanı sıra doğal ‎güzellikleri sebebiyle de uzun zamandır gidip görmek istediğim ülkelerin başında geliyordu. “Bilge ‎Kral Aliya İzzetbegoviç’in Ülkesi, Avrupa’nın Kudüs’ü, Osmanlı’nın Yadigârı, kültürel özellikleri ve doğal güzelliklerinin yanı sıra savaşın en büyük tanıklığını yapan kurşun izlerini, vahşeti, hala ‎ binalarda saklayan şehir Saray Bosna. ‎ Bir yandan farklı farklı mimari özelliklere sahip camii ve kiliseler ve yeşilin sayısız tonunu yansıtan rengarenk orman ve nehirler, diğer yandan ise kurşun delikleri ile dolu binalar ve yeşilin arasından diken gibi ‎gözümüze batan acının, hüznün ve gözyaşının en büyük tanığı beyaz mezar taşları.. özellikleri ve her yönüyle eşi benzeri olmayan bir ülkede ‎bulunduğumuzun kanıtıydı sanki.‎

Uzun bir yolculuktan sonra akşamüzeri vardığımız Saraybosna’da otele yerleştikten sonra yatsı namazını kılmak için tarihi Gazi Hüsrev Paşa Camiine doğru yola çıktık.  Namazdan sonra Uluslararası Saraybosna Üniversitesinde okuyan birkaç üniversite öğrencisi ve Saraybosna Genç İHH Başkanlığını yürüten Vahap Turnayla beraber Aliya’nın da üyesi olduğu Mladi Müslümani derneğinin de bulunduğu Moriça Handa, uzun zamandır uzak kaldığımız bir bardak demli çay eşliğinde Bosna Hersek de ki son durum, Türkiye’nin Saraybosna’ya yönelik çalışmaları üzerinde uzun uzun konuşmaya başladık.

Bosna şu an 3 cumhurbaşkanı, 11 başbakan, 2000 civarı milletvekili ile yönetilmeye çalışılan bir ülke. Ülkede yıllardır olduğu gibi halen ciddi bir siyasi kaos ortamı mevcut. Dayton anlaşması sebebiyle Sırplar ayrılıkçı politikalar yürütmeye devam ediyorlar. Vatikan, Hırvatları Bosna’da tutabilmek için ciddi yatırımlar yapıyor ve her yeni doğan Hırvat bebek için teşvik veriyor. Vatikan’ın bu teşviklerinin yanı sıra şu anda ülkede en hızlı nüfus artışı Hırvatlara ait. Ülkenin demografik yapısında Boşnaklar lehine sonuçlar doğurabileceği ihtimali sebebiyle ülkeye hiçbir şekilde dışarıdan vatandaşlık kabul edilmiyor. Hatırlayacağımız üzere Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bosna ziyaretinde Müslümanlara “ben Türkiye’de 3 çocuk yapın diyorum ama siz Boşnaklar en az 4 çocuk yapmalısınız” tavsiyesinde bulunmuştu. Boşnak nüfusu ülkede çoğunlukta olmasına rağmen toprakların %49’u Sırplara, %51’i Boşnaklara ve Hırvatlara ait. Bosnalı Müslümanlar bu zamana kadar ülkede yeni bir savaş çıkmamasını Türkiye’nin güçlü bir ülke olmasına bağlıyorlar. Sadece iki günlük gözlemlerimizle dahi bu duruma biz de şahit olduk. Türkiye, siyasi olarak Bosna’nın yanında durduğu gibi Bosna’nın imarı için de ciddi yatırımlar yapıyor. ‎Bosna’ya İstanbul Büyükşehir Belediyesi halk otobüslerini, Konya Büyükşehir Belediyesi ise tramvaylarını hibe ‎etmiş. ‎ Sakakları arşınlarken, iki adımda bir Türkçe duyuyorsunuz. Türkler Saraybosna’ya akın etmişler. Yerleşik Türkler de ‎çok… Otel, cafe ve restoran açanlar bile var.

Anlıyoruz ki Bosna Hersek son derece önemli Türkiye için. Müslüman kimliği, ‎etnik kimliği önemli. Türkiye savaştaki mağduriyetten dolayı, akrabalıktan dolayı, Bosna Hersek’e çok büyük önem ‎veriyor. “1992-1995 arası savaşından sonra, Bosna Hersek’te ilk ofisi açan kalkınma yardım kuruluşu olan TİKA burada çok şey yapmış. Bu elim savaşın ‎ardından eğitim, sağlık, inşaat, tarihî eserlerin restorasyonu, alt yapılarını yenilenmesi noktasında birçok projeyi bu ‎zamana kadar yürütmüş. Bu zamana kadar yaklaşık 800 projeyi Bosna Hersek’te hayata geçirmiş, yetmiş milyon dolar ‎civarında kalkınma yardımı yapmış. Ecdadın mirasları TİKA eliyle ayakta kalmaya devam ediyor. Türkiye, Bosna savaşında devlet düzeyinde Bosna halkının yanında durabilseydi belki bugün çok daha ‎güzel bir Bosna ile karşılaşmış olacaktık. Velhasıl, her şey yeni başlıyor.

Aliya İzzetbegoviç’in oğlu hâlihazırda Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyinin Boşnak üyesi Bakir İzetbegovic,  Aliya’nın vefatından iki gün önce Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a verdiği vasiyeti ve Bosna HerseK’in Türkiye için neden bu kadar önemli olduğunu şu cümlelerle anlatıyor.

“Ölümüne yakın dönemde bizzat oradaydım. Böbrekleri artık iflas etmişti. Cuma akşamıydı. 36 saat sonrasında ise ölecekti. Aliya, o dönemin Başbakanı Erdoğan’ın kendisini ziyarete geleceğini duymuştu. Sürekli ‘Tayyip geldi mi’ diye soruyordu. Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünde, artık böbrekleri çalışmayan biri olmasına rağmen öyle bir izlenim bırakmaya çalıştı ki Erdoğan görüşmeden sonra ‘Aliya çok iyi, iyileşecek inşallah’ dedi. O zaman iyileşme şansı olmadığını ona söyleyememiştim. O zaman Aliya, Bosna Hersek’i Erdoğan’a emanet ettiğini, onu unutmaması gerektiğini söyledi. Recep Tayyip Erdoğan bugün bu emanete sahip çıkıyor.‎ ”

“Bir şehre gittiğinizde o şehrin manevi büyüğünü ziyaret edin“ sözü gereğince Saray Bosna’da ki 2. günümüzün sabahında ilk durağımız Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in de kabrinin bulunduğu Kovaçi Şehitliği oldu. Zira Bilge Kral Aliya : “Vasiyetimdir, beni şehitlerimin yanına gömün. Benim yanım onların yanıdır. Beni ayrı bir ‎yere defnetmeyin, zira benim ziyaretime gelenler onlardan da dualarını esirgemesinler, mahzun ‎kalmasınlar.“ şeklinde vasiyette bulunmuştu.

 

Kabir ziyaretinin ardından 15. Yüzyılda inşa edilmiş olan ve Osmanlı Çarşısı olarak adlandırılan ve birçok Osmanlı eserinin bulunduğu tarihi Basçarşı’ya iniyoruz. 19. Yüzyılda meydana gelen yangın sonucu orijinalliğini kaybetmiş ve küçülmüş olsa da halen şehrin en önemli noktası. Saraybosna, 1463’te Fatih Sultan Mehmed tarafından fethedildikten sonra, Trabeviç Dağı’nın eteklerinde yer alan ve bugün “Eski Şehir” (Stari Grad) olarak anılan bölgede önemli imar faaliyetleri başlıyor. Sağlı sollu sıralanmış bakımlı ahşap dükkânlarıyla Başçarşı ile etrafını güvercinlerin mekân seçtiği Başçarşı Çeşmesi tam bir Anadolu köşesini andırıyor. Dört bir tarafı İstanbul’dakilere benzer camilerle bezenmiş olan çarşının ortasında Saraybosna’nın simgesi ve güvercinlerin mekânı hâline gelmiş Başçarşı Sebilii bulunuyor. İnanışa göre bu çeşmeden su içen mutlaka Bosna’ya geri dönermiş. Burada ziyaret ettiğimiz yerler arasında ‎Saraybosna’nın simgesi, Aliya’nın da üyesi olduğu Mladi Müslümani derneğinin de ‎bulunduğu Moriça Han ve benim için ayrı bir önem taşıyan Gazi Hüsrev Bey Camii ve Medresesi ‎bulunuyor. Başçarşı’daki pek çok eser, Gazi Hüsrev Bey Vakfı’nın mülkünde yer alıyor. Gazi Hüsrev Bey’in türbesi ise kendi adıyla anılan ve Mimar Sinan eseri olan caminin avlusunda yer alıyor.

Saraybosna şehrinin adeta kalbini oluşturan ve Balkanların en büyük Türk Çarşısı olma özelliğini bünyesinde barındıran Başçarşı, şehrin kalbi olarak değerlendiriliyor. Tüm medeniyet izlerini bir yürüyüş mesafesinde görebileceğimiz Başçarşı ülkenin en önemli merkezi konumunda yer alıyor. Kısaca Saraybosna, barındırdığı camiiler, kiliseler ve kültürel zenginlikleriyle Avrupa’nin Kudüs‘ü olma ünvanını fazlasıyla hak ediyor.

Saraybosna’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden birisi de ‘’Yaşam Tüneli’’ . Bosna savaşının başlarında Sırplar Saraybosna dağlarından şehre binlerce bomba yağdırmışlar. Tamamen savunma pozisyonunda kalan Boşnaklar havaalanı ve 3 oğlunu şehit veren bir anne tarafından bağışlanan bir ev arasında inşa ettikleri 3 kilometrelik tünelle Türkiye ve diğer ülkelerden gelen yardımları Saraybosna’nın içlerine taşımışlar. Bunun yanı sıra, Boşnaklar savaşın başlarında açlıktan kırılmak üzere iken ABD gıda yardımı yollamış. Ancak ABD’nin yolladığı konservelerin Vietnam savaşından kalan bozulmuş konserveler olması sebebiyle zehirlenerek ölen ve hastalanan yüzlerce insan olmuş. Savaşın sonlarına doğru Boşnaklar oldukça güçlenmişler ve hatta Belgrad’a kadar karşı saldırıya geçmek istemişler. Ancak BM’nin de baskılarıyla Aliya, Dayton anlaşmasını imzalamış.

Akşam kızıllığının şehrin üzerine doğru yavaş yavaş dağılmaya başladığı  Fatih Sultan Mehmed Han’ın “Vezir bu güzel ovaya bir Saray yaptıralım derhal“ dediği ve ardından da “Ya Rabbi; Kıyamete kadar bu şehirden ezan ve Kur’an sesini eksik eyleme“ diye dua ettiği tepe (Sarı Tabya) da günü sonlandırıyoruz. Buranın manzarası gerçekten mükemmel, zira bütün şehir ayaklarınızın altında. Sonbaharla beraber rengârenk ağaçlar, şehrin içinden akan Miljacka nehri ve şehri çevreleyen dağlarla Saraybosna’nın bütün coğrafi özellikleri gözler önüne seriliyor. Beyaz mezar taşlarının şehrin siluetindeki hâkimiyeti, dinimizi buralara kadar getiren ecdadımız, sadece Müslüman oldukları için katledilen yüz binlerce insan ve bu ibadetin burada yapılabilmesi için canını veren şehitler geliyor aklıma ve onların hiçbir zaman unutulmaması için dua ediyorum. Bir yandan böyle bir savaşın yaşanmış olmasına üzülüp, diğer yandan da bitmiş olmasına şükrederken hediyelik eşya dükkânlarının birinin kenarında üzerinde “Don’t forget“ (Unutma) yazan taş çarpıyor gözüme. İçimden “Don’t forget to forget“ (Unutmamayı unutma) diye tamamlıyorum.

 

Zira ben bu topraklara Bosna‘yı sadece gezip görmek için değil, görüpte anlamak için geldim. Şimdi daha iyi anlıyorum ki tarihin farkında olmak, gereklidir ancak yeterli değildir‎. Tarih boyunca etnik ve dini çatışmaların, sosyal ve siyasi karışıklıkların yaşandığı Balkan coğrafyası, büyük ‎güçlerin Avrupa’da üstünlük elde etme mücadelesinde bir çatışma ve rekabet alanı olma özelliğini halen ‎korumaktadır. Burada can alıcı nokta ise Balkan coğrafyasına Özellikle Türkiye’den yapılan gezi turlarının ‘’ Romantik Müslümanları Ağlatma Turları ‘’ ( Saraybosna’da ki bir boşnağın tabiri ) olarak düzenlenmesi.

Dilerim ki Allah’tan, ne bu topraklarda, ne de dünyanın herhangi bir yerinde bir daha asla böyle zulümler yaşanmaz. Bosna Savaşı biteli neredeyse 20 yıl olmuş ama savaşın izleri hala gri bir sis gibi insanların ve o güzelim şehirlerin üzerinde duruyor. Su an maalesef birçok yerde Müslümanlara karşı sürdürülen adı konulmamış savaş ve soykırımların ne zaman biteceği bile belli değil. Dualarımızdan onları da eksik etmeyelim.

Srebrenitsa katliamı sırasında kendini bırakmak istemeyen oğluna ne diyordu gözü yaşlı anne;

‘’ Eğer bir gün kavuşacaksak ayrılmaya değer ‘’

 

Paylaş

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.








 https://www.yenikocaeli.com/
hikmet
Enes Akbal Optik