Ana çatıdan kopan siyasetçinin kaderi: yükseliş, savruluş ve dönüş
Türk siyasetinin geçmişine biraz dikkatle bakan herkes aynı hikâyenin farklı isimlerle tekrarlandığını görür.
Bir siyasi hareket doğar, yıllar içerisinde teşkilatlanır, taban oluşturur, kadrolar yetiştirir ve kendisine ait bir siyasi hafıza meydana getirir. Zamanla parti içerisinde görüş ayrılıkları çıkar. Kimi siyasetçiler kendilerini ana gövdeden daha büyük görmeye başlar. Kimi ise mevcut yönetimle anlaşamaz.
Sonra kopuş gelir.
Yeni bir parti kurulur.
İlk günlerde büyük heyecan vardır.
“Yeni bir dönem başlıyor” denilir.
Kalabalık toplantılar yapılır, gazeteler manşet atar, sosyal medyada büyük bir rüzgâr eser. Bir süreliğine yeni oluşumun siyasetin merkezine yerleşeceği düşünülür.
Fakat siyaset yalnızca heyecanla yapılmaz.
Siyaset; teşkilat, kadro, taban, ideoloji, siyasi hafıza, yerel örgütlenme ve uzun vadeli toplumsal karşılık ister.
İşte birçok yeni siyasi oluşumun en büyük problemi burada başlar.
Çünkü bir siyasi hareketin geçmişini, kadrolarını ve tabanını bir gecede oluşturmak mümkün değildir.
ANA ÇATI MESELESİ
Siyasette “ana çatı” kavramı küçümsenecek bir kavram değildir.
Ana çatı; sadece bir parti binası veya parti logosu değildir.
Ana çatı; geçmiş demektir,teşkilat demektir, siyasi hafıza demektir, taban demektir,yerelde kurulmuş ilişkiler demektir, yıllar içerisinde yetişmiş kadrolar demektir.
Bir siyasetçi bütün bunlardan ayrıldığı zaman aslında yalnızca bir partiden ayrılmış olmaz. Yıllar içerisinde oluşmuş bir siyasi ekosistemden de ayrılmış olur.Bu nedenle Türkiye’de yeni parti kuran birçok siyasetçinin bir süre sonra eski siyasi çevresine dönmesi tesadüf değildir.Çünkü siyasetçinin kişisel ağırlığı ile bir siyasi hareketin toplumsal ağırlığı aynı şey değildir.
Bir insan çok tanınabilir.Çok konuşulabilir. Bir süre çok gündemde kalabilir.Ama bu, onun tek başına kalıcı bir siyasi hareket oluşturabileceği anlamına gelmez.
TARİHİN TEKRAR EDEN DÖNGÜSÜ
Türkiye siyasi tarihi bunun örnekleriyle doludur.Büyük partilerden kopuşlar yaşanmış, yeni partiler kurulmuş, bazıları kısa süreli başarılar elde etmiş, bazıları seçimlerde beklenenden fazla oy almış, bazıları iktidar ortaklığına kadar yükselmiştir.Fakat siyasi hareketin arkasındaki toplumsal zemin yeterince güçlü değilse zaman içerisinde aynı sorun ortaya çıkmıştır:Kopuşun yarattığı heyecan, kalıcı bir siyasi kimliğe dönüşememiştir.
Bazen parti liderinin kişisel karizması hareketin bütün yükünü taşımıştır.
Lider vardır. Parti vardır. Ama lider çekildiğinde parti de çöker.Çünkü ortada liderden bağımsız yaşayabilecek güçlü bir siyasi gelenek oluşmamıştır.
Bu nedenle siyaset yalnızca “bir parti kurmak” değildir.
Asıl mesele, partinin kurucusundan sonra da yaşayabilecek bir siyasi yapı kurabilmektir.
GÜNÜN RÜZGÂRIYLA YÜKSELENLER
Siyasette başka bir tehlike daha vardır:
Rüzgârı kendi gücü zannetmek.
Günün siyasi şartları bazı isimleri veya bazı siyasi oluşumları bir anda öne çıkarabilir.
Medya ilgisi artar.
Sosyal medya desteği büyür. Bazı çevreler siyasetçiyi olduğundan daha güçlü göstermeye başlar.

Etrafında “Artık sizin zamanınız geldi” diyenler çoğalır. İşte tam bu noktada siyasetçinin kendisine şu soruyu sorması gerekir: “Beni taşıyan gerçekten benim siyasi gücüm mü, yoksa günün şartları mı?”
Çünkü siyasi rüzgâr kalıcı değildir.
Bugün yükselten rüzgâr, yarın başka bir yöne dönebilir.Ve o gün siyasetçi kendisini bir anda boşlukta bulabilir.
“TİLKİ DÖNÜP DOLAŞIP TİLKİ DÜKKÂNINA GELİR”
Halkın çok güzel bir sözü vardır:
“Tilki döner dolaşır, yine tilki dükkânına gelir.” Siyasette de bunun karşılıkları vardır.Bir siyasetçi kendi siyasi geçmişini, tabanını ve yetiştiği hareketi tamamen reddederek yeni bir yol aradığında, bir süre sonra yeniden geçmişinin değerini anlamak zorunda kalabilir.Çünkü siyasi geçmiş, kolay elde edilen bir sermaye değildir.
Yılların birikimidir.Bu nedenle ana çatıyı terk etmek kolaydır.Ama ana çatının dışında yeniden aynı büyüklükte bir siyasi yapı oluşturmak çok daha zordur.

SİYASİ MEZARLIK
Türkiye’de geçmişten bugüne kurulmuş, bugün ise siyasi hayatımızda yalnızca isimleri hatırlanan çok sayıda parti vardır.Bazıları birkaç seçim görmüş, bazıları kısa süreli siyasi başarı elde etmiş, bazıları ise kurucularının siyasetteki ağırlığı sona erdiğinde kendiliğinden küçülmüştür.
Bugün geriye dönüp baktığımızda Türkiye’nin siyasi tarihinde adeta bir “partiler mezarlığı” görürüz.
Karacaahmet Mezarlığı’nda nasıl farklı dönemlerden insanların izleri varsa, Türkiye’nin siyasi tarihinde de farklı dönemlerden kalmış siyasi hareketlerin isimleri yan yana durmaktadır.
Bir zamanlar çok konuşulan partiler bugün tarih kitaplarında birkaç satırdan ibarettir.
Bir dönem “geleceğin büyük partisi” olarak görülen bazı oluşumların adı bugün hatırlanmayabilir.
İşte siyasetin en büyük dersi budur:
Bugünün siyasi gücü, yarının siyasi garantisi değildir.
ASIL MESELE PARTİ DEĞİL, MİSYONDUR
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.
Her parti değişikliği yanlıştır demek de doğru değildir.
Bazen siyasi koşullar değişir.
Partinin çizgisi değişir.
Parti kendi tabanından uzaklaşır.
Siyasetçinin temsil ettiği düşünce ile parti yönetiminin politikası arasında ciddi bir kopukluk oluşur.
Böyle durumlarda ayrılmak siyasi bir tercih olabilir.
Fakat mesele şudur: Bir siyasetçi neden ayrıldığını ve nereye gittiğini bilmelidir.
Sadece kişisel hesaplarla,
“Bana sıra gelmedi.”
“Ben daha fazla hak ediyorum.”
“Beni yeterince önemsemediler.”
“Çevrem bana yeni parti kurmam gerektiğini söylüyor.”diyerek siyasi hareket oluşturulmaz. Çünkü siyaset kişisel egoların değil, toplumsal ihtiyaçların alanıdır.
SİYASETÇİYE TAVSİYE
Bugün siyaset yapanlara benim tavsiyem şudur:
Kendi siyasi geçmişinizi küçümsemeyin.
Size yıllarca emek veren insanları bir anda unutmayın. Sizi yetiştiren siyasi hareketin size kazandırdığı tecrübeyi hafife almayın.
Günün rüzgârına kapılmayın.
Etrafınızda sizi sürekli öven insanların söylediklerine göre siyasi geleceğinizi belirlemeyin.Çünkü siyasetçinin çevresinde alkışlayan çok insan olabilir.
Ama sandıkta önemli olan alkış değil, toplumsal karşılıktır.
Bir siyasetçi yeni bir yol seçebilir.
Parti değiştirebilir.
Yeni bir parti kurabilir.
Bunların tamamı demokratik siyasetin içerisinde mümkündür.
Ama her kararın bir bedeli ve siyasi sonucu vardır.
Bu nedenle karar vermeden önce insan kendisine şu soruyu sormalıdır:
“Ben gerçekten yeni bir siyasi hareketin temsilcisi miyim, yoksa mevcut siyasi rüzgârın geçici olarak yükselttiği bir isim miyim?”
Bu sorunun cevabı çok önemlidir.

SON SÖZ
Siyasette kalıcı olmak istiyorsanız yalnızca bugünün alkışlarına bakmayın.
Dünün siyasi tarihine bakın.
Türkiye’de kurulmuş partilere bakın.
Onlardan kopanlara bakın.
Yeni parti kuranlara bakın.
Bir dönem yükselenlere bakın.
Sonra birkaç yıl sonra nerede olduklarına bakın.
Orada siyasetin en önemli derslerinden birini göreceksiniz:
Parti kurmak kolaydır; siyasi gelenek oluşturmak zordur.
Kopmak kolaydır; yeni bir taban oluşturmak zordur.
Bir süre yükselmek kolaydır; yıllarca ayakta kalmak zordur.
Ve en önemlisi:
Siyasette insanı yalnızca bugünkü gücü değil, arkasında bıraktığı siyasi hafıza ve toplumsal karşılığı yaşatır.
Bu nedenle siyasette karar verirken birilerinin sizi şişirmesine, geçici rüzgârlara ve kısa süreli alkışlara güvenmeyin.
Çünkü rüzgâr diner.
Kalabalık dağılır.
Manşetler değişir.
Gündem değişir.
Geride ise yalnızca gerçek siyasi güç kalır. Ve bazen insan yıllarca dolaştıktan sonra dönüp dolaşıp başladığı yere gelir. Çünkü tilkinin döneceği yer, yine tilki dükkânıdır.
Siyasette bunun adı ise bazen ana çatıdır bunu unutmayın ana çatınızı kayıp etmeyin …