“Romalılar, vatandaşlar, yurttaşlar, beni dinleyin!

Ben Sezar’ı gömmeye geldim, övmeye değil…”

Shakespeare’in yüzyıllar önce yazdığı bu satırlar, bugün bambaşka bir anlamla çıkıyor karşımıza.

Partililer, siyasetçiler, yöneticiler, yurttaşlar…

Beni dinleyin.

Ben bugün siyaseti gömmeye geldim, övmeye değil.

Çünkü bu şehirde siyaset konuşmaktan sanatı konuşamaz hâle geldik.

Her gün yeni bir polemik…

Her gün yeni bir tartışma…

Her gün aynı yüzler, aynı açıklamalar, aynı kavgalar…

Peki ya sanat?

Kocaeli’nin sahnelerinde perde açmaya çalışan tiyatrocuları kaç kişi tanıyor?

Yıllarını müziğe vermiş gençlerin kaçına destek olunuyor?

Bir resim sergisinin, bir tiyatro oyununun, bir şiir dinletisinin haberi kaç kişinin dikkatini çekiyor?

Asıl konuşmamız gereken konular bunlar değil mi?

Kocaeli, sanayi gücüyle övünen bir şehir.

Üreten bir şehir.

Büyüyen bir şehir.

Ama bir kentin büyüklüğü yalnızca yollarıyla, köprüleriyle, binalarıyla ölçülmez.

Bir kentin gerçek zenginliği; yetiştirdiği sanatçılar, koruduğu kültürü ve açtığı sahnelerle ölçülür.

Bugün hâlâ birçok genç sanatçıya aynı cümle söyleniyor:

“Bu işi yapacaksan İstanbul’a git.”

İşte asıl problem burada başlıyor.

Neden?

Neden Kocaeli’nde sanat yapmak isteyen bir genç kendisini başka bir şehre gitmek zorunda hissediyor?

Neden bu kent, yetiştirdiği yetenekleri burada tutamıyor?

Neden sanat denildiğinde akla önce başka şehirler geliyor?

Sorulması gereken soru budur.

Elbette haksızlık etmeyelim.

Bu şehirde festivaller yapılıyor.

Konserler düzenleniyor.

Sergiler açılıyor.

Tiyatrolar sahneleniyor.

Belediyeler kültür sanat faaliyetlerine bütçe ayırıyor.

Kimse hiçbir şey yapılmıyor diyemez.

Ama şu soruyu da sormak gerekiyor:

Yapılanlar yeterli mi?

Bir sanatçının üretebileceği, kendisini geliştirebileceği ve eserlerini özgürce ortaya koyabileceği kaç alan var?

Özel tiyatrolar ne kadar destek görüyor?

Bağımsız sanatçılar kendilerini ne kadar görünür hissediyor?

Bu kentte sanatın geleceği gerçekten planlanıyor mu, yoksa kültür-sanat yalnızca etkinlik takvimlerinde yer dolduran bir başlık olarak mı görülüyor?

Daha önemlisi;

Bu şehri yönetenler sanatın ne kadar içinde?

Bir tiyatro oyununda kaç siyasetçi görüyoruz?

Bir konser salonunda?

Bir sergi açılışında?

Bir şiir gecesinde?

Kürsüye çıkıp sanatın öneminden bahsetmek kolaydır.

Asıl mesele, o koltuktan kalkıp salonun bir sırasına oturabilmektir.

Çünkü sanatçı için bazen maddi destekten önce görülmek önemlidir.

Dinlenmek önemlidir.

Değer verildiğini hissetmek önemlidir.

Bugün Kocaeli siyasetinin iki büyük aktörü olan Tahir Büyükakın ve Fatma Kaplan Hürriyet’e de aynı soruyu sormak gerekiyor:

Bu kentin sanatçıları sizden ne kadar memnun?

Kendilerini ne kadar duyulmuş hissediyorlar?

Çünkü sessiz bir çığlık var.

Ne miting meydanlarında duyuluyor ne de meclis kürsülerinde.

O çığlık tiyatro sahnelerinde, prova salonlarında, atölyelerde ve küçük konser mekanlarında yankılanıyor.

Belki de artık biraz daha az siyaset konuşmanın zamanı gelmiştir.

Birbirine laf yetiştiren siyasetçilerden çok, yeni bir oyun sahneleyen tiyatrocuları konuşmanın…

Yeni bir beste yapan müzisyenleri konuşmanın…

Yeni bir sergi açan ressamları konuşmanın…

Çünkü şehirleri güzelleştiren şey yalnızca beton değildir.

Ruhsuz binalar kent kurar.

Sanat ise şehir yaratır.

Ve bir şehrin hafızasını ne seçim afişleri ne de siyasi sloganlar oluşturur.

O hafızayı; şarkılar, şiirler, tiyatrolar ve sanatçılar oluşturur.

Bu yüzden bir kez daha söylüyorum:

Ben siyaseti gömmeye geldim, övmeye değil.

Biraz da sanatı konuşalım. Çünkü bu kentin buna ihtiyacı var.