Hakikaten bazen CHP’lileri anlamakta zorluk çekiyorum.

Siyasette eleştirilecek konu vardır, eleştirilmeyecek konu vardır.

Ama en önemlisi de insanın ağzının payını alacağını bildiği konularda biraz susmayı, geri çekilmeyi bilmesidir.

Fakat bizimkilerde öyle bir fren mekanizması yok.

Bunun en taze ve en trajikomik örneğini geçtiğimiz gün Kocaeli Büyükşehir Belediye Meclisi’nde hep birlikte canlı yayında izledik.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bile “Bir el atın” diye bakanlığın kapısını çaldığı, milyarlık bütçe gerektiren devasa dip çamuru temizliği projesi bu şehirde yürütülüyor.

Peki bizim muhalefet ne yapıyor?

Hizmete teşekkür edeceğine sürekli kulp bulup eleştirme derdinde.

Adamlar bakanlıkla el ele vermiş, yıllardır konuşulan körfez temizliği için kolları sıvamış. Siz ise daha projeye açtığınız davayı unutup kürsüye çıkıyor, “Biz projeye karşı değiliz” diye başlayıp kente zerre katkısı olmayan eleştirileri sıralıyorsunuz.

Emin olmadığınız, çalışmadığınız dosyaları körü körüne gündeme getirip kendinizi küçük düşürmeye ne gerek var?

Meclisteki tavırları izlerken insan sormadan edemiyor

Hayırdır, Tahir Başkan’la gizli bir anlaşmanız mı var?

Elinize o metinleri bilerek mi tutuşturuyorlar?

Çünkü beş laf söylüyorsunuz, beşine de çatır çatır cevap alıp yerinize oturuyorsunuz.

Grup toplantılarınızı artık “Bugün nereden muhalefet edebiliriz?” hırsıyla değil, “Bugün kürsüde nasıl rezil olmayız?” stratejisiyle yapın.

Kurun ki rezil olmamayı da alışkanlık haline getirin.

Üstelik mesele yalnızca dip çamuru projesi de değil.

Aynı refleksi Cedit konusunda da görüyoruz.

İzmit Belediye Başkan Yardımcısı Yaşar Kardaş’ın Cedit Mahallesi’yle ilgili açıklamalarını muhtemelen okumuşsunuzdur.

Vay efendim proje neden 2023’te teslim edilmemiş, süreç neden bu kadar uzamış…

Yahu muhteremler…

İnsanlara umut dağıtıp sonra projeyi yarıda bırakıp altından kalkamayan, sonunda da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na devreden siz değil miydiniz?

“Biz yapamıyoruz” diyerek teslim bayrağını çeken siz değil miydiniz?

Üstelik bu kentin insanıyla alay eder gibi, o enkazı bırakıp gidip İmamoğlu’yla birlikte Arızlı’ya şov amaçlı ev dikmediniz mi?

Şimdi kalkıp hesap soruyorsunuz.

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!

Görünen o ki yerel seçimlerden sonra erkenden “iktidarcılık” oynamak sizde kötü bir alışkanlık haline gelmiş.

Koltukları biraz erken garantileyince, daha genel iktidara bile gelmeden muhalefet etmeyi unutmuşsunuz.

Muhalefet yapmak, önünüze gelen her projeye ezbere taş atmak değildir.

Siz daha kendi attığınız imzanın, açtığınız davanın arkasında duramıyorsunuz.

“Nasılsa ekonomi kötü, sandıkta oyları alırız” tezinin arkasına sığınarak da siyaset yapılmaz.

Seçimlerde AKP’yi dizayn eden Tahir Büyükakın sizin sayenizde yaşadı desek abartmış olmayız.

İzmit’i, Derince’yi, Karamürsel’i kaybetmenin yarattığı siyasi hasarı büyük ölçüde unutturdunuz.

Mecliste yaptığınız bu sevimli muhalefet sayesinde sizinle uğraşmak yerine çatır çatır cevap veriyor, kendisini öne çıkaracak alan buluyor.

Hal böyle olunca da değil üçüncü dönemi, sayenizde dördüncü dönemi yaparsa kimse şaşırmasın.

Toparlanıp kendinize gelmenizde fayda var.

Büyükşehir’i kafaya koymuş bir genel başkanınız varken bu performansla Ankara’ya gittiğinizde genel merkeze ne hesap vereceksiniz?

Hangi başarılı muhalefetinizi dosyalayıp önlerine koyacaksınız?

Meclis salonlarında her ay aldığınız derslerden hala feyz alamıyorsanız, yarın bu kentin anahtarını nasıl teslim alacaksınız?

Ayaklarınız yere bassın.

Erken gelen bu hayal dünyasından uyanın.

Yoksa partiniz Türkiye genelinde rüzgar estirirken siz, alınamayan büyükşehirler arasında parlamaya devam edersiniz.

O zaman da dönüp aynaya bakıp şu soruyu bir sorun bakalım.

“Tahir Büyükakın mı çok başarılıydı, yoksa biz mi ona fazla yardımcı olduk?”