Körfez Belediye Başkanı Şener Söğüt’ün diyetisyen kızının hem klinik işletip hem de Kocaeli Büyükşehir Belediyesi personeli olmasıyla ilgili haberimiz oldukça ses getirdi.

20 bini aşkın okunan haberimiz, sosyal medyada da yüzlerce yorum ve paylaşım aldı.

Başkanın kızıyla ilgili bu duyumu aslında uzun süre önce almıştım.

Ancak bir belediye başkanının, her şeyin bu kadar hızlı yayıldığı bir kentte kızını Büyükşehir personeli olarak işe başlatması çok uçuk gelmişti bana.

“Başkanın buna da ihtiyacı yoktur herhalde” demiştim.

Varmış.

Dün sosyal medyada gezerken Merve Söğüt’ün yaptığı kampanyanın reklamı tesadüfen önüme düşünce eski duyumlarım aklıma geldi. Diyetisyen sayfasını biraz incelemek istedim.

Merve Söğüt, çift dikişli durumunu zaten kendi profilinde açık açık yazarak özgeçmişine eklemiş.

Yani gizlemeye gerek duymamış.

Ancak Söğüt ailesinin gizleme gereği duymadığı bu durum kaleme alınınca, kraldan çok kralcılara dert oldu.

Ne oldu, başkanın kızına kıyamadınız mı?

Arkadaşlar, torpil “Ne var bunda?” denilip geçilecek bir olay değil.

Bilmem farkında mısınız insanlar düşük ücretlere, ağır çalışma şartlarına mahkum edilerek eve ekmek götürmeye çalışıyor.

Yüksek lisanslı, doktora mezunu gençler kuryelik yapıyor.

KPSS stresinden insanlar kalp krizi geçiriyor.

Bir umut parti bayrağı asan çocuklar “Sıra bize gelecek mi?” diye bekliyor.

Ama sonra bakıyorsunuz, alakasız isimler ya belediyelerden ihale üstüne ihale alıyor ya da iş başı yapıyor.

Şener Söğüt’ün ne muhteşem belediye başkanı olduğuna dair köşe yazıları kaleme alınmadan önce peşin peşin söyleyeyim:

Mesele ne parti meselesi ne şahıs meselesi…

Başkanın kendisi özünde iyi bir insan olabilir.

Kendisinin şahsına yönelik bir hakaret ettiğimiz de yok.

Ama bırakın şu tabloyu da bir sorgulayalım.

Sorarım…

Bir belediye başkanı, kolunda altın bileziği olan, üstelik klinik açıp danışan ağırlayan kızını neden Büyükşehir personeli yapmak ister?

Diyetisyen ücretleri ortada.

Vergi kesintileriyle Büyükşehir’den eline geçecek maaşı, Merve Söğüt maksimum 10 danışan daha ağırlayarak da kazanabilirdi.

Gerçekten bir acayip yorumlar görüyorum.

“Akşam 5’ten sonra mesai yapamaz mı?” diye soranlar var.

Yani nöbetçi diş hekimini duymuştum da, nöbetçi diyetisyen biraz tuhaf geldi bana.

Hadi dediğiniz gibi olsun.

Başkanın kızı 5’te Büyükşehir’den çıksın, 6 gibi de kliniğinde olsun.

Mesele bu değil ki.

Mesele, bir belediye başkanının kızının neden belediye personeli yapıldığı.

Mesele, bir belediye başkanının kızının belediye personeli yapılmasının ne kadar etik olduğu.

“Seminer veriyor. Seminer vermesi kadrolu olduğu anlamına gelmez” diyenler de var.

Kadrolu çalışan.

Bizzat Spor Şube Müdürlüğünün kadrolu çalışanı.

Ama kime ne anlatıyoruz.

Gerçeği tartışmak yerine savunmaya geçen insanlara torpilin kötü bir şey olduğunu nasıl anlatabilirsiniz ki?

Çünkü onların derdi torpil değil. Torpilin kime yapıldığı.

Torpilin normalleşmesinin, torpil yapılmasından daha büyük bir sorun olduğunu ne zaman anlayacaksınız?

Savunduğunuz torpil bir sistem haline geldiğinde ve çocuğunuz bu sistemin dışında kaldığında ne hissedeceksiniz?

Bu torpili savunmak için insanın gerçekten içinin çürümüş olması gerek.

Pes yani…

Şener Söğüt’e tekrar dönersek:

Hakikaten 2019’dan bu yana “Bunlar nasıl aday gösterildi?” dediğim üç belediye başkanı gözüme çok takılıyordu.

Bunlardan biri Hamza Şayir’di, elendi.

Bünyamin Çiftçi’yi AKP Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu kurtardı.

Şener Söğüt’ün ise gücü nereden alıp da ikinci döneme aday gösterildiğini hala anlamış değilim.

Büyükşehire teşekkür ede ede 7 yıldır belediye başkanlığı yapıyor.

Üstelik başkanımızın bir de vekillik hayalleri kurduğu konuşuluyor!

Hoş, ben sıra gelecek potansiyeli Söğüt’te görmüyorum.

Ama hasbelkader milletvekili seçilirse, bu kez kızını TBMM’nin diyetisyeni olarak görür müyüz, onu merak ediyorum.

Ben bu şehirde yanlış yapan birinin, yanlışını düzeltmek için istifa etmesi gibi uçuk hayaller kurmuyorum.

Ama siz kızınızı, o kadar vatandaşın tepkisinden sonra gönül rahatlığıyla belediyede çalıştırmaya devam edecek misiniz, bunu da sormadan edemeyeceğim.

Yazık yani…

Şu sözleri işitmeye, o yorumları okumaya gerek var mıydı?

Değdi mi başkanım?

Rahat ettiniz mi?