2024 seçimlerinin ardından CHP’li belediyelere yapılan operasyonlar öyle bir hâle geldi ki insanlar artık suçlu ile suçsuzu ayırt edememeye başladı.
Operasyon CHP’li bir belediyeye yapıldığında vatandaş, “AKP seçimle kazanamadığını yargı yoluyla alıyor” diyor.
Yani bu operasyonlar artık halk nezdinde inandırıcılığını yitirmeye başladı.
Bu nedenle devletimizi ve yargımızı zan altında kalmaktan kurtaracak, işlerini kolaylaştıracak bir konuyu dile getirmek istiyorum.
Biz gazeteciyiz ve kamu görevi yapıyoruz.
Kamu hakkını korumak kadar kamu adına sorgulamak da en doğal hakkımızdır.
Söz konusu CHP’li belediyeler olduğunda “gizli tanık” kartını oynayarak somut delil olmadan tutuklama yapabilen yargımız her iddiayı dikkate alıyorsa
“Hissetmek” bile seçilmiş bir belediye başkanını tutuklamaya yetiyorsa
Çayırova’da yıllardır kendilerini paralayan meclis üyeleri de görmezden gelinmemelidir.
Malumunuz, Çayırova Belediye Başkanı Bünyamin Çiftçi’nin kurucuları arasında bulunduğu, yönetiminde başkan yardımcılarının olduğu Çayırova Sosyal Yardım Fikir ve Medeniyet Vakfı hakkında ortaya atılan iddialar uzun süredir kamuoyunun önünde duruyor.
Bu vakfın, dişe tırnağa dokunur bir yardım organizasyonu yok.
Vakfın resmi adresi olarak Belediye Başkanı Bünyamin Çiftçi’nin şahsi ticari dükkanının gösteriliyor.
Peki, tabelası bile tartışma konusu olan bu yapının kasasından 200 milyon TL geçtiği iddiaları nereden çıkıyor?
Gebze Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunan muhalefet meclis üyelerinin iddiaları ortada.
Asil vahim olan taraf ise bu paranın kimler tarafından ve hangi tarihlerde vakfa aktarıldığı.
Çayırova’da büyük inşaat projeleri yürüten, imar planı değişikliği bekleyen, belediyeden ruhsat veya izin almak isteyen, kaçak yapılarına göz yumulması talep edilen ya da belediyeden yüksek bedelli ihaleler alan bazı şirketlerin
İşlerinin sonuçlandığı tarihlerden hemen önce veya sonra vakfa milyonlarca liralık bağışlar yaptığı öne sürülüyor.
Tesadüf denilecekse, ortada fazlasıyla maharetli bir tesadüf var!
Bir iş insanı, herhangi bir karşılık beklemeden, kamuoyunda faaliyetleri yeterince bilinmeyen ve adresi belediye başkanının şahsi dükkanı olarak gösterilen bir vakfa neden milyonlarca lira bağışlar?
Neden bu bağışlar belediyedeki ruhsat, imar, ihale ve izin süreçleriyle aynı dönemlere denk gelir?
Bağış yapan şirketlerin belediyeyle olan iş ve işlemleri tek tek incelendi mi?
Bu soruların cevabını vermek savcıların görevi değil mi?
Eğer bir kamu görevlisinin makamından kaynaklanan gücü kullanılarak kişi veya şirketler bağış yapmaya mecbur bırakılıyorsa bunun adı hayırseverlik değildir.
Bunun hukuktaki karşılığının ne olabileceğini en iyi savcılar bilir.
Ayrıca, belediye başkanı, başkan yardımcıları ve belediyenin imar ile fen işleri birimlerinde etkili olan isimler vakfın yönetiminde yer alıyor.
Yani vakfı yönetenlerle belediyedeki onay makamları iç içe geçmiş durumda.
Yani müteahhidin belediyedeki dosyasını inceleyen, ruhsatını veren, imar talebini değerlendiren el ile vakfın kasasına uzanan el aynı yapının içinde buluşuyor.
Bağışı yapan şirket, belediyeden iş veya izin bekliyorsa burada “gönüllü bağıştan” nasıl bahsedilebilir?
Çayırova hakkındaki soru işaretleri bu vakıf dosyasıyla da sınırlı değil.
Daha yakın zamanda ise Danıştay 1. Dairesi, Şekerpınar’daki Hazine arazileri üzerine yapılan kaçak yapılara göz yumulduğu iddiaları kapsamında Bünyamin Çiftçi hakkında verilen “soruşturmaya gerek yoktur” kararını oy birliğiyle kaldırarak ön inceleme yapılmasının önünü açtı.
Bunlar bir şoförün hissiyatı değil.
Bunlar belediye meclisinde dile getirilen iddialar, savcılığa yapılan suç duyuruları, TBMM tutanaklarına yansıyan kayıtlar ve Danıştay kararlarıdır.
Ancak bütün bunlara rağmen Çayırova’da yaprak kımıldamıyor.
Ne belediye kapısına dizilen polis araçlarını görüyoruz ne de peş peşe yapılan gözaltılar…
Savcılık, kamuoyuna yansıdığı kadarıyla belediyeden ve vakıftan ayrıntılı gelir-gider dökümlerini istemiyor.
Bağışçıların listesi açıklanmıyor.
Bağış yapan şirketlerin belediyeyle olan ruhsat, imar, ihale ve izin ilişkileri araştırılmıyor.
Banka hareketlerinin tarihlerle karşılaştırılıp karşılaştırılmadığı dahi bilinmiyor.
İzmit’te poşete dokunan şoförün “para olduğunu hissettim” demesiyle harekete geçen savcılar, Çayırova’da önüne konulan 200 milyon liralık para trafiği iddiasına neden takip başlatmıyor?
Yolsuzlukla mücadele edilecekse herkes için edin.
Rüşvet araştırılacaksa parti rozetine bakmayın.
İrtikap iddiaları soruşturulacaksa belediye başkanının hangi partiden olduğuna göre dosya seçmeyin.
Hukuk, yalnızca muhalefeti terbiye etmek için kullanılan siyasi bir sopa değildir.
İzmit’te bir poşete dokunarak “rüşveti hisseden” yargı, Çayırova’da gözünün önüne serilen iddiaları da görmek zorundadır.
200 milyon TL’yi aştığı öne sürülen para trafiğinin kaynağı ve karşılığı araştırılmalıdır. Bağışçı şirketlerin belediyedeki bütün dosyaları açılmalıdır.
Operasyon rotaları yalnızca muhalif belediyelerin kapısına çevrilmemelidir.
Vatandaşın içini rahatlatacaksanız, “Biz belediye ayırmıyoruz” diyecekseniz
Buyurun o vakit, adresi belediye başkanının şahsi dükkanı olarak gösterilen o vakfın kapısına da dayanın.
Yorumlar
Yurttaş - Çok güzel haberler ve farkli yapıyorsunuz. Kocaeli Sanayi Odası hakkında hiç inceleme yaptınız mı?
Hikmet Koçoğlu. - Akpli belediyeler sütten çıkmış ak kaşık acaba kocaeli büyük şehirdeki yolsuzluklar örtbas edilemez adaletle her kese adalet öyle CHP li belediye suçlayıp tutuklayacaksiniz diğer belediyeleri görmemezlikten geleceksiniz böyle olurmu.