Benim ülkemde;

Siyaset yolculuklarına;
‘Memleketi Kurtarmak’ sözü ile başlıyorlar.

Lakin;
Bir türlü kimlerle, kimden, nasıl kurtaracaklarını tanımlayamıyorlar!
Sonra bir bakmışsınız emperyalist ülkelerle işbirliği yapanlarla aynı yola girmişler!

“İşte bu halleri halka ‘umut’ vermek değil, halkı anlamak değil,
halkın derdini çözmek değil,
halka olanları ‘unut’ demek!
Halkın umudunu çalmak demek!”

Tabi böyle olunca, en son düşüyorlar konumlarını korumanın telaşına.

Devrimcilikle başlıyorlar konformistlikle bitiyorlar.
Artık ne kadar sürdürebilirlerse.

İstisnaları yok mu? Pek tabi ki var. Donanımlı halk insanı politikacılar var. Lakin onlarda henüz genel kaideyi bozamıyorlar.

İktidar ‘düdüklü tencere’ ye benziyor. Buharını muhalefet eliyle attırabildiği sürece tencere patlamıyor. Öyle olunca da iktidar değişmiyor. Pişen yemeği de vatandaşın büyük çoğunluğu beğenmese de hepsi yemek zorunda kalıyor.

Onlarca yanlış politika izleniyor, başarısız olunuyor.
Sonra bakmışsınız normalleştirilmiş.
Enflasyonun sistematik artışına dahi yurttaşları alıştırdırlar mesela.
Spor müsabakalarında hileye dahi alıştırdılar doğru değil mi?
Öyle olunca da iktidar değişmiyor.
Onların son durumu böyle.

Benim ülkemde;
-23 milyona yakın yurttaş dolaylı ya da direk sosyal yardım alıyor.
-12 milyon yurttaş asgari ücret ya da altında ücretle geçinmeye çalışıyor.
-17 milyon emeklinin 3 milyonu hayatta kalmak için halen çalışıyor. 2019 yılından beri ortalama emekli aylıkları asgari ücretin altında.
-17 milyon işçinin 14 milyonu sendikasız. 3 milyonu sendikalı. Sendikaların durumu da ortada.
-1 milyona yakın atanmayan öğretmen var.
-TÜİK verilerine göre işsiz yurttaş sayısı 3 milyona yaklaştı. Genç işsizlik %15 civarında bu bir felaketin ön habercisi. Bir de bunun çok daha fazla kayıtsız olanları var.

Bunlar gibi onlarca veri söyleyebilirim.

Ancak söyleyince bazı okuyucularım ve/keza arkadaşlarım ‘içimizi karartma’ diyorlar. Dediğiniz gibi olsun. Nasıl olsa merhum bir büyüğümüzün yaptığı gibi ‘enseyi karartmayın’ diyen biri çıkar. Bir ‘umut’ olur. Ne de olsa ‘umut fakirin ekmeği’.

Hayırlısı artık diyelim. Konumuza dönelim.

İktidarda da olunsa muhalefette de olunsa konu ne olursa olsun ‘şimdi eleştiri zamanı değil birlik beraberlik zamanı’ mavraları ile insanlar baskılanıyor. Ne o eleştiri zamanı geliyor ne de birlik beraberlik gerçekleşiyor.

Bu bir denklem midir? Üzerinde çalışıyorum.
Birlik beraberlik olmaması için eleştiri yapılmamalı galiba. Garip ve/fakat bunu çözeceğim. Bana güvenin.

Erki bir şekilde eline alan dilediğini yapıyor. ‘Atı alan Üsküdar’ı geçiyor. ‘Alacağını alan’ şimdilik müsait bir köşede oturuyor.

Peki adalet ve demokrasi?
Lütfen şimdi eleştiri zamanı değil. Birlik beraberlik zamanı!
ADALET VE DEMOKRASİ ZORDA!
Muhalefet partisinin 21 belediye başkanı iktidar partisine geçmiş! Neden?
38 belediye başkanı tutuklu. Neden?
Tam bir akıl tutulması.

Gerçek şu ki; bulan bulduğu yere çöküyor.
Kimi koltuğa, kimi partilere, kimi ülkeye.

Sonra ne oluyor; ülke için en kritik kararların alınacağı parlemento oylamalarında çoğunluğu pragmatik kısa vadeli olduğu belli dış güçle desteklenen ‘EVET’ diyor. İki grup net ‘EVET’ bir grup net ‘HAYIR’ diyor. Bir tanesi vekillerine ‘HAYIR’ diyecekler katılmasın diyor. Öbürü ben ‘EVET’ diyorum grup serbest deyince çoğu ‘HAYIR’ diyor. Bir diğer kısım ‘ÇEKİMSER’. Başka bir kesim ‘BIKKIN’.
Liderler, lidercikler, lider seviciler seramonisi.

Sonuç: Tüm toplumun geçmişi ile tartılan geleceğini belirleyecek bir karar alınıyor. Lakin toplumun içine sinip sinmediği zamana kalıyor.
Bizim demokrasimiz bu kadar.
Oysa ki bu tip konularda REFERANDUM tam demokrasilerin uzatmasız net çözümü.
Tercih edilmiyor.Neden?
Milletten çekiniliyor. Oysa millet hepimiziz.
Bizden korkan bizim gibi olsun!

İşte bu ‘düdüklü tencere’ ye yemeği koyanlarda, bilinçli veya bilinçsiz buharını attıranlarda halkın umudunu bizatihi halkın zihninden koparıyorlar.
Halkın umudunu kırıyorlar.

Biraz siyaset tarihi bilenler katılacaklardır ki;
Bunun sonu ‘dip dalgası’.

Eninde sonunda bugün için uğultusu duyulan ‘dip dalgası’ canlanacak, düdüklü tencereyi buharıyla birlikte patlatacaktır, seçim sandığında hepsi payına düşen hayal kırıklığını alırken;
Kadim milletimiz onlara soracaktır:

Siz kimsiniz?
Biz sizin tebânız, kulunuz değiliz.
Yoksa siz narsist misiniz?

Yurttaşlarımız kendi geleceğini kendi kararlılığı ile kendisi tayin edecektir.
Buna şüphe yok.
Umudu; başkasının kötülüğünü, başarısızlığını konuşurken kendi konformistliğini gizlemeye çalışan kişiler ve onların partilerinde değil,
‘MİLLETİN FERASETİNDE’ aramak lazım.
Zaten ‘CUMHURİYET’te bu demek.

Şimdilik bu kadar yine görüşürüz umuduyla.
Hoşça kalın dostça kalın.