Ülke gündemi Terörsüz Türkiye’ye kilitlenmiş durumdayken; terörün biteceği, devletin bütün sinir uçlarının seferber olduğu, Türkiye’nin iç cephesini güçlendirmeye çalıştığı bir süreçten geçiyoruz. Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun için gözler Meclis’e çevrilmiş durumda.

Millet, devletin terörü bitirmek için attığı adımları ve Meclis’ten gelecek düzenlemeyi beklerken, 7 Ağustos’ta AKP hükümeti tarafından Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında Mekke Ortak Savunma Anlaşması imzalandığı açıklandı.

Şimdi herkesin sorması gereken bazı sorular var.

Deniliyor ki bu anlaşma İsrail’e karşı imzalandı.

Tamam.

Peki İran nerede?

Bugün İsrail’le doğrudan savaşan bir ülke olan İran neden bu anlaşmanın içerisinde yok?

Filistin nerede?

İsrail’le doğrudan savaşın merkezinde bulunan Filistin neden yok?

Lübnan nerede? Yemen nerede?

Eğer gerçekten İsrail’e karşı bir savunma ittifakı kuruluyorsa, İsrail’le savaşan veya İsrail’le doğrudan çatışma yaşayan ülkeler neden bu yapının dışında?

Bana kalırsa asıl üzerinde düşünülmesi gereken noktalardan biri de Suudi Arabistan.

Amerika ile yakın ilişkileri ve güçlü stratejik bağları bulunan, topraklarında Amerikan askerî üsleri ve tesisleri bulunan bir devlet, İsrail’e karşı oluşturulduğu söylenen bir savunma anlaşmasının içerisinde ne fayda sağlar, ne yapabilir?

Bu bana hiç mantıklı gelmiyor.

Çünkü böyle bir anlaşma İsrail’e karşı kuruluyorsa, Suudi Arabistan’ın bu denklemdeki rolünü anlamak gerçekten mümkün değil.

Öyle bir ülke düşünün ki kendi ülkesinin bayrağından çok Amerikan bayrağının görüldüğü bir ülke olarak tartışılıyor.

Şimdi soruyorum:

Böyle bir ülke, İsrail’e karşı kurulmuş olduğu söylenen bir savunma ittifakında Türkiye’ye ne sağlayacak?

Yarın İran, İsrail saldırıları nedeniyle Suudi Arabistan’daki Amerikan üslerini meşru hedef olarak görür ve bu bölgelere saldırırsa ne olacak?

İran açıkça, kendi topraklarına nereden saldırı gelirse gelsin karşılık vereceğini söylüyor.

Peki Türkiye’nin yaptığı bu anlaşma Türkiye’yi böyle bir çatışmanın neresine koyacak?

İşte burada devletin ve Meclis’in millete açık cevap vermesi gereken çok önemli bir soru ortaya çıkıyor.

Bu anlaşma mı, antlaşma mı?

Hukuki niteliği nedir?

Türkiye hangi yükümlülüklerin altına girmiştir?

Meclis’e gelecek mi?

Meclis’te görüşülecek mi?

Milletvekilleri bu metnin bütün maddelerini görebilecek mi?

Bunları bilmeden kimse Türk milletinden destek beklemesin.

Çünkü Türkiye bugün başka bir meseleye, Terörsüz Türkiye’ye odaklanmış durumda.

Devlet bütün gücüyle terörün bitirilmesi için çalışırken, Türkiye’yi dışarıdaki başka bir savaşın içerisine sokabilecek herhangi bir anlaşma veya antlaşma son derece dikkatli değerlendirilmelidir.

Pakistan’ın nükleer güç olması önemlidir.

Pakistan’la Türkiye arasındaki ilişkilerin güçlenmesi önemlidir.

Müslüman ülkelerin dayanışması da önemlidir.

Ama üç ülkenin bir araya gelmesini hemen “İslami NATO” olarak görmek başka bir meseledir.

Eğer gerçekten İsrail’e karşı bir ittifak kurulmak isteniyorsa, o zaman sorular daha da büyür:

İran neden yok?

Filistin neden yok?

Lübnan neden yok?

Yemen neden yok?

Ve neden Suudi Arabistan var?

İşte Türkiye’nin cevabını araması gereken mesele budur.

Ben Türkiye’nin Müslüman ülkelerle iş birliği yapmasına karşı değilim.

Tam tersine, Türkiye’nin kendi çıkarları doğrultusunda Pakistan’la da, İran’la da, Filistin’le de, Lübnan’la da, Yemen’le de güçlü ilişkiler kurmasını isterim.

Ama Türkiye’yi Müslümanla Müslümanı savaştırabilecek bir denklem içerisine sokacak hiçbir anlaşmaya ve antlaşmaya evet denilmemelidir.

Bugün İran ile İsrail savaşırken Türkiye bu savaşın tarafı değildir.

Bırakın taraf olmayı, Malatya Kürecik Radar Üssü’nü bile kapatmış değiliz.

Bu üssün İsrail’in gözü ve kulağı konumunda olduğu iddiası artık kamuoyunda yıllardır tartışılıyor. Hatta bu tartışma, beş yaşındaki çocuğun bile duyduğu bir mesele hâline gelmiş durumda.

İsrail’e karşı bir ittifak kurduğumuzu söylüyoruz ama Türkiye’de İsrail’in güvenliğine hizmet ettiği ileri sürülen bir radar sisteminin varlığı tartışılmaya devam ediyor.

O zaman sormazlar mı:

Bu nasıl İsrail karşıtlığıdır?

Filistin meselesine gelince...

Filistin ile İsrail arasında savaş devam ediyor.

İran’ın Filistin’e verdiği desteğin boyutunu gördük.

Biz ise Filistin konusunda ne kadar destek olduk?

Herkes konuşuyor.

Herkes “İlk mescidimiz, ilk kıblemiz, ilk Kâbe” edebiyatı yapıyor.

Ama iş gerçek desteğe geldiğinde aynı kararlılığı göremiyoruz.

Mangalda kül bırakmayanların, sıra Filistin’e gerçek anlamda destek vermeye geldiğinde nerede durduğunu da bu millet görüyor.

Yarın İran ile Suudi Arabistan arasında bir çatışma çıkarsa Türkiye’nin hangi tarafta kalacağı gibi bir soru dahi ortaya çıkmamalıdır.

Türkiye’nin tarafı bellidir:

Türkiye’nin tarafı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir.

Türk askerinin kanı başka devletlerin bölgesel hesaplarının bedeli olamaz.

Ülkemizin bugün yeni savaşlara değil; Terörsüz Türkiye’ye, güçlü bir iç cepheye ve millî dayanışmaya ihtiyacı vardır.

Bu nedenle Meclis’e gelecekse bu anlaşmanın bütün ayrıntıları milletvekillerinin önüne konulmalıdır.

Millet bilmeli.

Meclis bilmeli.

Türkiye bilmeli.

Çünkü mesele sıradan bir diplomatik metin değildir.

Mesele Türkiye’nin geleceğidir.

Bu millet Müslümanla Müslümanı savaştıracak veya böyle bir savaşa zemin hazırlayacak anlaşmalara ve antlaşmalara sokulmamalıdır.

Kimse Türkiye’yi başkalarının savaşının içerisine sürüklemesin.

Kimse Türk askerinin kanı üzerinden bölgesel hesap yapmasın.

Türkiye kendi kararını kendi vermeli, kendi güvenliğini kendi sağlamalı ve kendi geleceğini kendi belirlemelidir.

Aksi halde bedeli herkes için ağır olur.

Hasan Aktepe
hasan.akteepe@gmail.com