Türkiye, Suriye sahasında son derece kritik bir dönemece girmiştir.

ABD’nin Türkiye, İsrail ve Suriye arasında bir “çatışmasızlık mekanizması” kurma girişimi, masum bir diplomasi faaliyeti olarak görülmemelidir. Çünkü mesele yalnızca çatışmayı önlemek değildir. Asıl mesele, Türkiye’nin Suriye’deki askeri ve siyasi hareket alanının kim tarafından belirleneceğidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenlik politikasını Ankara mı belirleyecek, yoksa Washington ve Tel Aviv’in kırmızı çizgileri mi?

Bizim cevabımız nettir:

Türkiye’nin güvenliği Washington’a da Tel Aviv’e de teslim edilemez!

ÇATIŞMASIZLIK DEĞİL, HAREKET ALANINI KISITLAMA

“Çatışmasızlık mekanizması” kulağa hoş gelen bir diplomatik kavramdır.

Fakat Türkiye açısından bunun nasıl uygulanacağı önemlidir.

Eğer bu mekanizma, İsrail’in Suriye’de gerçekleştirdiği askeri operasyonlara Türkiye’nin vereceği tepkiyi sınırlayacaksa, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını İsrail’in güvenlik anlayışına göre şekillendirecekse ve Ankara’nın atacağı her adımı Washington’ın onayına bağlayacaksa bunun adı çatışmasızlık değildir.

Bunun adı Türkiye’nin hareket alanını daraltmaktır.

Üstelik İsrail’in Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre mesafedeki askeri saldırıları ve Türkiye’ye yönelik haddini aşan açıklamaları, bölgedeki gerilimin ne kadar tehlikeli bir noktaya geldiğini göstermektedir.

İsrail şunu iyi anlamalıdır:

Türkiye tehdit diliyle yönlendirilecek bir devlet değildir.

Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlettir.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin nerede konuşlanacağına, Türkiye’nin hangi güvenlik tedbirini alacağına, hangi ülkeyle hangi askeri iş birliğini yapacağına İsrail karar veremez.

Washington da karar veremez.

Bu kararın tek sahibi Türk milletinin egemenlik hakkıdır.

İSRAİL TÜRKİYE’NİN KIRMIZI ÇİZGİSİNİ BELİRLEYEMEZ

İsrail’in Türkiye’nin Suriye’deki askeri kapasitesinden rahatsız olması Türkiye’nin problemi değildir.

Türkiye’nin problemi sınırlarının güvenliğidir.

Türkiye’nin problemi Suriye’nin parçalanarak terör örgütlerinin ve dış güçlerin oyun alanına dönüştürülmesidir.

Türkiye’nin problemi güney sınırında kendisine yönelen tehdittir.

Dolayısıyla Ankara’nın Suriye’de attığı adımların ölçüsü Tel Aviv’in güvenlik endişeleri olamaz.

İsrail’in kırmızı çizgisi Türkiye’nin kırmızı çizgisi değildir!

Türkiye’nin kırmızı çizgilerini Türk devleti belirler.

ABD’NİN “ARABULUCULUK” MASKESİ

Washington yıllardır Ortadoğu’da aynı yöntemi uyguluyor:

Önce bölgeyi istikrarsızlaştırıyor.

Sonra “barış” ve “güvenlik” adına masaya oturuyor.

Sonra taraflara kendi çözümünü dayatıyor.

Sonunda da bölgedeki ülkelerin hareket alanını kendi çıkarları doğrultusunda şekillendiriyor.

Bugün Türkiye’ye de “herkes masaya otursun” deniliyor.

Elbette diplomasi önemlidir.

Elbette Türkiye gerekmedikçe savaş istemez.

Fakat Türkiye’nin barış istemesi, egemenlik haklarından vazgeçmesi anlamına gelmez.

Türk milleti barışçıdır. Ancak kendi güvenliği söz konusu olduğunda herkesten daha iyi savaşmasını da bilir.

Türk milleti tarih boyunca kendisine dayatılan vesayeti de kabul etmemiştir.

TÜRKİYE ABD’NİN BÖLGEDEKİ APARATI DEĞİLDİR

Tom Barrack’ın Türkiye’ye, bölgedeki ülkeleri İsrail’in niyetleri konusunda ikna edecek “kilit ülke” rolü biçmesi üzerinde özellikle durulmalıdır.

Türkiye neden İsrail’in bölgedeki politikalarını anlatmak ve meşrulaştırmakla görevlendirilsin?

Türkiye’nin görevi İsrail’i bölge ülkelerine pazarlamak değildir.

Türkiye’nin görevi Türk milletinin güvenliğini ve çıkarlarını savunmaktır.

Türkiye başka devletlerin propaganda memuru değildir.

Türkiye başka devletlerin bölgesel taşeronu değildir.

Türkiye Washington’ın Ortadoğu projesinde kullanılacak bir aparat hiç değildir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendi tarihini ve kendi gücünü bilen bağımsız bir devlettir.

SURİYE’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİDİR

Suriye’nin parçalanması Türkiye’nin lehine değildir.

Suriye’nin kuzeyinde terör yapılanmalarının güçlenmesi Türkiye’nin lehine değildir.

Suriye’nin yabancı devletlerin nüfuz alanlarına bölünmesi Türkiye’nin lehine değildir.

Türkiye’nin çıkarı bellidir:

Toprak bütünlüğünü koruyan, merkezi otoritesi güçlü, terör örgütlerinden temizlenmiş, bağımsız ve istikrarlı bir Suriye.

Bu nedenle Türkiye, Suriye’nin egemenliğini savunmalıdır.

Ancak Suriye’nin egemenliğini savunurken kendi egemenliğinden de taviz vermemelidir.

MASAYA OTURACAKSAK DİMDİK OTURALIM

Türkiye diplomasi masasından kaçmamalıdır.

Tam tersine, masada olmalıdır.

Ama başkalarının hazırladığı senaryoyu oynamak için değil, kendi milli çıkarlarını savunmak için.

Türkiye’nin masaya oturması başka şeydir, masada Türkiye’ye rol biçilmesi başka şey.

Bizim istediğimiz Türkiye;

Washington’ın talimatını bekleyen Türkiye değildir.

Tel Aviv’in kırmızı çizgilerine göre pozisyon alan Türkiye değildir.

Brüksel’in, Washington’ın veya başka bir başkentin güvenlik anlayışına göre dış politika yapan Türkiye değildir.

Bizim istediğimiz Türkiye;

Kendi kararını kendi veren Türkiye’dir.

ATATÜRK’ÜN TÜRKİYESİ

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni bağımsızlık üzerine kurdu.

Bu bağımsızlık yalnızca bayrağın göndere çekilmesi değildir.

Bağımsızlık;

siyasi bağımsızlıktır, ekonomik bağımsızlıktır, askeri bağımsızlıktır, diplomatik bağımsızlıktır.

Bir devlet kendi güvenlik politikasını başka devletlerin onayına bırakıyorsa, orada gerçek anlamda bağımsızlıktan söz edilemez.

Bu nedenle bugün Türkiye’nin ihtiyacı korkak ve teslimiyetçi bir dış politika değil; akılcı, kararlı, milli ve bağımsız bir dış politikadır.

Türkiye kimseyle savaş aramamalıdır.

Ama Türkiye’ye savaş dayatılırsa da ne yapacağını herkes bilmelidir.

Çünkü güçlü devlet barışı isteyen devlettir.

Ama barışı koruyacak güce sahip olan devlettir.

TÜRKİYE’NİN KIRMIZI ÇİZGİSİ ANKARA’DIR

Artık Türkiye’nin önünde tarihi bir tercih vardır.

Ya başkalarının çizdiği bölgesel planların içinde kendisine verilen rolü oynayacaktır...

Ya da kendi tarihinin, kendi devlet aklının ve kendi milli çıkarlarının gereğini yapacaktır.

Bizim tercihimiz nettir:

Türkiye kendi masasını kurmalıdır.

Suriye konusunda karar Ankara’da alınmalıdır.

Türkiye’nin güvenliği Ankara’da belirlenmelidir.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hareket alanı Ankara tarafından belirlenmelidir.

Türkiye’nin dış politikası Washington’dan, Tel Aviv’den veya başka bir başkentten yönetilemez.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti manda devleti değildir.

Türkiye Cumhuriyeti vesayet devleti değildir.

Türkiye Cumhuriyeti başkasının piyonu değildir.

Ve Türk milleti, kendi kaderini başkalarının ellerine bırakmayacak kadar büyük bir millettir.

Bugün söylememiz gereken söz çok açıktır:

ABD masayı kurabilir. İsrail taleplerini ortaya koyabilir. Bölgesel güçler kendi hesaplarını yapabilir.

Ama son sözü söyleyecek olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir.

Çünkü bu topraklarda karar yetkisi Washington’ın değil,

Ankara’nındır.

Ve Türkiye’nin kırmızı çizgisi Tel Aviv değil,

Türkiye’nin milli egemenliğidir.

YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ!
Hasan AKTEPE
hasan.akteepe@gmail.com