Türkiye'nin yakın tarihinde iki önemli isim var ki, aradan yıllar geçmesine rağmen isimleri ve ölümleri üzerindeki soru işaretleri Türk milletinin hafızasından silinmedi:

Kaşif Kozinoğlu ve Muhsin Yazıcıoğlu.

Bugünlerde bu iki dosyanın yeniden açılması, yalnızca geçmişte yaşanmış iki olayın tekrar gündeme getirilmesi değildir. Aynı zamanda Türkiye'nin yakın tarihinde karanlıkta kalan bazı noktaların yeniden ele alınması açısından da önemli bir gelişmedir.

Ancak bu dosyaları anlamak için önce Türkiye'nin yakın geçmişine ve özellikle FETÖ yapılanmasının devlet içerisindeki yükselişine bakmak gerekiyor.

Türkiye yıllardır FETÖ yapılanmasıyla mücadele ediyor. Örgütün askeriyeden emniyete, MİT başta olmak üzere devletin birçok kurumuna kadar uzanan kadroları temizlendi. Bu mücadele sırasında çok sayıda bilgi ve belge de ele geçirildi.

Özellikle 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra devlet, FETÖ yapılanmasına karşı kapsamlı bir mücadele yürüttü.

İşte tam bu noktada şu soru akıllara geliyor:

Böylesine derin bir yapılanmaya ilişkin bilgi ve belgeler elde edilmişken, bu kadar önemli suikast iddialarının ve bağlantılarının çözülmesi neden bu kadar uzun sürdü?

Devlet, zamanı geldiğinde elindeki bilgi ve belgeler üzerinden gereken adımları atar. Bugün bu dosyaların yeniden açılması da bu açıdan önemlidir.

Fakat burada hâlâ cevaplanması gereken temel bir soru bulunuyor:

FETÖ devletin kurumlarından temizlenirken siyasi ayağına neden bugüne kadar dokunulamadı?

Bir örgütü yalnızca memurlarından, askerlerinden veya emniyet içerisindeki kadrolarından temizlemekle mücadele tamamlanmış olmaz.

Bir örgütün nasıl büyüdüğünü, kimlerin önünü açtığını, hangi siyasi ve ekonomik ilişkiler üzerinden güç kazandığını da ortaya koymak gerekir.

Türkiye'yi yönetenlerin, özellikle Adnan Menderes ve onun siyasi çizgisini takip edenlerin geçmişte yaptığı en büyük yanlışlardan biri; iktidara karşı olmadığı sürece bazı cemaat ve tarikat yapılanmalarına “bizdendir, ittifaktır” anlayışıyla yaklaşılmasıydı.

İktidara yanaşmayan bazı yapılanmaların muhalefete yanaşması hâlinde de benzer bir anlayış ortaya çıkabiliyordu. Devlet dokunmaya başladığında ise meseleyi yalnızca oy hesabıyla değerlendirenler süreci tıkamaya çalışabiliyordu.

Bir taraf dokunmaya kalktığında “bizdendir”, diğer taraf dokunduğunda “ittifaktır” denilebiliyordu.

O dönemin siyasi şartlarında devletin ve milletin böyle bir gerilimi kaldırması kolay değildi. Ancak bugün şartlar farklıdır.

Kuruluşuna kadar uzanan süreçte FETÖ ile kurulan ilişkilerin, geçmişte verilen tavizlerin ve devlet içerisindeki yapılanmasına göz yumulmasının nedenleri de elbette sorgulanmalıdır.

Çünkü bir örgüt her alandan temizlenmeden tamamen yok edilemez.

Savaş tehdidinin giderek büyüdüğü, Amerika ve İsrail'in komşumuz İran gibi Türkiye'yi de hedefe oturttuğu bir dönemde, büyük güçlerin karşı karşıya geldiği gerçeği ortadadır. Böyle bir dönemde Türkiye'nin iç cephesini güçlü tutması gerekiyor.

Bu nedenle devletin içerisindeki zararlı yapılanmaların temizlenmesi artık ertelenmemesi gereken bir zorunluluktur.

KOZİNOĞLU'NUN MEKTUPLARI BUGÜN DAHA FARKLI OKUNMALI

Tam da bu noktada rahmetli Kaşif Kozinoğlu'nun Sayın Doğu Perinçek'e yazdığı mektuplar ayrı bir önem taşıyor.

Henüz 17/25 Aralık yaşanmamıştı.

15 Temmuz 2016'daki FETÖ darbe girişimi gerçekleşmemişti.

Türkiye, FETÖ tehdidinin boyutlarını henüz bütün çıplaklığıyla yaşamamıştı.

Fakat Kaşif Kozinoğlu, sahip olduğu istihbarat bilgileri ve devlet tecrübesiyle önemli uyarılarda bulunuyordu.

Kozinoğlu'nun mektuplarında FETÖ yapılanmasına ilişkin değerlendirmelerin yanında, AKP içerisindeki yapılanmalara ilişkin olarak Abdullah Gül ve Bülent Arınç isimlerinin de defalarca geçmesi dikkat çekiyor.

Bu iki ismin CHP'den kopan Yenilikçi Hareket'e verdikleri desteğin de ayrıca sorgulanması gerektiğini düşünüyorum.

Üstelik Kozinoğlu, Fethullahçı yapılanmanın Ergenekon tertibi kapsamında tutuklandığı gün, öldürüleceğini düşündüğünü de ifade etmişti. Bunu avukatı aracılığıyla yazdığı mektuplarda dile getirdiği; kendisini kimin ve hangi yapıların hedef alabileceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu yönünde anlatımlar bulunmaktadır.

Kozinoğlu, bildiklerinin kendisiyle birlikte gömülmesine, yok olup gitmesine izin vermedi. Sayın Doğu Perinçek'e yazdığı mektuplarla Türkiye'nin karşı karşıya olduğu tehlikelere ilişkin önemli bilgiler bıraktı.

Bu mektupların yayımlanması sayesinde Kozinoğlu'nun uyarıları Türk milletine ulaştı.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, onun o dönemde yaptığı uyarıların önemi daha farklı okunmalıdır.

Kaşif Kozinoğlu, iyi bir asker ve iyi bir istihbaratçı olduğunu görev yaptığı dönem boyunca ortaya koymuş bir isimdi.

Bugün aramızda değil.

Ancak bıraktığı bilgiler ve uyarılar hâlâ Türkiye'nin yakın tarihini anlamamız açısından önem taşıyor.

Ruhu şad olsun.

MUHSİN YAZICIOĞLU DA TEHLİKELERE DİKKAT ÇEKİYORDU

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu da yaşadığı dönemde Türkiye'nin karşı karşıya olduğu gelişmelere sessiz kalmayan isimlerden biriydi.

Dinler arası diyalog politikalarına karşı çıktı. BOP eş başkanlığı tartışmalarını ve bu kapsamda yürütülen politikaları yoğun biçimde eleştirdi.

Fethullah Gülen yapılanmasına karşı da sert açıklamalar yaptı ve bu yapıyı CIA'nın uşağı olmakla suçladı.

Bu açıklamaları nedeniyle FETÖ'nün ölüm listesinde yer aldığı yönündeki iddialar da yıllardır gündemde.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümü ise aradan geçen onca yıla rağmen milletimizin zihnindeki soru işaretlerini ortadan kaldırmadı.

Ölümünün bir kaza değil, kalleş bir suikast olduğu yönündeki kanaat ve iddiaların da bütün yönleriyle araştırılması gerekiyor.

Dosyanın yeniden açılması bu nedenle önemlidir.

Mesele yalnızca geçmişte yaşanan bir olayın yeniden soruşturulması değildir.

Mesele, Türkiye'nin yakın tarihinde yaşanan karanlık noktaların aydınlatılmasıdır.

DEVLETİN İÇ CEPHESİ GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDA

Bugün Türkiye çok daha farklı ve tehlikeli bir jeopolitik ortamın içerisinde.

Amerikan ve İsrail politikalarının bölgede oluşturduğu gerilim, savaşlar ve büyük güç mücadeleleri ülkemize yönelik tehditleri artırıyor. “Beyzbol sopası” mesajlarının yeniden gündeme geldiği bir dönemde Türkiye'nin iç cephesini zayıflatacak hiçbir yapılanmaya izin verilmemesi gerekiyor.

Özellikle cemaat ve tarikat meselesi burada önem taşıyor.

Mareşal Fevzi Çakmak'a atfedilen şu söz önemlidir:

«“Tarikatlar ve cemaatler, Haçlıların Anadolu'da kurdukları ileri karakollardır.”»

Amerikan ve İsrail politikalarının, savaşların ve tehditlerin konuşulduğu bir dönemde Türkiye'nin bu meseleyi daha fazla ertelememesi gerekiyor.

Devletin cemaat ve tarikatların örgütlü nüfuzundan arındırılması bu nedenle hayati önem taşıyor.

FETÖ tecrübesi bize bunun sonucunun ne kadar ağır olabileceğini göstermiştir.

Artık hiçbir siyasi iktidarın, kendisine yakın olduğu için herhangi bir cemaat veya tarikat yapılanmasına devlet içerisinde ayrıcalık tanıma lüksü yoktur.

Çünkü devletin içerisinde devlet olmaz.

SİYASİ AYAK MESELESİ ARTIK AYRICA ELE ALINMALI

FETÖ'nün askeriyedeki, emniyetteki ve diğer devlet kurumlarındaki kadrolarıyla mücadele edildi.

Fakat bir örgütün siyasi bağlantıları ortaya çıkarılmadan bu mücadele tamamlanmış sayılamaz.

Bugün yapılması gereken, kimseyi peşinen suçlamak değil; geçmişteki ilişkileri, kararları ve bağlantıları bütün yönleriyle araştırmaktır.

Kim bu yapının büyümesine katkı sağladı?

Kimler önünü açtı?

Kimler devlet içerisindeki kadrolaşmasına imkân verdi?

Ve en önemlisi:

Siyasi bağlantıları hangi noktaya kadar uzanıyordu?

Bu soruların cevabı hukuk içerisinde verilmelidir.

Çünkü devletin görevi geçmişi kapatmak değil, gerçekleri ortaya çıkarmaktır.

DEVLET AKLI DEVREDE

Kaşif Kozinoğlu ve Muhsin Yazıcıoğlu dosyalarının yıllar sonra yeniden açılması, Türkiye'nin yakın tarihindeki önemli soru işaretlerinin yeniden ele alınması açısından büyük önem taşıyor.

FETÖ'nün devlet içerisindeki yapılanmasına karşı mücadele edildi. Ancak örgütün siyasi ayağı ve geçmişte kurduğu ilişkiler de bütün yönleriyle araştırılmalıdır.

Bugün dışarıda savaş ve büyük güç mücadeleleri yaşanırken, içeride devletin zaaf oluşturacak yapılardan arındırılması gerekiyor.

Bu nedenle cemaat ve tarikatların devlet üzerindeki nüfuzunun sona erdirilmesi, FETÖ'nün siyasi bağlantılarının ortaya çıkarılması ve geçmişte yaşanan karanlık olayların aydınlatılması Türkiye Cumhuriyeti Devleti açısından büyük önem taşıyor.

Kaşif Kozinoğlu'nun yıllar önce yaptığı uyarılar ve Muhsin Yazıcıoğlu'nun yaşarken ortaya koyduğu tavır bugün yeniden hatırlanmalıdır.

Onların dosyalarının faili meçhul bırakılmaması, gerçeklerin ortaya çıkarılması ve bağlantıların hukuk içerisinde aydınlatılması, bu iki isme yapılabilecek en büyük hizmetlerden biridir.

Bu mesele herhangi bir siyasi partinin veya hükümetin değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin meselesidir.

Kaşif Kozinoğlu'nun ruhu şad olsun.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun ruhu şad olsun.
Hasan AKTEPE
hasan.akteepe@gmail.com