Sene 2026.


Dünyanın gelişmiş ülkeleri uzun süredir akıllı kentleri, yapay zekayı, Mars’ta koloni kurmayı planlıyor.


Teknoloji ve onunla birlikte iletişim dili sürekli farklılaşarak gelişiyor.


Padişahları, kralları olan imparatorluklar; ve/keza; çok geri kalmış isimleri çok bilinmeyen birkaç ülke ve simgesel olmak kaydıyla Avrupa’nın birkaç ülkesi dışında saltanat ve haneden anlayışı yok.


Bilimsel bilgiyi önceleyip geliştirebilen uluslar dünyanın gidişatına da yön veriyorlar.


İşte böyle bir dünyaya entegre olmaya çalışan bir Türkiye’de yaşıyoruz.


Türkiye’de 103 yıldır Cumhuriyet ve demokrasi var.


Cumhuriyet felsefesi; saltanat ve hanedana karşı milletin egemenliğini savunmak anlamına geliyor.


Toplumsal olgu ve olaylar yeri ve zamanına göre değerlendirilmelidir. Her dönemin kendine has uygulamaları ve gerçeklikleri var.

Kan hattından gelen vesayete yönelik uygulamalarda farklı farklı olmuş hep.


Şöyle ki; Osmanlı padişahlarından 3.Mehmet tahta çıktığında 19 kardeşini boğdurtmuştur. Onun oğlu 1.Ahmet’in ise padişah olduktan sonra babası 3.Mehmet’in cenazesine sırf bu sebepten katılmadığı rivayet edilirken kendi döneminde ise bu uygulamayı da kaldırdığı biliniyor.


Osmanlı İmparatorluğu’nun ‘Muhteşem Süleyman’ lakaplı padişahı Kanuni Sultan Süleyman iki oğlu ve o iki oğlunun oğlu olan altı erkek torununu boğdurtmuştur.


Bunlar hep saltanat ve hanedanın varlığını korumak adına yapılan ve devletin bekası adına yapıldığı savunulan, o zamanın devlet anlayışı içerisinde değerlendirilmesi gereken konular.


Cumhuriyet döneminde Ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk çocuk sahibi olmamıştır. Kız kardeşi Makbule Hanım’ın da çocuk sahibi olmaması için çaba sarf ettiği rivayet edilir.


Türkiye siyasetinin önemli merkez sağ lideri Süleyman Demirel’in çocuğu yoktur.

Yine Türkiye siyasetinin önemli demokratik sol lideri Bülent Ecevit’in de çocuğu yoktur.


Bu davranış biçimleri genel bir kanaate göre Türkiye’de saltanat ve onun oluşturacağı haneden yönetimi anlayışlarına karşı Cumhuriyet prensiplerini ve halkın egemenliğini önceleyen bir fikrin davranışsal göstergesidir.


Günümüze gelen 103 yıllık Türkiye’de;


‘Babadan oğula dededen toruna patrondan elemana geçecek bir devre mülk misali bir siyaset ve yönetim anlayışı yoktur’


İsmet İNÖNÜ’nün çocuklarından biri;

Necmettin ERBAKAN’ın çocuklarından biri;

Alparslan TÜRKEŞ’in çocuklarından biri;


Babalarının Genel başkanı oldukları partilerin başına geçmemiş veyahut geçememişlerdir.


Eğer bugün hangi organizasyon içerisinde olursanız olun; geçmişten gelen ailesel bir siyasi bağı ön plana çıkartarak insanların eşitliğinin, eşit katılımının ve demokratik haklarının üzerinde vesayet uygulamaya kalkarsanız yanlış yaparsınız.


Şöyle ki; bu işin sonunda bugünün Sayın Cumhurbaşkanının damadını ya da oğullarından birini kendi yerine devletin başına geçirme düşüncesine de doğal olarak destek veriyorsunuz demektir.


Oysa ki; Cumhuriyet; demokratik uygulamaları, özenle yetiştirilmiş kadroları, liyakatlı tercihleri ve milletin egemenliğini öneriyor.


Özcümle:

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün;


‘Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır’


sözünün gerçekliğini ve ilericiliğini şiar kabul ederken;


Geçmişte mücadele etmiş büyüklerin hatıralarına ve çabalarına saygı da kusur etmeden, onların soyundan gelen nesillerine bu çerçevede tolerans sağlamak, bu tolerans bekleyenlere ve bu toleransı önerenlere paye vermek siyaset bilimine aykırı ve akıl dışıdır.


Akıl ve mantık; Mars’a gitmenin peşinde;

Şovenizm ise koltuk.

Boş hayal.

Onlara demek lazımdır ki;

Koktuk deri mi olsun kadife mi?


Ev ya da ofislerinde otururlar.


Şimdilik bu kadar yine görüşürüz umuduyla.

Hoşça kalın dostça kalın.