Enes Akbal Optik

» Emre YILMAZ - TÜM YAZILARI

11.12.2017 Pazartesi - 18:51

Enes Akbal Optik

“Ben Basel’de İsrail Devleti’ni kurdum. Bu en geç 50 yıl içinde gerçek olacak”   

 Theodor Herzl – 29.08.1897

1. Siyonist Kongre’de kuruyor bu cümleyi Theodor Herzl ve daha sonra 1. Dünya savaşı, ardından Arap milletlerinin bölünerek devletleşmesi, daha sonra bugünün Filistin bölgesinin İngiliz manda himayesine girmesi. Bu sürecin devamında Avrupa’da bulunan Yahudilerin bölgeye yerleştirilmesi yer alıyor. Yine İngiliz dış işleri bakanı meşhur Balfour’un deklarasyonu da bu dönemde. Gittikçe artan Yahudi nüfusu, örgütleşmeler, çatışmalar, işgaller vs. İşte çok kısa bir özeti bugün ortaya çıkan tablonun. İki parçadan oluşacak olan bu yazının ilk hafta olanı İsrail’in devlet halini almasına kadar olan süreci içerecek, diğer parça ise bu aşamadan sonrası ve yapılan hak ihlalleri içerikli olacak.

Fransız İhtilali’nin ardından doğan milliyetçilik akımları Yahudiler üzerinde de olumsuz etkiler yaratmıştı ve istenmeyen Yahudiler Orta Doğu’ya ufak ufak göç etmeye başlamıştı. Bu süreç içinde Siyonist hareketin öncüsü Theodor Herzl Der Judenstaat isimli eserinin yazılması resmi olarak Siyonizm hareketinin kuruluşu kabul edilir. Bunun ardından 1897’de 1. Siyonist Kongre düzenlenmiş, Theodor Herzl kongreye çeşitli ülkelerden katılan 200 delege içinde Dünya Siyonist Örgütü’nün başkanlığına seçilmiştir. Kongrede Siyonizm programını uygulayabilmek için geçerli olan bütçenin toparlanması, toprak satın alınması gibi konular gündemde idi. Siyonist örgütlenme hala dört yılda bir yaptığı kongrelerle etkinliğini devam ettirmekte.
1968 yılında 28. Siyonist Kongre Kudüs’te yapılmıştır. Burada alınan beş karar Siyonizm’in günümüzdeki amaçları olarak kabul edilmektedir. Bu kararlar;

1- Yahudi Halkının birliği ve İsrail’in Yahudi yaşamında sahip olduğu merkezi önem;
2-Yahudi Halkının, tüm ülkelerden yapılacak göçler (Aliyah) yoluyla, tarihi anavatanı olan Eretz Israil’de bir araya gelmesi;
3-Adalet ve barış vizyonu üzerine kurulu olan İsrail Devleti’nin güçlendirilmesi;
4-Yahudi ve İbrani dili eğitiminin ve Yahudi ruhani ve kültürel değerlerinin teşvik edilmesi yoluyla Yahudi Halkının kimliğinin korunması;
5-Yahudi haklarının her yerde korunması.

“İsrail toprakları Yahudilerin doğum yeridir. Bu topraklarda Yahudilerin manevi, dini ve politik kimlikleri şekillenmiştir. Bu topraklarda ilk devletlerini kurdular ve kültürel değerlerini yarattılar ve bu topraklar Dünyaya kitapların en mukaddesini verdi. Topraklarından güçle kovulduktan sonra Yahudiler topraklarına geri dönme ümitlerini hiç kaybetmediler ve daima eve dönüp politik özgürlüklerine kavuşmak için dua ettiler. Bu tarihi ve geleneksel bağlarla, Yahudiler, kendilerini antik evlerine tekrar entegre etmek için çaba gösterdiler ve yakın tarihlerde kitleler halinde geri döndüler.”
İsrail Özgürlük Bildirgesinden alınan bu parça, Siyonizm’in ana hatlarını, amacını ortaya koymak için yeterlidir.

Bu dönemde Osmanlı Devleti’nden Filistin topraklarını satın almak isteyen Siyonist oluşum başarılı olamamıştır. I. Dünya Savaşı sonrası bu bölge İngiliz işgaline uğramış daha sonra BM kararı ile İngiliz manda ve himayesine bırakılmıştır. Orta Doğu’da Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasından yaşanan karmaşıklık otoriter bir boşluk meydana getirmişti. Filistin toprakları İngiliz mandası altında iken 1917 yılında İngiliz Dış İşleri Bakan’ı Arthur Balfour, Lord Rothschild’e gönderdiği mektupta Filistin’de Yahudi Devleti kurulacağının güvencesini vermiştir. Bu mektup Balfour Deklarasyonu olarak anılmaktadır.

Yaklaşık olarak 1882’de Filistin’e yönelik başlayan Yahudi göçleri savaş zamanı ve sonrasında da devam etti. Özellikle Dünya Siyonist Örgütü’nün yürüttüğü politikalar sonrası bu göçler hızlanmıştır. 1922 yılında İngilizler tarafından yapılan nüfus sayımı verilerine göre Filistin’de 750.000 kişilik nüfusun yaklaşık %11’ini oluşturan Yahudi nüfusun meydana geldiği görülmektedir. Devamında bu göçler devam edecek 15 yıl içinde 300.000 Yahudi daha Filistin’e göç edecektir.

Artan Yahudi nüfus bölgede Yahudi-Arap çatışmalarını doğurmaya başlamıştır. Aslında bu bölgenin İngiliz Mandasına bırakılmak suretiyle Siyonizm’e hizmet ettiği, Yahudileri bu topraklara yerleştirerek onlara bir devlet kurma imkânı kurduğu aşikardır. Yahudiler ile Filistinli Araplar arasında yapılan çatışmalarda İngilizler, Filistin halkına karşı bir tutum sergilemiştir.

Çatışmalar örgütlenmelere dönüşerek arttı, Siyonist örgütü olan Irgun Zvai Leumi Filistin ve Ürdün bölgesinde birçok saldırı düzenledi. Bunların üzerine 1937 yılında İngiliz yöneticileri, bölgeyi Araplar ve Yahudiler arasında bölmeyi, iki ayrı devletin olması önerisini ortaya attılar. Bu öneride Filistin topraklarının 1/3’ü Yahudilere bırakılıyordu. Örtülü olarak bir toprak ilhakı yapılmaya çalışılıyordu. Sultan II. Abdülhamit Han’ın Siyonist Örgütü’ne her ne kadar engel olmaya çalışsa da, 1822’den beri başlattıkları göçler ve 1. Dünya Savaşı sonrası İngilizler’in büyük yardımıyla Siyonist örgüt istediklerini almaya başlıyordu. Filistin halkı ve temsilcileri bu teklifi reddettiler.

İngilizler 1947’de bölgedeki sorunun çözümünü BM’ye devrettiler. Böylelikle İngilizlerin yaklaşık 30 sene sürdürdüğü manda ve himaye politikası sonucu bölgede yoğun bir Yahudi nüfusu meydana geldi. İngilizlerin İsrail devletinin kuruluşuna yaptığı en büyük yardım 30 yıl boyunca kendilerine yönelik hiçbir yarar sağlamayan Filistin toprakları üzerinde manda himayesine sahip olmalarıdır.

BM görevi devraldığında Yahudiler nüfusun 1/3’ünü oluştururken, toprakların yalnızca %6’sına sahiplerdi. BM de daha önce İngilizlerin yaptığı gibi toprakların bölünmesi teklifinde bulundu. Bu teklif toprakların %56’sını Yahudilere bırakırken, Kudüs’ün uluslararası bir idare altında olacağını öngörüyordu. Bu öneri 33 ülkenin oyuyla kabul edilirken Filistin cephesi tarafından reddedildi ve hiçbir zaman uygulanmadı. Bu tarihlerde 2. Dünya Savaşı nedeniyle Filistin’e göç eden Yahudiler durumu daha da karışık bir hale soktu. Bölgede belirsizlik hakimdi ve çatışmalar devam ediyordu.

İşte en kritik olan dönem buradan sonra başladı. Yahudiler arkalarındaki İngiliz ve Amerikan destekleri ile Arap köylerinde katliamlara başladılar. Bu dönemde çok sayıda Filistinli hayatını kaybetti. Aynı dönemde İngiltere bölgedeki manda ve himayesini sonlandırmayı planlıyordu. Aslında olayların gelişimine bakıldığında her şeyin adım adım planlanarak adeta zaman çizelgesine uyularak yapıldığı çok açık bir şekilde ortada duruyor.

İngilizlerin himayeyi sonlandırmasının ardından 14 Mayıs 1948 günü resmi olarak İsrail Devleti’nin kurulduğu ilan edildi.

1800’lerin sonunda başlayan Siyonizm Hareketinin 55-60 senelik bir süreçte geldikleri noktanın ilk aşaması işte tam da bu şekilde oldu.

Son olarak Kudüs’e dair birkaç şey söylemek istiyorum. Kudüs, Darüsselam yani barış diyarı. Bu diyarın yeri bizim için çok ayrı. Biz Kudüs’ü kol saati gibi taşırız, zaman oradan akar. Kudüs bizim şah damarımızdır, kalbimiz oradan atar. Kudüs Müslümanların nefesidir, nefes almadan insan nasıl yaşar? Doğudan mı batıdan mı yürüyen bir çocuk göreceğiz Kudüs’e ve o çocuk koyacak El Aksa’dan düşürülen taşı yerine, tüm kardeşlerinin yıllardır çiğnenen hakları ve onurlarıyla birlikte.

Haftaya yazının ikinci kısmında görüşmek üzere.

Paylaş

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.








 https://www.yenikocaeli.com/
hikmet