Özel Cihan Hastanesi
Zafer Mobilya
Kesmar Marketler Zinciri
Kompozit Kimya

» Emre YILMAZ - TÜM YAZILARI

21.08.2017 Pazartesi - 18:10

Yazının yanında müzik: Yann Tiersen- Comptine d’un autre été

Şair dendiğinde erkek şairlerimiz beliriyor zihinlerimizde genellikle. Lakin yabana atılmaması gereken kadın şairlerimiz var, çiçekli şiirler yazan. Dizeleriyle uzaklara derin derin baktırıp iç çektiren bir şairi anlatırken konuşması gereken de ben değil o olmalı.

“Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
Bilmiyorsunuz darmadağın gövdemi
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.”

Didem Madak  “Benim için şiir tehlikeyi güzelleştirme sanatıdır.” diye tanımlıyor şiiri ve ekliyor “Kibritle oynayan bir çocuğun muzipliğini hissettim hep şiir yazarken. Ve genelde de yangın çıktı.” İzmirli idi Didem Madak. Burada doğdu ve eğitim hayatını da İzmir’de devam ettirdi. Kendisi Hukuk Fakültesi mezunudur. Maalesef ki çok ufak yaşlarda kaybetmiştir annesini ve bu yüzden onun şiirlerinde annesine ve annesizliğine rast geliriz pek çok zaman.

 “Bazen ölmek istiyorum
Beni yeniden doğurman için”      

“Bilirsin işte Füsun gidişinden bu yana
Hüzün sektöründe bilfiil yirmi üç sene görev yaptım.”

 “Beni anneme götürsün bindiğim bütün taksiler.”
“Annem işte öyle bir kadındı
Çocuklar gökyüzüne bakar sorardı:
Ay dede orada ne yapıyor anne?
Annem öldüğünde ay dede içimde
Yüzlük bir ampul gibi parçalandı.”

 Bir kadın, acılar yüklenmiş sırtına ve sonra almış şiirine yedirmiş o acıları. Didem Madak şiirlerini yazarken tüm acılarını, hep çocuk kalmış yanını ve biraz da muzipliğini geçiriyor üstüne.

“Sonra gittin
 Beyaz bir küf büyüdü evde, tersten yağan kar gibi
 Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı.”

“Yıllardır kendini bulutlarda saklayan
İllegal bir yağmurum.
Bir yağsam pahalıya mal olacağım.”
         

Pulbilber Mahallesi Didem Madak’ın 41 senelik ömrüne sığdırabildiği üç kitabından biri. Kitap büyük çoğunluğu Pulbiber Mahallesini anlatan şiirlerden oluşur. Delikanlı abilerimiz ve ablalarımızın yaşadığı bir mahalle.

“Mahallemizde fazla aşk, fazla kediyi,
fazla kedi fazla felaketi kovalardı.”

“Her şeyin kırığının alındığı
Voltajı düşük fakirhaneler gibiydik.
Kırık pirinç, kırık yumurta… Semt pazarından ucuza.
Kalbin kırığından söz etmeye sıra bile gelmiyordu.”

Bir çocuğu olur Madak’ın ve annesinin adını verir ona; Füsun. Ve Füsun’dan sonra şiir yazmaz. Şöyle sesleniyor kızına ona yazdığı bir mektubun sonunda şair: “Canım kızım, cehaletimden şair oldum… Annesizlikten. Sen sakın şair olma!”. Didem Madak genç yaşta annesini kaybetmesine sebep olan kansere yakalanır ve 41 yaşında ayrılır aramızdan. Bize anlattığı, bizi anlattığı, farklı zaman ve yerlerde farklı yüreklere dokunacak birçok dize birçok şiir bıraktı arkasında; son dizesiz şiirler.

“Bir zamanlar kendimi
Bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım.
Kaç metredir benim yokluğum?”
“Ya siz
Nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu cemaat?
Nasıldı
 Öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak?”
 “Ama yazgısını yıldızlı çokomel kâğıtları gibi
Tırnaklarıyla düzeltemiyor insan.”

 “Füsunun yeşil ela gözleri var

Ve pembe plastik fincanı ile kahve getirişi var
 Ve bana anne deyişi var
 Benim pembe fincandan pembe kahve içişim var
Bu kahveleri seviyorum ahbap
İçimi pembe bulutlar kaplıyor
Şekerli ve tatlı bir biçimde havalanıyorum

Sonra ağrılar, sonra hastaneler ve sonra doktorlar…
Şeker donup yapışıp kalıyor bir kâğıda”

Yazı için Didem Madak alıntıları yaparken epey zorlandım. Hangisini seçeceğini bilmediğim birçok güzel dizeyle uzun uzun bakıştım. Yazıyı onun en sevdiğim şiirinden bir parça ile noktalamak istiyorum. Yaşamak denen bu zahmetli işi icra ederken bize bıraktığın her şey için;  Yüreğine sağlık  sevgili şair.

 

“Sonra gittin.
Birlikte kışlıkları naftalinleyecektik.
Söz vermiştim unutmayacaktım gözlerini
Bir yeşil fanila gibi ipte, alıp ütüleyecektim.
Herkese iyi akşamlar demeyi öğretecektim gözlerine.
Sonra gittin.
Çocuk oldum bir daha, ağladım.
Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı.
Kitaplar, aşk, her şey.
Her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım.
Keşke nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydım
Sonra gittin.
Beyaz bir küf büyüdü evde, tersten yağan kar gibi.
Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı.
Çocuk oldum sonra ağladım, yağmur bile beni ayıpladı.
Söz dedim, söz verdim.
Ruhumu gömdüğüm yer hala belli.
Güneşi özledim, sonra seni
Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.”

 

 

Paylaş

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.









Karadizayn
Enes Akbal Optik