ÇOCUK ONLAR, ÇOCUK! | Yeni Kocaeli Gazetesi
YAĞIZ KEBAP
YAĞIZ KEBAP
YAĞIZ KEBAP

» Emre YILMAZ - TÜM YAZILARI

25.02.2018 Pazar - 18:31

Zaman zaman ülkenin gündemine oturuyor istismar haberleri. Ailelerin her türlü tehlikeden sakınarak büyütmeye çalıştıkları evlatları insanlık dışı fiiller sonucunda mağdur ediliyor belki de hayatlarını kaybediyorlar. Özellikle son dönemde artan bu istismar sorununa istatistiklerle biraz daha yakından bakmak, nedenlerini sorgulayıp, çözüm aramak amacıyla bu yazıyı kaleme alacağım.

Dünyada İstismara maruz kalan çocukların %70’i 2-10 yaş arasında. Çocuk istismarı oranı dünyada %1 ila % 10 arasında değişirken(Son 4 yılda istismar dünya genelinde %90’lık bir artış göstermiştir) ülkemizde bu rakam %10 ila %53 arasındadır ve duygusal istismar %78; fiziksel istismar %24; cinsel istismarın ise % 9 oranında olduğu tespit edilmiştir. Türkiye maalesef çocuk istismarı konusunda dünyada 3. Sıradadır, adliyelerdeki 4 tecavüz davasından biri çocuklarla ilgilidir. Adalet Bakanlığı’nın 2014 verilerine göre, her ay Adli Tıp Kurumuna 650 çocuk cinsel istismarı vakası gönderilmektedir.  Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği 2016’da yayınladığı Çocuk İstismarı Raporu’na göre -yazıda kullandığım en önemli kaynaklardan biri- son 1 yılda 400 çocuk istismara uğradı, son 10 yılda ise çocuk istismarı vakaları yüzde 700 arttı. TÜİK verilerine göre ise 2006 yılında toplamda çocuklara yönelik cinsel istismar suçundan 3 bin 778 karar verilirken, 2016 yılında ise 21 bin 189 karar verildi. İnsanın kanını donduran bu oranların yanında yapılan araştırmalara göre istismar olaylarının yalnızca %5’i açığa çıkıyor.

Peki, tüm bunlara sebep olan unsurlar neler? Bu soruya verilebilecek belki de en geniş kapsamlı cevap; pedofili. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) pedofiliyi; bir yetişkinin bilerek veya bilmeyerek yaptığı, çocuğun sağlığını fiziksel ve psikolojik gelişimini olumsuz yönde etkileyen davranışlar olarak tanımlamıştır. Pedofiliyi en genel tanımıyla çocuklara yönelik anormal ve doğal olmayan cinsel çekim olarak tanımlayabiliriz. Pedofili bir dürtü bozukluğu olup, çocuklara karşı cinsel haz duyan kişiler tarafından çocuklara uygulanan cinsel istismardır. Bunun yanında şu iyi bilinmelidir ki her cinsel istismarcı pedofili değildir. Bu olguyu istismar konusunda bir alt başlık gibi düşünebiliriz. Bu ayrımın en önemli yanı kişiye uygulanacak yaptırımlar yönünden ortaya çıkar, pedofili bir bireye kastrasyon (hadım) uygulanması İHAM içtihatlarına göre uygun görülebilirken, istismarcıya uygulanabilmesi söz konusu değildir. Bundan dolayı pedofiliyi yasalarla ayrı bir suç olarak tanımak bu tarz suçların önüne geçmek için atılabilecek adımlardan biridir. Bu ara bilgilerden sonra pedofiliye ilişkin ayrıntılara devam edelim. Pedofili bireyi harekete geçiren en önemli olgulardan biri pornografidir. Bilişimin hızla gelişmesi, her türlü medyatik ögeye ulaşmayı kolaylaştırmıştır. Son dönemde artmaya başlayan çocuk pornosuna ilişkin unsurlar, pedofili birey bu unsurdan dolayı çocuk istismarına yeltenebilmektedir. Çocuk pornografisi ürünlerini seyreden kişilerin %30 ile %80’inin bir çocuğa cinsel istismarda bulunduğu bildirilmektedir. Dünyada en çok çocuk istismarı içerikli yayın yapan internet siteleri Avrupa’dadır. Hollanda bu konuda dünyada başı çeken ülke konumunda iken ABD, Kanada, Fransa  ve Rusya  onun ardından geliyor. Dünyada çocuk istismarı konusunda ilk 10’da Güney Afrika, Bangladeş gibi ülkeler başı çekerken ardından Türkiye,İngiltere, ABD, Rusya ve Avustralya geliyor. Görüldüğü gibi bu suçun, bu pedofili olarak tanımlanan hastalığın ekonomi, refah seviyesi, okuryazarlık yani kısacası her anlamda gelişmişlik diye tabir edebileceğimiz olguyla hiçbir alakası yok. Bu tamamen üzerine eğilinilmesi ve mücadele edilmesi gereken bir hastalıktır.
Pedofilinin yanında cinsel istismarcılarda da eğitim ve refah seviyesinin bir önemi olmadığı anlaşılmakta. Cinsel istismarın sık görüldüğü ailelerde genel olarak şu ortak özellikler bulunmaktadır. Boşanma, şiddet, alkol ve madde kullanımı, cinsel sorunlar, sosyolojik kopukluk, baskın ve koşulsuz söz tutma isteyen ana baba modeli, rol çatışması vb.

Kısaca özetlemek gerekirse istismara sebep olabilecek durumlar bunlardır. Peki bu sayılanlara karşı yapılacak olanlar neler olabilir. Öncelikle ailenin üzerine düşenlerden başlamak gerekir. Aileler istismar konusunda bilgili olmalı ve çocuklarına mahremiyetini korumasını, tehlikede olduğunu hissettiğinde neler yapması gerektiğini güzel bir yol bularak öğretmelidir. Bunun yanında ailenin çocukla iletişimi kuvvetli olmalı ve çocuğa yaşayacağı sorunlarda, bu durumu ebeveynleriyle paylaşabileceği duygusu aşılanmalıdır. Ebeveynin eğitim durumu incelendiğinde katılımcıların anne ve baba eğitim düzeyleri arttıkça bu tür olumsuz deneyim sıklığının azaldığı tespit edilmiştir. Bunun sebebinin, eğitim almış bireylerin çocuklarıyla daha sağlıklı iletişim kurması olduğunu düşünüyorum.

Devletin üzerinde düşen ise suç işlemeden önce gerekli tedbirleri almak, suç işlendikten sonra ise cezai yargılama ve infazları ceza hukukunun caydırma, mağdurun içini soğutma, faili ıslah etme ilkelerini göz önünde bulundurarak gerçekleştirmesidir. Fakat bu her zaman yeterli olabilen bir durum değildir. Şahsi kanaatim devletin bireylere vereceği eğitim de(gerek fail gerekse mağdur yönünden) bu tarz suçların azalmasında etkili olacaktır. Cinsel istismara ilişkin cezalandırmalara diğer ülke hukuklarıyla karşılaştırmalı olarak bakacak olursak en ağır cezaların İngiltere ve ABD’de olduğu bunu Türkiye’nin izlediği anlaşılmaktadır. Aşağıdaki tablo, dokunma olarak gerçekleşen sarkıntılık ve bunun ileri düzeye taşınması (vücuda organ veya sair cisim sokulması) olan penetrasyon şeklinde ikili ayrımla oluşturulmuştur.


Cezalar her zaman engelleyici değildir, evet. Fakat cezaların uygulanış biçimi de suçların azalması açısından çok önemlidir. Özellikle ülkemizde bu tarz cinsel saldırı ve istismar davalarında uygulanan birtakım cezai indirimler yukarıda belirttiğimiz ceza hukukunun cezalandırma ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Bu durumun birçok somut örneği mevcut olmakla birlikte örnek vermeyi gerekli görmüyorum.

Yukarıda cezanın faili ıslah etmesi gerektiğinden bahsetmiştim. Fakat verilen hapis cezası, yalnızca failin o müddet içerisinde suç işlemesini önleyen bir kurum halindedir. Failler dışarı çıktıklarında tekrar benzer suçları işleme oranı yüksektir. Bu sebeple mevcut ceza kanunundaki yaptırımlar ceza hukukunun ilkelerini karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Ne fail ıslah olmakta, ne toplumdaki insanlar cezanın caydırıcılığı sebebiyle suçtan kaçınmakta ne de cezalandırma sonucunda mağdurun içi soğumaktadır. İşte burada ortaya çıkan en büyük tartışmalardan biri kastrasyondur. Kastrasyon kişinin cerrahi yahut kimyasal olarak hadım edilmesidir. Cerrahi kastrasyonun geri dönüşü mümkün değil iken kimyasal kastrasyonun geçici süre için uygulanması mümkündür. Kastrasyon bireyin maddi vücut bütünlüğüne önemli bir müdahale teşkil ettiğinden uygulanacağı yer ver ve düzenleniş şekli insan hakları ile bütünlük oluşturmalıdır. Kastrasyon biçimlerinden biri olan cerrahi kastrasyon kişinin testislerinin cerrahi olarak alınması anlamına gelir. Bunun sonucunda birey üreme yetisini kaybeder ve cinsel dürtüleri azalır. Bu yöntem kıta Avrupası ülkelerinin birçoğunda ihtiyari veya zorunlu biçimde uygulanmıştır. Almanya’da 1989 yılında yapılan bir araştırmaya göre cinsel saldırı suçları sonucunda ihtiyari olan cerrahi kastrasyonu seçen faillerin tekrar suç işleme oranı %3 iken, kastrasyon uygulanmayan faillerin tekerrür oranı %46’dır. Bu sonuç kastrasyonun cinsel suçlarla mücadelede önemli bir yöntem olduğunu göstermektedir. Fakat cerrahi kastrasyonun bireyin vücuduna ağır bir müdahalede bulunarak kalıcı izler bırakması, hekimlerin bu cezalandırmada bulunmak istememe ihtimallerinin bulunması, yöntemin kamuoyunda ilkel görülebilecek olması ve AİHS’in 8 ile 12. Maddeleri açısından ihlal teşkil etmesi açısından olumsuz yönleri bulunmaktadır. Ayrıca ameliyatın ölüm riski taşıması, ameliyat sonrası erkeklik hormonlarındaki bozulmadan kaynaklanan vücuttaki birtakım değişiklikler gibi olumsuz etkileri de bulunmaktadır. Son olarak bu yöntemin bir diğer dezavantajı geri dönüşü olmamasıdır. Bir diğer yöntem olan kimyasal kastrasyonDa ise cinsel saldırılara sebep olan cinsel hormonlar kimyasal yöntemlerle azaltılır veya tamamen ortadan kaldırılır. Bu yöntemde kişi cinsel yeteneklerini kaybetmemekle birlikte cinsel ilişkiye giremeyecek hale getirilir. Kimyasal kastrasyon için kullanılan ilaçların da vücutta birtakım yan etkileri vardır fakat bu yöntem cerrahi kastrasyona nazaran daha insancıl kabul edilebilir.

Kastrasyonun ne olduğunu anlattıktan sonra bu meselenin en önemli kısmına değinmek gerekir. Kastrasyonun kimlere uygulanabileceği sorunu yukarıda da değindiğim gibi tartışmalı bir meseledir. Bu konuda çalışmaları bulunan uzman hukukçulara göre kimyasal kastrasyon yalnızca cinsel dürtülerini kontrol edemeyen, pedofili vb. hastalıkları bulunan suçlulara karşı uygulanabilecek bir yöntemdir. Bu tarz belirtileri taşımayan cinsel saldırı veya istismar faillerine karşı uygulanması söz konusu değildir. Çünkü bu kişilere kastrasyon uygulanması halinde de dahi suç işlemelerinin önüne geçilememe ihtimali bulunmaktadır. Bu sebeple onlara uygulanması uygun görülmemiştir. Bu anlamda insan haklarını benimsemiş bir hukuk devletinde; psikolojik bir rahatsızlık şeklinde cinsel dürtülerini kontrol edemeyecek halde cinsel bir suç işleyen kişiye karşı, hem topumun hem de bireyin yararı adına kimyasal kastrasyon rızaya dayalı olarak bir güvenlik tedbiri niteliğinde uygulanması mümkündür. Uygulayan ülkeler bu tedbiri hapis veya kastrasyon şeklinde failin seçimine bırakarak uygulamaktadır. Hapis cezalarının artırılsa dahi suçların önüne geçmekte yeterli olmadığı aşikardır. Bu sebeple kastrasyon vb. alternatif yöntemler, cinsel suçlara yönelik devletin izleyeceği eğitim ve bilgilendirme politikaları, ailelerin bilinçlendirilmesi gibi yollar izlenmelidir. Son bir anekdot olarak 2011 kimyasal kastrasyonun yasa teklifi olarak verildiğini fakat hala kanunlaşmadığını belirtmek gerekir. Fikrimde üzerinde yapılacak belirli değişikliklerden sonra kanunlaşması daha isabetli olacaktır.

Çocuklar, hepsi bizim çocuklarımız, geleceğimiz. Onlar yalnızca iyi şeyleri hak ediyorlar; sevgiyi, umudu, mutluluğu, şefkati. Onları tüm kötülüklerden uzak tutmak için herkesin payına düşen şeyler var, hepimizin üstümüze düşeni yapabileceği ve tüm bu kötülüklerin azalacağı bir sene olması umuduyla.

 

 

Paylaş

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.








 https://www.yenikocaeli.com/
hikmet
Enes Akbal Optik