YAĞIZ KEBAP

» Mesut ŞAHİN - TÜM YAZILARI

20.03.2018 Salı - 18:04

Ne güzel, hayat sınavını arkasından milyonlarca inananın hayır dualarını alarak tamamlamış olmak.

73 yaşında hayatını kaybeden eski bakanlardan Hasan Celal Güzel,  soyadı gibi güzel bir yaşantısıyla Türk siyasi tarihine adını altın harfler ile yazdırdı ve hakka yürüdü.

Belki de birçoğumuz adını ilk defa duyduk. Dikkatimizi çeken ise hakkında her kesimden insanın “Güzel bir adamdı” deyişleri olmuştur.

Merhum Hasan Celal Güzel hakkında biraz araştırma yaptıktan sonra sabah gazetesinde yazmış olduğu köşelerine rastladım.

Ve bu yazılardan öyle bir tanesine denk geldim ki! Neden rahmetlinin arkasından milyonlarca insanın iyi niyetler ile hayır duası ettiğini özetliyordu..

Sabah gazetesinde 14 Mayıs 2013 tarihinde yazmış olduğu “Meğer ben ne enayiymişim” başlıklı yazısını olduğu gibi sizlerle paylaşmak istedim.

Ve gerçekten tüm yöneticilerin,siyasilerin,bürokratların ibret alarak okuması ve hayatına yansıtması gereken bir yazı olduğunu düşünüyorum.

Sizleri merhum Hasan Celal Güzel’in köşesi ile baş başa bırakarak sabırla okumanızı rica ediyorum..

 

Sayın Milletvekillerine ithaf olunur- Efendim, artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakikî bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir ‘enayi’ olduğumu itiraf ediyorum. Bana küçük yaşımdan itibaren ‘beytülmal’ın mukaddesliğini öğretmişlerdi. Hiç kimse ‘Devlet malı deniz, yemeyen domuz’ dememişti.
Bütün ömrüm tâbir-i âmiyanesiyle ‘eşşek gibi’ çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım. Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana ‘uykusuz müsteşar’ adını takıp uçup kaçtığımı söylerdi ama ‘Ne akılsız adam yahu!’ şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi.
Üzerinde ‘T.C. Hükümeti’ yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kâğıtları, sadece resmî hizmetlerde, âdeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmî arabalara bir defa dahi binmediler. Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafam ve Elifim, bir saat daha az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım. Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı. 
Meğer ben ne enayiymişim!…

***

Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur… Meselâ, bendeniz milletvekiliyken -birkaç zarurî toplantı dışında- Meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira, burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu. Sonra, çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM Sigarası da içmedim. Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesörlü telefonlarla yapardım. O zaman ‘beleş’ cep telefonlarımız da yoktu.
Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; hâlen evimde bu dönemlere ait -bronz plaketler dışındatek bir hatıra eşya göremezsiniz.
Benim anladığım mânâda siyasete ‘Zengin girilir, fakir çıkılır’. Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz. Siyasî hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim. Bilâkis, ANAP‘taki Genel Başkanlık mücadelesinde, Bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran‘daki daireyi; YDP‘nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya‘daki ev ile dedemden kalan Gaziantep‘teki evin bana düşen hisselerini harcadım.
Bu arada, eşimin uzmanlığıyla ve alınteriyle hak ettiği ‘Vakıflar Genel Müdürü’ olarak tayin kararnamesini, nasıl engellediğimi de unutmayayım.
Sadece bununla kalsa neyse… ANAP döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan ‘kıyak emekliliği’ reddedip tek maaşa devam ettim. Bu haksız uygulama hâlen devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı‘yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım. 
Meğer ben ne enayiymişim!…

***

Şimdi 70’ine merdiven dayadım. Hâlâ kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm kitaplarım… Yani, sizin anlayacağınız, gerçek anlamda ‘Dikili ağacım dahi yok’. Hizmet hayatım boyunca, muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, ‘Bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırır mıyım?’ lâfım vardı.
Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını yapardım.
Beni bütün ‘enayiliğime’ rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allahıma hamd ediyorum.

Rabbim yapmış olduğu hizmetlerden razı olsun bizler Türk milleti olarak razıyız. Kendi gitti ama arkasında ibretlik bir hizmet hayatıyla gençlere, tüm yönetici ve bürokratlara örnek alınacak rol model olacak bir hazine bıraktı..

Selam ve dua ile..

Paylaş

YORUMLAR

Toplam 1 yorum bulunmaktadır.

Nihal Yıldırım

Allah Rahmet eylesin, nur içinde yatsın. Rahmetli Hasan Celal Güzel Beyin yazısını herkezin okuması ve örnek alması dileği ile.

20.03.2018, 21:59







 https://www.yenikocaeli.com/
hikmet
Enes Akbal Optik