<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" version="2.0">
<channel>
 
  <title>Yeni Kocaeli Gazetesi - Kocaeli Son Dakika Haberleri - Yeni Kocaeli Gazetesi</title>
  <link>https://www.yenikocaeli.com/rss/makale</link>
  <description>Kocaeli&#039;nin yeni ve güncel yüzü Yeni Kocaeli Gazetesi ile en son dakika haberler, kent gündemi, siyaset ve ekonomi gelişmelerini anında takip edin.</description>
  <atom:link href="https://www.yenikocaeli.com/rss/makale" rel="self" type="application/rss+xml"/>
  <language>tr-TR</language>
  <copyright>Copyright 2026, yenikocaeli.com</copyright>
  <category>News</category>
  <lastBuildDate>Sun, 30 Aug 2026 12:38:00 +0300</lastBuildDate>
  <ttl>1</ttl>
  
    <item>
    <title>Anadolu Beyi Kocaelispor’dur</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28610221/ahmet-kahya/anadolu-beyi-kocaelispordur</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28610221/ahmet-kahya/anadolu-beyi-kocaelispordur</guid>
    <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 12:38:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Öncelikle zorlu Konya deplasmanından galibiyetle dönen ve ilk üç haftada iki galibiyet elde eden Kocaelispor’u tebrik ediyorum. Bir diğer tebriği ise büyük Kocaelispor taraftarına göndermek gerekiyor.
Haftalar önce Konyaspor taraftar grubu Nalçacılar, “Anadolu Beyi Konyaspor’dur” diyerek bu iddialarını Kocaelispor maçında tribünde göstereceklerini söylemişti. Ancak maç sonunda gördük ki Hodri Meydan, Konya’da tribün dersi verdi.
Maç boyunca bir saniye bile susmayan, Kocaelispor geriye düştüğünde dahi takımına desteğini sürdüren taraftarımız, tribünde adeta tüm Türkiye’ye mesaj verdi:
Anadolu Beyi Kocaelispor’dur! Hodri Meydan’dır!
Kocaelispor taraftarının deplasmanda ortaya koyduğu bu görüntü, alınan üç puan kadar değerliydi. Takımın geriye düştüğü anda bile tribünlerin desteğini kaybetmemesi, futbolculara da büyük bir güç verdi.
Konya’da Zorlu Başlangıç
Maça gelecek olursak…
Kocaelispor geçtiğimiz hafta iyi bir oyunla Amedspor’u mağlup etmiş ve bir galibiyet serisinin başlangıcını yapmak istemişti. Rakip ise ligin güçlü ekiplerinden Konyaspor’du.
Geçtiğimiz sezon Konya’da kazanmıştık. Bu sezon neden olmasın diye düşünüyorduk. Konyaspor lige istediği başlangıcı yapamamış, ilk iki maçını da kaybetmişti. Dolayısıyla kendi sahalarında oynayacakları bu karşılaşmada kazanmak isteyeceklerini ve maça yüksek motivasyonla çıkacaklarını biliyorduk.
Selçuk İnan, geçtiğimiz haftanın başarılı isimlerinden Emir Ortakaya’yı yedek bırakırken, Amedspor karşısında sonradan oyuna girerek gol atan M’Bala Nzola’yı ilk 11’de tercih etti.
İlk yarıda topa daha fazla sahip olan ve golü arayan taraf ev sahibi Konyaspor’du. Kocaelispor ise daha çok kontrataklarla çıkmaya çalıştı. Buna rağmen savunmada ciddi bir pozisyon vermedik.
Selçuk İnan geçtiğimiz sezon olduğu gibi bu sezon da önceliğini savunmaya verdi ve Kocaelispor adına oldukça iyi bir savunma organizasyonu oluşturdu.
İlk yarının son bölümünde tartışmalı bir pozisyon yaşandı. Bana göre VAR incelemesiyle değerlendirilebilecek bir pozisyondu ancak hakem oyunu devam ettirdi. Pozisyonun devamında ise talihsiz bir gol yiyerek soyunma odasına geride gittik.
İkinci Yarıda Değişen Oyun
İkinci yarının başında Selçuk İnan, sarı kartı bulunan Sissokho’nun yerine Uğur Kaan Yıldız’ı oyuna aldı.
Konyaspor’da ise Bardhi oyuna dahil oldu. Ancak Bardhi, oyuna girdikten kısa süre sonra yaptığı hareket nedeniyle kırmızı kart gördü. Bu karttan sonra oyunun bütün dengesi değişti ve mücadele tamamen Kocaelispor’un kontrolüne geçti.
Selçuk İnan da oyuna müdahalelerini sürdürdü. Yeni transferlerden Aye’yi sahaya sürdü. İlk maçı olduğu için kendisi hakkında şimdiden kesin bir yorum yapmak doğru olmaz. Ardından Metehan Mimaroğlu değişikliği geldi.
Kocaelispor’un beraberlik golü ise adeta “geliyorum” diyordu.
Sahanın en başarılı isimlerinden Sousa’nın mükemmel ortasında Haidara sahneye çıktı ve Kocaelispor beraberliği yakaladı.
Golden sonra Kocaelispor galibiyet için daha fazla yüklenmeye başladı. Show’un mükemmel pasında Metehan, zor bir pozisyonda yaptığı kaliteli vuruşla topu ağlara gönderdi.
Ve Kocaelispor, Konya’da geriye düştüğü karşılaşmayı çevirerek 2-1 kazandı.
Üstelik bu galibiyet, sezonun ilk deplasman galibiyeti oldu.
Üç Haftada İki Galibiyet
İlk üç haftada iki galibiyet…
Açıkçası sezona biraz umutsuz başlamıştık. Transferler gecikti, geçtiğimiz sezondan önemli oyuncular kaybedildi ve takımın nasıl bir görüntü vereceği konusunda soru işaretleri vardı.
Ancak Selçuk İnan yine transfer konusunda adeta şapkadan tavşan çıkardı. Yeni isimlerin takıma katkısı ve mevcut kadronun mücadele gücü, Kocaelispor adına umut verici bir tablo ortaya çıkardı.
Kendisini ve ekibini tebrik etmek gerekiyor.
Başakşehir yenilgisiyle başlayan sezon, Amedspor galibiyetiyle toparlandı ve Konya’da gelen müthiş geri dönüşle bambaşka bir noktaya geldi.
Şimdi Kocaelispor için asıl mesele, Konya’da yakalanan bu havayı kaybetmemek.
Elbette henüz sezonun başındayız. Bir deplasman galibiyetiyle her şeyin mükemmel olduğunu söylemek doğru olmaz. Kocaelispor’un özellikle oyun istikrarını artırması ve bu mücadele seviyesini önümüzdeki haftalara taşıması gerekiyor.
Ancak Konya’da ortaya konan karakter çok önemli.
Bir takımın deplasmanda geriye düştükten sonra oyundan kopmaması, mücadeleyi bırakmaması ve son bölümde galibiyet golünü bulması, Süper Lig’de kalıcı olmak isteyen bir ekip için son derece değerli.
Şimdi Sıra Samsunspor’da
Şimdi önümüzde Samsunspor maçı var.
Amedspor karşılaşması nedeniyle stadımızın yarısı ceza aldı. Ancak ben yine de Kocaelispor taraftarının stadın büyük bölümünü dolduracağından eminim.
Çünkü bu takımın en büyük gücü her zaman taraftarı oldu.
Konya’da olduğu gibi içeride de tribünlerin takımın arkasında olması gerekiyor. Kocaelispor’un mücadele gücüne taraftar desteği eklendiğinde ortaya çok daha farklı bir takım çıkıyor.
Üç haftada iki galibiyet…
Sezonun başında belki çok fazla konuşmadık ama şimdi umutlanmak için nedenlerimiz var.
Yol uzun, lig zorlu.
Ama Konya’da gördüğümüz Kocaelispor, bu ligde mücadele edeceğini herkese gösterdi.
Anadolu Beyi kim diye soruyorsanız cevabımız belli: Kocaelispor!
Hodri Meydan! ]]></content:encoded>        <dc:creator>Ahmet Kahya</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/30/large/mobil-sablon.jpg" length="92049" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Yeni partide eskinin hastalıklarına yer yok!</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28604194/atilla-yuceak/yeni-partide-eskinin-hastaliklarina-yer-yok</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28604194/atilla-yuceak/yeni-partide-eskinin-hastaliklarina-yer-yok</guid>
    <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 09:58:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, İzmit sokaklarında vatandaşların yoğun ilgisi nedeniyle adeta yürüyemez hale geldi.
Bir ziyaret programı olarak başlayan yürüyüş, vatandaşların ilgisi ve oluşan yoğunluk nedeniyle zaman zaman güçlükle sürdü. İnsan Hakları Parkı’nda ise buluşma adeta bir mitinge dönüştü.
Ortaya çıkan tablo önemliydi!
Siyaset salonlardan, makam odalarından ve birkaç kişinin kendi çevresinde oluşturduğu dar kadrolardan ibaret değildir.Halk arasında CHP&#039;den gelen bu hastalıkların olmayacağı inancının olduğunu konuştuğumuz insanlar söylemekte.Siyasetin gerçek gücü sokaktadır, halkın ilgisindedir ve en önemlisi de o ilgiyi ortaya çıkaran örgüt emeğindedir.
İl ve ilçe örgütlerinin günlerdir büyük bir özveriyle hazırladığı bu etkinlikte yüzlerce insanın emeği vardı.Bizim de gözlemlediğimiz yemeklerine saygı duyduğumuz teknik hazırlıklarda yoğun çaba harcayan; Sokak sokak çalışanlar, insanlara ulaşanlar, programın hazırlığı için koşturanlar, organizasyonun görünmeyen yükünü omuzlayanlar vardı.
Fakat böylesine büyük bir emeğin ortaya konulduğu bir etkinlikte, yıllardır siyasetin değişmeyen hastalıklarından birinin yeniden kendisini göstermesi de düşündürücüydü.
Podyum mankenleri yine sahnedeydi!
Yani sahadaki emeğiyle değil, genel başkana ne kadar yakın durabildiğiyle görünür olmaya çalışanlar...“Genel başkana yakın olayım, yanında fotoğraf vereyim, gözüne gireyim, dikkatini çekeyim; belki bir makam, bir görev, bir fırsat çıkar.”Siyaseti böyle okuyan ve bütün siyasal varlığını birilerinin gölgesinde görünür olmaya bağlayan anlayışın artık değişmesi gerekiyor.
Siyaset bir fotoğraf karesine sığdırılamayacağını artık &quot;Abilerin ablaların&quot; devrinin bittiğini anlamıyor musunuz?Genel başkan Özgür Özel&#039;in yanında görünmek, halkın yanında olmak anlamına gelmez.
Ön sırada bulunmak, basamakta yer kapmak mücadelede ön safta bulunmak değildir.Bir makam beklentisiyle yapılan yakınlık gösterileri de örgüt emeğinin yerini tutmaz.
YENİ Parti gerçekten adının gerektirdiği gibi yeni bir siyaset anlayışı ortaya koyacak ise, önce kendi içerisinde bu eski hastalıklarla hesaplaşmak zorundadır.
Eski alışkanlıkları, siyasette eskimiş insanları yeni tabelanın altına taşıyarak yeni siyaset kurulamaz.
Kocaeli&#039;de günlerce çalışan il ve ilçe yöneticilerinin, sahada ter döken insanların, hiçbir karşılık beklemeden emek veren partililerin önüne geçip birkaç saniyelik fotoğraf karesinde, &quot;podyumda&quot; kendisine yer açmaya çalışmak;Siyasetin özüne değil, kişisel beklentiye hizmet eder.İşte tam da burada “ben” ile “biz” arasındaki fark ortaya çıkar.
Yeni siyaset “Ben ne olacağım?” diye sormaz!“Biz ne yapacağız?” diye sorar.“Genel başkana ne kadar yakın olabilirim?” diye hesap yapmaz.“Halkın sorunlarına ne kadar yakın olabiliriz?” diye düşünür.
“Bana ne düşecek?” anlayışının yerine, “Ben bu mücadeleye ne katabilirim?” anlayışını koyar.Asıl sorun budur.
YENİ Parti’nin önünde önemli bir fırsat var.Eğer gerçekten yeni bir siyasal kültür oluşturmak istiyorsa, bunun yolu sadece yeni söylemler üretmekten geçmiyor.Yeni siyaset önce davranışlarda, örgüt anlayışında görülmelidir.Örgütün emeğine, o örgütün içindeki insanlara saygıda görülmelidir.Sahada çalışan insanın hakkını teslim etmekte görülmelidir.Kişisel hesapları değil ortak mücadeleyi öne çıkarmakta görülmelidir.
Kocaeli halkı artık yalnızca kimin ne söylediğine değil, kimin ne yaptığına da bakıyor.
Kopyala-yapıştır siyasetle, eski alışkanlıklarla, makam ve mevki beklentileriyle YENİ Parti olunmaz.Yeni bir parti kurmak kolay olabilir.Ama gerçekten yeni bir siyaset kültürü oluşturmak çok daha zordur.Bunun için önce eski siyaset anlayışının konfor alanından çıkmak gerekir.
Örgütün emeğinin üzerine basarak yükselmeye çalışan “Egosu tavan yapmış benci” anlayışın artık sorgulanması gerekir.Alandaki insanlar bunu görüyor.Kral çıplak!Kimlerin gerçekten çalıştığını, kimlerin gerçekten emek verdiğini ve kimlerin yalnızca doğru zamanda doğru yerde görünmeye çalıştığını insanlar artık ayırt edebiliyor.Dolayısıyla kimse örgütlerin emeğini küçümsemesin.Kimse sahada çalışan insanları sadece kalabalığı tamamlayan figüranlar olarak görmesin.Kimse birkaç fotoğraf karesiyle yıllarca verilen emeğin önüne geçebileceğini düşünmesin.
Artık yeter!
Eski alışkanlıkları, eski hesapları ve kişisel beklentileri YENİ Parti’ye taşımaya çalışanlar bilmelidir ki;Bu anlayış sadece parti içerisinde değil, toplumun gözünde de sorgulanır.Halkın beklediği şey yeni isimlerle eski düzenin devamı değildir.
Halkın beklediği;Samimiyet, emek, adalet ve gerçekten farklı bir siyaset anlayışıdır.
YENİ Parti, eski siyasetin hastalıklarını taşıyarak yeni bir gelecek kuramaz.Burada esas olan kişilere yakınlık değil, halka yakınlıktır.Fotoğraf karesinde öne çıkmak değil, sahada emek vermektir.Makam beklemek değil, mücadele etmektir.Birilerinin gözüne girmeye çalışmak değil, halkın güvenini kazanmaktır.En önemlisi de;Örgütün ortak emeğine saygı göstermektir.
Gerçek yenilik tabelada değil, siyaset yapma biçimindedir.YENİ Parti gerçekten yeni olacaksa;Koltuk arayanların değil, emek verenlerin;Kişisel çıkar peşinde koşanların değil, ortak geleceği düşünenlerin;Genel başkanın gölgesinde görünmeye çalışanların değil, halkın yanında yürüyenlerin partisi olmalıdır.İşte o zaman adına yakışır biçimde gerçekten YENİ olur.Aksi halde sadece tabela değişir, isim değişir, yüzler değişir...
Dün göründüğü gibi;Eski siyaset aynı yerinde durmaya devam eder. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Atilla Yüceak</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/29/large/atilla2.jpg" length="111443" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Sayın Valim neyi bekliyorsunuz?</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28589974/merve-disli/sayin-valim-neyi-bekliyorsunuz</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28589974/merve-disli/sayin-valim-neyi-bekliyorsunuz</guid>
    <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 16:58:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Kocaeli Valimiz İlhami Aktaş, bugün bu köşeden size yalnızca bir gazeteci olarak seslenmeyeceğim.
Bu şehrin vicdanı, mağduriyet yaşadığını belirten taşeron işçileri ve en önemlisi çocuk yoğun bakım servislerinde kendilerini koruyamayacak durumdaki savunmasız evlatlarımız adına kaleme alıyorum bu yazıyı.
Açıldığı günden bu yana Kocaeli Şehir Hastanesi ile ilgili şikâyetleri uç uca dizsek şehrimize bir Osmangazi Köprüsü daha dikeriz.
İdari krizleri ve teknik sorunları artık geçiyorum. Bu hastane artık ayakta gideni tabutta çıkaracak duruma gelmiştir.
Elime ulaşan son iddialar ise vicdan sahibi herkesi derinden sarsacak kadar ciddi. Eğer bu iddialar zamanında ve etkin şekilde araştırılmazsa geri dönülemez sonuçlarla karşılaşılması ihtimali hepimizi endişelendirmelidir.
Geçtiğimiz yıldan bu yana ISS personelinin maruz kaldığını ileri sürdüğü mobbing ve çalışma koşullarına ilişkin şikâyetleri haberleştirmek için çaba gösteren bir gazeteciyim.
Çoğu asgari ücret düzeyinde gelirle geçinmeye çalışan bu insanlar, şimdi çok daha ağır koşullarla mücadele etmeye çalışıyor. Şahit olduklarını iddia ettikleri olaylar ise adeta bir insanlık dramı…
Bu personeller; kendisini savunamayacak durumdaki bakım hastası çocukların, damar yolu açılması sırasında yapılan müdahaleler sonucunda kollarında ve yüzlerinde morluklar oluştuğunu iddia ediyor.
Dahası, çocukların ağızlarından sıvı akmaması, üstlerinin kirlenmemesi veya seslerinin duyulmaması amacıyla ağızlarına büyük tıbbi süngerler yerleştirildiğini öne sürüyorlar.
Bazı personeller tarafıma ulaşarak bu iddiaları fotoğrafladıklarını beyan ederek bana da gösterdi.
Bunlar şu aşamada yetkili makamlarca doğrulanması ve bütün yönleriyle araştırılması gereken son derece ciddi iddialardır.
İşin en acı ve devlet ciddiyetiyle bağdaşmayacak tarafı ne biliyor musunuz Sayın Valim?
Personeller, söz konusu uygulamalardan sorumlu olduğunu öne sürdükleri ve ismini E.M. olarak belirttikleri hemşire hakkında şikâyette bulunduklarını ancak başvurularının üst makamlar tarafından örtbas edildiğini iddia ediyor.
Hakkında bu denli ciddi iddialar ve şikâyetler bulunduğu belirtilen sağlık çalışanının, çocuk yoğun bakım servisindeki görevini sürdürdüğü de tarafımıza aktarılan bilgiler arasında.
Soruyorum size: O yoğun bakımdaki korumasız çocukları kime emanet ediyoruz?
Sayın Valim, ülkemiz ihmaller nedeniyle kamuoyunu derinden yaralayan olaylar yaşadı. Yenidoğan Çetesini ne çabuk unuttuk?
Daha geçen ay bir vatandaşımız Kocaeli Şehir Hastanesinde ameliyat olduktan sonra hemşirenin hatalı enjeksiyon uygulaması yüzünden ölümden döndü.
Hastane personeli sesini duyurmaya çalışırken, devlet refleksinin gösterilmesi için illa canların yanması, geri dönülemez olayların manşetlere düşmesi mi gerekiyor?
ISS firmasının taşeron işçileri, bütün bunların yanı sıra ağır çalışma koşulları ve baskılarla mücadele ettiklerini anlatıyor.
Çocuklara yönelik olduğu öne sürülen uygulamalara itiraz eden ve meslek etiğini korumaya çalıştığını belirten personele karşı sistematik baskı uygulandığı iddiası, işçileri artık pes etme noktasına getirmiş durumda.
Hak arayan işçiler, gerçeği yansıtmadığını belirttikleri tutanaklar ve dayanaksız olduğunu savundukları disiplin soruşturmalarıyla uğraşmaktan yorulduklarını söylüyor.
Baskılara dayanamadığını belirten yetişmiş personellerin peş peşe istifa ederek işten ayrıldığı geride kalanların ise geçim kaygısı ve işini kaybetme korkusuyla sesini çıkaramadığı ifade ediliyor.
Geçmişte de bu taşeron firmanın adı, çalışanlar tarafından dile getirilen mobbing, hak kaybı ve işçileri tazminatsız olarak işten ayrılmaya zorlamaya yönelik bezdirme politikası iddialarıyla gündeme gelmişti.
Personele dünyayı dar eden ISS Müdürü Selma Sarıbatak arkasında olduğunu iddia ettiği “siyasi güç” ile dokunulmazlığını ilan ettiği de yine işçilerin iddiaları arasında.
Devlet her zaman 18 yaşındadır! Taşeron şirket yöneticileri, devletin koyduğu kanunlardan ve işçi haklarından daha üstün değildir!
Sayın Valim, işin özü Kocaeli Şehir Hastanesi artık zıvanadan çıkmıştır.
Kocaeli Valiliği ile İl Sağlık Müdürlüğü bu iddialara kulak vermeli; hasta dosyaları, kamera kayıtları, nöbet çizelgeleri, personel ifadeleri, şikâyet dilekçeleri ve mevcut diğer belgeler incelenerek bağımsız ve kapsamlı bir soruşturma başlatılmalıdır.
İddiaların doğru olup olmadığı, sorumluluğu bulunan bir kişi olup olmadığı ve hastanedeki denetim mekanizmalarının gereği gibi işletilip işletilmediği ortaya çıkarılmalıdır.
Akla kara, ancak yapılacak şeffaf ve etkin bir incelemeyle ortaya çıkacaktır.
Şehrimizin ismine kara leke getirecek hiçbir iddiayı görmezden gelmeyeceğinize inanarak en kısa sürede gerekeni yapmanızı tüm Kocaeli kamuoyu adına bekliyorum.
Size yakışan bu olacaktır. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Merve Dişli</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/26/large/merve-manset-kose-sablon.jpg" length="103996" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>SİYASETÇİNİN DOĞUMU ve ÖLÜMÜ</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28585708/turgay-seyis/siyasetcinin-dogumu-ve-olumu</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28585708/turgay-seyis/siyasetcinin-dogumu-ve-olumu</guid>
    <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 10:47:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Benim ülkemde siyasetçilerin doğması da sancılı ve zor. Ölmesi de sancılı ve zor.
Tabi bunu fiziki olarak demiyorum siyasi varoluş anlamında diyorum.
Benim şehrimden önümüzdeki dönemde Türkiye’yi yönetecek kadronun içerisinde yer alacak bir siyasetçi sancılı bir şekilde doğuyor. Bir siyasetçi de siyasal yaşamına kendi eliyle son veriyor.
Doğan siyasetçi Fatma Kaplan Hürriyet.Sona eren siyasetçi Mehmet Sefa Sirmen.
Fatma Kaplan Hürriyet milletvekili olduğu dönemde mahpus olan Mehmet Sefa Sirmen’i meclis kürsüsünden savunuyor. Çok kâr ederek sattığınız iştirakten adamı zarar ettirdi diye içeri attınız diyor.Adalet arıyor.
Mehmet Sefa Sirmen bugün mahpus olan Fatma Kaplan Hürriyet’e karşı onun rakibini methediyor. Benim ismimi protokolde anons ettirmedi diyor. Telefonumu açmadı diyor.İtibar arıyor.
Siyasetçi de yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgi işte bu şekilde kopuyor. Birinin siyasi yaşamı daha yeni başlıyor diğerinin ki bitiyor.
Başka sebepleri de mutlaka var.Ancak sadece sırf bu yüzden bile.
Bırakın rakipleriyle kıyaslamayı; Tarafları içinde eğer kaldıysa;
Benim İzmitli bir yurttaş olarak sekiz tane oyum olsa on sekizini, yüz sekizini, bin sekizini Mehmet Sefa Sirmen‘e karşı Fatma Kaplan Hürriyet‘e veririm. -Ayrıca ben oyumu kişilere değil fikirlere ve duruşa veriyorum onu da belirteyim.-
Vatanseverlik ve partlilik zor günlerde belli olur. İyi günde, hangi günse o? İstanbul’da boğazda ‘balığı’, Ankara’nın yüksek tepelerinde ‘sinirsiz eti’ ağzı olan herkes yer.
Özcümle;Fatma Kaplan Hürriyet diyor ki;‘Ekşi yemedim ki karnım ağrısın’‘AKP’ye geçeceğime paşa paşa yatarım’
Bundan sonra da;“Benimle mi geldin dünyaya Hayrola Çilem’der, direnir mücadele eder, bugünler geçer.
İşte bu irade kendisini benim ülkemde;BAKAN DA YAPAR BAŞBAKAN DA.
*Önemli Not: Başbakanlık mı kaldı demeyin, zaman neler getirir neler götürür. Kim bilebilir?
Şimdilik bu kadar yine görüşürüz umuduyla.Hoşça kalın dostça kalın. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Turgay Seyis</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/26/large/siyasetcinin.jpg" length="139427" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Hürriyet Savundu, Sirmen Unuttu!</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28584673/atilla-yuceak/hurriyet-savundu-sirmen-unuttu</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28584673/atilla-yuceak/hurriyet-savundu-sirmen-unuttu</guid>
    <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 09:14:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Bir dönem Meclis kürsüsünden Sirmen’in hukuk mücadelesini savunan Hürriyet’e, bugün Sirmen’den AKP&#039;li Tahir Büyükakın tercihi!
Kocaeli siyaseti;Sıradan bir oy tercihini değil, siyasette vefa, adalet, hafıza ve tutarlılık kavramlarını da tartışmaya açan dikkat çekici bir açıklamayla karşı karşıya.
Kocaeli’nin eski tüpçülükten gelme Büyükşehir Belediye Başkanı Sefa Sirmen’in, geçtiğimiz günlerde kendisine yöneltilen “Fatma Kaplan Hürriyet mi, Tahir Büyükakın mı?” sorusuna, “Tahir ile Fatma karşı karşıya gelse benim oyum Tahir’e gider” şeklinde yanıt vermesi kent siyasetinde geniş yankı uyandırmıştı.
Aynı açıklamada Fatma Kaplan Hürriyet’in yaşadığı cezaevi sürecine değinerek, “Ben de geçmişte cezaevi sürecinden geçtim ve bunun ne kadar zor olduğunu bilirim” ifadelerini kullanmış olsa da o günlerde milletvekili olan Fatma Kaplan Hürriyet&#039;in kendisini nasıl savunduğunu unutmuş gözükmektedir
Ancak bugün tartışılması gereken asıl sorun yalnızca kimin kime oy vereceği değildir.Asıl sorun, dünün siyasal hafızası ile bugünün siyasal tercihleri arasındaki çelişkidir.
Dün Meclis kürsüsünde Sirmen’i savunuyordu!
Fatma Kaplan Hürriyet, milletvekilliği döneminde TBMM kürsüsünden Sefa Sirmen’in yargılandığı İZGAZ dosyasına ilişkin sert eleştiriler yöneltmiş ve Sirmen’in yargılanma sürecini kamuoyu önünde savunmuştu.Oysa bugün Sirmen anlaşılamayan duygularla AKP&#039;li Büyükakın na oy vereceğini söylemektedir.
Başkan Hürriyet’in o dönemki konuşmasında temel itirazı, yargının siyasallaştığı ve aynı deliller üzerinden farklı dönemlerde farklı sonuçlara ulaşıldığı savıydı.
Sirmen’in İZGAZ dosyasında önce beraat etmesi, daha sonra yargılamanın farklı heyetler ve hâkimler önünde sürmesi ve nihayetinde hapis cezasına çarptırılması üzerinden Hürriyet, adalet sistemindeki çelişkilere dikkat çekiyordu.
Hürriyet’in Meclis kürsüsündeki sözlerinin özü şuydu:“Çalışan mahkum, çalan bakan oldu!”
Bugün ise o sözleri söyleyen kadın belediye başkanı cezaevinde.Tüpçü Sirmen başkasının yanında saf tutuyor.Dün hukuk mücadelesinde savunulan Sefa Sirmen, bugün onun karşısındaki siyasi tercihini açıkça ortaya koyuyor.İşte Kocaeli kamuoyunun asıl sorgulaması gereken nokta tam da burasıdır.
Aynı kent, farklı zamanlar, değişen roller!
Siyaset elbette değişebilir.İnsanlar geçmişte desteklediği bir siyasetçiden uzaklaşabilir, başka bir adayı daha başarılı bulabilir. Demokratik siyasette bunun yeri vardır.Ancak siyaset yalnızca tercih sorunu değildir.Hafıza da siyasetin bir parçasıdır.
Bir dönem Meclis kürsüsünde Sefa Sirmen’in hukuk mücadelesini savunan, yargıdaki çelişkileri gündeme getiren Fatma Kaplan Hürriyet bugün cezaevinde bulunuyor.
Sirmen ise bugün, Hürriyet ile AKP&#039;li Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’ın karşı karşıya gelmesi halinde oyunu Büyükakın’dan yana kullanacağını söylüyor.
Üstelik Sirmen, kendisinin de geçmişte cezaevi sürecinden geçtiğini ve bunun zorluğunu bildiğini ifade ediyor.
Bu nedenle ortaya çıkan tablo yalnızca bir “Oy tercihi” olarak görülmemeli.Bu AKP yanlısı Gürcü lobisi adına açıkça siyasal bir tercihtir
Çünkü bugün cezaevinde bulunan Fatma Kaplan Hürriyet, dün Sirmen’in hukuksal mücadelesine sahip çıkan siyasetçilerden biriydi.
“AKP’yi desteklemiyorum” açıklaması tartışmayı bitirmiyor!Kamuoyunun da şu soruyu sorma hakkı vardır:Dün sizin hukuksal mücadelenizi savunarak adamlık gösteren bir siyasetçi kadın bugün hukuksal bir süreç nedeniyle cezaevindeyken, onun siyasal rakibine oy vereceğinizi açıklamak siyaseten ne kadar doğru, ahlaken ne kadar anlamlıdır?
Bu soru, Sirmen’in yaşından bağımsızdır!
Açıkçası sorun yaş değil, siyasal ahlak ve hafızadır.Sorun kişisel hesaplaşma değil, siyasal vefadır.
“Ticari kaygı” iddiası ise ayrıca yanıt bekliyor!
Kamuoyunda Sirmen’in Hürriyet yönetimiyle ilişkilerinin bozulmasının çeşitli yerel ve ticari meselelerle bağlantılı olduğu yönünde savlar da tartışılıyor.
Dolayısıyla burada yapılması gereken, bu savları gerçekmiş gibi sunmak değil;Varsa somut belgelerin ve tarafların açıklamalarının kamuoyunun önüne konulmasını istemektir.
Çünkü gazetecilik açısından da siyaset açısından da sav ile gerçek arasındaki çizgi korunmalıdır.
Kocaeli&#039;nin siyasi hafızası unutmaz!
Kocaeli&#039;de Leyla Atakan&#039;dan başlayarak belediyecilik tarihine damga vuran kadın siyasetçilerin bıraktığı miras, yalnızca seçim sonuçlarından ibaret değildir.
Fatma Kaplan Hürriyet’in bugün yaşadığı hukuksal süreç de, Sefa Sirmen’in geçmişte yaşadığı yargı süreci de kent hafızasının bir parçasıdır.
Bugün Hürriyet’in tutukluluğuna ilişkin hukuksal değerlendirme yapmak elbette mahkemelerin ve hukukçuların işidir. Ancak bir belediye başkanının siyasal iradesini baskı altında değiştirmediğini savunması, “Boyun eğmek yerine hukuki sürece katlanmayı tercih ederim” anlamındaki &quot;AKP&#039;ye geçeceğime paşa paşa yatarım&quot; tutumunu ortaya koyması da ayrıca siyasal bir duruştur.
İşte tam burada dün ile bugün yan yana geliyor.
Dün, Meclis kürsüsünde Sefa Sirmen için hukuk ve adalet diyen Fatma Kaplan Hürriyet...Bugün ise cezaevinde bulunan Fatma Kaplan Hürriyet için “Tahir’e oy veririm” diyen Sefa Sirmen...
Kocaeli kamuoyu şimdi bu tabloya bakıyor ve ister istemez şu soruyu soruyor:Siyasette vefa nereye kadar?Dostluklar makamlarla mı, zor günlerdeki dayanışmayla mı ölçülür?
Bir insanın dün verdiği hukuk mücadelesi, bugün kendi siyasal tercihleri değiştiğinde unutulabilir mi?Bunlar yanıtlanması gereken sorular.
Siyaset yalnızca sandıkta kullanılan oydan ibaret değildir.Siyaset aynı zamanda hafıza, vefa, vicdan ve zor zamanda kimin yanında durduğunuzdur.
Unutmayınız; Tarih, insanların yalnızca iktidardayken söylediklerini değil, zor günlerde nasıl davrandıklarını da yazar. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Atilla Yüceak</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/26/large/atilla-yuceak.jpg" length="115008" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>FATMA KAPLAN HÜRRİYET ‘SİYASİ TUTSAK’</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28581088/turgay-seyis/fatma-kaplan-hurriyet-siyasi-tutsak</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28581088/turgay-seyis/fatma-kaplan-hurriyet-siyasi-tutsak</guid>
    <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 13:11:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ 25.26.ve 27. Dönem CHP Kocaeli Milletvekili2019 ve 2024 yerel seçimleri sonucu İzmit Belediye Başkanı.
Yaklaşık 11 yıldır Türkiye kamuoyu ve İzmit halkının gözleri önünde şeffaf yaşayan bir siyasetçi. Kadın siyasetçi olmanın extra zorluklarını kendi partisi içerisinde ve genel siyaset ortamında şiddetli bir şekilde yaşamış ‘Başarılı Bir Kadın Siyasetçi’.
Milletvekilliği döneminde çalışkan, aktif yapısıyla partisinin T.B.M.M katip üyeliğini yaptı. Devletin yurt dışı komisyonlarında da görevler aldı. Bir gün Senegal’de ülkemizi temsil ederken ertesi gün parlamentoda gün değişmeden İzmit’te bir taziyede Çayırova’da bir cemiyette görebilirdiniz.
Meclis’te kavga çıktığında ayıran değil kavga eden taraftaydı hep. Mizacı böyle.
Belediye başkanlığı döneminde sloganı ‘Gülümse İzmit’Yaklaşık 7 yıl 100 gün.Umuyorum ki devam edecektir.
Başta belediyenin envanterine ciddi tasarruf sağlayacak iş ve hizmet araçlarını kazandırmayı başardı.
Alzheimer Yaşam Merkezi, Kent Lokantaları, Gıda bankaları, Halk marketleri, Gülümse Cafeler, Otizm ve Yaşam merkezi, Akademiler, Kadın Girişim Merkezleri, Çocuk Evleri, Kütüphaneler, Tarım bahçeleri, Engelsiz Yaşam Parkları, Anne Taksi v.b daha çok bir çok hizmeti İzmitli yurttaşlarımıza sunmayı başardı.Bu hizmetler bugünde devam ediyor.
Ona kızanlar çok oldu. Parti örgütünü yok sayıyor, çocuğumu işe almadı, bize iş vermedi, selam vermedi, telefonumu açmadı, programa çağırmadı, protokolde adımı anons ettirmedi vb. Ve benzeri. Bunların bir kısmını da yapmıştır. Kendisi de kabul edebilir, kendince makul sebepleri de belki vardır. Malumunuz siyasette herkes genelde merdivenleri çıkarken maruz kaldıklarını ve gördüklerini uygular. Alıngan olmamak lazım.
LÂKİN HİÇ DUYMADIK Kİ;
‘RÜŞVET ALIYOR, RÜŞVET ALDIRIYOR. BUNDAN DOLAYI ONA ÇOK KIZIYORUM’ DİYENİ.HİÇ DUYMADIK.
Kamusal hizmetlerinden dolayı ona kızanı görmedik.Çok çalışıyor diye ona kızanı hiç duymadık.
1. Dönem meclis çoğunluğu yoktu mücadele etti, 2. Dönem meclis çoğunluğuyla kazandı. Kamu hizmetlerini kamu çıkarlarını koruyarak artırdı.
Zaten siyasi hayatının 11 yıllık bölümü kamuoyunun önünde. Kişisel yaşamında bir değişiklik bir mal varlığı artışı, bir mal edinme; zenginleşme, lüks bir davranış biçimi görmedik. Öyle ki; kadın okuyucularım ve bizatihi kendisi beni bağışlasın olumlu anlamda diyeceğim bu sözü:‘10-15 entari, bir kaç takım almış kendine bu yıllar boyunca onlarda Trendyol’dan çok belli, muhtemelen kredi kartına taksitle’
İzmitlilerin gördüğü de bu.
Şimdi son iki aydır yaşadığımız da şu;Önce İzmit’ te dedikodular yayılmaya başlandı. Alınacak şu gün bugün, sonrasına yönelik hesaplar kitaplar. 10 Temmuz’da Yazı yazdım dedim ki; ‘Fatma KAPLAN HÜRRİYET Mafya Lider mi Alınsınn!Ayıp!’ Sonra gözaltı süreci oldu. 20 Temmuz’da Yazı yazdım dedim ki; ‘Yağma Yok! Burası İzmit!’ Sonrasında tutuklamalar gerçekleşti.
Bugün 25 Ağustos 2026.
Kendisi ile ilgili;Gündeme taşınan tartışılan konular büyük oranda asparagas. Demiş, Olabilir, Sandım. Hep olasılıklar üzerine ‘kötülük senaryoları’.
Kamuoyunu bu atfedilen şeylerin gerçekleştiğine dair tatmin edici hiçbir şey yok.
Bir yönüyle de kamuda her çalışanın sorumluluk ve yetki alanı var. Velev ki; bir yerlerde bilinçli bilinçsiz bir sıkıntı oluşmuş ise hukukta muhatabı o çalışanın kendisidir.
Kıymetli okuyucularım;Mutlaka her yurttaşımızda olması gerektiği gibi bizlerde, bende devlete ve devletin sağlamakla mükellef olduğu ‘eşitlik ve adalete’ güveniyorum. Devlet babadır, toprak ana. Şüphe yok.Ben ikisini de gönülden severim.Devlet derse tamam, toprak derse tabiyim.
Fakat hükümetlerin müdahale ettiği yargı eliyle bu işleyiş yönlendirildiğinde durum yamuklaşıyor. O halde ‘eşitlik bozuluyor, adalet terazisi yanlış tartıyor’.Ülkemizde durumun bu safhaya geldiğine yönelik yurttaşlarımızda yüksek oranda kanaat oluşmuş vaziyettedir.
Konumuzu tamamlayıcı bir unsur olarak;
Türkiye’de hapishanelerin doluluk oranı %142 ise. Toplam 305 bin kapasitesi olan hapishanelerde 434 bin kişi var ise; hele ki bunların 368 bini hükümlü, 66 bini tutuklu ise; özellikle bu tutuklu tutulanların neden hapishanede tutulduklarının topluma izah edilmesi gerekir.Belli ki ülkemizde temel bazı konular da büyük yanlışlar yapılıyor.
Özcümle;Benim kanaatimce; İzmit Belediye Başkanı Fatma KAPLAN HÜRRİYET’in yargılanacağı bir konu var mıdır devlet bakar, inceler.
Lakin tutuklu yargılanacağı bir konu olmadığını ben de görüyorum, kamuoyuda görüyor.
Buna rağmen tutuklu ise;
Gerçek şudur:
İzmit Belediye Başkanı,Fatma KAPLAN HÜRRİYET;‘SİYASİ TUTSAK’ olarak hapishanede tutuluyor.Kamu vicdanı ve ‘masumiyet karinesi’uyarınca,İVEDİLİKLE SERBEST KALMASI GEREKİR.
Ayrıca;İzmit’te derin bir sessizlik var.Biraz İzmitçe bilenler ne dediğimi anlıyor.
Şimdilik bu kadar yine görüşürüz umuduyla.Hoşça kalın dostça kalın. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Turgay Seyis</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/25/large/fatmakaplanhurriyet.jpg" length="136811" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>WASHINGTON’IN MASASI, TÜRKİYE’NİN İRADESİNE PRANGA OLAMAZ</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28581036/hasan-aktepe/washingtonin-masasi-turkiyenin-iradesine-pranga-olamaz</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28581036/hasan-aktepe/washingtonin-masasi-turkiyenin-iradesine-pranga-olamaz</guid>
    <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Türkiye, Suriye sahasında son derece kritik bir dönemece girmiştir.
ABD’nin Türkiye, İsrail ve Suriye arasında bir “çatışmasızlık mekanizması” kurma girişimi, masum bir diplomasi faaliyeti olarak görülmemelidir. Çünkü mesele yalnızca çatışmayı önlemek değildir. Asıl mesele, Türkiye’nin Suriye’deki askeri ve siyasi hareket alanının kim tarafından belirleneceğidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenlik politikasını Ankara mı belirleyecek, yoksa Washington ve Tel Aviv’in kırmızı çizgileri mi?
Bizim cevabımız nettir:
Türkiye’nin güvenliği Washington’a da Tel Aviv’e de teslim edilemez!
ÇATIŞMASIZLIK DEĞİL, HAREKET ALANINI KISITLAMA
“Çatışmasızlık mekanizması” kulağa hoş gelen bir diplomatik kavramdır.
Fakat Türkiye açısından bunun nasıl uygulanacağı önemlidir.
Eğer bu mekanizma, İsrail’in Suriye’de gerçekleştirdiği askeri operasyonlara Türkiye’nin vereceği tepkiyi sınırlayacaksa, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını İsrail’in güvenlik anlayışına göre şekillendirecekse ve Ankara’nın atacağı her adımı Washington’ın onayına bağlayacaksa bunun adı çatışmasızlık değildir.
Bunun adı Türkiye’nin hareket alanını daraltmaktır.
Üstelik İsrail’in Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre mesafedeki askeri saldırıları ve Türkiye’ye yönelik haddini aşan açıklamaları, bölgedeki gerilimin ne kadar tehlikeli bir noktaya geldiğini göstermektedir.
İsrail şunu iyi anlamalıdır:
Türkiye tehdit diliyle yönlendirilecek bir devlet değildir.
Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlettir.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin nerede konuşlanacağına, Türkiye’nin hangi güvenlik tedbirini alacağına, hangi ülkeyle hangi askeri iş birliğini yapacağına İsrail karar veremez.
Washington da karar veremez.
Bu kararın tek sahibi Türk milletinin egemenlik hakkıdır.
İSRAİL TÜRKİYE’NİN KIRMIZI ÇİZGİSİNİ BELİRLEYEMEZ
İsrail’in Türkiye’nin Suriye’deki askeri kapasitesinden rahatsız olması Türkiye’nin problemi değildir.
Türkiye’nin problemi sınırlarının güvenliğidir.
Türkiye’nin problemi Suriye’nin parçalanarak terör örgütlerinin ve dış güçlerin oyun alanına dönüştürülmesidir.
Türkiye’nin problemi güney sınırında kendisine yönelen tehdittir.
Dolayısıyla Ankara’nın Suriye’de attığı adımların ölçüsü Tel Aviv’in güvenlik endişeleri olamaz.
İsrail’in kırmızı çizgisi Türkiye’nin kırmızı çizgisi değildir!
Türkiye’nin kırmızı çizgilerini Türk devleti belirler.
ABD’NİN “ARABULUCULUK” MASKESİ
Washington yıllardır Ortadoğu’da aynı yöntemi uyguluyor:
Önce bölgeyi istikrarsızlaştırıyor.
Sonra “barış” ve “güvenlik” adına masaya oturuyor.
Sonra taraflara kendi çözümünü dayatıyor.
Sonunda da bölgedeki ülkelerin hareket alanını kendi çıkarları doğrultusunda şekillendiriyor.
Bugün Türkiye’ye de “herkes masaya otursun” deniliyor.
Elbette diplomasi önemlidir.
Elbette Türkiye gerekmedikçe savaş istemez.
Fakat Türkiye’nin barış istemesi, egemenlik haklarından vazgeçmesi anlamına gelmez.
Türk milleti barışçıdır. Ancak kendi güvenliği söz konusu olduğunda herkesten daha iyi savaşmasını da bilir.
Türk milleti tarih boyunca kendisine dayatılan vesayeti de kabul etmemiştir.
TÜRKİYE ABD’NİN BÖLGEDEKİ APARATI DEĞİLDİR
Tom Barrack’ın Türkiye’ye, bölgedeki ülkeleri İsrail’in niyetleri konusunda ikna edecek “kilit ülke” rolü biçmesi üzerinde özellikle durulmalıdır.
Türkiye neden İsrail’in bölgedeki politikalarını anlatmak ve meşrulaştırmakla görevlendirilsin?
Türkiye’nin görevi İsrail’i bölge ülkelerine pazarlamak değildir.
Türkiye’nin görevi Türk milletinin güvenliğini ve çıkarlarını savunmaktır.
Türkiye başka devletlerin propaganda memuru değildir.
Türkiye başka devletlerin bölgesel taşeronu değildir.
Türkiye Washington’ın Ortadoğu projesinde kullanılacak bir aparat hiç değildir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendi tarihini ve kendi gücünü bilen bağımsız bir devlettir.
SURİYE’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİDİR
Suriye’nin parçalanması Türkiye’nin lehine değildir.
Suriye’nin kuzeyinde terör yapılanmalarının güçlenmesi Türkiye’nin lehine değildir.
Suriye’nin yabancı devletlerin nüfuz alanlarına bölünmesi Türkiye’nin lehine değildir.
Türkiye’nin çıkarı bellidir:
Toprak bütünlüğünü koruyan, merkezi otoritesi güçlü, terör örgütlerinden temizlenmiş, bağımsız ve istikrarlı bir Suriye.
Bu nedenle Türkiye, Suriye’nin egemenliğini savunmalıdır.
Ancak Suriye’nin egemenliğini savunurken kendi egemenliğinden de taviz vermemelidir.
MASAYA OTURACAKSAK DİMDİK OTURALIM
Türkiye diplomasi masasından kaçmamalıdır.
Tam tersine, masada olmalıdır.
Ama başkalarının hazırladığı senaryoyu oynamak için değil, kendi milli çıkarlarını savunmak için.
Türkiye’nin masaya oturması başka şeydir, masada Türkiye’ye rol biçilmesi başka şey.
Bizim istediğimiz Türkiye;
Washington’ın talimatını bekleyen Türkiye değildir.
Tel Aviv’in kırmızı çizgilerine göre pozisyon alan Türkiye değildir.
Brüksel’in, Washington’ın veya başka bir başkentin güvenlik anlayışına göre dış politika yapan Türkiye değildir.
Bizim istediğimiz Türkiye;
Kendi kararını kendi veren Türkiye’dir.
ATATÜRK’ÜN TÜRKİYESİ
Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni bağımsızlık üzerine kurdu.
Bu bağımsızlık yalnızca bayrağın göndere çekilmesi değildir.
Bağımsızlık;
siyasi bağımsızlıktır, ekonomik bağımsızlıktır, askeri bağımsızlıktır, diplomatik bağımsızlıktır.
Bir devlet kendi güvenlik politikasını başka devletlerin onayına bırakıyorsa, orada gerçek anlamda bağımsızlıktan söz edilemez.
Bu nedenle bugün Türkiye’nin ihtiyacı korkak ve teslimiyetçi bir dış politika değil; akılcı, kararlı, milli ve bağımsız bir dış politikadır.
Türkiye kimseyle savaş aramamalıdır.
Ama Türkiye’ye savaş dayatılırsa da ne yapacağını herkes bilmelidir.
Çünkü güçlü devlet barışı isteyen devlettir.
Ama barışı koruyacak güce sahip olan devlettir.
TÜRKİYE’NİN KIRMIZI ÇİZGİSİ ANKARA’DIR
Artık Türkiye’nin önünde tarihi bir tercih vardır.
Ya başkalarının çizdiği bölgesel planların içinde kendisine verilen rolü oynayacaktır...
Ya da kendi tarihinin, kendi devlet aklının ve kendi milli çıkarlarının gereğini yapacaktır.
Bizim tercihimiz nettir:
Türkiye kendi masasını kurmalıdır.
Suriye konusunda karar Ankara’da alınmalıdır.
Türkiye’nin güvenliği Ankara’da belirlenmelidir.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hareket alanı Ankara tarafından belirlenmelidir.
Türkiye’nin dış politikası Washington’dan, Tel Aviv’den veya başka bir başkentten yönetilemez.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti manda devleti değildir.
Türkiye Cumhuriyeti vesayet devleti değildir.
Türkiye Cumhuriyeti başkasının piyonu değildir.
Ve Türk milleti, kendi kaderini başkalarının ellerine bırakmayacak kadar büyük bir millettir.
Bugün söylememiz gereken söz çok açıktır:
ABD masayı kurabilir. İsrail taleplerini ortaya koyabilir. Bölgesel güçler kendi hesaplarını yapabilir.
Ama son sözü söyleyecek olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir.
Çünkü bu topraklarda karar yetkisi Washington’ın değil,
Ankara’nındır.
Ve Türkiye’nin kırmızı çizgisi Tel Aviv değil,
Türkiye’nin milli egemenliğidir.
YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ!Hasan AKTEPE hasan.akteepe@gmail.com ]]></content:encoded>        <dc:creator>Hasan Aktepe</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/25/large/washingtonin.jpg" length="117569" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Amedspor sahadan silindi! Kocaelispor “Ben bu ligde varım” dedi!</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28580332/ahmet-kahya/amedspor-sahadan-silindi-kocaelispor-ben-bu-ligde-varim-dedi</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28580332/ahmet-kahya/amedspor-sahadan-silindi-kocaelispor-ben-bu-ligde-varim-dedi</guid>
    <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:49:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Kocaelispor, Başakşehir karşısında alınan mağlubiyetin ardından Amedspor karşısında sahaya çıktı ve sezonun ilk galibiyetini 2-0’lık skorla aldı. Ancak bu galibiyeti yalnızca üç puan olarak değerlendirmek doğru olmaz. Çünkü Kocaelispor, özellikle ilk yarıdaki futboluyla taraftarına “Ben bu ligde varım” mesajı verdi.
Öncelikle Kocaelispor’u ortaya koyduğu iyi oyun ve mücadeleden dolayı tebrik etmek gerekiyor. Maçın hakemini de ayrıca beğendiğimi belirtmek isterim. Gereksiz düdüklerle oyunun akışını bozmadı ve karşılaşmayı baştan sona iyi yönetti.
Geçen hafta deplasmanda Başakşehir karşısında oldukça etkisiz kalmış, pozisyon üretememiş ve ilerisi için umut veren bir görüntü ortaya koyamamıştık. Bu hafta ise kendi sahamızda Amedspor karşısına çıktık. Amedspor, ilk hafta flaş bir sonuca imza atmıştı ancak ilk hafta yazımda da belirttiğim gibi Amedspor-Erzurumspor karşılaşması bana kalite açısından adeta bir 2. Lig maçı havası vermişti. Bu nedenle o karşılaşmanın Amedspor için gerçek bir ölçü olmayacağını düşünüyordum.
Maç günü stat çevresinde yoğun güvenlik önlemleri vardı. Stat içerisinde ise iki takım taraftarları arasında maç boyunca karşılıklı atışmalar yaşansa da ciddi bir olay yaşanmadı. Kocaelispor taraftarı ise her zamanki gibi çok coşkuluydu. Takımı maç boyunca ateşlediler. İç sahada en büyük avantajımızın büyük Kocaelispor taraftarı olduğunu bir kez daha gördük.
Saha Çok Kötüydü
Maça geçmeden önce değinmem gereken önemli bir konu da saha zemini. Sezonun daha ilk maçı olmasına rağmen zemin gerçekten çok kötüydü. Üç aylık süreçte bu sahada herhangi bir çalışma yapılmadı mı diye insanın sorası geliyor. Böyle bir zemin Kocaelispor’a hiç yakışmadı.
Maçın ilk dakikalarında topa sahip olan taraf Amedspor’du ancak pozisyon üretmekte başarılı olamadılar. Sonrasında ise ilk yarı boyunca oyunun kontrolü tamamen Kocaelispor’a geçti. Paslarda biraz daha becerikli olabilseydik ilk yarıda iki veya üç gol bulmamız bile mümkündü.
Maçın henüz başında genç yeni transferimiz Souza, adeta boş kaleye gönderilecek bir pozisyonda inanılmaz bir gol kaçırdı. Ancak buna rağmen oyuncuyu oldukça beğendim. Takıma ilerleyen haftalarda çok faydalı olacağını düşünüyorum.
Ataklarımız devam ederken bir diğer yeni transferimiz Berkan Kutlu, ceza sahası dışından yaptığı şık vuruşla takımımızı öne geçirdi. Golün ardından Kocaelispor’un oyunundaki özgüven daha da arttı. Özellikle ilk yarıda rakibine fazla alan bırakmayan, topu kazandığında hızlı şekilde hücuma çıkabilen bir takım izledik.
Başakşehir maçındaki görüntünün ardından gelen bu reaksiyon, belki de galibiyet kadar önemliydi. İlk yarıda rakibe neredeyse hiç pozisyon vermedik.
İkinci yarıda ise takımın anlamsız şekilde geri çekildiğini gördük. Amedspor biraz daha baskı kurdu ancak savunmada yine takım olarak başarılı bir mücadele ortaya koyduk. Selçuk İnan’ın önceliğinin savunma olduğu açık. Önce defansın sağlam olması, sonrasında hücumda bir şekilde çözüm bulunabileceği düşüncesi sahaya da yansıyor.
Ancak orta sahada hâlâ eksikliğimiz olduğunu düşünüyorum. Buraya mutlaka bir takviye gerekiyor. Show bu maçta etkisiz kaldı. Bunun yanı sıra bir kanat oyuncusu ve iyi bir forvet takviyesi yapılabilirse takımın çok daha iyi seviyeye geleceğine inanıyorum.
Petković kaliteli bir forvet ancak maalesef istikrarsız. Bir maç çok iyi oynayıp ardından birkaç maç ortadan kaybolabiliyor. Bu nedenle yalnızca ona güvenerek bir sezon geçirmek doğru olmaz.
Yeni transferlerden bir diğeri olan Maglica da dikkatimi çeken isimlerden biriydi. Amedspor’un Diagne’yi oyuna almasının ardından Selçuk İnan’ın yaptığı hamleyle oyuna giren Maglica, dışarıdan bakıldığında ağır ve hantal bir oyuncu gibi görünse de saha içerisinde oldukça başarılı müdahalelerde bulundu. Uzun boyunun avantajını da kullanan oyuncu, yaptığı kafa vuruşuyla ilk maçında gol katkısı vermeyi başardı.
Genel olarak baktığımızda genç oyunculardan kurulu bir takım ortaya çıkmış. Selçuk İnan’ı da ayrıca tebrik etmek gerekiyor. Maddi sıkıntıların yaşandığı bir dönemde iki sezondur adeta şapkadan tavşan çıkarıyor. Elindeki imkanları en iyi şekilde kullanmaya çalışıyor.
İki veya üç transfer daha yapabilirsek Kocaelispor’un yine ligde rahat bir takım olacağını düşünüyorum. Ancak bu sezon çok farklı. Her takımın birbirini yenebileceği, sürprizlere oldukça açık bir lig bizi bekliyor.
Kocaelispor dün sadece Amedspor’u 2-0 yenmedi. Sezonun ilk haftasında kaybedilen özgüveni de yeniden kazandı.
Şimdi bu galibiyeti anlamlı kılmanın yolu belli: Konyaspor deplasmanından da puanla dönmek. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Ahmet Kahya</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/25/large/amedsporsahadansilindi.jpg" length="110430" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Gerçekten “YENİ” Parti mi?</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28575297/taylan-orhan-ustun/gercekten-yeni-parti-mi</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28575297/taylan-orhan-ustun/gercekten-yeni-parti-mi</guid>
    <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 14:27:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Siyasette bazı kararlar, açıklandıkları anda beraberinde yeni sorular getirir. Yeni Parti’nin genel başkan ve yöneticilerin doğrudan üyeler tarafından seçileceği yönündeki kongre sistemi de bunlardan biri.
İlk bakışta kulağa oldukça demokratik geliyor: Delege iradesi yerine doğrudan üyenin iradesi…
Peki mesele gerçekten bu kadar basit mi?
Asıl tartışılması gereken nokta, bu sistemin bugün neden tercih edildiğinden çok, neden daha önce tercih edilmediğidir.
Bugün Yeni Parti’yi oluşturan kadroların önemli bir bölümü, geçmişte Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde yönetici ve karar verici konumlarda bulundu. Eğer üyelerin doğrudan genel başkanı seçmesi parti içi demokrasi açısından daha güçlü ve daha doğru bir modelse, aynı anlayış neden CHP içerisinde görev yaptıkları dönemde aynı güç ve kararlılıkla savunulmadı?
Demokrasi, insanın bulunduğu siyasi konuma göre değişen bir anlayış olmamalıdır. Yönetirken başka, yönetilmeye talipken başka bir demokrasi anlayışı savunmak ister istemez bazı soru işaretlerini beraberinde getirir.
Elbette burada kimsenin niyetini peşinen sorgulamak gerekmiyor. Ancak siyasette niyet kadar, tercihlerin zamanlaması ve ortaya çıkan sonuçlar da önemlidir. Üyelerin özgür iradesine güvenmek değerlidir; fakat bu güvenin gerçekten ilkesel bir parti içi demokrasi anlayışından mı, yoksa mevcut üye yapısının sağladığı siyasi rahatlıktan mı kaynaklandığını zaman gösterecektir.
Asıl sınav da burada başlayacaktır.
Çünkü demokrasi yalnızca sandığın kurulması değildir. Sandığa giden sürecin nasıl yürütüldüğü, farklı görüşlere ne kadar alan açıldığı, eleştirinin ne ölçüde tolere edildiği ve yönetimin karşısındaki adaylara ne kadar eşit mesafede durduğu da demokrasinin ayrılmaz parçalarıdır.
Bu nedenle kongre süreci yalnızca kimin genel başkan olacağını göstermeyecek. Aynı zamanda üyelerin gerçekten ne kadar özgür olduğunu, farklı görüşlerin ne kadar rahat ifade edilebildiğini ve savunulan demokrasi anlayışının şartlar değiştiğinde de aynı şekilde korunup korunmayacağını ortaya koyacaktır.
Burada daha temel bir soru da var: Yeni Parti gerçekten yeni bir siyasi anlayış ve kültür oluşturmak için mi ortaya çıktı, yoksa geçmişteki siyasi konumların ve ağırlıkların sürdürülebileceği yeni bir alan olarak mı şekilleniyor?
Yeni bir parti kurmak, tek başına yeni bir siyaset anlayışı oluşturmak anlamına gelmez. Asıl mesele, eski alışkanlıkların yeni bir yapı içerisinde devam edip etmediğidir.
Eğer Yeni Parti gerçekten farklı bir siyasi kültür ortaya koymak istiyorsa, bunu yalnızca “üyeler genel başkanı seçecek” diyerek değil, bu anlayışı parti hayatının tamamında nasıl uyguladığıyla göstermek zorundadır.
Çünkü siyasette güven, yeni sözlerle değil; dün söylenenle bugün yapılan arasındaki tutarlılıkla kazanılır.
Belki de bugün sorulması gereken en temel soru şudur:
Demokrasi gerçekten bir ilke olarak mı savunuluyor, yoksa siyasi şartların getirdiği bir avantaj olarak mı kullanılıyor?
Bu sorunun cevabını söylemlerden çok, kongre sürecinin kendisi verecektir. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Taylan Orhan Üstün</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/24/large/orhanustun.jpg" length="96502" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>KHK gerçeği: Demokrasi sadece kendi mahallemiz için mi?</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28572342/atilla-yuceak/khk-gercegi-demokrasi-sadece-kendi-mahallemiz-icin-mi</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28572342/atilla-yuceak/khk-gercegi-demokrasi-sadece-kendi-mahallemiz-icin-mi</guid>
    <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 09:35:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Demokrasi, insan hakları, hukuk ve düşünce özgürlüğü… Bunlar yalnızca siyasal söylemlerde kullanılan güzel kavramlar değildir.Bir toplumun gerçekten demokratik olup olmadığının ölçüsünü belirleyen temel değerlerdir.
Ancak bu değerlerin ne kadar içselleştirildiği, çoğu zaman bize yakın insanların değil, bize uzak gördüğümüz insanların yaşadığı mağduriyetler karşısındaki tavrımızla ortaya çıkar.
Asıl soru da tam burada başlıyor:Demokrasiyi gerçekten herkes için mi savunuyoruz, yoksa yalnızca kendi mahallemiz için mi istiyoruz?&quot;MHP gibi devletin sağlam bir ayağı olmaya aday olarak kendini gösteren&quot;lerin oylarını aldıktan sonra görmezden geldikleri KHK&#039;lıların durumu ne ile açıklayabiliriz
Hukuk ve adalet, yalnızca bizimle aynı düşünen insanların hakkını koruduğunda hiçbir anlam taşımaz.Gerçek demokrasi;Farklı düşünen, farklı inanan, farklı yaşayan insanların da temel haklarını da güvence altına alabilmektir.
Yıllarca Kürt halkının yaşadığı sorunlar ve eksiklikler konusunda dayanışma gösterdik, omuz omuza mücadele ettik. Bütün olumsuzluklara, baskılara ve yaşadığımız mağduriyetlere, mobbing&#039;lere rağmen bunu yaptık.
Çünkü biliyorduk ki bir halkın hakkını savunmak, o halkın her düşüncesini benimsemek anlamına gelmez.
Aynı demokratik ilkenin bugün herkes için geçerli olması gerekmez mi?
Kendi mahallemizin ölüsüne ağlamak yetmez!
Son dönemde farklı kesimlere yönelik siyasal ve hukuksal uygulamalar üzerinden yürütülen tartışmalar, aslında hepimizin önünde önemli bir vicdan sınavı oluşturuyor.
Çerçeve yasa adı altında yürütülen tartışmalarda da aynı soruyla karşı karşıyayız:Kendi mahallesi için adalet isteyen, başkasının mahallesindeki adaletsizliğe neden sessiz kalır?Ve adalet isterken bu konuda ne kadar samimidir?
Eğer adalet yalnızca bize dokunduğunda hanım sana bir kavramsa, orada gerçek anlamda bir hukuk anlayışından söz etmek olası değildir.
Kendi mahallemizin insanına yapılan haksızlığa itiraz etmek elbette değerlidir.Ne var ki, gerçek demokratlık, bize uzak gördüğümüz insanın hakkı çiğnendiğinde de “Bu yanlıştır” diyebilmektir.
Dosta düşmana bir kez daha haykırmak gerekir ki; Zulmün kimliği olmaz.
KHK mağduriyetleri: Türkiye&#039;nin unutulmaması gereken vicdan sınavı!
Türkiye&#039;nin yakın tarihinde en ağır tartışmalardan biri, OHAL döneminde çıkarılan KHK&#039;lerle yaşanan mağduriyetler, acılarla dolu bir kırım&#039;dır.
Darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL sürecinde çıkarılan KHK&#039;lerle çok sayıda kamu çalışanı görevlerinden ihraç edildi. Öğretmenler, akademisyenler, askerler, sağlık çalışanları ve farklı meslek gruplarından insanlar bu süreçten etkilendi.
Sorunun yalnızca işten çıkarılma olmadığı da yıllar içinde daha açık biçimde görülmüştür.İnsanların ekonomik hayatları, sosyal çevreleri, aile düzenleri ve gelecekleri üzerinde ağır sonuçlar doğuran bir süreç yaşandı.
Elbette devletin güvenliği ve kamu düzeni korunmalıdır.Ancak güvenlik ile hukuk arasında tercih yapmak zorunda değiliz.Devlet hem güvenliğini koruyabilir hem de hukuk devleti ilkesinden vazgeçmeyebilir.Bir insanın hangi siyasal görüşe sahip olduğu, hangi kimlikten geldiği ya da hangi çevreyle ilişkilendirildiği kadar, hatta ondan önce, hakkındaki işlemin hukuka uygun olup olmadığı sorgulanmalıdır.
Hukuk, insanları etiketlerine göre değil, somut eylem ve delillere göre değerlendirmelidir.
“Zulmün kimliği olmaz!”
Bir Müslümana yapılan haksızlık da, bir Hristiyana, Yahudiye, ateiste, Aleviye, Sünniye, Kürde veya Türke yapılan haksızlık da aynı vicdani sorumluluğun içindedir.İnsan haklarının dini, mezhebi, etnik kimliği ve siyasal mahallesi yoktur.
Haksızlık, kime yapılırsa yapılsın haksızlıktır!
Bugün bir başkasının uğradığı adaletsizlik karşısında sessiz kalanlar, yarın kendi hakları ihlal edildiğinde aynı sessizlikle karşılaşabilir.Bu nedenle demokrasi bir dayanışma zinciridir.Bir halkın, bir grubun ya da bir siyasal çevrenin hakkını savunurken aslında yalnızca onların değil, hukukun evrenselliğinin yanında dururuz.
Farklı seslere tahammül neden bu kadar zor?
Demokratik toplumların en önemli özelliklerinden biri, farklı düşüncelerin varlığına tahammül edebilmesidir.Herkes sizinle aynı düşünmek zorunda değildir.Hatta demokratik toplumlarda bizi rahatsız eden, öfkelendiren veya düşüncelerimize tamamen ters düşen görüşlerin dahi ifade edilebilmesi gerekir.
Elbette şiddet çağrısı ile düşünce açıklamasını birbirinden ayırmak gerekir. Suç işlemek ile düşünmek ve eleştirmek aynı şey değildir.Bu nedenle AİHM kararlarının uygulanması, hukuk güvencesi ve farklı düşüncelere yönelik baskılar konusunda yapılan tartışmaların merkezinde kişilerden önce hukuk devleti ilkesinin bulunması gerekir.
Bir toplum, kendisini rahatsız eden düşünceye tahammül edemiyorsa demokrasi konusunda ciddi bir sorun yaşıyor demektir.Özgürlük, yalnızca bizim hoşumuza giden düşüncelerin özgürlüğü değildir.
Demokrasi tam da burada sınanır!
Bugün KHK mağdurlarının yaşadığı sorunlara duyarsız kalıp yarın başka bir kesimin mağduriyetine itiraz etmek, demokrasi açısından ciddi bir çelişkidir.Aynı şekilde bugün başka bir mahallenin uğradığı haksızlığı görmezden gelip yarın kendi mahallemiz için adalet istemek de vicdanen sorgulanması gereken bir tutumdur.Demokrasinin gerçek ölçüsü, kendimize benzeyen insanların haklarını savunmak değildir.
Gerçek ölçü;Bize uzak gördüğümüz insanın hakkı çiğnendiğinde de,“Ben onun düşüncesini paylaşmıyorum ama yapılan haksızlığa da karşıyım.”diyebilmektir.İşte hukuk devleti ancak o zaman gerçek anlamına kavuşur.
Adalet herkes içinse adalettir!
KHK mağduriyetlerinden farklı siyasal ve dini kesimlerin yaşadığı sorunlara, ifade özgürlüğünden AİHM kararlarının uygulanmasına kadar bütün tartışmaların ortak bir noktası vardır:Adalet yalnızca bize lazım olduğunda anımsanacak bir kavram değildir.
Hukuk yalnızca bizim mahallemizi korumak için yoktur.Demokrasi yalnızca bizim sesimizin duyulması değildir.İnsan hakları yalnızca bizim insanımızın hakkını savunmak değildir.
Eğer gerçekten demokrat olduğumuzu söylüyorsak, bize uzak gördüğümüz insanların hakları ihlal edildiğinde de aynı kararlılıkla karşı çıkabilmeliyiz.
Çünkü;Kendi mahallemizin ölüsüne ağlamak yetmez.Asıl sorun, başka mahallenin cenazesinde de insanlığımızı kaybetmemektir.
Ve unutmayalım:Zulmün kimliği olmaz.Adaletin mahallesi olmaz.Hukukun tarafı olmaz.Hukuk devleti ancak herkes için hukuk olduğunda anlam kazanır. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Atilla Yüceak</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/24/large/atillayuceak2.jpg" length="115335" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>SEFA SİRMEN ‘Kerameti Kendinden Menkul’</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28566146/turgay-seyis/sefa-sirmen-kerameti-kendinden-menkul</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28566146/turgay-seyis/sefa-sirmen-kerameti-kendinden-menkul</guid>
    <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 17:26:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ ‘Kerameti kendinden menkul’ sözü kazanılan başarıları sahip olunanları kendine mal ederken abartan, başka etkenleri hesaba katmayan kendi kendine büyüklenen kişileri tanımlar.Halbuki; siz ne kadar güzel buharlaşmış dolgun bir su tanesi olsanız da sağlam bir soğuk hava kütlesiyle temas etmezseniz yağmur olup yağamazsınız!
Kıymetli okuyucularım; Bugün sizlere 46 yıllık bir zaman aralığının bir siyasetçi varlığında ve siyaset denkleminde nasıl geliştiğini anlatacağım. 46 yıla göre bu yazı çok kısa olacak.
1980 darbesi gerçekleşmiş parti liderlerine siyasi yasaklar gelmişti.Ancak 1983’te seçimler yapılabilmiş ve Turgut ÖZAL’ın ANAP’ı %45 ile iktidar olmuştu.Dört yıl boyunca bu hükümet görev yaptı.
6 Eylül 1987’de siyasi yasakların kaldırılmasına yönelik referanduma gidildi ve çok az bir farkla Süleyman DEMİREL’in Bülent ECEVİT’in de içinde bulunduğu bir çok siyasinin siyasi yasakları halk oylaması ile kaldırıldı.
29 Kasım 1987’de genel seçimler yapıldı. ANAP’ın oyları %36’ya gerilerken Süleyman DEMİREL’in DYP’si ve Erdal İNÖNÜ’nün SHP’si meclise girdi.
*önemli not: 1983’te %45 ile 211 milletvekili çıkartan ANAP, 1987’de %36 ile 292 milletvekili çıkarttı. Garip değil mi? Araştırınız.
28 Aralık 1987’de T.B.M.M’de bütçe görüşmeleri yapılırken Süleyman DEMİREL 2 saat 6 dakika süren konuşmasında elinde turuncu bütçe kitapçığı, yanında Cumhuriyet tarihinin sektörel konularını yollardan, elektrik, su hatlarına kadar birçok çalışma alanını içeren dosyalarla birlikte ÖZAL’ın dört yıllık hükumetinde yaptığını iddia ettiği devasa hizmetlerin aslında toplam yapılanın küçük bir kısmı olduğunu net bir şekilde ortaya koydu.
*Siyasetle ilgilenen herkese bu konuşmayı internet ortamında bulup dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim.Çünkü o gün ileride gerçekleşecek Türkiye Siyaseti aritmetiğinin temelinin atıldığı kanaatindeyim.
Tüm bu gelişmeler 4 ay içerisinde oldu.
Sağda iki lider DEMİREL ve ÖZAL mücadelesi de başlamış oldu. Önce ÖZAL sonra da DEMİREL cumhurbaşkanı oldu.
Sıra gelen seçimde;1989 yerel seçimlerinde Erdal İNÖNÜ’nün SHP’si doğal olarak üstün bir başarı elde etti. Ardından 91 Genel seçimleri.
Sonrasında 17 Nisan 1993’te hatırlayacaksınız Fenerbahçe-Kocaelispor maçının olduğu gün maç tehir oldu.Sebep? Sekizinci cumhurbaşkanı Özal vefat etti.
Ve 1987 yılında siyasi yasagi kalkan DEMİREL bundan altı yıl sonra cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıktı.
Ertesi yıl 1994 yerel seçimlerinde İzmit’te SHP’nin adayı Sefa SİRMEN, DYP’nin adayı Meral AKŞENER’di.
İşte o dönemde bugün de çokça dillendirilen memleketçilik diasporaları devreye girdi ve DYP’nin içindeki Sefa SİRMEN’in hemşerilerinin bazıları Meral AKŞENER’i değil Sefa SİRMEN‘i desteklediler. Tabii kazananın sadece bir sebebi budur demek kolaycılık olur demekle birlikte Sefa SİRMEN kazandı.
Atlamamak gerekir ki bu süreçlerde solda da birden çok parti varlığını oluşturmuştu.
Bir sonraki 1999 seçimlerine gelindiğinde bu kez solda partiler birleşmiş CHP’nin adayı olarak tekrar seçime Sefa SİRMEN girmiş fakat bu kez rakiplerinden biri ANAP’ın adayı hemşerisi Halil İbrahim ARTVİNLİ olmuştu. Yine hemşericilik diasporaları devreye girmiş bu kez de ‘eldeki kuş daldaki kuştan kıymetlidir’ diyerek yine kazananın sadece tek sebebi budur demek yine kolaycılık olur demekle birlikte yine Sefa SİRMEN seçimi kazanmıştı.
Üç dönem ikisi SHP biri CHP kimliği altında İzmit’te yapılan belediyecilik çalışmalarında bir yandan sosyal demokrat belediyecilik anlayışı evet lakin kuvvetli bir yandan da Süleyman DEMİREL vizyonu ve desteği hakim kılındı.
Kocaeli Üniversitesi, Yuvacık barajı, İzgaz, buz pateni pisti Carrefour, Real gibi Outlet gibi yatırımlar tamamı DEMİREL’in vizyonu ve Kocaeli DYP milletvekillerinin de başka partiden olsa da belediye başkanlarına Ankara’nın yollarını açan destekleriyle gerçekleştirildi. Hakkını yemeyelim başta DYP 19. Dönem milletvekili Halil İbrahim ARTVİNLİ.
Bugün dahi denk gelirseniz İzmit Belediyesinin o dönemki Genel Sekreterlerinin DEMİREL’in vizyonuyla ilgili methiyeler düzdüklerine şahit olursunuz. Ben oldum.-Oysa ki ben Deniz’lerin asılmasına ön ayak olduğu için kendisine hiçbir sempati beslemiyordum. Benim için ‘öteki’ idi.
Sonraki yıllarda Süleyman DEMİREL’in Cumhurbaşkanlığı süresi çoktan dolmuş Ahmet Nejdet SEZER Cumhurbaşkanı olmuş ondan sonra Abdullah GÜL Cumhurbaşkanı ve sonrasında Recep Tayyip ERDOĞAN’ ın Cumhurbaşkanlığına giden süreçte hızlı bir şekilde işlemişti.
2002 yılında AKP tek başına iktidara gelince sağdaki en az iki liderlik denklemi bozuldu. Recep Tayyip ERDOĞAN’ın AKP’si hakim olurken ANAP’ın Erkan MUMCU’sunu, DYP’nin Mehmet AĞAR’ını, Genç Parti’nin Cem UZAN’ını -liste uzatılabilir- aynı sağcı kitleye hitap edebilecek, muhadil olabilecek her partiyi ve lideri kademeli olarak çeşitli yöntemlerle siyasetin dışına iterek ya da yanına katarak iktidarını kuvvetlendirdi.
Kocaeli’de AKP İktidarları dönemlerinde yapılan yerel seçimlerde CHP;
2004’te Kandıra 2009’da 13/0 2014’de 13/0 (ki 2014 İzmit adayı Sefa Sirmen’dir) 2019’de İzmit 2024 te İzmit - Derince- Karamürsel ilçe belediyelerini kazanabilmiştir.
Beş yerel seçim döneminde Kocaeli’de ilçe bazında kazanılan belediye sayısı sadece beştir.
Şimdi özellikle tekrar hatırlatıyorum 1987 Aralık ayındaki bütçe görüşmelerinde DEMİREL’in yaptığı konuşma ile başlayan ve 2002 yılında Recep Tayyip ERDOĞAN’ın tek başına iktidara gelmesi ile tamamlanan süreç ile;
2004 - 2024 yılları arasındaki geçen süreç arasındaki farklılıkları doğru tahlil etmek gerekir.
Bu tahlilde zamanında yapılan eksiklikler ve zayıf kalan çabalar bugünün ‘tek adam’ sistemininde kurulmasına imkan tanımıştır.
Efsane olduğu düşünülen ve öyle adlandırılan Kocaeli’de ‘kerameti kendinden menkul’ siyasi karakterlere 2002 yılından bugüne kadar Kocaeli siyasetine özelde İzmit siyasetine ne kattıklarını sormak lazım.
Kazanılırken kendini efsane kodlayanlar ve kodlatanların sonra her yer kaybedilirken kendini o mağlubiyetlerin neresine koyuyorlar?
Önce örgüt ve parti sonra ben!Demekle ile dememek arasındaki farkın sonucu bu ve bugüne yansıması ortada.
Bu karakterlerin 2019’dan sonra ilçe belediyeleri kazanılmaya başlandığındaki tavırları da son günlerdeki açıklamaları ile kamuoyunda netleşmiştir.
Bu dönemleri ince ayrıntılarına kadar yaşamış tahlil etmiş bir kişi olarak bugün bu ve benzeri karakterlerin söylem ve davranışlarına, kendi belediye başkanlarına karşı en zor günlerinde onların rakiplerini tutmalarına ayrıca ısrarcılıklarına şaşırmadığımı belirtmek isterim.
Sizler de şaşırmayın. Bana öyle geliyor ki; hepimize ait değil kendilerine ve kendilerine benzeyenlere ait siyasi karakterler.Öyle ki; demeçlerinin altından başka kişisel sebepler de çıkacaktır.Adı üstünde ‘kerameti kendinden menkul’.
Oysa ki benim ülkeme ve kentime;‘Halk insanları, Halk siyasetçileri lazım’
Şimdilik bu kadar yine görüşürüz umuduyla.Hoşça kalın dostça kalın. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Turgay Seyis</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/22/large/encokdortmo.jpg" length="121885" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Transferler Gelmedi, Tribünler Boş Kaldı</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28564526/ahmet-kahya/transferler-gelmedi-tribunler-bos-kaldi</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28564526/ahmet-kahya/transferler-gelmedi-tribunler-bos-kaldi</guid>
    <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 13:28:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Kocaelispor yeni sezona ne saha içinde ne de saha dışında beklediğimiz havayla başlayabildi.
Sezon öncesinde taraftarın en büyük beklentisi yapılacak transferlerdi. Ancak transferlerin gecikmesi, kadronun istenilen seviyeye bir türlü ulaşamaması ve sezona kötü bir başlangıç yapılması ister istemez tribünlere de yansıdı.
Şimdi önümüzde ligin ilk iç saha maçı var.
Kocaelispor, pazartesi akşamı Amed SK’yı konuk edecek. Normal şartlarda sezonun ilk iç saha maçında 35 bin kişilik Kocaeli Stadyumu’nda çok daha farklı bir atmosfer beklerdik.
Fakat şu ana kadar ortaya çıkan tablo pek iç açıcı değil.
Edindiğimiz bilgilere göre kombineler dahil satılan bilet sayısı 15 bin civarında. Yani 35 bin kişilik stadın yarısı dahi henüz dolmuş görünmüyor.
Üstelik düşük kalan yalnızca bu maçın bilet satışı değil.
Kombine rakamları da geçen sezonun oldukça gerisinde. Bugüne kadar yaklaşık 7 bin kombine satıldığı ifade ediliyor.
Elbette bunun tek bir sebebi yok.
Bilet fiyatlarının 400 TL’den başlayıp 5 bin TL’ye kadar çıkması önemli bir etken. Ağustos ayında tatil sezonunun devam etmesi de hesaba katılmalı.
Ama bana göre asıl meselelerden biri transferler.
Kocaelispor taraftarı takımını yalnız bırakmaz. Bunu yıllardır biliyoruz. Ancak taraftar da heyecanlanmak, yeni sezona inanmak ve sahada güçlü bir takım görmek istiyor. Transferler geciktikçe beklenti düşüyor, beklenti düştükçe da taraftar “Önce takımı bir görelim” diyerek beklemeye geçiyor.
Yani taraftar da transferlere göre hareket ediyor.
Bir başka konu ise takım ile şehir arasındaki bağın zayıflaması.
Kocaelispor sadece antrenman tesislerinden stadyuma gidip gelen bir futbol takımı değildir. Kocaelispor bu şehrin en büyük ortak değerlerinden biridir.
Oyuncuların ayda bir kez bile olsa şehir merkezine gelmesi, sokaklarda vatandaşlarla buluşması, esnafı ziyaret etmesi, çocuklarla ve gençlerle bir araya gelmesi gerekiyor.
Futbolcu bu şehri tanımalı, şehir de futbolcusunu tanımalı.
Bugün İzmit sokaklarında yeni sezon heyecanını ne kadar hissediyoruz?
Maalesef çok az.
Sokaklarda yeşil-siyah bayraklar yok. Esnafta maç havası yok. Şehrin üzerinde “Pazartesi Kocaelispor’un maçı var” dedirtecek bir atmosfer henüz oluşmuş değil.
Kısacası şehirde Kocaelispor adına beklediğimiz canlılık yok.
Transfer yalnızca sahadaki 11’i güçlendirmez. Taraftarı heyecanlandırır, kombine sattırır, forma sattırır, tribünü doldurur ve şehri yeniden takımın etrafında toplar.
Kocaelispor’un güçlü bir kadroya ihtiyacı olduğu kadar, yeniden şehirle bütünleşmeye de ihtiyacı var.
Çünkü bu kulübün en büyük gücü her zaman taraftarı ve arkasındaki şehir oldu.
O havayı yeniden yakalamak gerekiyor.
Hem de fazla geç olmadan. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Ahmet Kahya</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/22/large/transfergelmedi.jpg" length="111900" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Hürriyet büyürken, bazıları neden küçüldü?</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28562124/atilla-yuceak/hurriyet-buyurken-bazilari-neden-kuculdu</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28562124/atilla-yuceak/hurriyet-buyurken-bazilari-neden-kuculdu</guid>
    <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 09:14:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Dostu da düşmanı da bu tartışmanın içine girsin!
Çünkü bugün İzmit’te ve Kocaeli siyasetinde yaşananlar, yalnızca iki siyasetçinin karşı karşıya gelmesinden ibaret değildir. Asıl sorun;Siyasetin hangi anlayışla yapılacağı, kimin hangi bedeli göze aldığı ve kimin geçmişteki siyasal hesabının bugün nasıl karşımıza çıktığıdır.
İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet’in bugün cezaevinde bulunması, siyasal tartışmaların dışında tutulabileceği anlamına gelmiyor.Tam tersine, yaşanan süreç onun siyasal ağırlığını daha da görünür hale getirmiş durumda.
Hürriyet, siyasal bedel ödemeyi göze alarak geri adım atmayan bir görüntü ortaya koydu.İşbirlikçiliği kabul etmeyip kendi siyasal çizgisinde ısrar etmesi nedeniyle cezaevinde bulunması, seveniyle sevmeyeniyle Kocaeli kamuoyunun tartıştığı önemli bir siyasi gerçeklik haline geldi.
Daha da önemlisi şu:Fatma Kaplan Hürriyet cezaevinde olmasına rağmen Kocaeli gündemini belirlemeye devam ediyor.İşte asıl sorun da burada başlıyor.
Çünkü siyasette bazen insanın makamı değil, karşılaştığı baskı karşısındaki tavrı konuşulur.Bazen de insanın geçmişte sahip olduğu makamlar değil, bugün ne söylediği ve hangi pozisyonda durduğu önem kazanır.
Peki ya geçmişin ağır topları?
Bugün miadı dolmuş siyasi anlayışların temsilcileri, yılların makamlarını ve geçmişteki siyasal kimliklerini adeta bugünün siyasal kredisiymiş gibi kullanmaya devam ediyor.Abiler, ablalar, amcalar...
Yıllarca siyasetin içerisinde bulunmuş, önemli görevler üstlenmiş isimler yine piyasa yapma peşinde.
Ancak siyasette geçmişte bulunmuş olmak, bugün söylenen her sözün otomatik olarak doğru kabul edilmesini sağlamaz.Tam tersine, geçmişte görev yapmış olanların bugün söyledikleri sözlerin hesabı daha fazla sorulmalıdır.Makam büyüdükçe sorumluluk da büyür.
Tüpçü Sefa Sirmen’in açıklaması yeni sorular doğurdu!
Sefa Sirmen’in “Tahir ile Fatma karşı karşıya gelse, benim oyum Tahir’e gider” şeklindeki sözleri kamuoyunda ciddi tartışma yarattı.Ardından gelen açıklamasında Sirmen, kendisine yöneltilen soruya neden böyle yanıt verdiğini anlatmaya çalıştı.
“Yalan söyleyecek değildim” anlayışı üzerinden yaptığı savunmada;Geçmişte yaşanan mitingleri, Cedit Projesi konusunda yaptığı uyarıları, projeleri nedeniyle gördüğünü ifade ettiği baskıları ve yalnız bırakıldığını düşündüğü dönemleri ne diyorsun anımsattı.Burada elbette herkesin kendi yaşadıklarını anlatma hakkı vardır.Ancak siyasetin de bir hafızası vardır.
Ve kamuoyu yalnızca “Ben ne yaşadım?” sorusunu değil, “Ben ne yaptım, hangi dönemde neyin sorumluluğunu taşıdım ve bugün geldiğim noktada geçmişimle nasıl hesaplaşıyorum?” sorusunu da sorar.
Sefa Sirmen yıllarca Kocaeli siyasetinin en önemli aktörlerinden biri oldu.Bu nedenle bugün söylediği her söz, sıradan bir yurttaşın sözü gibi değerlendirilemez.
Asıl sorulması gereken soru bu değil mi?
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin geçmiş dönemlerini, İzmit’in siyasi dönüşümünü ve AKP’nin kentte uzun yıllar boyunca kurduğu siyasal üstünlüğü konuşacaksak, geçmişte bu kenti yöneten Gürcü lobisi dahil herkesin sorumluluğunu da konuşmak zorundayız.
AKP’nin Kocaeli’deki uzun iktidarının ortaya çıkmasında hangi siyasal hataların rol oynadığını tartışmadan, bugün yalnızca Fatma Kaplan Hürriyet’i hedef almak kolaycılıktır.
Bugün Fatma Kaplan Hürriyet’i eleştirenlerin bir bölümü, geçmişte bu kentin hangi siyasal tercihler nedeniyle bugünkü noktaya geldiğini de anlatmak zorundadır.Kocaeli bir günde AKP’nin yönetimine geçmedi.
Bu kentte yıllar boyunca yapılan siyasal tercihler, hatalar, yanlış hesaplar, halktan kopuşlar ve örgütsel zaaflar birikerek bugünkü tabloyu oluşturdu.
Dolayısıyla bugün “Fatma mı, Tahir mi?” sorusuna verilen yanıt kadar, “Bu kent nasıl bu noktaya geldi?” sorusunun yanıtı da önemlidir.
Hafıza sadece işimize gelen kısmıyla kullanılmaz!
Bir siyasetçi geçmişte yaşadığı kırgınlıkları anlatabilir.Bir belediye başkanı kendi döneminde yaşadığı sorunları açıklayabilir.Bir eski yönetici kendisine yapılan haksızlıkları gündeme getirebilir.Bunların tamamı demokratik siyasetin parçasıdır.Ne var ki siyasetçinin hafızası yalnızca kendisine yapılanları değil, kendisinin yaptığı tercihleri de hatırlamalıdır.
Bugün Fatma Kaplan Hürriyet’e yönelik eleştirilerin dozunu artıranların, geçmişte Kocaeli siyasetinde hangi sorumlulukları üstlendiklerini de kamuoyuna anlatmaları gerekir.Çünkü halkın hafızası sanıldığı kadar kısa değildir.
İnsanlar kimin hangi dönemde nerede durduğunu, kimin kiminle yan yana geldiğini, hangi siyasal tercihin hangi sonucu doğurduğunu zaman içerisinde öğreniyor.
Ticari ilişkiler iddiası varsa, bunun yolu da bellidir!
Kamuoyunda geçmiş dönem siyasetçileri ile çeşitli çevreler arasındaki ilişkiler konusunda zaman zaman çeşitli savlar ve tartışmalar gündeme geliyor.
Ancak burada yapılması gereken dedikodu üretmek değil;Varsa somut bilgi, belge ve kayıtları kamuoyunun önüne koymaktır.
Kim, hangi dönemde kimlerle görüştü?Hangi siyasal kararın arkasında kim vardı?Kamu kaynakları hangi anlayışla kullanıldı?Hangi projeler neden yapıldı veya neden yapılamadı?Kent yönetiminde hangi siyasal tercihler Kocaeli’yi bugünlere taşıdı?Bunların tamamı açıkça tartışılmalıdır.
Çünkü hesaplaşma kişisel kin üzerinden değil, siyasi hafıza ve kamu yararı üzerinden yapılmalıdır.
Fatma Kaplan Hürriyet sorunu artık başka bir noktadadır!
Bugün Fatma Kaplan Hürriyet’i sadece bir belediye başkanı olarak değerlendirmek eksik kalır.Onu destekleyen de eleştiren de şu soruyu sormalıdır:Bir siyasetçi, siyasal bedel ödemeyi göze aldığında mı büyür;Yoksa güçlü olanın yanında durduğunda mı?Bu sorunun yanıtını herkes kendi vicdanında verebilir.
Hürriyet’in siyasal çizgisini eleştirebilirsiniz.Kararlarını yanlış bulabilirsiniz.Belediyeciliğini yetersiz görebilirsiniz.Bunların hepsi demokratik siyasetin meşru alanıdır.
Fakat bugün cezaevinde bulunan bir belediye başkanının yine de Kocaeli siyasetinin gündemini belirleyebilmesi, üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir siyasal gerçekliktir.
Kimi zaman makamdan uzaklaştırılan kişi değil, onu susturmaya çalışan siyasal anlayış tartışmanın merkezine oturur.
Artık eski defterleri açmanın zamanı geldi!
Sefa Sirmen’in “Yalan söyleyecek değildim” sözü belki kendi açısından bir açıklamadır.Fakat bu söz aynı zamanda başka bir kapıyı da açmıştır:Öyleyse herkes konuşsun.Sadece Sirmen değil...Geçmişte Kocaeli’yi yönetenler konuşsun.Bugün konuşanlar konuşsun.Dün susanlar neden sustuklarını anlatsın.Hangi siyasal kararların hangi sonuçları doğurduğu ortaya konsun.
Kim hangi dönemde nerede durduğunu açıklasın.
Ve en önemlisi, Kocaeli halkı bütün bu siyasal geçmişi birlikte değerlendirsin.Artık sorun yalnızca “Fatma mı, Tahir mi?” meselesi değildir.
Sorun, Kocaeli siyasetinin eski alışkanlıklarla mı devam edeceği, yoksa yeni bir siyasal hesaplaşma ve demokratik yenilenme sürecine mi gireceğidir.
Belki de en önemli gerçek şudur:Bazıları geçmişteki makamlarının gölgesinde yine siyaset yaptığını sanırken, bazıları bedel ödeyerek geleceğin siyasetini kurmaya çalışıyor.
Kocaeli halkı da kimin geçmişte kaldığını, kimin geleceğe yürüdüğünü elbette zaman içerisinde görecektir.
Unutmayınız siyaset yalnızca sandıkta değil, hafızada da kazanılır veya kaybedilir... ]]></content:encoded>        <dc:creator>Atilla Yüceak</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/22/large/atillayuceakmo.jpg" length="109501" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>CUMHURİYET HALK PARTİSİ BİR YOL GEÇEN HANI DEĞİLDİR!</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28559447/hasan-aktepe/cumhuriyet-halk-partisi-bir-yol-gecen-hani-degildir</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28559447/hasan-aktepe/cumhuriyet-halk-partisi-bir-yol-gecen-hani-degildir</guid>
    <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 15:14:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Cumhuriyet Halk Partisi bir yol geçen hanı değildir!
Bir dinlenme tesisi değildir!
Bir mevki ve makam kazanma, bu yoldan kendi geleceğini teminat altına alma sektörü hiç değildir!
Cumhuriyet Halk Partisi; yedi düvelle mücadele edilen bir dönemde, cephede kurulmuş, Kuvâ-yi Milliye ruhunun nakşedildiği, bir milletin yeniden ayağa kalkışının ve yeniden var oluşunun adıdır.
Bu nedenle CHP&#039;yi yalnızca bir siyasi parti olarak görmek, onun tarihsel misyonunu anlamamaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi&#039;nin mayasında mücadele vardır. Fedakârlık vardır. Halkla omuz omuza yürüme vardır. Memleketin en zor günlerinde sorumluluk alma vardır.
Ne şiş yansın ne kebap yansın diyenlerin, saman altından su yürütenlerin, bir gün başka tarafa, ertesi gün başka tarafa göz kırpanların; yalandan yere Atatürk&#039;ü savunanların, Atatürk&#039;ü sadece para üzerinde sevenlerin, garibanları hor görenlerin ve halkı yok sayanların bu anlayış içerisinde kendilerine kalıcı bir yer bulmaları mümkün değildir.
Çünkü Atatürk&#039;ü sevmek, yalnızca onun fotoğrafını taşımak değildir.
Atatürk&#039;ü anlamak; halkı anlamaktır.
Cumhuriyet&#039;i savunmak; makamı değil, milleti öncelemektir.
Kuvâ-yi Milliye ruhunu taşımak; zor zamanda sorumluluk almaktır.
Bugün CHP&#039;nin öz evlatları, dün olduğu gibi mücadeleyi ve davayı asla sahipsiz bırakmadı, bundan sonra da bırakmayacaktır.
Siyaset masa başında, halktan kopuk ve steril salonlarda öğrenilmez.
Sokakta broşür dağıtmamış, dağlara ve tepelere bayrak asmamış, hayatın normal akışında bir kez olsun kahveye girmemiş; halkın yaşadığı sıkıntıları yaşamamış, o harmanın harcı olmamış ısmarlama siyasetçilerden bu vatana ve halka gerçek anlamda hizmetkâr olmalarını beklemek mümkün değildir.
Halkın derdini bilmeyen, halkın sesini duymayan, halkın sofrasına oturmayan bir siyaset anlayışı, ne kadar güzel sözler söylerse söylesin, eksiktir.
Çünkü siyaset, makam sahibi olmak değil; milletin yükünü omuzlamaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi&#039;nin tarihi bunun en büyük kanıtıdır.
Bu parti, kişisel ikbal hesaplarının değil, milletin bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin mirasıdır.
O nedenle hiç kimse CHP&#039;yi kendi şahsi kariyerinin basamağı olarak görmemelidir.
Hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi&#039;ni kendi geleceğini garanti altına alacağı bir mevki ve makam kapısı zannetmemelidir.
CHP&#039;nin kapısından giren herkes, önce bu büyük mirasın sorumluluğunu taşımalıdır.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi bir koltuk değil, bir davadır.
Bir kariyer basamağı değil, bir mücadele mirasıdır.
Ve bu mücadele mirası, halkın içinde yaşayan, halkla omuz omuza yürüyen, Atatürk&#039;ün kurduğu Cumhuriyet&#039;e gerçekten sahip çıkan öz evlatlarının ellerinde sonsuza kadar yaşayacaktır.Hasan AKTEPEhasan.akteepe@gmail.com ]]></content:encoded>        <dc:creator>Hasan Aktepe</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/21/large/img-5237.jpeg" length="109209" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>EN ÇOK DÖRT! FAZLASI HAYAL!</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28555803/turgay-seyis/en-cok-dort-fazlasi-hayal</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28555803/turgay-seyis/en-cok-dort-fazlasi-hayal</guid>
    <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 08:30:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Önemli bir strateji oyunu;
‘İnsanın en zayıf anı kendini en güçlü hissettiği andır’ diye tanımlanır.Erki elinde tutanların taze rakiplerini havaya sokup avlamak için uyguladıkları bir yöntem.
Siyasi partiler içinde çok geçerlidir.Hele ki belli bir kesimin belirli ihtiyaçlarından ya da zorunluluklarından yeni kurulmuş partiler için daha da çok dikkat edilmesi gereken bir husustur.İktidar bu strateji oyununu defalarca uygulamış ve sonucunu lehine elde etmiştir.
2018 genel seçimleri öncesinde İYİ Partinin kuruluşu ve %18-20 oy bandında ölçülürken seçimde %9.96 oy oranında kalması bu duruma örnektir. Toplumun yaşadığı sıkıntılardan dışa verdiği enerjinin kendileri lehine skora kesinlikle yansıyacağını düşünmüşlerdi. Öyle olmamıştı.Bugün aynı yanılgıyı Yeni Parti’ lilerin söylemlerinde de gözlemliyorum.
Bu çerçeve de bir seçim öncesi ve gelecek seçim darlaştırılmış zaman aralığında Kocaeli siyasetine yönelik öngörülerimi betimlemek isterim.
2023 Genel Seçimlerinde milletvekilliği tablosu şöyle oluşmuştu.
AKP 6 milletvekili (557.744 oy)CHP 3 milletvekili (336.732 oy)SAADET PARTİSİ 1 milletvekili (Millet İttifakına Dahil)İYİ PARTİ 1 milletvekili (133.468 oy)MHP 1 milletvekili (118.434 oy)YEŞİL SOL PARTİ 1 milletvekili (81.740 oy)YENİDEN REFAH PARTİSİ 1 milletvekili (80.614 oy)
*ZAFER PARTİSİ (43.717 oy) dikkat çekici idi.
*Millet İttifakı listesinden seçilip sonra partisine dönen Merhum Hasan BİTMEZ’in vefatından sonra bugün 6 partinin parlemontada Kocaeli’yi temsil ettiğini görüyoruz.
***Bu vesile ile benimde CHP’de görevli olduğum dönemler içerisinde az bir süre seçim sathında birlikte çalışma fırsatı bulduğumuz dürüst, disiplinli, ilkeli ve ülkesine sonsuz sadakatli bir kişilik olarak tanıdığımız Hasan BİTMEZ’i rahmetle anmayı kendime borç biliyorum. Mekanı cennet olsun inşallah.
2023 genel seçimi sonrası ülkemizde birçok gelişmeler oldu. 2024 yerel seçimlerinde muhalefetin iktidardan çok belediyeler kazanması ve ardından;
*Muhalefet partili belediyelere operasyonlar*Üniversitelere, sanatçılara vb. baskılar*Nato zirvesi öncesi ve sonrası*Anayasa komisyonu çalışmaları*Ana muhalefet partisinin bölünmesiVb. Ana başlıklarda gündem belirlendi.
Enflasyon, yoksulluk, yoksunluk gibi kronik sorunlar engellenemediği gibi artarak devam etti.
Geldik bugüne.
Özellikle ‘Terörsüz Türkiye Programı’ ve bağlı anayasa değişikliğine varacak çalışmalar, meclisteki oylamalar ve parti tavırları 2028 genel seçimleri için öncül fikirler verebilir.Ayrıca seçim kanununun da değiştirilmesine yönelik düğmeye basıldı. Açıklamalar yapılmaya başlandı.
Önceki ana muhalefet partisi parçalandı.Hızlı bir şekilde seçilmişlerini oluşturmak,Şimdiki ana muhalefet partisi de hızlı bir şekilde kuruluşunu tamamlamak zorunda.Tabi bu durumlar onların kendi sorunları.Toplam seçmenin çok ilgisini çeken bir durumlar bütünü değil.Ayrıca aynı bütün bölünürken hacminin artması pek te kendilerine bağlı bir mümkünlükte değil.
Temel soru şu olmalı; Tüm bu gelişmeler içerisinde ne oldu da Kocaeli seçmeni oy tercihini muhalefet partileri içerisinde değiştirsin?
En makul cevap şöyle;Tüm tek milletvekili çıkartan partilerin vekil sayılarını koruyacakları ve İYİ Parti ve Yeniden Refah Partisinin doğru ittifaklarla vekil sayılarını artırabilecekleri öngörülebilir.Son meclis oylamasındaki tutumları Türkiye gerçeği içerisinde geçerli bir skor artışına sebep olacaktır.Bu durumda iktidar partisinin vekil sayısının azalacağı ana muhalefetin vekil sayısının çokça artmayacağı kendi kitlesi içerisindeki gelişmelere göre paylaşılacağı da aşikar.
Kanaatimce 2028 genel seçimlerinde iktidar partisi de dahil olmak üzere Kocaeli’de tek başına 4’ten fazla Milletvekili çıkartabilecek bir parti görülmemekte. Burada temel dayanaklarımdan biri de mutlaka artık oldukça dillendirilen ‘milliyetçi cephe’ adaylaşmaları tabiiki.Çok ta sürpriz olmayacak bir çatı cumhurbaşkanı adayı oluşturmaya başladılar bile. Bu durum 3 adaylı bir Cumhurbaşkanlığı seçimine doğru gidildiğini de gösteriyor.
İki grup ittifak (ki 7+7 sayısal bölüşme) ve daha muhtemel üç grup ittifakla (ki 6+5+3 sayısal bölüşme) girilecek seçimlerde bir partiye 5 milletvekili düşmesi çok ihtimal dahilinde değil gibi. Çünkü bu yazımda adı geçmeyen partilerinde oylarına mutlaka ihtiyaç duyulacak ki onlarda ittifaklar içinde daha küçük hacimli ittifaklar yapacak ve talepleri karşılanmak zorunda olacaktır.*Zafer partisinin 2023 yılında Kocaeli’de aldığı oyu milletvekili çıkartmamış olsa da bundan dolayı belirttim.
Özcümle;Artık Türkiye siyasetinde;‘ekmek aslanın ağzında’. Doğru stratejilerle çok çalışmak elzem.Kendini çok güçlü hisseden partilerin veya siyasetçilerin yazımın başındaki uyarıma kulak kesilmemelilerini öneriyorum ki;‘Sonra dağlar fareleri doğurmasın.’
Benim tahlillerime göre gerçekler bunlar.Ben kahin miyim? Tabii ki değilim.Bilimsel bilgiye inanırım.
Size nerede olursa olsun 5-6 milletvekili çıkartırız diyen görüşlere çok itibar etmeyiniz. Muhtemeldir ki onlar kendi yerlerini sağlam gösterip gerçekten sağlama alabilmek için arka yakın sıraları doldurmaya çalışıyorlardır‘Hababam Sınıfında.’
Sonuçta önemli olan önce ülkemiz, sonra partiler ve en son siyasetçilerin bireysel geleceği.
Bir ufak uyarı da şöyle;Türkiye siyasetinin yadsınmaz gerçeği;
Sona yaklaşınca:
Size lazım olan telefonlar çalar açılmaz,Sizi arayanlar da size lazım olanlar değildir.
Bu yazıyı neden yazdım;‘Demirci tavında dövmek için’
Daha vakit var.Belki meclise önce çokça ‘fezlekeler’,Belki de askeri ‘tezkere oylaması’ gelir.
Şimdilik bu kadar yine görüşürüz umuduyla. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Turgay Seyis</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/21/large/img-5186.jpeg" length="149830" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>ALKOL RUHSATI KAÇ OY EDER SEFA SİRMEN?</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28555228/merve-disli/alkol-ruhsati-kac-oy-eder-sefa-sirmen</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28555228/merve-disli/alkol-ruhsati-kac-oy-eder-sefa-sirmen</guid>
    <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 20:42:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ İzmit Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Sefa Sirmen’in, “Bugün seçim olsa, Tahir Büyükakın ile Fatma Kaplan Hürriyet karşı karşıya gelse oyum Tahir’e gider” sözleri gündeme bomba gibi düştü. 
Aslında bu sözler, belirli bir yaştan sonra saygınlığını korumak isteyen her siyasetçinin neden köşesine çekilmesi gerektiğinin ibretlik bir vesikasıdır.
***
Neresinden tutsanız elinizde kalan, buram buram ihanet kokan açıklamalar bunlar. Gerçi Sirmen’in bu ilk vukuatı da değil geçmiş yıllarda da benzer cümlelerle Tahir Büyükakın’a güzellemeler dizmişti. Konu burada tabii ki Tahir Büyükakın değil…
***
Bir dönemin kudretli siyasetçisi, mevcut belediye başkanını çok başarılı bulabilir, hatta gidip oyunu ona verebilir. Kimse buna karışmaz, karışamaz.Ancak bu cümlelerin çıktığı ağzın sahibine baktığınızda mesele o kadar basit olmuyor! Sizin partinizin belediye başkanı, parmaklıklar arkasındayken siz çıkıp AKP’nin belediye başkanına ilan-ı aşk edemezsiniz! Bu tarz ucuz ve banal hareketleri bizim ilimizdeki CHP’liler/Yeni Partililer dışında kimse yapmıyor, yapamıyor. Gerçekten çok ilginç. Bunları söylediğimiz zaman bazı kesimler tarafından abartılı bir tepki olarak görülebilir. Ama meseleye bir de tersinden bakalım… Mesela İbrahim Karaosmanoğlu, Tahir Büyükakın için benzer cümleler kursaydı... “Bugün Tahir Bey ve Fatma Hanım karşı karşıya gelse ben Fatma Hanım’a oy verirdim” deseydi… O zaman da “Eski siyasetçidir, parti büyüğüdür, efsane başkandır&quot; deyip geçiştirirler miydi? Hiç sanmıyorum.Taş taş üstüne kalmazdı!
***
O zaman şimdi biz soralım Sayın Sirmen’e:Madem Fatma Kaplan Hürriyet bu kadar kötü bir başkandı, madem sizin gözünüzde zerre kıymeti yoktu…O halde cezaevinden çıktığınızda sizi davul zurnayla karşılayan, sizi kurultay delegesi yapan Mehmet Ümit Küçükkaya’nın karşısına neden Lütfü Obuz’u diktiniz? Madem Fatma Hanım, uğruna AKP’li bir başkanı destekleyeceğiniz kadar &quot;kötü bir partiliydi&quot;, neden onun adayını İzmit’in başına geçirmek için canla başla çalıştınız?Kimse bana şimdi Gürcü edebiyatı yapmasın!Mesele o kadar basit değil!Yoksa bunun da ucunda 77 yaşında bile bitmek bilmeyen aile rantınız olmasın?Alparslan Seymen’in kardeşi Mahir Seymen’in de ortakları arasında yer aldığı Mars AVM’nin, uzun süredir alkol ruhsatı alabilmek için kapı kapı gezdiği biliniyordu. Fatma Hanım daha cezaevine girmeden önce başlayan o pazarlıklar, Lütfü Obuz sayesinde nihayete mi eriyor yoksa?Söyleyin Sayın Sirmen alkol ruhsatını garanti görünce partililiğiniz de mi bitti?
***
Yaşınızın ve geçmiş hizmetlerinizin hatırına bu kent size hep saygı duydu. Ancak sırf aile ve ortaklık ilişkilerinizin çarkı dönsün diye, partinize oy vermiş binlerce seçmenin iradesini yok sayamazsınız. O ruhsatı alınca gönül rahatlığıyla alkollü bir kutlama yaparsınız artık. Hatta keyif masanızda Fatma Kaplan Hürriyet’e bir mektup da siz yazdırıp “Seni ve partimi sattım ama kusura bakmazsın artık” deyin. Sizin bu yaptığınız açıklamalar asla kabul edilebilir olmamakla beraber, sırf kendi çıkarları için CHP’yi, Yeni Parti’yi terk edip AKP saflarına geçen sözde partililerle sizi aynı kefeye koyar. Ama görüyorum ki siz o kefede küp gibi olmaya baştan razı olmuşsunuz zaten… ]]></content:encoded>        <dc:creator>Merve Dişli</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/20/large/img-5165.jpeg" length="107253" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NİN CEMAATLERLE İMTİHANI</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28541123/hasan-aktepe/turkiye-cumhuriyeti-devletinin-cemaatlerle-imtihani</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28541123/hasan-aktepe/turkiye-cumhuriyeti-devletinin-cemaatlerle-imtihani</guid>
    <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 16:08:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne kadar çözülemeyen meselelerden biri de din, cemaat, tarikat ve devlet ilişkileridir.
Öncelikle şu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizmek gerekir:
Türk milletinin İslamiyet&#039;le hiçbir problemi yoktur.
Türk milleti İslam&#039;ı asırlar boyunca yaşamış, bu dinin medeniyetine, kültürüne ve ahlakına büyük katkılar sunmuştur. Bizim itirazımız İslam&#039;a değil; İslam&#039;ın istismar edilmesine, siyasallaştırılmasına, ekonomik ve siyasi çıkarların aracı hâline getirilmesine ve birtakım kapalı yapıların kendi amaçları doğrultusunda kullanılmasına yöneliktir.
Bugün asıl sorulması gereken soru şudur:
Dini saiklerle ortaya çıkan bazı cemaat ve tarikat yapıları nasıl oldu da zaman içerisinde siyasi, ekonomik ve bürokratik güç merkezlerine dönüştü?
DİN Mİ, ÖRGÜT MÜ?
Bir insanın ibadet etmesi, Allah&#039;a inanması, Kur&#039;an okuması ve dini hayatını yaşaması elbette kendi özgürlüğüdür.
Ancak dini kimliği üzerinden örgütlenen bir yapı; devlet kurumlarında kendi kadrolarını oluşturmaya, ekonomik güç biriktirmeye, siyaseti yönlendirmeye ve mensuplarına “şuna oy verin, buna oy vermeyin” demeye başladığı anda mesele artık yalnızca inanç meselesi olmaktan çıkar.
Orada devletin egemenliği tartışılmaya başlanır.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#039;nin üzerinde hiçbir cemaat, hiçbir tarikat, hiçbir şeyh ve hiçbir dini lider bulunamaz.
Devletin üstünde devlet, milletin üstünde irade olmaz.
KUR&#039;AN VAR, PEYGAMBER VAR; ŞEYHE NEDEN İHTİYAÇ VAR?
Burada çok temel bir soruyu sormamız gerekiyor:
Yüce Allah Kur&#039;an-ı Kerim&#039;i göndermiş, Hz. Muhammed&#039;i peygamber olarak göndermiştir. O hâlde Müslümanın Allah ile arasına neden bir şeyh veya tarikat lideri girmelidir?
İslam&#039;ın temel kaynağı bellidir.
Kur&#039;an vardır. Peygamber vardır. Akıl vardır. Vicdan vardır.
Din adına ortaya çıkan hiçbir kişi kendisini insanların üzerinde mutlak bir otorite hâline getiremez.
Üstelik Kur&#039;an&#039;ın okunması kadar anlaşılması da önemlidir.
Bugün Arapça okunuyor, fakat çoğu zaman “Ne okuyoruz, ne söylüyoruz, Allah bizden ne istiyor?” soruları yeterince konuşulmuyor.
Oysa Müslüman, okuduğu ayetin anlamını bilmeli; Peygamberimizin ne söylediğini, nasıl yaşadığını ve hangi ahlaki ilkeleri ortaya koyduğunu öğrenmelidir.
İnsanlara sadece Arapça ifadeleri tekrar ettirmek yerine, okudukları ayetlerin anlamını öğretmek; onları düşünmeye, sorgulamaya ve ahlaki sorumluluğa yönlendirmek gerekir.
Çünkü din anlaşılmaz hâle getirildiğinde insanı aydınlatan bir rehber olmaktan çıkar ve istismara açık bir alana dönüşebilir.
Burada kimsenin yanlış anlamaması gereken bir nokta daha vardır:
Biz Arapçaya karşı değiliz.
Kur&#039;an&#039;ın dili Arapçadır ve Arapça okunması ibadetin bir parçası olarak kabul edilebilir. Ancak Türk milletinin kendi dilinde Kur&#039;an&#039;ın anlamını öğrenmesi, ayetlerin ne söylediğini bilmesi ve dinini bilinçli şekilde yaşaması neden sakıncalı olsun?
Tam tersine:
Anlayan insan daha zor kandırılır.
İSLAM ZENGİNLERİN VE AYRICALIKLI SINIFLARIN DİNİ DEĞİLDİR
Hz. Muhammed&#039;in hayatına baktığımızda İslam&#039;ın gösteriş, sınırsız servet ve ayrıcalıklı bir sınıf oluşturmak için gelmediğini görürüz.
Hz. Muhammed ticaretle uğraşmış, toplum içerisinde güvenilirliğiyle “el-Emin” olarak tanınmıştır. Fakat İslam&#039;ı kişisel servetin, sınıfsal ayrıcalığın aracı hâline getirmemiştir.
Bugün din adına servet imparatorlukları kuran, insanların dini duygularını ekonomik kazanca dönüştüren ve siyasi güç elde etmek için dini kullanan anlayışları sorgulamak zorundayız.
İslam&#039;ı kişisel çıkarların, siyasi hesapların ve ekonomik menfaatlerin aracına dönüştürenler, en büyük zararı yine İslam&#039;a vermektedir.
Din, paranın ve siyasetin emrine verilemez.
ATATÜRK DİYANET&#039;İ NEDEN KURDU?
Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#039;ün Cumhuriyet&#039;i kurarken attığı önemli adımlardan biri de Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasıdır.
Buradaki temel anlayış dini yok etmek değil; din hizmetlerini toplumun ortak yararı doğrultusunda yürütmek ve vatandaşın doğru dini bilgiye ulaşmasını sağlamaktır.
Diyanet&#039;in varlık sebebi tam da burada ortaya çıkar.
Diyanet; vatandaşın dini konularda doğru bilgiye ulaşmasına yardımcı olmalı, hurafelerle dini bilgiyi birbirinden ayırmalı, dini siyasetin ve ticaretin aracı hâline getiren anlayışlara karşı toplumu aydınlatmalıdır.
Diyanet&#039;in cemaatler ve tarikatlar hakkında hazırladığı raporları yazanları da kutlamak gerekir. Bu raporlarda başta Süleymancılar cemaati olmak üzere birçok cemaat ve tarikatın dini kullanarak servet elde ettiği, yabancı servislerle ilişkilerinin bulunduğuna yönelik tespitler ortaya konulmuştur.
Bugün Diyanet&#039;e düşen görev de budur.
Din adına ortaya çıkan yapıları gerektiğinde sorgulamak, toplumu aydınlatmak ve dini istismara karşı vatandaşın yanında durmak.
Çünkü devletin görevi, vatandaşını cemaatlere teslim etmek değil; vatandaşının doğru bilgiye özgürce ulaşabileceği kurumsal zemini oluşturmaktır.
LAWRENCE BİZE NE ANLATIYOR?
Tarih bize emperyal güçlerin bölgedeki dini, etnik ve sosyal ayrılıkları kendi çıkarları doğrultusunda kullanabildiğini gösteriyor.
T. E. Lawrence bunun en bilinen tarihsel örneklerinden biridir. Lawrence&#039;ın Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı coğrafyasındaki faaliyetleri, İngiliz emperyal siyasetinin yerel unsurlar ve kimlikler üzerinden nasıl yürütüldüğünü göstermektedir.
Buradan çıkarılması gereken ders açıktır:
Bir insanın dini kisve taşıması, onun mutlaka milletin ve devletin çıkarları doğrultusunda hareket ettiği anlamına gelmez.
Devlet, kişilerin söylemlerine değil; eylemlerine, bağlantılarına, finansal ilişkilerine ve hukuk karşısındaki durumlarına bakmalıdır.
Bu, yalnızca cemaatler için değil, devlet içerisinde faaliyet gösteren bütün örgütlenmeler için geçerli olmalıdır.
Devlet içinde hiçbir cemaat ve tarikat örgütlenmesine izin verilmemelidir. Devletin içinden cemaatler ve tarikatlar derhal kazınmalıdır ki bir daha 15 Temmuzlar olmasın.
TÜRKİYE BUNU BİR KEZ YAŞADI
Türkiye, devlet kurumlarında örgütlenen kapalı yapıların nelere yol açabileceğini ağır biçimde tecrübe etti.
Devlet içerisinde liyakat yerine sadakatin, hukuk yerine örgütsel bağlılığın, Cumhuriyet yurttaşlığı yerine cemaat mensubiyetinin esas alındığı her yapı, sonunda devletin kurumlarını zayıflatır.
Buradan çıkarılacak ders çok nettir:
Bir cemaatin yerine başka bir cemaat koymak çözüm değildir.
Çözüm; devlet kurumlarında liyakat, hukuk, şeffaflık ve Cumhuriyet kurumlarının üstünlüğünü hâkim kılmaktır.
Devlet kadrosuna girmenin şartı bir şeyhe, tarikata veya cemaate bağlılık değil;
Türkiye Cumhuriyeti&#039;ne, Mustafa Kemal Atatürk&#039;e ve devrimlerine sadakat, hukuk ve liyakat olmalıdır.
DEVLETİN İÇİNE SIZAN HER YAPI DEVLETİN KARŞISINDADIR
Bugün mesele yalnızca cemaat veya tarikat meselesi değildir.
Mesele devletin bağımsızlığıdır.
Mesele milli egemenliktir.
Mesele Cumhuriyet&#039;in kurumlarının korunmasıdır.
Mesele Türkiye&#039;nin dış güçlerin, siyasi çıkar gruplarının veya kapalı örgütlenmelerin nüfuz alanına dönüştürülmemesidir.
BOP gibi Amerika, İsrail ve İngiltere&#039;nin ortak tezgâhladığı, ulus devletleri hedef alan projelerin çökmesi için cemaatler ve tarikatlar derhal temizlenmeli, NATO&#039;dan çıkılmalıdır.
Cemaat ve tarikatların temizlenmesi ile NATO&#039;dan çıkış birbirini tamamlar.
Bir ülkenin iç yapısı zayıflatılır, devlet kurumları parçalanır ve toplum dini, etnik veya siyasi kimlikler üzerinden birbirine düşürülürse emperyalizmin kucağına düşen topal ördek oluruz; emperyal güçlerin göz diktiği, müdahaleye uygun zemin zaten hazırlanmış olur.
İşte Türkiye&#039;nin asıl dikkat etmesi gereken nokta budur.
Dışarıdaki tehdidi görmek yetmez; içeride o tehdide zemin hazırlayan yapılanmaları da görmek gerekir.
CUMHURİYET&#039;İN VATANDAŞI MÜRİD DEĞİL, YURTTAŞTIR
Türkiye Cumhuriyeti&#039;nin temel ilkesi açıktır:
Devlet vatandaşına eşit mesafede durur.
İnananın da inanmayanın da devlet karşısındaki hakkı aynıdır.
Farklı mezhep ve dini yorumlara sahip vatandaşların hukuk karşısındaki statüsü aynıdır.
Hiçbir cemaat “bizim kadromuz”, hiçbir tarikat “bizim devletimiz” diyemez.
Çünkü:
DEVLET MİLLETİNDİR.
Cumhuriyet&#039;in vatandaşı bir şeyhin müridi değil, Türkiye Cumhuriyeti&#039;nin eşit ve özgür yurttaşıdır.
Bugün Türkiye&#039;nin ihtiyacı yeni şeyhler, yeni tarikatlar ve yeni cemaat vesayetleri değildir.
Türkiye&#039;nin ihtiyacı;
akıl, bilim, hukuk, laik Cumhuriyet, liyakat ve milli egemenliktir.
Türk milletinin dini inancına saygı duyacağız.
Fakat dini istismar edenlere karşı da susmayacağız.
Çünkü İslam&#039;ı savunmak, İslam adına konuşan herkesi sorgulamamak değildir.
Tam tersine, dini siyasetin, paranın ve örgütsel çıkarların elinden kurtarmak; samimi inananların da hakkını savunmaktır.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti&#039;nin önünde tarihi bir tercih vardır:
Ya devletin kurumları herhangi bir cemaatin, tarikatın veya kapalı örgütlenmenin nüfuz alanı olmaya devam edecek;
ya da Cumhuriyet&#039;in kuruluş felsefesine dönülerek devletin üzerinde yalnızca Anayasa ve millet iradesinin bulunduğu bir düzen yeniden tesis edilecektir.
Bizim tercihimiz bellidir.
Din Allah ile kul arasındadır.
Devlet milletindir.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
Ve Cumhuriyet&#039;in kurumları hiçbir cemaatin, hiçbir tarikatın ve hiçbir şeyhin mülkü değildir.
Sözümüzü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#039;ün Cumhuriyet&#039;in geleceğine bıraktığı tarihi uyarıyla noktalayalım:
«“Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”»
Mustafa Kemal Atatürk
Türkiye Cumhuriyeti&#039;nin geleceği şeyhlerin, tarikatların ve cemaatlerin değil;
Türk milletinin iradesinin, aklın, bilimin, hukukun ve Cumhuriyet&#039;in olacaktır.
Hasan AKTEPEhasan.akteepe@gmail.com ]]></content:encoded>        <dc:creator>Hasan Aktepe</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/18/large/hasanaktepe.jpg" length="135830" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>HAKAN ÇAKAR ‘VURMAYIN ABALIYA’</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28536463/turgay-seyis/hakan-cakar-vurmayin-abaliya</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28536463/turgay-seyis/hakan-cakar-vurmayin-abaliya</guid>
    <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 22:05:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Vurun abalıya!Bütün suçun bir garibana yüklemesi anlamında kullanılan bir deyim!Bazılarının kendi tembelliğini,iş bilmezliğini, eksikliğini, başarısızlığını bir gariban üzerinden temize çekmesi.Lakin!Hakan ÇAKAR o abalı değil!
O 2004’te CHP’de sadece Kandıra belediyesi kalmış sonra o da kaybedilmişken 2019’da Kocaeli’de surda delik açılan ilk belediye İzmit kazanılırken görevde olan ilçe başkanı!‘Parti içinde iktidar olma motivasyonunun zirvede genelde iktidar olma motivasyonunun zeminde’ olduğu dönemin ilçe başkanı.Velhasıl!Sırtındaki aba Cumhuriyet abası!O abalı bu abalı değil!Gariban değil, yalnız değil, haksız değil!
Bir sosyal medya paylaşımında ÇAKAR abinin küçük kardeşi Hakan şöyle diyor;Üç paragrafta;
&quot;Kimi&quot; CHP nin sırtında yıllarca gezip ekonomik özgürlüğünü sağlıyor, oğlunu, kızını,kardeşini CHP li Belediyelerde işe sokuyor,ihaleler alıyor sonra CHP den istifa ettiğini herkes duysun diyerek sosyal medyada paylaşıp CHP&#039;den gidiyor.
&quot;Kimi&quot;karşımızda yıllarca sövüyor,CHP nin adayına oy vermem vermedim diyor ,sonra CHP&#039;ye geliyor, makam mevki sahibi oluyor, milletvekili oluyor, damadına, eşine dostuna CHP sayesinde iş buluyor,sonra CHP den istifa ettiğini marifetmiş gibi sosyal medyada paylaşıyor.
Hazır gidenler giderken kalp kırmaması gerekiyor, yarın ne olacağı belli değil, bugün CHP de kalanları AKP ile bir tutanlar şunu unutmasınlar. AKP ile Müzakere edenlerden olmayacağız, Mücadele edenlerden olacağız!!. Her şey çok güzel olacak. Az Kaldı.”
Neresi yanlış!Neresi rahatsızlık veriyor ki; linç ettiklerini sanıyorlar!Hayırdır?
Türkiye’de muhalefet zorda! Her alanda baskı altında!Herkes sizinle aynı çözüm yollarını tercih etmek zorunda mı?Hepiniz demokrasi neferisiniz de ÇAKAR abinin küçük kardeşi faşist mi?Şunu unutmayalım;ÇAKAR abinin solculuğunun zekatı çoklarını en azından demokrat yapar!
Birinci paragrafta;Bahsettiği kişileri siz bilmiyor musunuz? Standlarda partinin kadınları,gençleri, yöneticileri Ekrem İMAMOĞLU’na özgürlük, cumhurbaşkanlığı adaylığı için imza toplarken kimlerin kimlerle birlikte bir gün bile aslında yönetimde olduklarını önemsemeyerek o standlara gelmeyip başta İstanbul Büyükşehir Belediyesinde ‘ki başkanı siyasi tutsakken’ ve başka belediyelerde ihale peşinde olduğunu, kimlerin çocuklarının İstanbul’a bağlı belediyelerde işe girdiğini bilmiyor musunuz?-Bu arada gençlerin işe girmesine her koşulda tarafım. Ancak partiden ayrılırken şov yapılması bu kişilere yakışmıyor-
İkinci paragrafta;Partiye sonradan gelip ayrılırken şov yapanlara diyor ki; haksız mı?Mutlak butlanın geldiği sabah Genel Merkezin kapısına Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının kefil olmayı reddettiği, 2023 yılında Millet İttifakının adayına oy vermediğini açıkça söyleyen kişinin seçim otobüsünü çeken Hakan Çakar mı?27 PM üyesini görevlerinden istifa ettiren o mu?91 milletvekili ile yeni bir yol çizen Çakar mı?Tüm mevzileri terk eden o mu?
‘Mutlak butlanla gelip CHP Genel Merkezine çöken Hakan ÇAKAR mı?
Zaten 2022 yılında görevinden ayrıldıktan sonra Kurultay delegesi mi olmuş, il delegesi mi olmuş? Karar alma noktasında ‘rey’ hakkı mı varmış onun?Tüm olumsuzluklara ne katkısı olmuş?
O gün bugün sade bir üye. 103 yıllık partisinden ayrılmak istemiyor. Kalıp olumsuzlukları bertaraf etmek istiyor. Buna hakkı yok mu?Neden hırslanıyor onu da hırslandırıyorsunuz?
Üçüncü paragrafta;Partimde kalacağım muktedir iktidara karşı mücadele edeceğim diyor! Kötü mü?
Başka ne diyor?Hiçbir şey!
İlla da partide kalınca iktidarın kayığına mı binilmiş oluyor!
Yakın zamanda CHP’nin seçilmiş ilçe, il ve genel başkanı oluştuğunda ‘mutlak butlan garabeti’ bitmeyecek mi?
Bugün rahatsızlığını duyduğunuz her şey ebed müddet kalacak değil!
Her iki partide sandık marifeti ile seçilmişlerini eninde sonunda ortaya çıkartacak. Bundan kimse kaçamaz!
Yurttaşların yorgun, partililerin hayal kırıklığı yaşadığı bu dönemde. Ne var bunda?
Uygulanacak yol yöntemleri herkes görecek!Sabır kadimdir.Tüzükler, parti programları aynı.
Elbet farklı yollardan da olsa bir çıkış yolu bulunacak. Bir şekilde ‘demokrasi’ vuku bulacak. Kafa karışıklıkları makul seviyede çözülecek.
Türkiye’nin demokrasiden başka çaresi mi var?
EKREM İMAMOĞLU mutlaka 2028 genel seçiminde Cumhurbaşkanı Adayı olarak yarışmalı. Bunda 20 milyona yakın yurttaşın imzalı onayı var. Aksi halde Türkiye demokrasisinin iflası demek olur!-Nasıl olacak? Aksini engel olanlar düşünsün? Sorumluluk onlarda. Partilerin üyelerinin ve yurttaşların bir kabahati yok.-
ÇAKAR’a sosyal medyada;
Kimisi haddine mi diyor.Kimisi sus diyor.Kimisi özür dile diyor.Kimi uzaydan mı geldin diyor.Kimisi de sen kimsin diyor.
Niye haddine değil? Niye susacak konuşan Türkiye istemiyor muyuz? Neden özür dileyecek? Uzaydan gelmedi Yahya Kaptan’da yaşıyor. İzmit kazanılırken ilçe başkanı o değil mi?
Her şeyin farkında değil miyiz!
Mahalle baskısına yenilince demokrat solcu, yenilmeyince faşist mi olunuyor!CHP’de kalınca neden butlancı olunsun!
Kimse mısır püskülü değil, ayakkabı çekeceği değil, gazoz kapağı hiç değil.
Söylemeden edemeyeceğim;Emekli milletvekili maaşı 201 bin tl.18.04.1999’da vekilliği sona ermiş önceki dönem vekillerinin bugüne dek aldıkları maaş bugünün parası ile yaklaşık toplam 66.000.000 TL. (66 milyon TL.)Yeni kurulan partiye mevcut görevdeki vekiller birer maaşını bağışlıyor. Demokrasi neferi sosyal medyada silahşörlük yapan önceki dönem vekiller bunca yıl CHP’ye yapmamışlar da bari Yeni kurulan partiye birer maaşını bağışlasınlar.Onu da yapan yok!Bunu samimiyet testi olarak bekliyorum.En kolayı sosyal medya da silahşörlük!Olmuyor! Yakışmıyor!
Özcümle;Atatürkçü, demokrat, cumhuriyetçi, solcu!Olan herkes ne yapması gerektiğini bilmeli!
Saygının olmadığı yerde sevgi yeşermez!
Gidecek olan yolunu kalacak olan yerini belirlemiştir zaten!
Germeye, kırmaya gerek yok!
Sonuçta istikamet ‘memleketi kurtarmak’ değil mi?
Tanımlamayı doğru yapabilmek lazım.
Meclis konformistleri ile sosyal medya şovenistliği ile bir yere varılmaz!Hain kim? Hainleri en iyi vatanperverler tanır.
Kocaeli Büyükşehir! Lakin;Bizim için halen küçük bir köy!Biz birbirimizi biliriz!
ÇAKAR ve onun gibi düşünenlerle uğraşmayın;Madem ki bazılarınız için yeni bir yol çizilmiş geçmişin iktidar olmaya engel, kötü alışkanlıklarını ki; en başında sosyal medyada yakıp yıkmayı yeni partinize taşımayın. ‘Umut’ olun.En demokratik seçilimleri onaylayın.Statükoya yenilmeyin.
Gerçek şu ki;Siyaset mühendisliği ile,‘Yurttaşların umudu yok ediliyor’
İzin vermeyelim.Türkiye’de demokrasi ve siyaset kurumu görmez değil, siyasetçilerin görmezliği ile karıştırmayalım.
Bana gelince SAKIN!Ben;‘Sadece CUMHURİYETİN nasıl kurulduğunu bilen, ne yapması gerektiğinden emin ve onu korumak için gerekeni her şart ve koşulda yapacak olan sade bir yurttaşım!’
Şimdilik bu kadar yine görüşürüz umuduyla.Hoşça kalın dostça kalın. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Turgay Seyis</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/17/large/hakancakar.jpg" length="124652" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Kocaeli’de siyasetçi aranıyor!</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28535752/merve-disli/kocaelide-siyasetci-araniyor</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28535752/merve-disli/kocaelide-siyasetci-araniyor</guid>
    <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 17:50:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Ben yaz insanıyım ama bir gazeteci olarak artık yaz aylarından nefret etmeye başladım diyebilirim.
Herkes her yıl biraz daha kendi kabuğuna çekiliyor, iyiden iyiye siyaset unutuluyor.
Yahu bu kentte “Ben iz bırakmak istiyorum” diyecek tek bir siyasetçi yok mu? Manşet olmak günah, adından söz ettirmek suç mu oldu artık?
Niye kimse çıkıp iki kelamla ortalığı sarsmıyor?
Gündem yaratmayı niye sadece basından bekliyorsunuz?
Bizim şehrimizde her şey güllük gülistanlık mı?
Eleştirilecek hiçbir şey kalmadı mı? Niye kimse siyaset üretmiyor? Neden kimse ağabeylerinin gölgesinden sıyrılıp polemiğe girmiyor?
12 ilçemiz var, koskoca 12 ilçede gündem yapılacak tek bir mevzu bile yok mu?
Herkesi tek tek ele alırsak...
AKP İl Başkanı Şahin Talus’u aslında bu tablonun dışında tutmak gerek. Hem düzenli basın toplantılarıyla hem de partisinin yoğun programlarıyla zaten sürekli sahada, göz önünde olan bir isim. Üstelik geçirdiği ameliyata rağmen her yere yetişmeye çalışıyor. Bunu söylemezsem hakkını yemiş olurum. Her ne kadar İzmit Belediyesine yapılan operasyonlarla ilgili sessizliğini eleştirsem de yine de “var” dediğim tek il başkanı o.
Fakat AKP’de siyaset yükü sadece Talus’un omuzlarında olmamalı!
Muhalefette olan 3 ilçe başkanına da, karşısında güçlü muhalefet gören ilçe başkanlarına da çok iş düşüyor. AKP’nin ilçe başkanları belediye başkanlarının arkasına saklanmayı bırakmalı.
Recep Kaya gibi gerekirse belediye başkanının arkasını toplayacak ilçe başkanları meydanda olmalı.
Bilemiyorum, benim beğendiği siyasetçi profili böyle.
Gelelim duruşuyla dillere destan bir örnek sergileyen (!) Yeni Partimize…  
Farkındaysanız Yeni Partililer, tıpkı genel başkanları gibi muhalefet etmeyi tamamen bıraktı.
Varsa yoksa CHP’de kalanlara yafta yapıştırmakla uğraşıyorlar.
Hala derleri CHP ile.
Sözde ana muhalefet kendileri, akılları hala yüzde 2 oyu yok dedikleri CHP’de kalanlarda.
Üzülüyorum vallahi size.
Üyeliğiniz gitti, aklınız gitmedi bir türlü şu partiden.
Yeni Parti Kocaeli İl Başkanı Erdem Arcan’a bakıyorum…
Var mı üretebileceği bir siyaset? Meclis üyelerini belediye meclislerine göndermemek dışında hamlesi var mı?
Zaten bu günlerde biraz dalgındır.
Kara kara yönetimini Hürriyet’e nasıl açıklayacağını düşünüyordur.
Üstelik Arcan’ın tek derdi bu da değil! İlk il kongresinde karşısına güçlü bir aday çıksa ne yapacağını kendisi de bilmiyor. Arkasında artık ne Fatma var, ne Gökhan, ne de Çetin…
Özgür Özel nasıl 1,5 yıldır Ekrem İmamoğlu- genel başkanlık koltuğu ekseninden çıkamıyorsa, Arcan&#039;ın da bundan sonra tek gündemi Hürriyet-il başkanlığı koltuğu olacaktır.
Kendisinden çok fazla bir beklentim olmadığı için hemen bir kenara bırakıyorum…
MHP’ye yıllar sonra gencecik, pırıl pırıl bir Kocaeli İl Başkanı atandı. Ama Enes Emengen sadece protokol görevlerini yerine getiriyor, makamında ziyaretçi ağırlıyor. Çerçeve Yasa yüzünden Genel Başkan Devlet Bahçeli’ye yükselen eleştiriler karşısında tek bir açıklaması bile yok Emengen’in.
Saffet Sancaklı’yla arasını bozmak istemiyor olabilir ancak artık o konforlu gölgeden biraz olsun çıkıp, gerekirse tepki çekmek uğruna açıklamalarıyla şehirde boy göstermesi gerekmiyor mu? Bu rehavetini il kongresini henüz yapmamış olmasına veriyor, 1 hafta sonra daha farklı bir il başkanı görmek istediğimin altını çiziyorum.
Bir diğer çiçeği burnunda il başkanı ise Selman Yıldırım… Yıldırım’ı bugün röportaja alsanız, örgüt içi meseleleri saatlerce konuşur da konuşur.
Fakat il başkanı olduğundan beri kent adına gündem yaptığı tek bir konu yok. Tamamen yönetim işlerine gömülmüş durumda.
Bu yaptığınız yanlış! Sizin artık belediye başkanınız ve milletvekilleriniz yok.
Uzun zamandır aktif siyasette olmasanız da, bisiklete binmek gibi düşünüp başlamanız gerek.
Artık CHP’nin tüm muhalefet yükü tamamen sizin omuzlarınıza düştü.
Partiden gidenler kadar, partide kalanlara da mantıklı bir açıklama borçlusunuz. Bu millet, siz DSP gibi pasif davranın diye partide kalıp linç yemeyi göze almadı. Bir an önce şehrin gerçek gündemine hakim olmanızı öneririm.
Gelelim Yeniden Refah Partisi’ne…
Şehre uğrasa da uğramasa da bir milletvekiliniz var.
Yahu siz bu partiyi AKP listelerine oynamak için mi kurdunuz? Nerede sizin o çok övündüğünüz “Milli Görüş” siyasetiniz? Bu şehirde her şey Milli Görüş çizgisine uygun mu ilerliyor? Sizin çıkıp iki kelam edecek hiçbir mevzunuz yok mu?
Açıkçası ben Yeniden Refah Partilileri anlayamıyorum.
Parti kuruyorlar, milletvekili çıkarıyorlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı destekliyorlar... Sonra meclise girip AKP’yi eleştiriyorlar; ama çıkardıkları yasaya karşı net bir duruş gösteremeyip çekimser kalıyorlar. Fatih Erbakan’ın bu konudaki açıklamaları benim içime sinmedi. Milli Görüşçülerin aklına yattı mı, onu da hiç sanmıyorum.
Yüzümüzü tekrar Kocaeli’ye dönersek, şu sıralar içimden İYİ Partililere laf etmek gelmiyor. Çerçeve Yasa sürecinde net bir duruş sergileyerek Kocaeli basınını toplayan tek parti onlar oldu.
Sadece “duruşları” ile tekrar milletin sempatisini kazanmaya başladılar.
Ancak yeniden bir rüzgar estirmeye başlamışken, bu fırsatı çok iyi değerlendirmek gerekiyor. Siyaseti sadece İzmit İlçe Başkanı Haluk Tamyüksel’e ve Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi İlhami Bayrak’a ihale etmeyip, bu hareketliliği 12 ilçenin tamamına yaymak şart.
DEM Parti benim ilgi alanıma giren bir parti olmasa da Ömer Faruk Gergerlioğlu gerçeğini de görmezden gelemem. O da bir yere kadar gündem yapabiliyor. Siyasi görüşünden ötürü yaptığı gündem bile bazen halkın tepkisine neden oluyor.
O yüzden aslında bu şehirde yapılacak siyaset çok, yapacak kişi neredeyse yok.
***
Ne bileyim, öyle işte sevgili dostlar…
Biz gazeteciler elimizden geldiğince gündem oluşturmaya, taşları yerinden oynatmaya çalışıyoruz.
Ancak bizim çabalarımız tek başına bu durgunluğu aşmaya yetersiz kalıyor.
Şehirde yapılan Körfez Aqua’yı bile ziyaret etmeyen, metro ne durumda araştırmayan milletvekillerine zorla “git gör, açıklama yap gerekirse teşekkür et” diyecek halimiz yok.
Fakat ben bu siyasi eylemsizlikten ve ölü toprağından nefret ediyorum. Sadece kendi içinizdeki gizli kavgaları değil, bu şehrin manşetlerine oturacak gerçek polemiklerinizi görmek istiyorum.
Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilen o dik duruşlu siyasetçileri ve onların dikkate alınan açıklamalarını haberleştirmek istiyorum.
Konuşmalarıyla kentin gözü kulağı olan, muhatabından karşılık alabilen yetenekli siyasetçileri mumla arıyorum.
Bu kentin siyaseti sadece 3-5 kişinin tekelinde olmamalı.
Bir an önce “Ben varım” diyebilecek isimler artık meydana çıkmalı. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Merve Dişli</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/17/large/merve-manset-kose-sablon.jpg" length="101048" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Ligde Kalmak İçin Transferler Şart</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28535013/ahmet-kahya/ligde-kalmak-icin-transferler-sart</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28535013/ahmet-kahya/ligde-kalmak-icin-transferler-sart</guid>
    <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:08:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Kocaelispor, zorlu Süper Lig sezonuna Başakşehir karşısında aldığı 2-0’lık mağlubiyetle başladı.
Geçtiğimiz sezon deplasmanda oynadığımız Trabzonspor maçını da mağlubiyetle açmıştık. Ancak iki karşılaşma arasında çok önemli bir fark vardı. Trabzonspor karşısında ortaya koyduğumuz futbol, ilerleyen haftalar adına umut vermişti. Başakşehir karşısında ise maalesef aynı umudu sahada göremedik.
Kocaelispor’da futbol adına üretkenliğin düşük olduğu, mücadele gücünün istenilen seviyeye çıkmadığı bir karşılaşma izledik.
Geçtiğimiz sezon savunmasıyla ön plana çıkan bir Kocaelispor vardı. Bu sezonun ilk maçında ise savunmada ciddi hatalar yaptık. Özellikle geçtiğimiz sezon takımın önemli parçaları olan Smolcic, Keita ve Ahmet Oğuz’un yokluğu fazlasıyla hissedildi. Yeni transfer Uğur Kaan da ilk maçında beklenen görüntüyü veremedi.
Rakip kanatlardan oldukça rahat geldi. İki kanadımızda da ciddi aksaklıklar yaşandı. Özellikle ikinci yarıda Berkan’ın oyundan çıkmasının ardından, takım mağlup olmasına rağmen reaksiyon vermekte zorlandı. Rakip kalede tehlike yaratmakta ve pozisyon üretmekte ciddi sıkıntılar yaşadık.
Kısacası ilk maç bizim açımızdan hüsranla sonuçlandı.
Açıkçası bu tablo benim için büyük bir sürpriz olmadı. Çünkü geçen sezonki iskelet kadroyu koruyamadık ve bunun üzerine takımın ihtiyaç duyduğu transferleri de henüz gerçekleştiremedik.
Elbette ilk haftadan futbolcuları, teknik heyeti veya yönetimi tamamen başarısız ilan etmek doğru değil. Önümüzde uzun bir sezon var. Ancak Başakşehir karşılaşmasının ortaya koyduğu gerçekleri de görmezden gelemeyiz.
Kocaelispor’un acilen transfere ihtiyacı var.
Özellikle savunma, kanatlar ve forvet hattında takıma doğrudan katkı sağlayabilecek oyuncuların kadroya katılması gerekiyor. Bana göre en az dört-beş ilk 11 seviyesinde oyuncuya ihtiyaç var.
Fakat sezon başladı. Bu saatten sonra iyi oyuncu bulmak ve transferleri hızlı bir şekilde tamamlamak kolay değil. Bu nedenle yönetimin elini çabuk tutması gerekiyor.
Çünkü rakiplerimize baktığımızda, ilk haftadan itibaren Kocaelispor’un ligde kalma mücadelesi verecek takımlar arasında gösterilmesi hiç de uzak bir ihtimal değil.
Kulübe Sahip Çıkma Zamanı
Burada sadece yönetimi eleştirmek de yeterli değil. Kocaelispor, bu şehrin ortak değeridir. Bu kulübe herkesin sahip çıkması gerekiyor.
Kocaelispor taraftarının beklentisi çok açık: Takımın eksikleri giderilsin, gereken transferler yapılsın ve bu büyük camianın Süper Lig’de kalıcı olması için mücadele edilsin.
Forma reklamı ve sponsorluklar elbette kulüpler için önemli. Ancak bu süreçte Kocaelispor’un başka camialarla gereksiz polemiklerin içerisine çekilmemesi gerektiğini de düşünüyorum. Eğer bir kulüple yapılan iş birliği varsa, bunun Kocaelispor’un menfaatine olacak şekilde değerlendirilmesi ve mümkünse futbolcu transferlerinde de bu ilişkilerin kullanılması gerekir.
Bir de dünkü maçta kullanılan formaya değinmeden geçemeyeceğim. Açıkçası formayı hiç beğenmedim. Özellikle futbolcuların isimlerinin neredeyse görünmemesi, forma açısından hoş bir görüntü oluşturmadı.
Bir Maçla Sezon Bitmez, Ama Ders Çıkarmak Şart
Başakşehir mağlubiyetiyle sezon bitmedi.
Bir maç üzerinden büyük bir karamsarlığa kapılmak doğru olmadığı gibi, bu maçta ortaya çıkan eksikleri görmezden gelmek de doğru değil.
Kocaelispor’un önünde uzun bir sezon var. İlk maçtan çıkarılması gereken en önemli ders ise çok net:
Süper Lig’e çıkmak büyük bir başarıydı. Şimdi asıl hedef burada kalıcı olmak.
Bunun için de sadece sahadaki futbolcuların değil, yönetimin de üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekiyor.
Bu hafta rakibimiz ligin yeni ekiplerinden Amedspor olacak. Zor bir deplasman ya da zorlu bir karşılaşma bizi bekliyor. Umarım bu maçtan önce eksik bölgelerimize gerekli takviyeler yapılır.
Çünkü mevcut kadroyla işimiz gerçekten çok zor.
Bir mağlubiyetle sezon bitmez. Ama bir mağlubiyetten hiçbir ders çıkarılmazsa, asıl tehlike o zaman başlar. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Ahmet Kahya</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/17/large/kahya.jpg" length="105142" type="image/jpeg"/>
      </item>
  
</channel>
</rss>
