<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" version="2.0">
<channel>
 
  <title>Yeni Kocaeli Gazetesi - Kocaeli Son Dakika Haberleri - Yeni Kocaeli Gazetesi</title>
  <link>https://www.yenikocaeli.com/rss/makale</link>
  <description>Kocaeli&#039;nin yeni ve güncel yüzü Yeni Kocaeli Gazetesi ile en son dakika haberler, kent gündemi, siyaset ve ekonomi gelişmelerini anında takip edin.</description>
  <atom:link href="https://www.yenikocaeli.com/rss/makale" rel="self" type="application/rss+xml"/>
  <language>tr-TR</language>
  <copyright>Copyright 2026, yenikocaeli.com</copyright>
  <category>News</category>
  <lastBuildDate>Thu, 16 Jul 2026 18:45:00 +0300</lastBuildDate>
  <ttl>1</ttl>
  
    <item>
    <title>TAHİR BÜYÜKAKIN’A CEVABIMDIR</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28354808/merve-disli/tahir-buyukakina-cevabimdir</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28354808/merve-disli/tahir-buyukakina-cevabimdir</guid>
    <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 18:45:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Bugün bütün hıncını benden alan ve gözlerime her baktığında bana karşı olan nefretine tanıklık ettiğim, okuduğum, çalıştığım, ekmek yediğim ve emek verdiğim kentin Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’a cevabımdır:
Ben bu gazetenin başına konuşulmayanların konuşulması iddiasıyla oturdum.
İddiamı da sürdürüyor ve işimi değerli okuyucularımın da ihbarlarıyla  severek yapmaya devam ediyorum.
AKP’de, CHP’de, MHP’de ve belediyelerdeki kulisleri, rahatsızlıkları, herkesin konuştuğu ama yazdıramadığı her şeye gazetemde yer vermeye özen gösteriyorum.
Ancak muhabirliğim döneminde dahi -nedenini Allah bilir- gözümün içine nefretle bakan büyükşehir belediye başkanımızın, ben gazete sahibi olunca “Helal olsun, kız buraya geldi ayakları üzerinde duruyor” demesini tabii ki de beklemiyordum.
Öyle bir beklentiyle de gazete sahibi olmadım zaten.
Beklenti gazetecilik olunca haliyle bütün oklar beni gösterdi.
İlk haberlerin hemen üstüne de AKP Kocaeli’den gelen talimatla ilanlarım kesildi.
Bugün kesilen bu ilanları CHP Meclis Üyesi Erkan Uygun meclis kürsüsünden gündeme getirdi.
Benim kesilen ilanlarımın yanında, yandan iş verilip beslenilen diğer gazetecilere de değindi haliyle.
***
Ancak onlara tatmin edici bir cevap veremeyen başkan, üstünde tepinecek, konuyu bağlamından koparıp sanki bel altı haberler yapmışım gibi sesini yükseltecek beni buldu!
1,5 aydır yaptığım ve hepsinin doğru olduğunu adı gibi bildiği haberlerin hıncını Hayri Baraçlı haberimdeki küçük bir eksiklikten dem vurarak, bana karşı gözlerini dikerek meclis başkanlık koltuğundan bas bas bağırarak çıkartmaya çalıştı
Peki Başkan Beye soralım;
Aynı ses tonunu ilan verdiğiniz, ihale verdiğiniz gazetecilere de yükseltebilir miydiniz?
Yoksa ben kadın olduğum için
Arkamda kimse olmadığı için
Ve bütün bunlardan yüz bularak beni sahipsiz gördüğünüz için mi bana bağırıyorsunuz?
***
Siz de biliyorsunuz ki bir gazeteciye haber hiçbir zaman yabancıdan gelmez sayın başkan.
Suçluyu  çok uzaklarda arıyorsunuz, çok derin düşününce çok büyük siyasetçi olduğunuzu zannettiğiniz gibi bu konuda da yanılıyorsunuz.
Hayri Bey, belediyeye ilk başladığında SEKA Park Otel’de kaldığını verdiği röportajda açıklamıştı. Ancak sizin kendi belediye çalışanlarınız Baraçlı’dan ne kadar rahatsızsa hala otelde kalmaya devam ettiğini ve personele iyi davranmadığını bana bu gazeteyi açtığımdan beri “gündeme getir” diye söylüyorlardı…
Ben de söz konusu iddiaları haberleştirdim.
Hayri Bey’den ben mi şikayetçiyim?
Hayri Bey’e hakaret mi ettim?
Hayri Bey’e bel altı mı vurdum?
Bugün mecliste bana ‘Utanmıyor musun’ diye soran başkana sesleniyorum.
Tahir Hoca “Ben utanılacak ne yapmışım?”
Siz o bas bas bağırışı kendinize nasıl yakıştırdınız ey şehrül emin?
Bana yönelttiğiniz hiçbir ithamı üzerime alınmıyorum.
Çünkü sizin bugün yaptığınız şov asla ama asla samimi değildi.
Sayın Mehmet Ümit Küçükkaya ne dedi mecliste duydunuz mu? İşinize geldi mi?
“Belediye gazeteciliğinden çıkıp bir şey yapmaya çalışıyor arkadaşlarımız” dedi.
Peki siz Basın İlan Kurumuna kayıtlı bir gazeteyi alenen tehdit eder gibi ilan keserek cezalandırmaktan UTANMIYOR MUSUNUZ?
Bir haberimizdeki eksik bilgi üzerinden ajitasyon yaparak olayı trajikomik hâle getirip,  çok etik davranıyormuş gibi konuşuyorsunuz.
Her yerinizden etiklik akıyor maşallah!
Siz kendinizi canlı yayından izlediniz mi başkanım?
Hatırlatmakta fayda var; Siz evinizin önüne çöp toplayıcısı getirilip fotoğraf çektirildiği günleri ne çabuk unuttunuz!
Siz şimdi kendinizi benim eksikliğim üzerinden akladığınızı mı zannediyorsunuz?
Hayır. Şu an size konuşmaya cesaret edemeyecek herkes “O kadar bağırılacak bir olay yoktu” diyor.
“Şov yaptı” diyor.
Ama siz benden hıncınızı almış oldunuz.
Kendimi nasıl hissediyorum biliyor musunuz?
Kendimi sizin sayenizde gazetecilik değil yandaşlık yapmaya zorlanıyormuşum gibi hissediyorum.
Sayın Başkan beni hep başkalarının dolduruşuyla tanıdınız.
Şirin görünmeye çalıştıklarınızın dışında beni hiç tanımaya, anlamaya çalışmadınız.
Geçen yıl kafe açılışında bana nasıl nefretle baktığınızı aklımın köşesine yazdığım gibi, bugünkü bas bas bağırışınızı da asla unutmayacağım.
Siz bugün bu şehrin başkanısınız ama yarın olmayacaksınız.
Allah izin verirse sizden sonra gelecek olan belediye başkanlarını gördüğümde ben yine mesleğimi bu ofiste, bu koltukta, bu kentte yapıyor olacağım.
Sert tavırlarınızla sindirebileceğiniz bir kadın olmadığımı bilmenizde fayda var.
Sizden tek isteğim gazeteyi açtığımdan beri yazdığım diğer haberlere de aynı ses tonuyla cevap vermenizdir.
Ha eğer bunlar meclis kürsüsünden dile getirilemeyecek kadar gerçek ve iddialıysa beni arayarak da cevap verebilirsiniz.
Çünkü ben diğer haberlerim için ne düşündüğünüzü çok merak ediyorum.
Bugün üzerinde tepindiğiniz Merve dilerim ilerde helallik almak için kapısını çalmak zorunda kalacağınız o kadına dönüşmez başkan!
Sizin hafızanızın yanında lafı olmaz belki ama bana yaptıklarınızı da unutmak şöyle dursun her zaman DİRİ TUTACAĞIM! ]]></content:encoded>        <dc:creator>Merve Dişli</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/16/large/merveeeee.jpg" length="98567" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>FETÖ’nün zihniyetinden de kurtulun</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28348351/merve-disli/fetonun-zihniyetinden-de-kurtulun</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28348351/merve-disli/fetonun-zihniyetinden-de-kurtulun</guid>
    <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 17:54:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Devletin içine sinsice yerleşen FETÖ, “ayrışan toplum, en yönetilen toplumdur” diyerek yıllarca topluma işlediği zihniyetiyle bize büyük bir enkaz bıraktı.
15 Temmuz darbe girişiminden bu yana operasyon yapa yapa kökü bir türlü kazılamayan bu baş belası örgütün, zihniyetini de hala bitiremedik.
Yıllarca yaptığı propagandalarla öyle büyük bir ayrıştırma tohumu ekti ki bugün hala insanları kimlikler, yaşam tarzları ve inançlar üzerinden ayrıştıran bir toplum var önümüzde.
FETÖ, İzmir’deki ışık evlerinde sessizce örgütlenirken, toplumun en hassas fay hatlarını da aynı sessizlikle tetiklediler.
Bu ülkede zaten yeterince zor olan Alevilik adeta bir suçmuş gibi gösterildi.
Sadece Maraş’taki Alevi Katliamı değil, 1993’teki Madımak Katliamı, 1995’teki Gazi Mahallesi olaylarındaki “gizli el” idi.
Camii-Cemevi” projeleriyle Alevisiz cemevleri oluşturma girişimleri ve bu süreçte cemevlerine yönelik saldırılarla sürekli bu ayrıştırmayı sürdürdü.
Yine kadın bedeni üzerinden yapılan siyaseti de en çok körükleyen yapılardan biri FETÖ oldu.
Dün bu ülkenin dindar kadını başındaki örtü yüzünden üniversite kapılarından döndürüldü, kamusal alandan dışlandı ve en temel eğitim hakkından mahrum bırakıldı.
Bu, asla unutulmaması ve bir daha yaşanmaması gereken ağır bir mağduriyetti.
Ancak bir tarafın mağduriyeti giderilirken bu kez başörtüsü takmayı tercih etmeyen kadınlar yaşam tarzları üzerinden hedef alınmaya başlandı.
Başı açık kadın ötekileştirilip, “Kötü kadın” muamelesi göstermek adet haline geldi.
İşte bu yüzden başı açık bir kadınla başörtülü bir kadını yan yana görünce, “Bizim ülkemiz aslında böyle bir yer” diyen tatlı su sosyologlarının şaşkınlıktan ağzı ayrılıyor.
Evet, bizim ülkemiz her yaşam tarzını kaldırabilen, kendi geleneğiyle yoğrulmuş bir ülke.
Ancak FETÖ’nün pompaladığı zihniyetten siz neyin ne olduğunu unuttunuz.
Hayatımıza bıraktığı miras sadece bu da değildi.
FETÖ’nün örgütü denetlemek için kullandığı katalog evlilik anlayışı, zamanla yerini “stratejik evliliklere” bıraktı.
Nedir bu stratejik evlilik?
Ben bir siyasetçiysem ve hedeflerim varsa evliliğim de ona göre olmalıdır.
Örneğin Karadenizliysem sadece Karadenizli olmam yetmez.
Bir Gürcü lobisinin desteğini de arkamda görmek isterim.
Eksik gördüğüm halkayı ise partimde görev yapan bir büyüğümün Gürcü akrabasıyla evlenerek tamamlarım.
İşte bunun adı stratejik evliliktir.
Ha sonra ortaya çok iyi bir toplum mu çıkıyor? Hayır.
Aldatılan eşler, millete verilen kozlar, şantaja açık ilişkiler, bu matematikle evlenen onlarca siyasetçi arasında sıyrılma yarışı ve mutsuz hayatlar…
İnsanlara dümdüz hedef koymayı bile çok gören bir zihniyetin enkazı kaldı geriye.
Öte yandan siyaseten bakacaksak da solcu gerçekten solcu mu değil mi diye düşünüp duruyor insanlar.
Kimin ardından ne maske çıkacak, hangi maşa bunları yönlendiriyor diye bekler oldum.
Daha önce gözaltına alınan ya da tutuklanan meslektaşlarımız Timur Soykan, İsmail Arı, İsmail Saymaz ve Murat Ağırel yurt dışına kaçmazken, yurt dışına kaçan gazetecilerin bir pisliğin içinde olduğuna ve hedefin sadece Erdoğan olmadığına artık herkes emin olmuştur.
Dümdüz muhaliflik bile lüks oldu.
Sadece gazeteciler değil, yurt dışından yayın yapan tüm kuruluşlara karşı dikkatli olmak gerek.
Ülkeye pompaladıkları zihniyetin ne olduğuna iki kez bakılmalıdır.
Kendi ülkesine mülteci almayan Almanya’nın, Türkiye’ye mülteci güzellemesi yaptığı günlerin de bu yayınların Afrika’da zenci öğrencilere şarkı söyleten zihniyetin projesi olduğunu da çok iyi biliyoruz.
On yıldır FETÖ operasyonları yapılıp yapılıp duruyor.
Kökü kazınmak için her şey yapılsa da arkada bıraktığı zihniyeti dağıtmanın çok daha zor olduğunu yaşayarak görüyoruz.
Sadece ağzında gümüş kaşıkla doğanların değil, Sivas’ın köyünden çıkan bir çocuğun da bu ülkede bir yere devletin gücüyle gelebileceğini göstermek için…
Alevi ile Sünni’nin dost olarak yan yana yaşayabileceğini göstermek için…
Kadının başı açık ya da kapalı fark etmeksizin birbirine yurt olabileceğini göstermek için…
Al bayrağın altında her milli bayramda da, her yasta da kenetlenebilmek için…
FETÖ’nün bu ülkeye miras bıraktığı zihniyeti de silmek gerekiyor.
Allah bu millete bir daha o kanlı geceyi yaşatmasın.
Türk milletinin ne bir cemaate ne bir topluluğa ihtiyacı yoktur.
Türk milletinin “Muhtaç olduğu kudret damalarlarındaki asil kanda mevcuttur.” ]]></content:encoded>        <dc:creator>Merve Dişli</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/15/large/merve.jpg" length="86976" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>CHP’li GENÇ OLMAK</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28346230/turgay-seyis/chpli-genc-olmak</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28346230/turgay-seyis/chpli-genc-olmak</guid>
    <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 13:25:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Siyaset niye yapılır? Gençlerin istikbalini sağlamak ülkenin geleceğini güvenilir bir şekilde çağdaş muassır medeniyet yönünde garantiye almak için.
Peki bugün bizim ülkemizde böyle mi?Adaletsizlik, liyakatsizlik, adamcılık her alanda almış başını gitmiş. Bebek olmak, çocuk olmak, kadın olmak, sokak canı olmak, ağaç olmak zor.-Otomobil direksiyonu olmak bile zor, mazota her zam geldiğinde küçük patron yumruğunu onun üzerine vururken büyük patron daha da zenginleşiyor.-
Genç olmak da zor.CHP’li genç olmak da en zor.
Etrafınıza bakın iktidar partili bir genç ile CHP’li bir gencin istikbalini kurma yolundaki zorluklarının aynı olmadığını arada devasa farklar olduğunu görürsünüz. İktidar partisine bağlı iseniz bir şekilde zorluklarınız aşılır. CHP’li iseniz işiniz zor. Dış şartların zorluğu yanı sıra iç şartların zorluklarıyla da karşılaşırsınız.
Oysa ki; Parti çalışmalarında kapı kapı evleri dolaşan, standlarda, elektrik direklerinin üzerinde, sokaklarda, mitinglerde, eylemlerde barikatların önünde her bedeli göze alarak onlar vardır.Salonlarda, sempozyumlarda, seminerlerde, eğitimlerde onlar vardır.
Onlar; her şartta ve koşulda ülke gerçeklerinin farkında siyasal altyapıya sahip, Atatürkçü Cumhuriyetçi Demokrasi inancı tam ‘TAVIRLI GENÇLİK’tir.
Vardırlar ama çok zor şartlarda vardırlar.Her şeyden önce her birey gibi temel ihtiyaçlarını karşılayacak bir gelire, bu geliri elde edecek bir işe ihtiyaçları vardır.
Kocaeli özelinde bir düşüncemi de bu vesile ile belirtmek isterim.CHP Kocaeli’nin 3 belediyesi var. Darıca’dan Körfez’den İzmit Belediyesinde İzmit’ten Derince Belediyesinde Gölcük’ten Karamürsel Belediyesinde çalışan gençler var. Bu kardeşlerimize her ne fasıldan olursa olsun bu istihdamlar analarının ak sütü kadar helaldir ve bu işleri yapmaya muktedir liyakatları da vardır. Bu konuda ki eleştiriler laf ü güzaftır. Baş aktör CHP’li siyasetçilere önerim şartları dahada zorlayarak daha fazla gence iş olanağı sağlamaya çalışmalarıdır. Bunu yaparken de gençlerin kendilerine gelmesini beklemek değil toplam CHP Kocaeli Gençliği üzerine planlama yapmaya çalışmalarıdır. ‘Talep mi vardı? söyleminin 2026 Türkiye siyasetinin hiçbir alanın da yeri yok, siz görmeyi ve çözüm üretmeyi başarabilmelisiniz’
Şunu da unutmayalım ki;Bir genci iş sahibi yapmanın nesi kötüdür,Bir genci iş sahibi yapamamanın nesi iyidir!
Lakin bu güzide gençlik bir yerde yoklar.Parlamentoda.Türkiye’de seçimlerde oy kullanma yaşı 18, milletvekili seçilme yaşı da 18.
Bu yasal hakka ve parti tüzüğünde belirtilmesine rağmen gençlik ve cinsiyet kotaları sözün özüne uygun uygulanmıyor. Belki listelerde sayılar tutturuluyor ancak büyük çoğunluğu seçilemeyecek sıralarda.CHP gençliğinin hakkı yeniyor.Hem de bir dönem değil her dönem bu böyle süre geliyor. Mesela 2023 Genel seçimlerinde toplam 600 kişi parlemontaya seçilirken, 30 yaş altı sadece 5 kişi milletvekili olabildi ve hiçbirisi CHP’li değil. İlginç.
Belki güç odakları tarafından unutuluyordur ben hatırlatayım; bugünün siyasetçilerinin CHP’li gençlere alan daraltmak gibi bir imtiyazı yok. Şöyle ki;
CHP Gençlik Kolları, Atatürk&#039;ün ‘&#039;Milletin bağrında temiz bir nesil yetişiyor, bu eseri ona bırakacağım ve gözüm arkada kalmayacak.&#039; sözünü temsil eden bugünün şartlarında da umut olan gençlik.
1951’de temelleri atılmış, 1954’te kuruluşu yapılmış, 1961’de ilk kurultayını yapmış partinin kapatıldığı zamanlar haricinde her daim varlığını korumuş, çalışmalarına devam etmiş. 2011 yılında Young European Socialists – YES (Genç Avrupalı Sosyalistler) ve 2012 yılında da International Union od Socialist Youth – IUSY (Uluslararası Sosyalist Gençlik Birliği) üyesi olmuş, uluslararası platformlarda da ülkesi için mücadele eden bir gençlik örgütü.
Pek tabii ki ülkemizde her şeyin en iyisini en güzelini varlığıyla ve çalışmalarıyla hakeden bir gençlik.
Yazımı bitirirken rahmetli Gülşah ve Tugay’ı minnetle anarken siyasi tutsak Utku’ya direnç ve sabır, Lâl’e kolaylıklar;Kocaeli Gençlik Kolları Başkanı Hayri nezdinde tüm Kocaeli Gençlik Kolları örgütüne, Kocaeli’yi Ankara’da temsil eden MYK Üyesi Özlem nezdinde tüm çalışma arkadaşlarına üstün başarılar diliyorum.
CHP’li genç olmak zor fakat ONURLU.
Şimdilik bu kadar yine görüşürüz umuduyla.Hoşça kalın dostça kalın. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Turgay Seyis</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/15/large/turgay.jpg" length="114363" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Erdem ARCAN Stratejisi mi?</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28335619/turgay-seyis/erdem-arcan-stratejisi-mi</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28335619/turgay-seyis/erdem-arcan-stratejisi-mi</guid>
    <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 19:24:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Bir soru sorarak başlayalım.Bu yolun sonu nereye çıkar?
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezinde siyasal yargı eliyle oluşturulduğu belli mutlak butlan garabeti ile birlikte büyük bir kaos çıkartıldı.
Bu kaos bütün ülke genelinde tüm örgütlere yansıdığı gibi Kocaeli örgütüde bundan payına düşeni aldı. Lakin Kocaeli örgütünün kendi kongreleri ve kurultaya katılımı da dahil süreçle ilgili hukuksal bir muhataplığı olmadığı göz ardı edilmemelidir.
Cumhuriyet Halk Partisi örgütlerinin başı illerde şartsız koşulsuz il başkanıdır.Milletvekilleri ve belediye başkanları il başkanına tabiidir. Dolayısıyla oluşan bu kaos ortamında krizi yönetecek olan, söylem birliğini sağlayacak olan, örgütü ve kent motivasyonunu parti adına ayakta tutacak olan sorumluluğuda taşıması gereken diğer partililerden önce tartışmasız il başkanı ve yönetimidir.
Günlerdir devam eden kaos ortamında kamuoyunun gördüğü CHP Kocaeli İl Başkanı Erdem Arcan’ın sadece seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel‘e fiziksel, yazılı ve görüntüsel destek verdiğidir. Lakin bu destek Kocaeli’de parti örgütünün iradesini tanımlayıcı, tatmin edici ve bir arada tutucu rasyonel bir planlamaya dönüşmemektedir.
Şöyle ki;
-Örgüt ikiye bölünmüş, büyük çoğunluğu Özgür Özel’i desteklerken bir kısmı da Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklemektedir. -Oysa ki mesele kişiler değil parti üzerinde siyasallaşmış yargı tarafından oluşturulan baskıya karşı mücadele edebilmektir.-Hakarete varan sözler bölücü parçalayıcı davranışlar almış başını gitmiştir.-Kamuoyunda ve sosyal medya mecralarında karşı görüşte olanların yanı sıra hayal kırıklığıyla tarafsız görünen aslında mevcut toplam durumdan memnuniyetsizliklerini duruşlarıyla ortaya koyan partililer dahi menfaat bekleyiciliği ve hainlikle, seçilmişlerde daha farklı üzüntü verici handikaplarla itham edilmektedirler.-Bir şekilde önceki dönemde partide görev almış bazı partililer sanki kendilerine böyle bir görev verilmişcesine hain avına çıkmışlar, her davranışları ve söylemleri ile yangını körüklemektedirler. -Mutlak butlan yönetimi tarafından Erdem Arcan’ın iki ilçe komutanı Körfez ve Darıca ilçe baskanlari iki satır yazı ile görevlerinden uzaklaştırılmıştır. O ya da bu şekilde il başkanı iki ilçe başkanını koruyamamıştır. Görevden alınan iki komutanın durumuna yönelik il başkanının söylediği tek şey ilçe binalarmızı terk etmiyoruz olmuştur.-Mevcut milletvekili Profesör Dr. Muhip Kanko ile önceki dönem milletvekili şimdi mutlak butlanın MYK üyesi Tahsin TARHAN arasındaki söz düelloları boy boy gazeteleri süslemekte kamuoyunda kimin haklı olduğundan önce partinin Kocaeli’nde parçalanmışlığı izlenmektedir. Esas olan ve unutulmaması gereken; Darıca ilçesinde hangi CHP’li siyasetçinin üstün olduğu değil Partinin üstün ve iktidar olması gerektiği gerçeğidir.
Bana göre siyasi vefa; parti ve ülke için gösterilen çaba harcanan samimi emek ile ölçülebilir, kişilere biat sosyal demokrat düşüncede yer bulacak bir düşünce olamaz.
Bir enteresan durumda bu büyük kaos ortamında başka şehirlerde yapılıyor olmasına rağmen danışma kurulu toplanmamış örgütün iradesini açıkca ifade etme olanağı da sağlanmamıştır. -Hal böyle olunca bireysel tepkiler sosyal medyadan, cafe ve kıraathane sohbetlerinden yansıtılır olmuş bir kargaşada buradan çıkmıştır.- Bir şekilde doğal atmosferde aceleci kararlar alınmış, alınan kararlarla tavır belirlenmiş, tavır belirlendikten sonra sadece parti büyüklerinin görüşleri alınarak onlarla uyum sağlanmıştır. Örgütü ortaklaştıracak bir bütün mental süreç tercih edilememiştir. -Kadın Kolları Başkanı, Gençlik Kolları Başkanı ve İlçe Başkanları ile toplantılar yapılmıştır. Lakin onların uğradıkları net bir haksızlık karşısında duygu-durumlarının da göz önünde tutulması ve söylem birliği ile önce onları korunaklı alana çekip sonra hareket edilmesi sağlanamamıştır.
Tabii ki bir siyasi parti için süregiden bir hale gelirse anti-demokratik mutlak butlan uygulaması kabul edilebilir bir şey değildir. Her şartta demokrasinin yanında kalmak elzemdir. Ancak bu krizi Kocaeli’de en akılcı şekilde yönetmek ve örgüt bütünlüğünü korumakta il başkanının asli görevidir.
Uzun lafın kısası CHP Kocaeli il başkanı Erdem Arcan rüzgârın esişine göre başına ne geleceğini bekliyor görüntüsü vermektedir. -Oysa ki bu baş sadece kendi başı değil Kocaeli örgütünün başıdır- Bu yolun sonunda bu gidişatla kendisinin de görevden alınacağının büyük olasılık olduğu aşikardır. Bu durum gerçekleşirse neresinden bakarsanız bakın Kocaeli örgütü kötülük ve haksızlığa maruz kalmış olacaktır.
Pek tabii ki CHP Kocaeli Örgütünde kimse il başkanının görevden alınmasını istememelidir. İl başkanı da bu muameleye maruz kalmamak, örgütünü korumak için önlemlerini almalı örgütünü bir arada disiplinli bir şekilde tutmayı başarabilmelidir.
Henüz vakit tamamlanmış değildir süreç başından beri yapılmamış olan örgütünü toplayıp belki bir danışma kurulu belki de başka yol yöntemler üreterek; önce ‘koruyucu bir kanaat’ ortaya koyup sonra süreci en makul sonuçları hedefleyerek CHP Kocaeli örgütünü bir bütün halinde kaos ortamının yıkıcı etkilerinden muaf tutmayı başarabilmelidir.
Amasız, fakatsız, lakinsiz üç milletvekili ve üç belediye başkanının yanına alarak bir bütün halinde Kocaeli’nin tavrını net bir şekilde ortaya koymalı kaosun dışına çıkartmalı, süreci netleştirmeli, Kocaeli Örgütünü Ankara’daki gerilimin dışına çıkartmayı ve Kocaeli’deki seçilmişleri başta kendisi ve yönetimi olmak üzere korumayı başarabilmelidir. Kişisel siyasi triplerin tolere edileceği zaman değildir.
Aksi halde rüzgârın esişine göre müspet bir sürecin işlemediği ve işlemeyeceği merdiven altı diyaloglarla ilerlemesi muhtemel süreçte Kocaeli CHP’nin telafisi zor zararlar göreceği aşikârdır.
Yoksa görevden alınmayı beklemek başka parti kurmak seçenekleri zor sürecin kolaycı yaklaşımları olur.
Demokrasinin olmadığı yerde halk yararına bir şey olmayacağı gibi aynı kişilerle farklı bir yenilik önerisi ve/veya bölünürken artılacağını düşünmekte çok akla yatkın görünmemektedir.
Testi kırıldıktan sonra ne çare hayıflananların haline. Benim tahlil ve görüşlerim öneri, İl Başkanı ve yönetiminin stratejisi Kocaeli için belirleyicidir.
Şimdilik bu kadar yine görüşürüz umuduyla.Hoşça kalın dostça kalın. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Turgay Seyis</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/13/large/erdem.jpg" length="105511" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>APTAL PUMA SENDROMU</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28327867/turgay-seyis/aptal-puma-sendromu</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28327867/turgay-seyis/aptal-puma-sendromu</guid>
    <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 14:20:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Belgesel seven televizyon izleyicileri şahit olmuşlardır; avını bekleyen puma hayvanı genellikle harekete geçtikten birkaç adım sonra duruyor.Bu davranışı defaten yapıyor. Bu hareketlenmelerde avından elde edeceği enerji ile onu yakalayana kadar harcayacağı enerjinin muhasebesini yapıyor. Yakaladığında 2 birim enerji kazanacağı avı için 3-5 birim enerji harcamıyor.-Çok akıllı- Elde edeceği enerjinin fazlalığına kanaat getirdiğinde var gücüyle koşup avını yakalıyor. Bazıları da hesabı yapamayıp 3-5-10 birim enerji harcayıp 2 birimlik enerji edineceği avı kovalıyor. İşte bu pumalara ‘aptal puma, bozuk motivasyona da aptal puma sendromu’ deniyor.
Genel bir anlatım olarak da;‘Aptal Puma Sendromu; elde edilecek sonucun harcanan emeğe, zamana ve paraya değmeyeceği durumlarda, kişinin ısrarla çabalamaya devam etmesi halini tanımlayan mecazi bir psikolojik kavramdır. Adını avlanırken harcadığı enerjiyi ve potansiyel kazancı hesaplayan pumaların zekice hareketlerinden alır.’ haliyle tanımlanıyor.
Gerçektende bizim ülkemizde bir ideale genç yaşta tutulan bireylerin; İdealine ulaşıncaya kadar çalışmak dışında birçok farklı unsurla da mücadele etmek zorunda kaldığı bir gerçek. Malumunuz ‘mülakatın olduğu yerde sübjektif değerlendirmeler’ kaçınılmaz. Torpil, iltimas, adamcılık.
Tüm bunlarla mücadele ederken ve/veya oyunu kuralına göre oynarken neredeyse tüm enerjisini tüketerek idealine ulaşan birey; geldiği noktada esas görevini ifa edecek enerjiyi bulamıyor. Diğer tarafında ise hedefine ulaşamayan bireylerinde kontrolsüz harcadıkları tüm zaman, enerji ve çaba boşa giderken hayatın başka alanlarına savruluyorlar. Her iki grupta da hedefe varsın ya da varamasın enerji zafiyeti çok yüksek oluyor. Sonrası motivasyon kayıpları ile gün yüzüne çıkıyor, fark ediliyor. Maalesef ‘aptal puma sendromu’ kaçınılmaz yaşanıyor.
Siyasetçilerin genelinde gözlemlenir; görünür olmak zorunluluğu ile düğün,cenaze, spor müsabakaları ve cemiyetleri kaçırmamaya çalışarak duyarlı olduklarını göstermeye çalışırlar. Oysa ki bu davranışlar normal insanların topluma karşı normal sorumluluklarıdır. Örneğin; bir tanıdığın düğününe gitmek nezaketli bir komşuluk görevidir. Bunu her yurttaş yapabilir.
Siyasetçilerin görevi kendilerini hiç tanımayan insanların yaralarına merhem olacak çalışmaları ortaya koymak ve onların yaşamını kolaylaştıracak çalışmaları planlamak ve hayata geçmelerine vesile olmaktır. Örneğin; Ekonomik zorluk yaşayan gençlerin evlenmelerine kolaylaştırıcı formüller oluşturmak siyasilerin görevidir. Bunu her yurttaş yapamaz.
İşte tüm bunlar toplumsal altyapı ve kişinin yetişirken hayalleri ile toplumsal rolüne uygunluğu, gündelik rollerin siyasal rollerle karıştırılmasıyla ilgili.
Oysa ki bireylerin kabiliyet ve donanımlarına göre sağlıklı gelişme ortamına sahip olmaları harcadıkları enerjiye denk bir kazanım elde edebilmeleri ideal toplum yapısı için bir gereklilik. Lakin; Bireyler için düzgün, tutarlı ve faydalı bir düzenek inşaası olmadığından sürekli enerjinin boşa aktığı, yerine ulaşan enerjininde bozulduğu bir yapı üzerine düşünmek zorundayız.
Özcümle; mesele hedefe ulaşırken harcanan enerji ve maliyeti hesap etmekte dolayısıyla kendini akıllı puma zannedenlerin sayıları çoktur da; gerçekten akıllı puma olanların sayısı yok denecek kadar azdır.
Tabi kastımız kişiler değil yamuklaşmış sistemler:Bir dostum; ülkemizdeki sistem sorununa dair şöyle diyor; ‘sorunları küçükken çözemediğimiz için büyüdüğünde kucaklayamıyoruz’ Çok haklı.
Şimdilik bu kadar yine görüşürüz umuduyla.Hoşça kalın dostça kalın. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Turgay Seyis</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/12/large/aptalpuma.jpg" length="104646" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Çağırın emniyete bir bir anlatsın!</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28319905/merve-disli/cagirin-emniyete-bir-bir-anlatsin</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28319905/merve-disli/cagirin-emniyete-bir-bir-anlatsin</guid>
    <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 18:15:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet bugün ruhsat müdürü Figen Çetin’i görevden aldı.
Hürriyet’in klasik taktiğidir.
Kullandı, işi bitti, kenara attı.
Halbuki işine yarayan müdürlerin başında Çetin geliyordu diyebilirim.
El ele vererek İzmit esnafının analarından emdikleri sütü burunlarından getirdiler.
Farkındaysanız şu süreçte Fatma Kaplan Hürriyet eski çalışma arkadaşları birer ikişer gözaltına alınırken fazla rahat davranıyor.
Eski özel kalem müdürü gözaltına alınıyor, gidiyor araç tanıtıyor.
Eski şoförü ve akrabası gözaltına alınıyor, kır düğün salonu açıp göbek atıyor.
Bu rüşvet operasyonları yapılırken, ruhsat müdürünü görevden alıyor.
“Ben zaten usulsüzlüklerini fark edince hemen görevden aldım” diye kılıf mı hazırlayacak artık Allah bilir.
Ancak İzmit Belediyesine operasyonlar sürerken Figen Hanım’a da emniyetin şöyle bir “gel bakayım sen” demesi lazım.
Sabahın köründe onun da kapısının bir kırılması lazım.
Hele bir anlatsın bakalım.
Esnafı ruhsat vermeme tehdidiyle nasıl aşağıladığını anlatsın.
Mühürleme tehdidiyle nasıl “bağış” kopardığını anlatsın.
“Bu para senin için çerez parası canım” diyerek elden aldığı o paraları anlatsın.
Yakasına yapıştığına kent lokantasına aldırdığı şu kuşbaşı etleri anlatsın.
“Fatma başkan bağışsız iş yapmayın diye özellikle tembihledi” sözlerini bir anlatsın bakalım.
Bunlar, uzun süredir bana ulaşan İzmit esnafının iddialarıdır. Doğruluğunu elbette soruşturma makamları belirleyecektir.
Bir soruşturulsun da bu iddialar rüşvet operasyonuna girmeye değer mi değmez mi biz de bir öğrenelim bakalım.
Bize bu şikayetleri yapan, uzun süredir Figen Çetin’i biz basın mensuplarına şikayet ederek adalet arayan esnaflara da sesleniyorum.
Gün bugündür.
Rüşvet verdiğiniz esnada bir kanıt tuttuysanız ya bana atın sizi koruyarak haberleştireyim ya da gidin emniyete burnunuzdan getiren bu kadının fişini çekin.
İzmit Belediyesi için “Geliyor gelmekte olan”
Haydi bakalım… ]]></content:encoded>        <dc:creator>Merve Dişli</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/10/large/merve-manset-kose-sablon.gif" length="106951" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Fatma Kaplan HÜRRİYET Mafya lideri mi? AYIP!</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28318428/turgay-seyis/fatma-kaplan-hurriyet-mafya-lideri-mi-ayip</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28318428/turgay-seyis/fatma-kaplan-hurriyet-mafya-lideri-mi-ayip</guid>
    <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Toplum içerisinde genelgeçer bir söz vardır;‘her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır’ derler.
İster bireysel isterse bir kamusal yapı içerisinde bireylerin olay ve olgulara karşı bakışı mutlaka farklılık gösterir.
Siyasi karakterlerin ve siyasi partilerin de buna göre bir süreç değerlendirme ve kültür biçimi vardır.Bugün ülkemizde iktidar partisinde adına ister biat deyin isterseniz başka bir şey deyin bir hiyerarşi sistemi var. Onlarda mesela iki adaylı ilçe,il,kurultay seçimleri yapılmaz. Hep tek aday kendilerine göre yöntemlerle belirlenir ve tek adaylı kongre yapılır.Cumhuriyet Halk Partisisi’nde ise çok seslilik adı altında parti içerisinde sert bir mücadele ve belirgin bir karşıtlık, ekip mücadelesi kültürü vardır. Genellikle ilçe,il ve kurultay seçimleri en az iki bazende daha çok adaylı yarışmalar şeklinde yapılır.
Fatma KAPLAN HÜRRİYET
Buradan hareketle İzmit Belediye Başkanımız Fatma Kaplan Hürriyet’in kendine münhasır parti içerisinde veya dışında acar, iddialı ve dirençli bir mücadele anlayışı var. İster tanıyın ister tanımayın, taraf olun tarafı olmayın, beğenin beğenmeyin, anlaşın anlaşamayın, sevin sevmeyin, haklı bulun ya da bulmayın; Cumhuriyet Halk Partisi tarafından kamuoyuna sunulan inkar edilemez bir siyasi karakter olduğunu kabul edebilmelisiniz. Onun da yoğurt yiyişi böyle. Aslında anlaşmanın kolay lakin sürekli anlaşmanın zor olduğu bir karakteri var. Yola çıkan yolda kalmaz sora sora gideceği yere elbet varır der büyüklerimiz, yol uzun yolcuları çoktur.
Esas konumuza gelecek olursak son günlerde İzmit sokaklarında sürekli insanların ağzında şu var Fatma Başkan alınır mı? Fatma Başkandan sonra belediye başkanı kim olur?
Bu tür davranış ve söylemleri son derece yanlış ve rahatsız edici bulduğumu özellikle İzmit’te yaşayan bir yurttaş olarak ayrıca CHP’de insan hayatı için belki kısa siyaset için uzun sayılabilecek sürelerde görev yapmış bir partili olarak belirtmek istiyorum.
Kıymetli okuyucularım;
Türkiye’de 922 ilçe 30’u Büyükşehir olmak üzere 81 tane de İl Belediyesi var. Bu belediyelerin tamamı; devlet yönetim sistemi içerisinde Yargıtay içerisinde görülse de aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi‘ne karşı da sorumlulugu olan Sayıştay tarafından yılda bir kez denetime tabi tutuluyor. Sayıştay raporlarında belirtilen aksaklıklar düzeltilerek, devam eden aksaklıklar bir sonraki rapora tekrar yansıtılarak ve gerekli müeyyideleri uygulanarak çalışmaya devam ediliyor.
Yargının siyasallaşması
Ancak son dönemlerde yurttaşlarımızın büyük çoğunluğunun yargının siyasallaştığını düşündüğü bir ortamda onlarca belediye başkanı ve belediye bürokratlarının Sayıştay denetim raporları dışında kalan çoğunluğu subjektif olduğu düşünülen iddia ve suçlamalarla tutuklandığını görüyoruz. Bu durumun Türkiye demokrasisini de yaraladığı yadsınamaz bir gerçek.
Bu durumun ülkedeki genel muhalefete destek verenler tarafından hukuksuzluk olarak değerlendirildiğini görürken mevcut iktidar mensupları tarafından da kanaat getirilmiş bir yasallık olarak kabul edilmiş olduğunu düşünmüyorum. Siyasi erki elinde tutma çabasının adalet terazisini şaşırttığına şahit olurken toplum içerisinde oluşturulan algı ve bu algının normalleşmesinide son derece tehlikeli buluyorum.
Testi kırılmadan İzmit Belediyesi örneği.
CHP’li İzmit Belediyesi’nin içerisinde daimi müfettiş olduğunu ve sistematik olarak Sayıştay denetimden geçtiğini biliyoruz. Ayrıca belediye meclisininde içerisinde muhalefet partileri meclis üyelerinin de olduğu ‘Denetleme Komisyonu’ var. Bu yapıların hepsi inceledikleri belediye iş ve işlemlerini raporlara bağlayarak çalışıyorlar. -Bu sistemi unutmayalım. Esas budur. Diğer gelişmeler adli vaka, kişileri bağlayan konular olarak değerlendirilmeli-
Belediyede yapılan bazı iş ve işlemlerle ilgili mevcut dönemde çalışan görevlilerin önceki dönemlerde çalışmış olan görevlilerin belirli konularla ilgili yazılar yazmış bazı gazetecilerin belirli araştırmalar veyahut soruşturmalar içerisinde ifadeye veyahut bilgi paylaşımına çağrılmaları olağandır. Sonucu itibari ile kamu hizmetlerinde bilerek ya da bilmeyerek belki hatalar yapılmış olması da olasıdır. (Masumiyet karinesi de esastır. ‘Kişinin suçu ispat edilene kadar masumdur’)Lakin buradaki öncelikli dikkate alınması gereken usul Sayıştay ve müfettiş raporları. Onun dışındaki kişisel yapılmış olması olası hatalar hataları yapan kişileri hukuken bağlar. Suç ve ceza hükümleri de yasalarda bellidir.
İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet İzmitli yurttaşlarla yapılan araştırmalarla da ortaya konulduğu üzere birden çok kez görev memnuniyeti yüksek olan bir belediye başkanı. Çalışkanlığı yanısıra İzmit’e onun döneminde yapılan hizmetler de ortada. Yurttaşlarımıza fayda sağlanan bir sosyal demokrat belediyeciliğin hüküm sürdüğü de aşikar.
Hal böyle iken toplum içerisinde bilinçli ya da bilinçsiz algı yönetimlerine hizmet eden alındı mı alınacak mı sözlerini kullanmak ve/veya yaymak son derece yanlış bir tutum. Alınmak demek ne demek!
İzmit Belediye başkanı Fatma Kaplan Hürriyet mafya lideri mi ki alınsın?
Belki fikrine ve bilgilerine ihtiyaç duyulabilir onun da usulleri bellidir. Belki bir takım aksaklıklar olmuşsa usulüne uygun muhatabı ise değerlendirilebilir.
Ayrıca Fatma Kaplan Hürriyet o ya da bu sebepten görevinden mi ayrılmıştır ki yerine yeni bir belediye başkanı süreci konuşulsun. Bunu da son derece yakışıksız bulduğumu da ifade ediyorum.
Bu iki hususun İzmitimize bir faydası olmadığını bilen ve her daim Türkiye’de hukukun üstünlüğünün hakim olacağına inanmaya çalışan bir yurttaş olarak kamuoyu tarafından dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.
Bireysel ve siyasi mücadeleler başka hukuk başka bir şey! Testi kırıldıktan sonra ziyaretler ne çare!
Şimdilik bu kadar yine görüşürüz umuduyla.Hoşça kalın dostça kalın. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Turgay Seyis</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/10/large/fatmakaplan-a.jpg" length="112714" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Arkamdaki gücü açıklıyorum!</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28314382/merve-disli/arkamdaki-gucu-acikliyorum</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28314382/merve-disli/arkamdaki-gucu-acikliyorum</guid>
    <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 21:17:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Bugün malumunuz Hayrullah Demiray&#039;ın aldığı doğrudan temini haberleştirdim. 
Demiray daha önce de aldığı ihalelerle gündeme gelmişti.
Ancak burada mesele sadece bir kişiyle bitmiyor.
Kentimizdeki birçok gazetecinin, Büyükşehir ve ilçe belediyeleri tarafından resmi ilanların dışındaki yöntemlerle de fonlandığı alenen ortada.
Böyle bir ortamda nedense gazeteciliği sorgulanıp, ilanı kesilen ben oldum!
Eğer bu kentte barınabilmek ve mesleğimi yapabilmek için benim de paravan şirketler açıp ihaleler kovalamamı bekliyorsanız, çok beklersiniz.
Beni alenen tehdit edip, hakaretler yağdırsanız da tek bir adım bile geri atmayacağım.
Bu şehirde hangi gazetecilerin hangi bürokratlarla masaya oturduğunu, o masalardan hangi pazarlıklarla kalktığını, resmi ilanların ötesinde ne tür arka kapı fonlamaları yapıldığını çok iyi biliyorum.
O gazetecilerin kimler adına, kimlere karşı kurşun olarak kullanıldığının da farkındayım.
Bu kent, gerçekleri ve doğruları duymayalı o kadar uzun zaman olmuştu ki...
Bunun en büyük sebebi gazetecilerin mesleği bırakıp Büyükşehir ve ilçe belediyelerinden nemalanmak uğruna kendi bileklerine pranga vurmasıdır.
Ne yazık ki bu kentte gazetecilik artık birilerinin hobisi haline geldi.
Artık hepimiz biliyoruz ki bu şehrin yarısı belediyede kadrolu çalışıyor, diğer yarısına ise dışarıdan iş yaptırılıyor.
İşte sırf bu gerçekleri yazdığım için belediye ilanları kesilerek cezalandırılmak isteniyorum.
Herkesin cebinde belki Büyükşehir personeli kartı yok ama birçoğunun cebinde Büyükşehir’in parası var!
İşte bu yüzden bir yerden başlamak gerekiyordu.
Bu benim hayalimdi, idealimdi.
Bu ideale giden yolda hem ailemden destek aldım hem de bankadan kredi çektim.
Siz, kendi çocuklarınızın geleceğini ve ideallerini hiçe sayıp &quot;nasılsa belediyeye kapak atarlar&quot; rahatlığıyla yaşarken, benim çektiğim kredi mi zorunuza gitti?
Siz aldığınız adrese teslim ihalelerle yedi sülalenizi ihya ederken, benim kendi ofisime bir koltuk almam mı gözünüze battı?
Hodri meydan! Buyurun, &quot;arkamda&quot; kim varsa arayın, bulun ben de öğreneyim!
Bulmuşken de söyleyin, haftaya kredinin taksiti geliyor, bir el atsın.
Belediyelerden ilanlarımın kesilmesini bana bir sopa olarak salladığınızı çok iyi biliyorum.
Belediyeler sizin babanızın çiftliği değil!
Bu zamana kadar yazdığım tek bir satırı bile yalanlayamadınız, sadece bu gerçeklerin gündeme gelmesinden, tekerinizin bozulmasından rahatsız oldunuz.
Eğer konuşulmaktan, deşifre edilmekten rahatsızsanız o ihaleleri almayacaksınız!
O makamlarda oturup eşi, dostu, akrabayı belediyeye sokmayacaksınız!
Ben henüz bildiklerimin onda birini bile yazmadım.
Bu kentte doğruların yazılmadığı o kadar çok karanlık nokta var ki...
Sizin bu üst düzey rahatsızlığınızdan son derece memnunum.
Çünkü arka planda, sizin sadece seçim zamanı hatırladığınız o halk tabanından öyle güçlü destek mesajları alıyorum ki doğru yolda olduğumu biliyorum.
Benim ilanlarımı kestiğiniz yetmediği gibi, kendi patronlarının adını anmadan köşe dahi yazamayan korkakları üstüme saldınız.
Kahvaltı masalarında kirli planlar kurup köşelerinde beni taşlayanlara da sesleniyorum: Bu yaşa kadar piyasadan yediğiniz paralar herhalde size yetmiştir. Ben sadece yanınızda yetişen genç meslektaşlarıma üzülüyorum; sayenizde gazeteciliği sizin yaptığınız bu kirli pazarlıklardan ibaret sanacaklar.
Ayrıca sanıyor musunuz ki o masalarda çevirdiğiniz muhabbetler, o kapalı kapılar ardında kalıyor? Hepsi kulağıma geliyor.
Bu gazetenin başına geçmeden önce koltuklarınızda yayılmış, rahatça oturuyordunuz.
29 yaşında bir kadından öyle bir korktunuz ki...
Ben yazmaya başladığım an koltuğunuzun ucunda, diken üstünde oturduğunuzu fark ettiniz.
Unutmayın, önümüzdeki süreçte seçime gidecek olan sizsiniz, ben değilim!
Ben bu kente geldiğim günden beri çizgimi, duruşumu ve kalemimi hiç bozmadım.
&quot;Merve bu haberleri niye yapıyor, bu haberleri kim yaptırıyor?&quot; diye arkamdan komplo teorileri üreteceğinize, &quot;Merve zaten her zaman bu bakış açısına sahipti&quot; gerçeğini kabulleneceksiniz.
Acelemiz yok, vaktimiz çok.
Birbirimizi daha iyi tanıyacağız.
Siz yarın bir gün o koltuklardan kalkacaksınız ama ben bu kentte özgürce haber yapmaya devam edeceğim.
Bu kent, kirli pazarlıklardan arınmış kaliteli siyasetçilere ve bağımsız gazetecilere muhtaç.
Tekrar ediyorum: Ben bu gazeteyi bir hobi olsun diye satın almadım.
Belediyelerin ilanlarımı keserek beni açlıkla terbiye etmeye çalışacağını da çoktan göze almıştım.
Madem öyle, hodri meydan!
Günün sonunda hepimiz bir bedel ödeyeceğiz, öyle değil mi?
Peki siz bu bedeli ödemeye hazır mısınız? ]]></content:encoded>        <dc:creator>Merve Dişli</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/09/large/merve-manset-kose-sablon.jpg" length="168176" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Sezonun İlk Mesajı: Söz Bitti, Sıra Sahada</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28307948/ahmet-kahya/sezonun-ilk-mesaji-soz-bitti-sira-sahada</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28307948/ahmet-kahya/sezonun-ilk-mesaji-soz-bitti-sira-sahada</guid>
    <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 18:51:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Kocaelispor, yeni sezonun ilk antrenmanıyla birlikte Süper Lig hazırlıklarına resmen başladı. Gözler ise doğal olarak teknik direktör Selçuk İnan’ın vereceği mesajlardaydı. İlk günde yapılan açıklamalar, takımın yeni sezondaki yol haritasını net şekilde ortaya koydu.
Selçuk İnan, geçtiğimiz sezon savunmada başarılı bir performans sergilediklerini ancak bu sezon hücum gücünü de artırmak istediklerini söyledi. Bu sözler, taraftarın uzun süredir görmek istediği futbol anlayışının da sinyalini verdi. Artık sadece rakibe geçit vermeyen değil, oyunu yönlendiren, üreten ve skor bulan bir Kocaelispor hedefleniyor.
Transfer konusunda da önemli mesajlar verildi. Kulübün mali yapısını koruyabilmek adına bazı oyuncularla yolların ayrılabileceği ifade edilirken, başarı için sadece doğru transferler değil, doğru bütçe yönetiminin de büyük önem taşıdığı vurgulandı. Günümüz futbolunda ekonomik istikrar, saha içindeki başarı kadar değerli.
Kulüp Başkanı Recep Durul da sezon öncesi önemli açıklamalarda bulundu. Kadro planlamasının titizlikle sürdüğünü belirten Durul, takıma yeni katılacak ve ayrılacak oyuncuların olduğunu, transfer çalışmalarının yoğun şekilde devam ettiğini ifade etti. Özellikle yabancı bir stoper transferinde görüşmelerin son aşamaya geldiğini, alternatif isimlerin de hazır olduğunu açıkladı. Ayrıca teknik direktör Selçuk İnan’ın talebi doğrultusunda hem 8 hem de 10 numara pozisyonlarında görev yapabilecek deneyimli bir Türk orta saha oyuncusu üzerinde çalışıldığını söyledi. Yabancı kontenjanında yer açılmasının ardından diğer yabancı transferlerinin de tamamlanacağını belirten Durul, yabancı oyuncu kuralının tamamen serbest bırakılmasına ise karşı olduklarını, bunun kulüplerin mali yapısını zorlayacağını ve Türk futbolcuların forma şansını azaltacağını dile getirdi.
Yeni sezonun ilk gününde futbolcuların istekli görüntüsü teknik heyeti memnun etti. Ancak herkes biliyor ki hazırlık kampında ortaya konacak performans, ligin ilk haftalarındaki görüntünün de önemli bir göstergesi olacak.
Kocaelispor yeniden Süper Lig’de. Bu ligde hata payı oldukça düşük. Selçuk İnan ve yönetim, ilk günden hedeflerini ortaya koydu. Ancak artık sözlerin yerini icraat alacak. Taraftarın beklentisi büyük, camianın heyecanı yüksek. Bundan sonra en güzel açıklama, yapılacak doğru transferler ve sahada alınacak başarılı sonuçlar olacaktır. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Ahmet Kahya</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/08/large/img-1801.jpeg" length="107968" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Tam Bağımsız Türkiye -Harun KARADENİZ</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28299772/turgay-seyis/tam-bagimsiz-turkiye-harun-karadeniz</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28299772/turgay-seyis/tam-bagimsiz-turkiye-harun-karadeniz</guid>
    <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 13:50:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) 1949’da kuruldu. Türkiye 1952’de Yunanistan’la birlikte üye oldu. Dönemin Cumhurbaşkanı Celâl Bayar Başbakanı Adnan Menderes’ti. Bugün NATO’ya bağlı 32 ülke var. Doğal olarak en güçlü ülke pozisyonunda olan A.B.D’nin dünya üzerinde çeşitli bileşkelerle 850 civarında askeri üssü olduğu biliniyor. Türkiye’de gizli tutulanlar hariç 28 NATO üssü var ve bu NATO üslerinin 11 tanesinde sadece Amerikan ve Türk askerleri olduğu biliniyor. A.B.D’nin Türkiye’ye ilgisi NATO’nun en güçlü 2. Ordusuna sahip olmasından da kaynaklanıyor. Ayrıca A.B.D savaş aracı üreten büyük firmalara da sahip, sektörün en güçlü ülkesi konumunda.NATO ya karşı Sovyetler’in liderliğinde 1955’te Varşova Paktının kurulduğunu ve 1991 yılında Sovyetler Birliğinin dağılması sonucu lağvedildiğini de belirtelim.
Bugün 7 Temmuz 2026. Bugün ve yarın 36. NATO toplantısı Ankara’da yapılacak. Açık gündemler Savunma Sanayileri ve üretilen araçlar, uygun görüldüğü ölçüde bir fuar ortamında pazarlanacak silahlar.Kapalı gündemler Türkiye’ye özel jeopolitik önemi dolayısıyla Ortadoğu politikasında biçilecek yeni görevleri ve ‘Terörsüz Türkiye’ programına yönelik alınacak öneriler olacağını anlamak zor değil.Unutmayalım ki; Ukrayna-Rusya, İran-İsrail savaşları bir şekliyle devam ederken petrol çağı bitmeye yakın artık dikkat ederseniz otomobillerin bile çoğu elektrikli. Rusya-Çin-Hindistan gibi güçlü ülkelerle ilgili haberler televizyonlarda çok nadir yayınlanıyor. Dikkatinizi çekiyor mu?
*Bu kritik dönemeçte Türkiye’de muhalefetin sesinin ve fikrinin çeşitli yol ve yöntemlerle olabildiğince kesildiğini süreç dışı bırakıldığını da not düşmek gerekli. Bu durum antidemokratik.
A.B.D başkanı Trump’ın uçağını televizyonlar adım adım takip ediyor. Saat:14:00’te Türkiye’ye iniş yapmış olacak diyorlar. Bu andan itibaren matrak diyaloglarla popüler kültür alanını dolduracak görüntüleri izlerken arka planda artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyor olmalıyız.
Amerikan başkanlık seçimlerinde seçilen Başkanlar ilk olarak gözünü Orta Doğu veya Uzak Doğu’ya çevirir. Eğer seçilen başkan cumhuriyetçi ise ‘deniz piyadelerini’ demokratsa ‘barış kuvvetlerini’ bu bölgelere gönderir. Dünyanın öbür ucundan gelip -barış getirdiğini söyleyerek- diğer ucundaki yönetimleri halkın ızdırap, gözyaşı ve çığlıkları arasında mutlaka ölüm getirerek belirlemeye çalışırlar Ve öncesinde olduğu gibi sonrasında da kendi çıkarlarını dayatır genelde yaptırır bunu da A.B.D’nin çıkarları değil de insanlığın yararına yaptıklarını söylerler.
Halbuki insanlığın yararını düşündüğünü söyleyen bu zihniyet uzaya mekik gönderir ve edinilen bilgilerin çekilen görüntülerin sadece bir kısmını bilim dünyası ve kamuoyu ile paylaşır. Bilimi insanlık yararına değil kendi çıkarına kurgular ve saklar. -bu konuyu ayrıca araştırmanızı naçizane öneririm-
Türkiye’de 68 kuşağının halkçı öğrenci liderlerinden Harun Karadeniz şöyle diyordu:‘Amerikanın sınırları Kars’tan başlar diyen A.B.D başkanının askerlerine alkış mı tutmalıydık’Tutmadılar. 6. Filo geldiğinde Amerikan askerlerini denize döktüler. O gün Amerikalı askerlere çanak tutanlar bugün de unutulmuş değiller.
Yine Harun Karadeniz 1967‑1968 İTÜ Arı Yıllığınada şöyle yazmıştı:&quot;Öğrenciliği bitirip meslek hayatına atılacak olan biz mühendisler için iki yol vardır. Bu yollardan biri, kim için ve ne için üretim yaptığını düşünmeksizin egemen sınıfların yararına üretim yapmaktır. Kısaca, neden ve niçinini düşünmeksizin, bir miktar karşılığında üretim yapmak, yani robotlaşmak.İkinci yol ise, kim için ve ne için çalıştığını bilerek, emekçi halkın yararına üretim yapma olanaklarını aramaktır. Bir başka deyişle, ikinci yol küçük bir azınlığın yararına robotlaşmak değil, büyük çoğunluğun, yani toplumun yararına çalışarak insanlaşmak yoludur.&quot;
Halkı için üretenler barışı emperyalizm için üretenler savaşı temsil eder ve payende olur.
Başta Taylan Özgür’ü hatırlamakla birlikte Harun Karadeniz ve ‘Tam Bağımsız Türkiye’ idealini savunan tüm vatanperver insanları saygı ve minnetle anıyorum.
Şimdilik bu kadar yine görüşürüz umuduyla.Hoşça kalın dostça kalın. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Turgay Seyis</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/07/large/tambagimsiz.jpg" length="106507" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Görevden aldıramayınca kıymete bindi!</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28295124/merve-disli/gorevden-aldiramayinca-kiymete-bindi</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28295124/merve-disli/gorevden-aldiramayinca-kiymete-bindi</guid>
    <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 16:51:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Mutlak butlan süreci başladığından beri CHP kendisini olağanüstü hal moduna aldı.
Parti içi dinamikler hiç olmadığı kadar gergin, her köşede ayrı bir saflaşma var.
Genel Merkez’de Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi yeniden yapılanma turları atarken, diğer tarafta Özgür Özel rüzgarı kendi yönünde tutmaya çalışıyor.
Aslında Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’de katıldığı o son canlı yayından sonra da açıkça yazdığım gibi, bu işin artık geri dönüşü yok.
Ne yazık ki o program da Kılıçdaroğlu’nun tamamen aleyhine işledi.
Üstelik hani o &quot;Sular durulunca herkes yeniden rotayı genel merkeze kırar, eski düzene döner&quot; beklentisi var ya, ben ufukta öyle bir durum da göremiyorum. En azından şu aşamada...
Peki ya Kocaeli?
Hakikaten bizim ilimizde bu süreç çok daha tuhaf, çok daha ironik bir biçimde işliyor.
Bazı şeylere &quot;tesadüfün bu kadarı&quot; demek gerçekten imkansız.  
Her ne hikmetse, görevden alma operasyonlarına tam da İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet ile arası ileri derecede açık olan, onunla yıldızı bir türlü barışmayan ilçe başkanlarından başladılar.
Bu süreçte ise ben en çok CHP Kocaeli İl Örgütü’nün takındığı iki yüzlü tutuma gerçekten ayar oluyorum.
Hüseyin Cihan Özaltan, size rağmen Özgür Özel yönetimiyle ilişkileri sayesinde gayet başarılı çalışmalar yaptı.
Hem ilçesinde hem genel merkezde kendisini gösteren bir ilçe başkanıydı.
Eğer Özgür Özel’ci tutumuna rağmen Tahsin Tarhan’a karşı bayrak açmasaydı, bugün hala o görevde kalırdı.
Yani gidip ona destek verip vermemeniz zaten çok umurunda olmamıştır.
Ama gelelim Körfez’e…
Yahu siz daha düne kadar Yaprak Fidancı’yı ilçe başkanı yerine koymadınız.
Paralel iftar programları düzenleyip çağırmadınız bile.
Kendisini dışlamak, yok saymak için elinizden geleni ardınıza koymadınız mı?
Mutlak butlandan 1-2 ay öncesine kadar, sırf görevden aldırmak amacıyla &quot;uyumsuzluk raporu&quot; yazıp Genel Merkez&#039;in kapısını aşındıran siz değil miydiniz?
Eğer Sertif Gökçe ve Ensar Aytekin son anda devreye girip o görevden almaya engel olmasaydı, Fidancı’nın biletini çoktan kesmiştiniz.
İşinize gelince ne güzel balık hafızalıyı oynuyorsunuz.
İçten içe Fidancı’dan kurtuldunuz diye ellerinizi ovuşturduğunuzu bilmiyoruz sanki.
Körfez İlçe Binasının haline benim bile içim acıdı…
O ilçe binasının halinin hesabını soracağınıza bir de “diren” diye arkadan gaz vermeye devam mı ediyorsunuz?
Duvara yazmakla başarı gelseydi, ülkede DEV-SOL rüzgarı esiyor olurdu.
Öyle duvar karalamakla olmuyor yani o işler.
Görevden aldırmak için rapor yazan siz ama operasyonu başkası yapınca kahraman kesilen yine siz.
İki yüzlülüğün bu kadarı yani.
Öyle “olağanüstü hal, bu ayrı bir durum” sözlerinizi de kabul etmiyorum.
CHP’de ben kendimi bildim bileli olağanüstü hal var.
Geçeceksiniz o işi.
Görevden aldıran siz olmadığınız için mi bu kadar kıymete bindi Yaprak Fidancı?
Çok mücadele ediyormuş, çok direniyormuş gibi gözükmek istiyorsanız öyle görevden alınan ilçe başkanlarını kullanmayın.
Özgür Özel yarın hangi şehirdeyse gidin mücadelesine destek verin, burada şovla uğraşmayın! ]]></content:encoded>        <dc:creator>Merve Dişli</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/06/large/yaprak2.jpg" length="164779" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Ankara’nın yüksek tepeleri</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28291807/turgay-seyis/ankaranin-yuksek-tepeleri</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28291807/turgay-seyis/ankaranin-yuksek-tepeleri</guid>
    <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ 18. yüzyılda J.J. Rousseau ‘Toplum Sözleşmesi’ eserinde şöyle demiş ‘bir kalabalığı boyunduruk altına almakla bir toplumu yönetmek arasında büyük bir ayrım her zaman olacak’ Evet.Bugün dünyada ve Türkiye’de eşitliğe inanan her bir insan; özgür yurttaş-birey olmak, adil yapılar içerisinde yaşamak istiyor ve bu hakkın mücadelesini veriyor. Siyasette temel mücadele alanlarından biri.
Peki siyaset neye benzer?Siyasetin satranca benzediğini söyleyenler olur- belki öyledir bunu sonra mutlaka konuşalım- lakin daha çok bence futbola benzer siyasi partiler iktidar olma arzusunda mücadele ederken savunmada az adamla yakalanmamak hücumda da çoğalmak ve hızlı hareket etmek zorundadırlar öyle ya siyaset gündemi belirlemek üzerine ilerleyen bir kurumsal yapı ise güçlü bir kadro ile sistemli bir takım oyunu oynamak ve gol atmak zorundasınız. Gol yoksa iktidarda yok.- siz şampiyonluk yok da diyebilirsiniz-
Sisteminiz güçlü karakterli ve düşünüldüğü gibi oturmuş yapıya, idealist, güvenilir bir çerçeveye sahipse iktidar olmaya namzetsiniz değilse rakipleriniz tarafından kolayca sabote edebilmeye uygunsunuz demektir ki emin olun gerektiğinde bu durum gerçekleşir.
Bu düşünceden hareketle Türkiye’de CHP üyelerinin tamamı diğer yurttaşların da büyük çoğunluğunun ‘Yargının Siyasallaştığını düşündüğü’ bir ortamda -ki Dünya demokrasi endeksinde hibrit demokrasi olarak görülen bir ülkede bu da maalesef normal bir durumdur- sisteminizi ve yapılanmanızı bu durumu da göz önüne alarak sağlam tutmak mecburiyetindesiniz.
Bugün belli ki ‘Siyasallaşmış Yargı’ eliyle Cumhuriyet Halk Partisinde çıkartılan kaos aslında basit bir şekilde bertaraf edilebilecekken -biz büyük bir aileyiz sözü doğru ise çözüm basit- yukarıda belirttiğim uygunluk ortamından dolayı neredeyse içinden çıkılmaz gibi yaşanıyor ve bu durum tastamam iktidara yarıyor.
Resmi olarak olmasa da fiili olarak parti şu anda ikiye bölünmüş durumda. İlerleyen süreçte üçe dörde bölünmesi de olası .Yasal olarak erki elinde tuttuğu söylenenlerin meşruiyeti yok, meşrutiyeti olduğu söylenenlerin de yasallığı yok gibi görünüyor. Görünüyor diyorum çünkü neredeyse her şey herkes tarafından flu, gri ve muğlak gösteriliyor.Bu durumda neredeyse herkesin hemfikir olduğu ‘Siyasallaşmış Yargının’ gönderdiği bir kaç sayfa yazı ile gerçekleştirilebiliyor. İlginç değil mi?
Bu gidişat böyle sürerse maalesef en az iki parçalı yapı her biri ayrı ayrı 2028 genel seçimi ve 2029 yerel seçimlerinde bir iktidar olasılığının çok uzağında kalacaklardır. Sonuçta bu seçim sisteminde yüzde 50 + 1 oy oranını yakalamak gerekiyor. Kendi içinde parçalanan bir yapının hangi parçası olursa olsun kendine benzemeyenlerle nasıl bir ittifak kurupta başarılı olabilir?Tekrar ediyorum; durum tastamam iktidara yarıyor.
Peki neden böyle oldu? Vargücüyle sokaklarda ülkesi ve partisi için Cumhuriyet değerleri için mücadele eden Sosyal demokrat kadınların, sosyal demokrat erkeklerin ve sosyal demokrat gençlerin ülkelerinin geleceği için onur duyulacak mücadeleyi yürütenlerin bu durumda bir kabahatleri olmadığı aşikar. -Taraf olmayan bertaraf olur klişesi ile önlerinde sadece iki tane seçenek varmış gibi baskı altına alınıyorlar. Bu duruma mahalle baskısı deniyor. Aslında iki seçeneği de aynı anda seçmeye çalışmak ya da iki seçeneği de aynı anda reddetmek veyahut başkaca seçenekler arayışında olmakta bir taraflık değil midir?-
Öyleyse ilk önce partiyi dışarıdan öyle ya da böyle sabotajlara açık vaziyette yönetenlere dikkatli bakmak gerekir. Kanaatimce yaklaşık 16 yıldır genel merkezin 12. katında sözde telefon ve internetlerin çekmediği bir ortamda şehirlerin milletvekili ve belediye başkan adayı listelerini yazarak -tabi önce PM ‘den yetkiyi genel başkana verdirtiyorlar- dönemin genel başkanlarına imzalatan 8 + 1 kişilik komisyonun varlığını ve onların illerdeki şahsi destekçilerini dikkatli takipçilerin hepsi biliyor. - onlara Ankara’nın yüksek tepelerinde oturanlar denir- İşte orada alınan kararlar ve belirlenen listeler ve de en önemlisi uygulanan demokrasicilik yöntemleri parti yönetimlerinin bugün tabanından ve liyakattan olabildiğince uzak bir siyaset anlayışını hakim kılmasına ve her an dışarıdan ve içeriden farklı yol ve yöntemlerle sabote edilmeye açık bir vaziyete partinin sürüklenmesine sebep oldular. Yani demek istiyorum ki yönetim motivasyonunda sıkıntı olduğu ve adamcılık üzerine düzenlendiği çok açık. Bu durumun varlığını toptan reddetmek ve bertaraf etmek gerekirdi ki şimdi mecburen bertaraf edilmesi zorunluluk.-Ne yazık ki örgüt içinde önseçim umudu ile siyasete tutunan kabiliyetli karakterlerin sayısı o kadar çok ki onlara yapılan haksızlık çok büyük-Şimdi görüyoruz ki aynı komisyon üyeleri ve şahsi destekçileri bugün için en az ikiye bölünerek yine aynı 12. katın müdavimi olma mücadelesini yürütüyorlar. Buna da kimileri arınma kimileri ise seçilmişlik mücadelesi diyor. Zamanla göreceğiz ki belki de başka bir 12. kat daha kurulabilir. Tekraren bir kez daha söylüyorum ki bu tip yapılanmalar ve bizatihi kendilerinin - ikiye bölmüyorum topyekün tümünü kastediyorum- sebep olduğu bölünmeler tastamam iktidara yarıyor.
Olan da hiç hak etmedikleri halde karşı karşıya getirilen birbirlerine düşman edilen aslında partinin gerçek sahibi olan parti neferlerine oluyor. Aynı görüşten olmayan komşularına bile mahçup oluyorlar. -tabirimi bağışlayın kavgalı eve kız verilmez değil mi?- Daha ötesinde 86 milyon yurttaşın umutları kırılıyor.
Bir diğer dikkat çekilmesi gereken konuda oluşturulan bu kaos ortamında; seçimlerinde hiçbir usulsüzlük olmayan ve bir mahkemesi bulunmayan görev başındaki il ve ilçe başkanlarının doğal bir motivasyonla -ki bu da siyaset mühendisliğinin etki/tepki ürünüdür- mecburen taraf olmayı hissetmeleri ve bu tarafgirliğin sonunda ‘sandığı ve demokrasiyi koruma çabasıyla mücadele ederken disiplin suçlarına muhatap olmaları‘ yine yasal olduğu söylenen erk tarafından kullanılan disiplin kurallarına göre veyahut bir sayfa yazı ile direk görevlerinden alınmaları. Bu da ayrı bir haksızlık. Ankara’nın yüksek tepelerinde atlar tepişir şehirlerimizde çimenler ezilir misali. -karşı tarafa sövdün mü? Sövdüm ama hele bir sor niye sövdüm! Bu da işin trajedisi. Karşı taraf kim? Sövmeyin kimseye başta sövene yakışmaz. İlla da Sövecekseniz feleğe sövün onun Türk Ceza Kanununda cezası yok der Aziz Nesin ‘Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ oyununda-
Peki ne yapılmalı?İvedilikle bu kaos ortamının bitirilmesi elzemdir. Muhakkak ki ayrımsız sorumluları bu kaos ortamını bitirmezlerse partinin gerçek sahibi olan emekçileri mutlaka bu kaosu bitireceklerdir belki parti içi sandıkta belki de genel seçim sandığında. Kanaatimce bu kaosa uygunluk ortamını oluşturan ve devamını tetikleyen hiçbir siyasiye ve sözde destekçilerine hiçbir sandıkta bir müspet netice de görünmüyor.
Umut nerede peki?Umut; yurttaşların sabrı yanında demokrasiyle birlikte yaklaşık 20 milyon yurttaşın imzaları ile Cumhurbaşkanı Adayı olarak kabul gören Ekrem İMAMOĞLU ile birlikte Silivri Cezaevinde siyasi tutsak.-Bu konu uzun yolda uzun konuşacağız-
İlgilerinin bilmediği bir şey söylemedim, hatırlatmak istedim.Öz cümle; herhangi bir boyunduruğun altına mı girilecek yoksa bir toplumu yönetmeye mi talip olunacak? Ankara’nın yüksek tepelerinde alınan statükocu kararlar mı uygulanacak yoksa yerelden Ankara’ya uzanan onurlu halkçı bir yol mu yürünecek ? Meselelerin özü bu. Zaman ise kısadır.
Şimdilik bu kadar yine görüşürüz umuduyla.Hoşça kalın dostça kalın. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Turgay Seyis</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/06/large/turgay.jpg" length="117369" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>50 Kuruşluk Yazı</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28284270/turgay-seyis/50-kurusluk-yazi</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28284270/turgay-seyis/50-kurusluk-yazi</guid>
    <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Birkaç gün önce bir eğitim öğretim dönemi daha sona erdi. Kocaeli’de yaklaşık 1600 okulda 26.000 öğretmenimiz ile 430.000 öğrencimiz eğitim öğretim gördüler. Sürekli değişen müfredat, ÇEDES ve MESEM uygulamaları, atanamayan öğretmenler, norm kadro sorunları, özel okul öğretmenlerinin mağduriyetleri ve daha nice çözüme muhtaç konu gündemden düşmedi.Neden? Çünkü çözüm üretilemedi.
Öğrencilerimizin; temiz içme suyuna erişiminden okulların güvenlik görevlisi eksikliğine, barınma sorunlarından okullardaki hijyen sorununa kadar bir çok problemi yine yeterince çözülemeyerek bir dönem daha sona erdi. -Kocaeli ve Ankara’da eğitim ve eğitimcilerimizin sorunları ile ilgili protestolar halen sürüyor.-
Problemlerin büyük çoğunluğu Sayın Milli Eğitim Bakanı, Sayın Vali ve Sayın İl Milli Eğitim Müdürünün sorumluluğunda iken bir kısmı da belediyelerin kamu imkanıyla çözülebilirdi. Ne oranda çözüldüğünü öğrenciler, veliler ve öğretmenler yaşayarak gördüler.En önce temiz içme suyuna çocuklarımızın okullarda ücret mukabilinde kantinlerden ulaşmak zorunda kalmaları düşündürücü bir konu. Kimse evlerinden matara ile getiriyorlar demesin. Ayıbı örtmez. Okullarımızda çocuklarımıza bir şekilde en azından bir öğün yemek verilmesi temel ihtiyaç bunu görmekten ve çözüm üretmekten kaçmamak lazım.
Ummak istiyorum ki bir dahaki eğitim öğretim dönemine kadar bu konularla ilgili gerekli çalışmalar yapılır ve önlemler alınır.
Bugünkü yazımın başlığı ulaşım ücretleri ile ilgiliydi.
Buradan Sayın Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Dr.Tahir Büyükakın’a küçük bir anekdotla açık bir çağrı yapıyorum.
Tramvay kullanımında indirimli biletler yani öğrencileri ve eğitimcileri de kapsayan biletler 20,50 TL. Lakin kentkart yükleme makinaları 5 ve 10 liralık kağıt paraları almıyor -makina hazneleri çabuk doluyormuş deniyor ancak makinalar enflasyon ile baş edemiyor da denilebilir- en düşük yatırılabilecek kağıt para 20 TL o da bir kez ulaşım sağlamaya yetmiyor yani bir kez ulaşım sağlamak için iki tane 20 TL’ye ihtiyacınız var. İki kez ulaşım sağlamak için de en az üç tane 20 TL’ye veya bir tane 50 TL’ye ihtiyacınız var.Bu sorunu çözebilmek adına Kocaeli Büyükşehir Belediyesi marifetiyle en azından indirimli kartlar için 50 kuruşluk bir indirim yapılması halinde bir adet 20 TL’lik kağıt para yüklenerek bir kez ulaşım yapılabilecek bu konuda hassas davranılarak indirimli bilet fiyatlarının 20 TL’ye çekilmesini istirham ediyorum.
Şimdi denilebilir ki 50 kuruşluk yazı yazdın. Evet. 50 kuruşu olsa da bu işi göremeyen 50 kuruş için öğrencilerimiz 3-5-8-10 kilometre yürümezse iyi olur diye yazdım.
(50 kuruşu hafife almayın Türkiye’de yaşayan 86 milyon yurttaşımızın her biri 50’şer kuruş verse bir seferde 43.000.000 TL. para toplanır. İnsanın aklına geliyor belirli dönemlerde elektrik faturalarına %2 eklenen TRT payıda ne alakaydı değil mi?)
Şimdilik bu kadar yine görüşürüz umuduyla.Hoşça kalın dostça kalın.
Sonraki yazımın konusu:‘Ankara’nın yüksek tepeleri’ ]]></content:encoded>        <dc:creator>Turgay Seyis</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/04/large/50kurus-1.jpg" length="99963" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Merhabalar</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28279338/turgay-seyis/merhabalar</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28279338/turgay-seyis/merhabalar</guid>
    <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 16:27:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Bizim toplumumuzda büyüyen insanlar hediye almayı severler ve tabii ki hediye vermeyi daha çok.Yeni Kocaeli gazetesi sahibi kıymetli gazeteci Merve DİŞLİ‘yi ziyaret ettiğimde kendisine bir çiçek hediye ederken kendisi de bana bu köşeyi hediye etmek istemişti. Memnun oldum müteşekkir kaldım.Konuşmak, anlatmak ve keza yazmak kendini ifade etmenin ve sağlıklı diyaloglar geliştirmenin en güzel yolları. Sözler çokça unutulsa da yazılar baki kalıyor bu anlamda yazmanın çok kıymetli bir şey olduğuna inandığım için okumanız dileğiyle yazıyorum.
Başlangıç için hoş olmasını dilediğim varlığımın göstergesi olarak bir şiirimi kabul etmenizi istirham ederim.
Güzel Şiir.güzel güzel yaşayan güzel insanlara bugünlerinden güzel yarınlardilerim.güzel sözcüklerle bezenmişgüzel çiçeklerin şarkılarını söylediği saksıları da güzel olsun dilerim.güzelliklerle dolugüzel bir zamanınrengi de güzel olsunsana benzeşirkendaha da dilerim kigüzelleşsin.
2026/İzmit
Şimdilik bu kadar yine görüşürüz umuduyla.Hoşça kalın dostça kalın.
Önemli Not: Yazılarımı okurken bir kelimenin yanlış olduğunu düşünürseniz lütfen uyarın düzelteyim ancak bir kelimesinin yalan olduğunu düşünürseniz rica ederim okumayı o anda bitirin. Çünkü yalan söze insan vakit ayırmamalı. Hayat kısa.
Bir sonraki yazımın konusu:‘50 kuruşluk yazı’Ondan sonraki yazımın konusu:‘Ankara’nın yüksek tepeleri’ ]]></content:encoded>        <dc:creator>Turgay Seyis</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/03/large/qq-2.jpg" length="86482" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Bu sorulara da cevap ver Şahin Başkan</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28267228/merve-disli/bu-sorulara-da-cevap-ver-sahin-baskan</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28267228/merve-disli/bu-sorulara-da-cevap-ver-sahin-baskan</guid>
    <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 17:14:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Efendim malumunuz dışarıdan oldukça durgun görünen AKP teşkilatları içeriden içeriden fena kaynıyor.Herkes patlama noktasına gelmiş, parti adeta ikiye bölünmüş durumda.
Bir tarafta yıllarca “bizim çocuk” denilerek sırtı sıvazlanan fedakarlar, diğer tarafta ise hamuduyla götürüp kendini partinin gizli patronu ilan edenler... Bir taraf hala “dur oğlum, yapma oğlum” diyerek sindirilirken, öteki tarafta el altından ihale dağıtanlar, tehditle, şantajla, sahte hesaplarla itibar suikastı yapanlar kesesini doldurmaya devam ediyor.Peki, sormak lazım: Bir tarafa sürekli &quot;dur&quot; diyen irade, öteki tarafa neden alabildiğine yol verir?Bugünlerde bana dert yanan, “Allah razı olsun senden, bunları nihayet biri yazdı” diyen taban, acaba AKP Kocaeli İl Başkanı Şahin Talus’a neler diyordur? Sahi Başkan, siz bu dertli insanları koltuğunuzda hangi cümlelerle geçiştiriyorsunuz?
Yarın Sayın Talus meslektaşlarımla bir basın açıklaması düzenleyecek. Kendisi, bir il başkanına kıyasla toplantıları fazla kısa tutan ve soru alırken gözle görülür şekilde gerilen birisi. Ancak ben “konuşulamayanların konuşulması” taraftarı olan o gazetecilik tutumumu sürdüreceğim. Hem yarınki toplantı için meslektaşlarıma ufak birer tüyo vermiş olayım hem de Sayın Talus&#039;a sorularımı önden, buradan sormuş olayım…
Cevap verir mi, orasını bilemem ama tarihe not düşmek adına biz soralım:
Bir-Partide hala büyük bir merak konusu olan “Hüsamettin Canik” ve “Cem Hakko” adlı sahte hesapların sahiplerini mademki öğrendiniz, neden hala açıklamıyorsunuz? Kendi partililerinize itibar suikastı yapan bu şahıslar mevcut yönetiminizde de yer alıyor mu? Bu sessizlik, o suikastçıları koruduğunuz anlamına mı geliyor?İki- Meclis üyelerinizin anonim şirketlerle ihale alması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu durum siyasi etiğe sığıyor mu?Üç-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “belediyeleri akraba çiftliğine döndürdüler” çıkışının hemen ardından, Körfez Belediye Başkanı Şener Söğüt’ün kızını Büyükşehir’e yerleştirmesi hakkında düşünceniz nelerdir? Genel Başkanınızın uyarısı Kocaeli&#039;de boşa mı düşüyor?Dört-Mevcut yönetiminiz içinde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi&#039;ne bina kiralayan, bu yolla ticaretini sürdüren birileri var mı?Beş-Gelecekte milletvekilliği hedefleyen bir il başkanı olarak, teşkilat üzerindeki otoritenizi şu an yeterli buluyor musunuz?Altı-Partide ciddi rahatsızlık yaratan o malum sosyal medya şaklabanlarıyla ilgili nihayet gerekeni yapacak mısınız, yoksa olanı biteni uzaktan izlemeye devam mı edeceksiniz?Yedi-Kentteki basın mensuplarının neredeyse tamamı kendisinden yaka silkerken, ısrarla Tanıtım ve Medyadan Sorumlu İl Başkan Yardımcısı yaptığınız şahıs, sizin değil kendi reklamını yaparak video çekiyor. Rutin kurumsal ziyaretlerden öteye geçmeyen bu zayıf sosyal medya performansının, sizi siyaseten ileriye taşıyacağına gerçekten inanıyor musunuz?Sekiz-Partinizin oyları ülke genelinde erirken, Kocaeli’de ise teşkilattaki adaletsizlikler yüzünden partiden uzaklaşanların sayısı her geçen gün artıyor. Tam olarak hangi başarınızla yarın milletvekili olmayı planlıyorsunuz?Dokuz-Görevi bıraktığınız gün arkasından “efsane il başkanı” olarak anılacağınızı düşünüyor musunuz? Yoksa bu kentte o lakabı Mahmut Civelek’ten alabilecek başka bir babayiğit daha çıkmayacak mı?On-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Yorulan varsa kenara gelsin, kenara gelmeyen de meydanın hakkını versin” sözlerini üzerinize alıp, artık o koltuğun hakkını tam anlamıyla verecek misiniz?
Benim sorularım ŞİMDİLİK bu kadar sevgili başkan…Son olarak, koltuğu devraldığınız Mehmet Ellibeş’e ve ondan önceki üç il başkanına da milletvekilliğinin nasip olmadığını size dostane bir tavsiye olarak hatırlatmak isterim.Çünkü il başkanlığı sağa sola nezaket ziyaretine gidip protokol koltuklarında oturmaktan ibaret değildir. Gerektiğinde kelle alabilen, partisinde cerrahi bir arındırma yapabilen, teşkilatı yıpratanların yüzüne kapıyı kapatabilen ve tüm bunlara karşılık gelebilecek her türlü tepkiyi göğüslemeyi bilene il başkanı denir.Siz sosyal medyada yazılanlara, yazılacaklara çok aldırmayın. Cumhurbaşkanı Erdoğan da geçtiğimiz günlerde etkileşim uğruna şaklabanlık yapanlara gereken ayarı net bir şekilde vermişti.Şimdi sıra sizde; kendi teşkilatınızda ipleri elinize alın, ayarı verin gitsin! ]]></content:encoded>        <dc:creator>Merve Dişli</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/01/large/merve-manset-kose-sablon.jpg" length="166403" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Enflasyonun Gölgesinde İki Öğretmenin Ev Hikâyesi</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28267109/yemliha-gerek/enflasyonun-golgesinde-iki-ogretmenin-ev-hikayesi</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28267109/yemliha-gerek/enflasyonun-golgesinde-iki-ogretmenin-ev-hikayesi</guid>
    <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Yıl 2012… Aynı okulda çalışan iki öğretmen arkadaşın ortak bir hayali vardı: Bir gün kendi evlerine sahip olmak.
Her ikisinin de cebinde 20 bin TL birikim bulunuyordu. Beğendikleri 2+1 dairelerin fiyatı ise yaklaşık 120 bin TL idi.
İlk öğretmen, borçlanmaktan çekiniyordu. “Biraz daha biriktireyim, sonra alırım” dedi. Maaşından her ay 2.500 TL ayırarak beş yıl boyunca para biriktirmeyi planladı.
İkinci öğretmen ise farklı düşündü. Elindeki 20 bin TL’yi peşinat yaptı, kalan kısmı için konut kredisi çekti. Onun da aylık ödemesi yaklaşık 2.500 TL oldu. Yani iki arkadaş da her ay aynı miktarda para harcıyordu; biri birikim yapıyor, diğeri kredi ödüyordu.
Aradan beş yıl geçti.
Bu süreçte ülkedeki enflasyon yükseldi, konut fiyatları arttı. 120 bin TL olan dairelerin değeri 220 bin TL seviyelerine ulaştı.
İlk öğretmen yıllarca biriktirdiği paraya rağmen ev fiyatlarının yükseliş hızına yetişemedi. Elindeki birikim yeterli olmayınca yine yüksek miktarda kredi çekmek zorunda kaldı.
İkinci öğretmen ise aynı beş yılın sonunda kredisinin büyük bölümünü ödemişti. Geriye kalan borcu oldukça azalmıştı ve evi artık 220 bin TL değerindeydi. Üstelik yıllar içinde maaşı artmış, ilk zamanlar bütçesini zorlayan kredi taksiti zamanla çok daha kolay ödenebilir hâle gelmişti. Enflasyon nedeniyle aynı taksit, gelirine oranla giderek küçülmüş, adeta günlük harcamalar seviyesine inmişti.
Sonuçta iki arkadaş da ev sahibi oldu. Ancak biri yıllarca birikim yapmasına rağmen yükselen fiyatların peşinden koşmak zorunda kaldı; diğeri ise varlığa erken sahip olarak enflasyonun etkisini kendi lehine çevirdi.
Bu hikâyenin verdiği mesaj basit:
Yüksek enflasyon dönemlerinde sadece para biriktirmek çoğu zaman yeterli olmayabilir. Çünkü birikim yapılırken varlık fiyatları da yerinde durmaz. Bazen önemli olan, fiyatlar yükselmeden önce doğru varlığa sahip olabilmektir.
Enflasyonun yüksek olduğu ekonomilerde zaman, çoğu zaman birikim yapanın değil; doğru yatırımı erken yapanın lehine çalışır. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Yemliha Gerek</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/01/large/retmenevi.jpg" length="119692" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Güneşin Batmaya Kıyamadığı Şehir: Petersburg</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28266677/metehan-yilmaz/gunesin-batmaya-kiyamadigi-sehir-petersburg</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28266677/metehan-yilmaz/gunesin-batmaya-kiyamadigi-sehir-petersburg</guid>
    <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 16:07:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ İlber Ortaylı’nın “Doğrudan doğruya Petersburg’a gidin.” dediği, Dostoyevski’nin Beyaz Geceler romanının başrolü olan o harika şehir… Şehre ilk adımınızı attığınızda sizi zamanda yolculuğa çıkaran bir peri masalının içinde bulacaksınız. İşte karşınızda St. Petersburg.
1703 yılında nam-ı diğer Deli Petro, yani Çar I. Petro tarafından kurulan St. Petersburg, Rusya&#039;nın Avrupa&#039;ya açılan kapısı olarak planlanmıştır. Uzun yıllar Rus İmparatorluğu&#039;nun başkenti olan şehir; görkemli sarayları, geniş caddeleri ve kanallarıyla öne çıkar. Kurulduğu günden bu yana sanatın, kültürün ve bilimin önemli merkezlerinden biri olan St. Petersburg, bugün de tarihî dokusu ve mimari zenginliğiyle dünyanın en dikkat çekici şehirleri arasında yer almaktadır. I. Dünya Savaşı sırasında Alman karşıtlığı nedeniyle adı Petrograd olarak değiştirilmiş, 1924’te Lenin’in ölümünün ardından ise Leningrad adını almıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, 1991 yılında yapılan referandumla yeniden St. Petersburg ismini geri almıştır.Şehir, özellikle II. Dünya Savaşı’nda (Leningrad Kuşatması) yaklaşık 900 gün süren ağır bir kuşatmaya rağmen direnmesiyle tarihine damga vurmuştur. Bugün hem tarihî mirası hem de kültürel zenginliğiyle dünyanın en önemli şehirlerinden biri kabul edilir.
Dünyanın farklı noktalarını gezmeyi hedefleyen bir gezgin olarak Petersburg seyahatimi planlarken, &quot;Acaba Petersburg&#039;a gitmeli miyim?&quot; diye hiç düşünmedim. Çünkü böyle bir soru, Petersburg&#039;a haksızlık olurdu. Düşündüğüm tek şey, güneşin çok geç battığı ve Beyaz Geceler&#039;in başladığı mayıs-haziran dönemine denk getirip bu eşsiz ana şahit olmaktı. Planlamalarımı ve hazırlıklarımı tamamladıktan sonra yolculuğa başladım.
Hazırlıklarım diğer gezilerime göre biraz daha uzun sürdü. Çünkü Ukrayna-Rusya Savaşı nedeniyle uygulanan yaptırımlar sebebiyle kredi kartları, otel rezervasyon siteleri ve birçok uygulama çalışmıyordu. Bu nedenle yanımda sadece nakit para götürdüm ve Yandex gibi Rus uygulamalarını kullanmak zorunda kaldım.
Petersburg&#039;a ilk indiğimde ilk saatler oldukça zor geçti. Görevlilerin çoğu İngilizce bilmiyordu. İlk 24 saat telefondaki internetimi aktif edemediğim için çeviri de yapamadım. Havalimanının Wi-Fi ağına da bağlanamayınca tamamen çaresiz kaldım. Elimde sadece otel adresi ve yanımda götürdüğüm küçük bir Rusça konuşma kitabı vardı.
Ne demişler, &quot;Bazı sevgiler kavgayla başlar.&quot; Tüm bu zorluklara rağmen ilk gelen taksiye binerek yola çıktım. Taksicinin Kırgız olması ve biraz Türkçe bilmesi sayesinde otele ulaştım. Wi-Fi&#039;a bağlanınca da kendimi güvenli limana ulaşmış gibi hissettim.
Şehre ilk adımınızı attığınızda sizi tarihin koridorlarında bir yolculuğa çıkaran eşsiz bir atmosfer karşılıyor. İhtişamlı saraylar, görkemli kiliseler, taş döşeli caddeler, klasik köprüler ve Çarlık döneminden kalma binalar sizi selamlıyor. Bu şaheserlerin arasından zarifçe süzülen kanallar ise şehre bambaşka bir ruh katıyor. Şehrin tamamını keşfedebilmek için kanallarda tekne turuna katıldım ve adeta zamanda yolculuğum başladı. Kanallar, Petersburg&#039;un damarları gibidir. Tüm şehri sarar. Granit kıyılar boyunca sessizce akan sular; tarihî sarayları, görkemli köprüleri ve asırlık binaları birbirine bağlarken şehre eşsiz bir estetik kazandırır. İşte bu yüzden Petersburg&#039;a &quot;Kuzey&#039;in Venediği&quot; denir. Kanallar yalnızca şehrin içinden geçmez; şehre ruh da katar.İkinci durağımız, Petersburg&#039;un kalbinde yükselen Hermitage Müzesi... Burası yalnızca bir müze değil; sanatın, tarihin ve ihtişamın aynı çatı altında buluştuğu eşsiz bir hazinedir. Bir zamanlar Rus çarlarının ikametgâhı olan Kışlık Saray&#039;da yer alan bu görkemli yapı, daha kapısından içeri adım attığınız anda sizi farklı bir döneme götürür. Altın işlemeli salonları, kristal avizeleri ve ihtişamlı merdivenleri kadar, dünyanın dört bir yanından toplanmış paha biçilmez sanat eserleri de ziyaretçilerini büyüler. Leonardo da Vinci&#039;den Rembrandt&#039;a, Michelangelo&#039;dan Matisse&#039;e uzanan koleksiyonuyla Hermitage, yalnızca Rusya&#039;nın değil, dünyanın en önemli sanat duraklarından biridir. Burada geçirilen her an, tarihle sanatın iç içe geçtiği unutulmaz bir yolculuğa dönüşür.Petersburg&#039;un siluetini süsleyen kiliseler, şehrin en etkileyici simgeleri arasında yer alır. Rengârenk kubbeleriyle göz kamaştıran Kurtarıcı Kan Kilisesi adeta bir ressamın tuvalinden çıkmış izlenimi verirken; görkemiyle şehre hâkim olan Aziz İshak Katedrali, kubbesinden Petersburg&#039;u kuşbakışı seyretme imkânı sunar. Dışarıdan büyüleyen bu yapılar, içeri adım attığınızda altın yaldızlı ikonaları, zarif mozaikleri ve yüksek kubbeleriyle hayranlık uyandırır. Bu kiliseler yalnızca ibadet mekânları değil; Rus tarihinin, sanatının ve mimarisinin yüzyıllara meydan okuyan sessiz tanıklarıdır. Petersburg&#039;u gezerken her kubbe, her çan kulesi ve her mozaik, şehrin ruhunu anlatan ayrı bir hikâye fısıldar.
Petersburg seyahatimin en özel anlarından biri, Mariinsky Operası&#039;nda bir gösteri izlemekti. Salona adım attığım andan itibaren kendimi sanatın ve tarihin iç içe geçtiği bambaşka bir dünyanın içinde buldum. Orkestranın ilk notasıyla başlayan bu büyüleyici deneyim, şehrin kültürel zenginliğini hissetmenin en etkileyici yollarından biriydi.Bu kadar gezdikten sonra karnımız acıktığına göre biraz da şehrin mutfağından bahsedelim. St. Petersburg mutfağı, sert iklimin etkisiyle şekillenen sıcak ve doyurucu lezzetleriyle öne çıkıyor. Borş çorbasından pelmeniye, tütsülenmiş balıklardan geleneksel Rus tatlılarına kadar uzanan zengin mutfak kültürü, şehrin tarihî atmosferini sofralara da taşıyor. Özellikle Neva Nehri&#039;nin bereketiyle hazırlanan deniz ürünleri, Petersburg mutfağına kendine özgü bir karakter kazandırıyor. Bunların yanı sıra başta Gürcü restoranları olmak üzere birçok farklı ülkenin mutfağına ev sahipliği yapan oldukça başarılı restoranlar da bulunuyor. Bu nedenle Petersburg&#039;da aç kalmanız neredeyse imkânsız.Haziran ayında gündüzlerin yaklaşık 19 saat, gecelerin ise yalnızca 5 saat sürdüğü; havanın hiçbir zaman tam anlamıyla kararmadığı Beyaz Geceler&#039;in yaşandığı bu şehirde gece hayatı da oldukça hareketlidir. Eğlence ve zarafetin bir arada olduğu şık restoranlar, canlı müzik mekânları, caz kulüpleri, tarihî barlar ve gece kulüpleriyle gece aktiviteleri oldukça çeşitlidir. Geceleri Petersburg sokaklarında yürümek ise başlı başına ayrı bir keyif. Sokak sanatçılarının dans ve müzik gösterileri arasında Neva Nehri kıyısına doğru yürürken, gece yarısından sonra açılan tarihî köprüleri izlemek gerçekten unutulmaz bir deneyimdi.
Petersburg&#039;da günlük hayat oldukça hareketli. Geniş bulvarlar ve bakımlı caddeler arasında her gün binlerce insan işine gidip geliyor. Şehrin ekonomisinin temelini turizm, liman ve deniz ticareti, sanayi, kültür ve sanat oluşturuyor.
Günlük yaşamda fiyatlar oldukça makul. Bir öğle yemeği yaklaşık 200-300 TL, bir kahve ise 100-150 TL bandında. Yaklaşık 30 kilometrelik bir taksi yolculuğuna 1000 TL ödedim. Otel fiyatları da oldukça uygun. Kısacası fiyatlar Türkiye ile benzer seviyede, hatta birçok konuda daha ekonomik diyebilirim.
Şehir içi ulaşım ise oldukça kolay. Metro ve taksiyle hemen her yere rahatlıkla ulaşabilirsiniz. İnsanlar ilk bakışta biraz mesafeli görünseler de tanıştıktan sonra oldukça samimi ve yardımseverler. İngilizce bilenlerin sayısı çok fazla değil; ancak şehirde yaşayan diğer Türk Cumhuriyetlerinden insanlar olması nedeniyle Türkçe bilen kişi sayısı oldukça fazla. Bu nedenle bazen İngilizce, bazen Türkçe, bazen de çeviri uygulamalarıyla derdinizi rahatlıkla anlatabiliyorsunuz.
Benim için unutulmaz geçen bu Petersburg gezisinin sonuna geldiğimde kendime bu şehre mutlaka tekrar gelmeliyim dedim. Sizlere de tavsiyem, İlber Hocamızın dediği gibi &quot;Doğrudan doğruya Petersburg&#039;a gidin.&quot; Bu büyüleyici şehri hayatınızda en az bir kez ziyaret edin.
Sağlıcakla kalın, hoşça kalın. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Metehan Yılmaz</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/01/large/gunesbatmaya-a-1.jpg" length="145328" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Kimse bu soruya cevap vermiyor </title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28255552/taylan-orhan-ustun/kimse-bu-soruya-cevap-vermiyor</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28255552/taylan-orhan-ustun/kimse-bu-soruya-cevap-vermiyor</guid>
    <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 18:48:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[  Son günlerde peş peşe gelen açıklamalar, CHP’de bitmeyen hesaplaşmanın yeniden gündeme geldiğini gösteriyor.
 
Yakup Törk’ün Özgür Karabat’a yönelik sözleri ve ardından Servet Turan’ın yaptığı açıklamalar aslında yeni bir tartışma başlatmadı. Sadece seçimden beri cevabı beklenen soruları yeniden gündeme taşıdı.
 
Çünkü ortada hâlâ cevap bekleyen bir konu var.
 
Kazanılabilecek ilçelerde adaylar neye göre belirlendi?
Yerelde yapılan anketlere göre mi?
 
Vatandaşın beklentisine göre mi?
 
Örgütün ortak görüşüne göre mi?
 
Yoksa birkaç kişinin verdiği kararlara göre mi?
 
Daha da açık soralım...
 
Bazı ilçe başkanlarının kişisel husumetleri, kendi siyasi geleceklerini düşünmeleri, kendilerini kanıtlama çabaları ya da “benim dediğim olsun” anlayışı, partinin kazanma ihtimalinin önüne mi geçti?
 
İşte bugün herkesin aklındaki soru tam da bu.
 
Eğer adaylar gerçekten anketlere, saha çalışmalarına ve örgütün görüşüne göre belirlendiyse, bunu açıklamak zor değil.
 
Hangi anket yapıldı?
 
Kim öndeydi?
 
Örgütün önerisi neydi?
 
Kim neden aday gösterildi?
 
Kim neden elendi?
 
Bunlar kamuoyunun bilmek istediği sorular.
 
Ama kararlar kişisel hesaplarla, ekip mücadeleleriyle ya da bireysel hırslarla alındıysa, bugün yaşanan tartışmalara da kimse şaşırmamalı.
 
Seçim kaybetmek siyasette olur.
 
Ama kazanılabilecek ilçeleri yanlış tercihlerle kaybetmenin bahanesi olmaz.
 
Asıl düşündüren ise şu...
 
Seçimin üzerinden aylar geçti ama hâlâ aynı tartışmaları konuşuyoruz.
 
Demek ki mesele sadece seçimi kaybetmek değil.
 
Mesele, o seçime nasıl gidildiği...
 
Bugün seçmenin umurunda olan ne kimin kimi desteklediği ne de parti içindeki koltuk mücadeleleri.
 
Seçmen tek bir şeyin cevabını istiyor:
 
Kazanabilecek adaylar varken neden farklı tercihler yapıldı?
 
Çünkü bu soruya net bir cevap verilmediği sürece, tartışmalar da bitmeyecek.
 
Ve belki de bugün herkesin kendine sorması gereken soru şu:
 
Geçmişten gerçekten ders çıkarıldı mı, yoksa bir sonraki seçimde de aynı hatalar tekrar mı edilecek?
  ]]></content:encoded>        <dc:creator>Taylan Orhan Üstün</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/06/29/large/img-0873.png" length="314584" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Kocaelispor’da Transfer Hareketliliği</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28254207/ahmet-kahya/kocaelisporda-transfer-hareketliligi</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28254207/ahmet-kahya/kocaelisporda-transfer-hareketliligi</guid>
    <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 15:35:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ 2026 yazı, futbol dünyası için sıradan bir transfer dönemi olmaktan çok uzak. Bir yanda Dünya Kupası’nın heyecanı yaşanırken, diğer yanda kulüpler yeni sezon kadrolarını şekillendirmeye çalışıyor. Bu durum, transfer piyasasını her zamankinden daha karmaşık hâle getiriyor. Turnuvada parlayan futbolcuların bonservis bedelleri hızla yükselirken, bazı oyuncular transfer görüşmelerini turnuva sonrasına bırakmayı tercih ediyor. Kulüpler ise acele karar vermek yerine oyuncuların büyük organizasyondaki performanslarını yakından takip ediyor.
Kocaelispor’da ise hareketli günler yaşanıyor. Süper Lig’de kalıcı olmayı hedefleyen yeşil-siyahlılar, ilk olarak savunma hattını güçlendirmeye önem veriyor.
Sol kanat oyuncusu Makana Baku ile anlaşma sağlanırken, eski oyunculardan Emir Ortakaya ile de büyük ölçüde anlaşmaya varıldı. Orta saha için geçtiğimiz sezonu Konyaspor’da tamamlayan Berkan Kutlu ile görüşmeler hız kazanırken, Fenerbahçe’nin genç stoperi Ömer Feyid ile de büyük ölçüde anlaşma sağlandı. Selçuk İnan, takımda yaş ortalamasını düşürmek ve genç oyuncularla yola devam etmek istiyor. Bu doğrultuda dinamik ve gelişime açık bir kadro oluşturulması hedefleniyor.
Öte yandan kulübün FIFA kaynaklı transfer sürecine ilişkin sorunlarını çözme çabası da yönetimin önündeki en önemli gündem maddelerinden biri olmaya devam ediyor.
Sözleşmeleri devam eden Rivas, Curlinov, Linetty ve Samet gibi oyuncularla yolların ayrılması düşünülüyor. Ayrıca Mesut Can Tunalı ile de yollar ayrıldı.
Selçuk İnan, bu transfer döneminde yine fırsat transferlerini kovalıyor. Uygun maliyetli, genç ve kiralık oyuncular ön planda tutulacak. Bu nedenle ligin başlamasına kadar beklenmesi, hatta sezon başladıktan sonra boşa çıkacak veya kulüplerinde düşünülmeyen futbolcuların değerlendirilmesi bekleniyor. Sonuçta transfer bütçesi kısıtlı ve harcama limitleri de önemli bir engel oluşturuyor.
Doğru maliyetlerle, mücadeleci ve kendini kanıtlamak isteyen futbolcuların tercih edilmesi, kulübün yalnızca bu sezon değil, uzun vadede de kazançlı çıkmasını sağlayacaktır. Transferde isimlerden çok doğru planlama konuşulursa, Kocaelispor Süper Lig’de sadece mücadele eden değil, rakiplerine zorluk çıkaran bir takım hâline gelebilir. Umudumuz, Selçuk İnan’ın yine başarılı bir kadro kurması. Çünkü gelecek sezon, geçen yıla göre çok daha zorlu geçecek.
Sonuç olarak, Dünya Kupası’nın gölgesinde geçen bu transfer dönemi sabır isteyen bir süreç. Taraftar büyük isimler bekleyebilir; ancak önemli olan gösterişli transferler değil, sahada fark yaratacak doğru oyuncuları bulabilmektir. Kocaelispor yönetiminin başarısı da tam olarak burada ölçülecek. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Ahmet Kahya</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/06/29/large/w-3.jpg" length="100014" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>KADİR İNANIR&#039;DAN KALAN SEVGİ</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28240764/omer-aydin-arar/kadir-inanirdan-kalan-sevgi</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28240764/omer-aydin-arar/kadir-inanirdan-kalan-sevgi</guid>
    <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 20:36:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Bazı insanlar sadece yaşadığı döneme değil, kendinden sonraki nesillere de bir iz bırakır.
Bazı hikâyeler vardır; üzerinden yıllar geçse bile eskimez.
Çünkü anlattığı şey bir dönem değil, insanın kendisidir.
Kadir İnanır’ın ardından konuşurken aslında sadece büyük bir oyuncuyu anmıyoruz.
Bir dönemin sinemasını bir dönemin duygularını ve belki de bugün en çok aradığımız bazı değerleri hatırlıyoruz.
Çünkü onun hafızalara kazınan en önemli hikâyelerinden biri olan Selvi Boylum Al Yazmalım, sadece bir aşk filmi değildi.
İlyas ve Asya’nın hikâyesi bize büyük bir sevgi bıraktı.
İçinde heyecan vardı.Özlem vardı.Kavuşma vardı.
Ama aynı zamanda hayatın en zor sorularından birini de sordu:
Sadece sevmek yeter miydi?
İlyas ve Asya birbirini seviyordu.
Bu sevgi gerçekti.
Ama hayat bize bazen şunu gösteriyor:
Birini sevmek kolaydır.
Zor olan o sevginin sorumluluğunu almaktır.
Zor olan yanında kalmaktır.
Zor olan emek vermektir.
Filmin yıllardır unutulmayan o cümlesi de tam burada anlamını buldu:
“Sevgi neydi? Sevgi emekti.”
Belki de Kadir İnanır’ı unutulmaz yapan şey de buydu.
O sadece karakterleri oynamadı.
İnsanların kendi hayatlarından bir parça bulduğu duygulara hayat verdi.
İlyas, sevdiği halde kaybeden bir adamdı.
Asya, aşk ile hayatın gerçekleri arasında kalan bir kadındı.
Onların hikâyesi bize kusursuz bir aşk değil, gerçek bir hayat bıraktı.
Bugün ilişkilerin çok hızlı başladığı ve çok hızlı tüketildiği bir zamanda, belki de en çok bunu hatırlamaya ihtiyacımız var.
Çünkü aşk bir anda başlayabilir.
Ama sevgi zaman ister.
Sabır ister.
Emek ister.
Kadir İnanır’ın ardından geriye sadece filmler kalmadı.
Bir bakış kaldı.
Bir duruş kaldı.
Ve kendinden sonrakilere bırakılmış bir hikâye kaldı.
İlyas ve Asya bize bir aşk bıraktı.
Ama daha önemlisi…
Sevginin ancak emekle gerçek olduğunu bıraktı. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Ömer Aydın Arar</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/06/26/large/a-5.jpg" length="85579" type="image/jpeg"/>
      </item>
  
</channel>
</rss>
