<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" version="2.0">
<channel>
 
  <title>Yeni Kocaeli Gazetesi - Kocaeli Son Dakika Haberleri - Yeni Kocaeli Gazetesi</title>
  <link>https://www.yenikocaeli.com/rss/yazar/atilla-yuceak</link>
  <description>Kocaeli&#039;nin yeni ve güncel yüzü Yeni Kocaeli Gazetesi ile en son dakika haberler, kent gündemi, siyaset ve ekonomi gelişmelerini anında takip edin.</description>
  <atom:link href="https://www.yenikocaeli.com/rss/yazar/atilla-yuceak" rel="self" type="application/rss+xml"/>
  <language>tr-TR</language>
  <copyright>Copyright 2026, yenikocaeli.com</copyright>
  <category>News</category>
  <lastBuildDate>Sat, 29 Aug 2026 09:58:00 +0300</lastBuildDate>
  <ttl>1</ttl>
  
    <item>
    <title>Yeni partide eskinin hastalıklarına yer yok!</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28604194/atilla-yuceak/yeni-partide-eskinin-hastaliklarina-yer-yok</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28604194/atilla-yuceak/yeni-partide-eskinin-hastaliklarina-yer-yok</guid>
    <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 09:58:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, İzmit sokaklarında vatandaşların yoğun ilgisi nedeniyle adeta yürüyemez hale geldi.
Bir ziyaret programı olarak başlayan yürüyüş, vatandaşların ilgisi ve oluşan yoğunluk nedeniyle zaman zaman güçlükle sürdü. İnsan Hakları Parkı’nda ise buluşma adeta bir mitinge dönüştü.
Ortaya çıkan tablo önemliydi!
Siyaset salonlardan, makam odalarından ve birkaç kişinin kendi çevresinde oluşturduğu dar kadrolardan ibaret değildir.Halk arasında CHP&#039;den gelen bu hastalıkların olmayacağı inancının olduğunu konuştuğumuz insanlar söylemekte.Siyasetin gerçek gücü sokaktadır, halkın ilgisindedir ve en önemlisi de o ilgiyi ortaya çıkaran örgüt emeğindedir.
İl ve ilçe örgütlerinin günlerdir büyük bir özveriyle hazırladığı bu etkinlikte yüzlerce insanın emeği vardı.Bizim de gözlemlediğimiz yemeklerine saygı duyduğumuz teknik hazırlıklarda yoğun çaba harcayan; Sokak sokak çalışanlar, insanlara ulaşanlar, programın hazırlığı için koşturanlar, organizasyonun görünmeyen yükünü omuzlayanlar vardı.
Fakat böylesine büyük bir emeğin ortaya konulduğu bir etkinlikte, yıllardır siyasetin değişmeyen hastalıklarından birinin yeniden kendisini göstermesi de düşündürücüydü.
Podyum mankenleri yine sahnedeydi!
Yani sahadaki emeğiyle değil, genel başkana ne kadar yakın durabildiğiyle görünür olmaya çalışanlar...“Genel başkana yakın olayım, yanında fotoğraf vereyim, gözüne gireyim, dikkatini çekeyim; belki bir makam, bir görev, bir fırsat çıkar.”Siyaseti böyle okuyan ve bütün siyasal varlığını birilerinin gölgesinde görünür olmaya bağlayan anlayışın artık değişmesi gerekiyor.
Siyaset bir fotoğraf karesine sığdırılamayacağını artık &quot;Abilerin ablaların&quot; devrinin bittiğini anlamıyor musunuz?Genel başkan Özgür Özel&#039;in yanında görünmek, halkın yanında olmak anlamına gelmez.
Ön sırada bulunmak, basamakta yer kapmak mücadelede ön safta bulunmak değildir.Bir makam beklentisiyle yapılan yakınlık gösterileri de örgüt emeğinin yerini tutmaz.
YENİ Parti gerçekten adının gerektirdiği gibi yeni bir siyaset anlayışı ortaya koyacak ise, önce kendi içerisinde bu eski hastalıklarla hesaplaşmak zorundadır.
Eski alışkanlıkları, siyasette eskimiş insanları yeni tabelanın altına taşıyarak yeni siyaset kurulamaz.
Kocaeli&#039;de günlerce çalışan il ve ilçe yöneticilerinin, sahada ter döken insanların, hiçbir karşılık beklemeden emek veren partililerin önüne geçip birkaç saniyelik fotoğraf karesinde, &quot;podyumda&quot; kendisine yer açmaya çalışmak;Siyasetin özüne değil, kişisel beklentiye hizmet eder.İşte tam da burada “ben” ile “biz” arasındaki fark ortaya çıkar.
Yeni siyaset “Ben ne olacağım?” diye sormaz!“Biz ne yapacağız?” diye sorar.“Genel başkana ne kadar yakın olabilirim?” diye hesap yapmaz.“Halkın sorunlarına ne kadar yakın olabiliriz?” diye düşünür.
“Bana ne düşecek?” anlayışının yerine, “Ben bu mücadeleye ne katabilirim?” anlayışını koyar.Asıl sorun budur.
YENİ Parti’nin önünde önemli bir fırsat var.Eğer gerçekten yeni bir siyasal kültür oluşturmak istiyorsa, bunun yolu sadece yeni söylemler üretmekten geçmiyor.Yeni siyaset önce davranışlarda, örgüt anlayışında görülmelidir.Örgütün emeğine, o örgütün içindeki insanlara saygıda görülmelidir.Sahada çalışan insanın hakkını teslim etmekte görülmelidir.Kişisel hesapları değil ortak mücadeleyi öne çıkarmakta görülmelidir.
Kocaeli halkı artık yalnızca kimin ne söylediğine değil, kimin ne yaptığına da bakıyor.
Kopyala-yapıştır siyasetle, eski alışkanlıklarla, makam ve mevki beklentileriyle YENİ Parti olunmaz.Yeni bir parti kurmak kolay olabilir.Ama gerçekten yeni bir siyaset kültürü oluşturmak çok daha zordur.Bunun için önce eski siyaset anlayışının konfor alanından çıkmak gerekir.
Örgütün emeğinin üzerine basarak yükselmeye çalışan “Egosu tavan yapmış benci” anlayışın artık sorgulanması gerekir.Alandaki insanlar bunu görüyor.Kral çıplak!Kimlerin gerçekten çalıştığını, kimlerin gerçekten emek verdiğini ve kimlerin yalnızca doğru zamanda doğru yerde görünmeye çalıştığını insanlar artık ayırt edebiliyor.Dolayısıyla kimse örgütlerin emeğini küçümsemesin.Kimse sahada çalışan insanları sadece kalabalığı tamamlayan figüranlar olarak görmesin.Kimse birkaç fotoğraf karesiyle yıllarca verilen emeğin önüne geçebileceğini düşünmesin.
Artık yeter!
Eski alışkanlıkları, eski hesapları ve kişisel beklentileri YENİ Parti’ye taşımaya çalışanlar bilmelidir ki;Bu anlayış sadece parti içerisinde değil, toplumun gözünde de sorgulanır.Halkın beklediği şey yeni isimlerle eski düzenin devamı değildir.
Halkın beklediği;Samimiyet, emek, adalet ve gerçekten farklı bir siyaset anlayışıdır.
YENİ Parti, eski siyasetin hastalıklarını taşıyarak yeni bir gelecek kuramaz.Burada esas olan kişilere yakınlık değil, halka yakınlıktır.Fotoğraf karesinde öne çıkmak değil, sahada emek vermektir.Makam beklemek değil, mücadele etmektir.Birilerinin gözüne girmeye çalışmak değil, halkın güvenini kazanmaktır.En önemlisi de;Örgütün ortak emeğine saygı göstermektir.
Gerçek yenilik tabelada değil, siyaset yapma biçimindedir.YENİ Parti gerçekten yeni olacaksa;Koltuk arayanların değil, emek verenlerin;Kişisel çıkar peşinde koşanların değil, ortak geleceği düşünenlerin;Genel başkanın gölgesinde görünmeye çalışanların değil, halkın yanında yürüyenlerin partisi olmalıdır.İşte o zaman adına yakışır biçimde gerçekten YENİ olur.Aksi halde sadece tabela değişir, isim değişir, yüzler değişir...
Dün göründüğü gibi;Eski siyaset aynı yerinde durmaya devam eder. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Atilla Yüceak</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/29/large/atilla2.jpg" length="111443" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Hürriyet Savundu, Sirmen Unuttu!</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28584673/atilla-yuceak/hurriyet-savundu-sirmen-unuttu</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28584673/atilla-yuceak/hurriyet-savundu-sirmen-unuttu</guid>
    <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 09:14:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Bir dönem Meclis kürsüsünden Sirmen’in hukuk mücadelesini savunan Hürriyet’e, bugün Sirmen’den AKP&#039;li Tahir Büyükakın tercihi!
Kocaeli siyaseti;Sıradan bir oy tercihini değil, siyasette vefa, adalet, hafıza ve tutarlılık kavramlarını da tartışmaya açan dikkat çekici bir açıklamayla karşı karşıya.
Kocaeli’nin eski tüpçülükten gelme Büyükşehir Belediye Başkanı Sefa Sirmen’in, geçtiğimiz günlerde kendisine yöneltilen “Fatma Kaplan Hürriyet mi, Tahir Büyükakın mı?” sorusuna, “Tahir ile Fatma karşı karşıya gelse benim oyum Tahir’e gider” şeklinde yanıt vermesi kent siyasetinde geniş yankı uyandırmıştı.
Aynı açıklamada Fatma Kaplan Hürriyet’in yaşadığı cezaevi sürecine değinerek, “Ben de geçmişte cezaevi sürecinden geçtim ve bunun ne kadar zor olduğunu bilirim” ifadelerini kullanmış olsa da o günlerde milletvekili olan Fatma Kaplan Hürriyet&#039;in kendisini nasıl savunduğunu unutmuş gözükmektedir
Ancak bugün tartışılması gereken asıl sorun yalnızca kimin kime oy vereceği değildir.Asıl sorun, dünün siyasal hafızası ile bugünün siyasal tercihleri arasındaki çelişkidir.
Dün Meclis kürsüsünde Sirmen’i savunuyordu!
Fatma Kaplan Hürriyet, milletvekilliği döneminde TBMM kürsüsünden Sefa Sirmen’in yargılandığı İZGAZ dosyasına ilişkin sert eleştiriler yöneltmiş ve Sirmen’in yargılanma sürecini kamuoyu önünde savunmuştu.Oysa bugün Sirmen anlaşılamayan duygularla AKP&#039;li Büyükakın na oy vereceğini söylemektedir.
Başkan Hürriyet’in o dönemki konuşmasında temel itirazı, yargının siyasallaştığı ve aynı deliller üzerinden farklı dönemlerde farklı sonuçlara ulaşıldığı savıydı.
Sirmen’in İZGAZ dosyasında önce beraat etmesi, daha sonra yargılamanın farklı heyetler ve hâkimler önünde sürmesi ve nihayetinde hapis cezasına çarptırılması üzerinden Hürriyet, adalet sistemindeki çelişkilere dikkat çekiyordu.
Hürriyet’in Meclis kürsüsündeki sözlerinin özü şuydu:“Çalışan mahkum, çalan bakan oldu!”
Bugün ise o sözleri söyleyen kadın belediye başkanı cezaevinde.Tüpçü Sirmen başkasının yanında saf tutuyor.Dün hukuk mücadelesinde savunulan Sefa Sirmen, bugün onun karşısındaki siyasi tercihini açıkça ortaya koyuyor.İşte Kocaeli kamuoyunun asıl sorgulaması gereken nokta tam da burasıdır.
Aynı kent, farklı zamanlar, değişen roller!
Siyaset elbette değişebilir.İnsanlar geçmişte desteklediği bir siyasetçiden uzaklaşabilir, başka bir adayı daha başarılı bulabilir. Demokratik siyasette bunun yeri vardır.Ancak siyaset yalnızca tercih sorunu değildir.Hafıza da siyasetin bir parçasıdır.
Bir dönem Meclis kürsüsünde Sefa Sirmen’in hukuk mücadelesini savunan, yargıdaki çelişkileri gündeme getiren Fatma Kaplan Hürriyet bugün cezaevinde bulunuyor.
Sirmen ise bugün, Hürriyet ile AKP&#039;li Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’ın karşı karşıya gelmesi halinde oyunu Büyükakın’dan yana kullanacağını söylüyor.
Üstelik Sirmen, kendisinin de geçmişte cezaevi sürecinden geçtiğini ve bunun zorluğunu bildiğini ifade ediyor.
Bu nedenle ortaya çıkan tablo yalnızca bir “Oy tercihi” olarak görülmemeli.Bu AKP yanlısı Gürcü lobisi adına açıkça siyasal bir tercihtir
Çünkü bugün cezaevinde bulunan Fatma Kaplan Hürriyet, dün Sirmen’in hukuksal mücadelesine sahip çıkan siyasetçilerden biriydi.
“AKP’yi desteklemiyorum” açıklaması tartışmayı bitirmiyor!Kamuoyunun da şu soruyu sorma hakkı vardır:Dün sizin hukuksal mücadelenizi savunarak adamlık gösteren bir siyasetçi kadın bugün hukuksal bir süreç nedeniyle cezaevindeyken, onun siyasal rakibine oy vereceğinizi açıklamak siyaseten ne kadar doğru, ahlaken ne kadar anlamlıdır?
Bu soru, Sirmen’in yaşından bağımsızdır!
Açıkçası sorun yaş değil, siyasal ahlak ve hafızadır.Sorun kişisel hesaplaşma değil, siyasal vefadır.
“Ticari kaygı” iddiası ise ayrıca yanıt bekliyor!
Kamuoyunda Sirmen’in Hürriyet yönetimiyle ilişkilerinin bozulmasının çeşitli yerel ve ticari meselelerle bağlantılı olduğu yönünde savlar da tartışılıyor.
Dolayısıyla burada yapılması gereken, bu savları gerçekmiş gibi sunmak değil;Varsa somut belgelerin ve tarafların açıklamalarının kamuoyunun önüne konulmasını istemektir.
Çünkü gazetecilik açısından da siyaset açısından da sav ile gerçek arasındaki çizgi korunmalıdır.
Kocaeli&#039;nin siyasi hafızası unutmaz!
Kocaeli&#039;de Leyla Atakan&#039;dan başlayarak belediyecilik tarihine damga vuran kadın siyasetçilerin bıraktığı miras, yalnızca seçim sonuçlarından ibaret değildir.
Fatma Kaplan Hürriyet’in bugün yaşadığı hukuksal süreç de, Sefa Sirmen’in geçmişte yaşadığı yargı süreci de kent hafızasının bir parçasıdır.
Bugün Hürriyet’in tutukluluğuna ilişkin hukuksal değerlendirme yapmak elbette mahkemelerin ve hukukçuların işidir. Ancak bir belediye başkanının siyasal iradesini baskı altında değiştirmediğini savunması, “Boyun eğmek yerine hukuki sürece katlanmayı tercih ederim” anlamındaki &quot;AKP&#039;ye geçeceğime paşa paşa yatarım&quot; tutumunu ortaya koyması da ayrıca siyasal bir duruştur.
İşte tam burada dün ile bugün yan yana geliyor.
Dün, Meclis kürsüsünde Sefa Sirmen için hukuk ve adalet diyen Fatma Kaplan Hürriyet...Bugün ise cezaevinde bulunan Fatma Kaplan Hürriyet için “Tahir’e oy veririm” diyen Sefa Sirmen...
Kocaeli kamuoyu şimdi bu tabloya bakıyor ve ister istemez şu soruyu soruyor:Siyasette vefa nereye kadar?Dostluklar makamlarla mı, zor günlerdeki dayanışmayla mı ölçülür?
Bir insanın dün verdiği hukuk mücadelesi, bugün kendi siyasal tercihleri değiştiğinde unutulabilir mi?Bunlar yanıtlanması gereken sorular.
Siyaset yalnızca sandıkta kullanılan oydan ibaret değildir.Siyaset aynı zamanda hafıza, vefa, vicdan ve zor zamanda kimin yanında durduğunuzdur.
Unutmayınız; Tarih, insanların yalnızca iktidardayken söylediklerini değil, zor günlerde nasıl davrandıklarını da yazar. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Atilla Yüceak</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/26/large/atilla-yuceak.jpg" length="115008" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>KHK gerçeği: Demokrasi sadece kendi mahallemiz için mi?</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28572342/atilla-yuceak/khk-gercegi-demokrasi-sadece-kendi-mahallemiz-icin-mi</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28572342/atilla-yuceak/khk-gercegi-demokrasi-sadece-kendi-mahallemiz-icin-mi</guid>
    <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 09:35:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Demokrasi, insan hakları, hukuk ve düşünce özgürlüğü… Bunlar yalnızca siyasal söylemlerde kullanılan güzel kavramlar değildir.Bir toplumun gerçekten demokratik olup olmadığının ölçüsünü belirleyen temel değerlerdir.
Ancak bu değerlerin ne kadar içselleştirildiği, çoğu zaman bize yakın insanların değil, bize uzak gördüğümüz insanların yaşadığı mağduriyetler karşısındaki tavrımızla ortaya çıkar.
Asıl soru da tam burada başlıyor:Demokrasiyi gerçekten herkes için mi savunuyoruz, yoksa yalnızca kendi mahallemiz için mi istiyoruz?&quot;MHP gibi devletin sağlam bir ayağı olmaya aday olarak kendini gösteren&quot;lerin oylarını aldıktan sonra görmezden geldikleri KHK&#039;lıların durumu ne ile açıklayabiliriz
Hukuk ve adalet, yalnızca bizimle aynı düşünen insanların hakkını koruduğunda hiçbir anlam taşımaz.Gerçek demokrasi;Farklı düşünen, farklı inanan, farklı yaşayan insanların da temel haklarını da güvence altına alabilmektir.
Yıllarca Kürt halkının yaşadığı sorunlar ve eksiklikler konusunda dayanışma gösterdik, omuz omuza mücadele ettik. Bütün olumsuzluklara, baskılara ve yaşadığımız mağduriyetlere, mobbing&#039;lere rağmen bunu yaptık.
Çünkü biliyorduk ki bir halkın hakkını savunmak, o halkın her düşüncesini benimsemek anlamına gelmez.
Aynı demokratik ilkenin bugün herkes için geçerli olması gerekmez mi?
Kendi mahallemizin ölüsüne ağlamak yetmez!
Son dönemde farklı kesimlere yönelik siyasal ve hukuksal uygulamalar üzerinden yürütülen tartışmalar, aslında hepimizin önünde önemli bir vicdan sınavı oluşturuyor.
Çerçeve yasa adı altında yürütülen tartışmalarda da aynı soruyla karşı karşıyayız:Kendi mahallesi için adalet isteyen, başkasının mahallesindeki adaletsizliğe neden sessiz kalır?Ve adalet isterken bu konuda ne kadar samimidir?
Eğer adalet yalnızca bize dokunduğunda hanım sana bir kavramsa, orada gerçek anlamda bir hukuk anlayışından söz etmek olası değildir.
Kendi mahallemizin insanına yapılan haksızlığa itiraz etmek elbette değerlidir.Ne var ki, gerçek demokratlık, bize uzak gördüğümüz insanın hakkı çiğnendiğinde de “Bu yanlıştır” diyebilmektir.
Dosta düşmana bir kez daha haykırmak gerekir ki; Zulmün kimliği olmaz.
KHK mağduriyetleri: Türkiye&#039;nin unutulmaması gereken vicdan sınavı!
Türkiye&#039;nin yakın tarihinde en ağır tartışmalardan biri, OHAL döneminde çıkarılan KHK&#039;lerle yaşanan mağduriyetler, acılarla dolu bir kırım&#039;dır.
Darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL sürecinde çıkarılan KHK&#039;lerle çok sayıda kamu çalışanı görevlerinden ihraç edildi. Öğretmenler, akademisyenler, askerler, sağlık çalışanları ve farklı meslek gruplarından insanlar bu süreçten etkilendi.
Sorunun yalnızca işten çıkarılma olmadığı da yıllar içinde daha açık biçimde görülmüştür.İnsanların ekonomik hayatları, sosyal çevreleri, aile düzenleri ve gelecekleri üzerinde ağır sonuçlar doğuran bir süreç yaşandı.
Elbette devletin güvenliği ve kamu düzeni korunmalıdır.Ancak güvenlik ile hukuk arasında tercih yapmak zorunda değiliz.Devlet hem güvenliğini koruyabilir hem de hukuk devleti ilkesinden vazgeçmeyebilir.Bir insanın hangi siyasal görüşe sahip olduğu, hangi kimlikten geldiği ya da hangi çevreyle ilişkilendirildiği kadar, hatta ondan önce, hakkındaki işlemin hukuka uygun olup olmadığı sorgulanmalıdır.
Hukuk, insanları etiketlerine göre değil, somut eylem ve delillere göre değerlendirmelidir.
“Zulmün kimliği olmaz!”
Bir Müslümana yapılan haksızlık da, bir Hristiyana, Yahudiye, ateiste, Aleviye, Sünniye, Kürde veya Türke yapılan haksızlık da aynı vicdani sorumluluğun içindedir.İnsan haklarının dini, mezhebi, etnik kimliği ve siyasal mahallesi yoktur.
Haksızlık, kime yapılırsa yapılsın haksızlıktır!
Bugün bir başkasının uğradığı adaletsizlik karşısında sessiz kalanlar, yarın kendi hakları ihlal edildiğinde aynı sessizlikle karşılaşabilir.Bu nedenle demokrasi bir dayanışma zinciridir.Bir halkın, bir grubun ya da bir siyasal çevrenin hakkını savunurken aslında yalnızca onların değil, hukukun evrenselliğinin yanında dururuz.
Farklı seslere tahammül neden bu kadar zor?
Demokratik toplumların en önemli özelliklerinden biri, farklı düşüncelerin varlığına tahammül edebilmesidir.Herkes sizinle aynı düşünmek zorunda değildir.Hatta demokratik toplumlarda bizi rahatsız eden, öfkelendiren veya düşüncelerimize tamamen ters düşen görüşlerin dahi ifade edilebilmesi gerekir.
Elbette şiddet çağrısı ile düşünce açıklamasını birbirinden ayırmak gerekir. Suç işlemek ile düşünmek ve eleştirmek aynı şey değildir.Bu nedenle AİHM kararlarının uygulanması, hukuk güvencesi ve farklı düşüncelere yönelik baskılar konusunda yapılan tartışmaların merkezinde kişilerden önce hukuk devleti ilkesinin bulunması gerekir.
Bir toplum, kendisini rahatsız eden düşünceye tahammül edemiyorsa demokrasi konusunda ciddi bir sorun yaşıyor demektir.Özgürlük, yalnızca bizim hoşumuza giden düşüncelerin özgürlüğü değildir.
Demokrasi tam da burada sınanır!
Bugün KHK mağdurlarının yaşadığı sorunlara duyarsız kalıp yarın başka bir kesimin mağduriyetine itiraz etmek, demokrasi açısından ciddi bir çelişkidir.Aynı şekilde bugün başka bir mahallenin uğradığı haksızlığı görmezden gelip yarın kendi mahallemiz için adalet istemek de vicdanen sorgulanması gereken bir tutumdur.Demokrasinin gerçek ölçüsü, kendimize benzeyen insanların haklarını savunmak değildir.
Gerçek ölçü;Bize uzak gördüğümüz insanın hakkı çiğnendiğinde de,“Ben onun düşüncesini paylaşmıyorum ama yapılan haksızlığa da karşıyım.”diyebilmektir.İşte hukuk devleti ancak o zaman gerçek anlamına kavuşur.
Adalet herkes içinse adalettir!
KHK mağduriyetlerinden farklı siyasal ve dini kesimlerin yaşadığı sorunlara, ifade özgürlüğünden AİHM kararlarının uygulanmasına kadar bütün tartışmaların ortak bir noktası vardır:Adalet yalnızca bize lazım olduğunda anımsanacak bir kavram değildir.
Hukuk yalnızca bizim mahallemizi korumak için yoktur.Demokrasi yalnızca bizim sesimizin duyulması değildir.İnsan hakları yalnızca bizim insanımızın hakkını savunmak değildir.
Eğer gerçekten demokrat olduğumuzu söylüyorsak, bize uzak gördüğümüz insanların hakları ihlal edildiğinde de aynı kararlılıkla karşı çıkabilmeliyiz.
Çünkü;Kendi mahallemizin ölüsüne ağlamak yetmez.Asıl sorun, başka mahallenin cenazesinde de insanlığımızı kaybetmemektir.
Ve unutmayalım:Zulmün kimliği olmaz.Adaletin mahallesi olmaz.Hukukun tarafı olmaz.Hukuk devleti ancak herkes için hukuk olduğunda anlam kazanır. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Atilla Yüceak</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/24/large/atillayuceak2.jpg" length="115335" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Hürriyet büyürken, bazıları neden küçüldü?</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28562124/atilla-yuceak/hurriyet-buyurken-bazilari-neden-kuculdu</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28562124/atilla-yuceak/hurriyet-buyurken-bazilari-neden-kuculdu</guid>
    <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 09:14:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Dostu da düşmanı da bu tartışmanın içine girsin!
Çünkü bugün İzmit’te ve Kocaeli siyasetinde yaşananlar, yalnızca iki siyasetçinin karşı karşıya gelmesinden ibaret değildir. Asıl sorun;Siyasetin hangi anlayışla yapılacağı, kimin hangi bedeli göze aldığı ve kimin geçmişteki siyasal hesabının bugün nasıl karşımıza çıktığıdır.
İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet’in bugün cezaevinde bulunması, siyasal tartışmaların dışında tutulabileceği anlamına gelmiyor.Tam tersine, yaşanan süreç onun siyasal ağırlığını daha da görünür hale getirmiş durumda.
Hürriyet, siyasal bedel ödemeyi göze alarak geri adım atmayan bir görüntü ortaya koydu.İşbirlikçiliği kabul etmeyip kendi siyasal çizgisinde ısrar etmesi nedeniyle cezaevinde bulunması, seveniyle sevmeyeniyle Kocaeli kamuoyunun tartıştığı önemli bir siyasi gerçeklik haline geldi.
Daha da önemlisi şu:Fatma Kaplan Hürriyet cezaevinde olmasına rağmen Kocaeli gündemini belirlemeye devam ediyor.İşte asıl sorun da burada başlıyor.
Çünkü siyasette bazen insanın makamı değil, karşılaştığı baskı karşısındaki tavrı konuşulur.Bazen de insanın geçmişte sahip olduğu makamlar değil, bugün ne söylediği ve hangi pozisyonda durduğu önem kazanır.
Peki ya geçmişin ağır topları?
Bugün miadı dolmuş siyasi anlayışların temsilcileri, yılların makamlarını ve geçmişteki siyasal kimliklerini adeta bugünün siyasal kredisiymiş gibi kullanmaya devam ediyor.Abiler, ablalar, amcalar...
Yıllarca siyasetin içerisinde bulunmuş, önemli görevler üstlenmiş isimler yine piyasa yapma peşinde.
Ancak siyasette geçmişte bulunmuş olmak, bugün söylenen her sözün otomatik olarak doğru kabul edilmesini sağlamaz.Tam tersine, geçmişte görev yapmış olanların bugün söyledikleri sözlerin hesabı daha fazla sorulmalıdır.Makam büyüdükçe sorumluluk da büyür.
Tüpçü Sefa Sirmen’in açıklaması yeni sorular doğurdu!
Sefa Sirmen’in “Tahir ile Fatma karşı karşıya gelse, benim oyum Tahir’e gider” şeklindeki sözleri kamuoyunda ciddi tartışma yarattı.Ardından gelen açıklamasında Sirmen, kendisine yöneltilen soruya neden böyle yanıt verdiğini anlatmaya çalıştı.
“Yalan söyleyecek değildim” anlayışı üzerinden yaptığı savunmada;Geçmişte yaşanan mitingleri, Cedit Projesi konusunda yaptığı uyarıları, projeleri nedeniyle gördüğünü ifade ettiği baskıları ve yalnız bırakıldığını düşündüğü dönemleri ne diyorsun anımsattı.Burada elbette herkesin kendi yaşadıklarını anlatma hakkı vardır.Ancak siyasetin de bir hafızası vardır.
Ve kamuoyu yalnızca “Ben ne yaşadım?” sorusunu değil, “Ben ne yaptım, hangi dönemde neyin sorumluluğunu taşıdım ve bugün geldiğim noktada geçmişimle nasıl hesaplaşıyorum?” sorusunu da sorar.
Sefa Sirmen yıllarca Kocaeli siyasetinin en önemli aktörlerinden biri oldu.Bu nedenle bugün söylediği her söz, sıradan bir yurttaşın sözü gibi değerlendirilemez.
Asıl sorulması gereken soru bu değil mi?
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin geçmiş dönemlerini, İzmit’in siyasi dönüşümünü ve AKP’nin kentte uzun yıllar boyunca kurduğu siyasal üstünlüğü konuşacaksak, geçmişte bu kenti yöneten Gürcü lobisi dahil herkesin sorumluluğunu da konuşmak zorundayız.
AKP’nin Kocaeli’deki uzun iktidarının ortaya çıkmasında hangi siyasal hataların rol oynadığını tartışmadan, bugün yalnızca Fatma Kaplan Hürriyet’i hedef almak kolaycılıktır.
Bugün Fatma Kaplan Hürriyet’i eleştirenlerin bir bölümü, geçmişte bu kentin hangi siyasal tercihler nedeniyle bugünkü noktaya geldiğini de anlatmak zorundadır.Kocaeli bir günde AKP’nin yönetimine geçmedi.
Bu kentte yıllar boyunca yapılan siyasal tercihler, hatalar, yanlış hesaplar, halktan kopuşlar ve örgütsel zaaflar birikerek bugünkü tabloyu oluşturdu.
Dolayısıyla bugün “Fatma mı, Tahir mi?” sorusuna verilen yanıt kadar, “Bu kent nasıl bu noktaya geldi?” sorusunun yanıtı da önemlidir.
Hafıza sadece işimize gelen kısmıyla kullanılmaz!
Bir siyasetçi geçmişte yaşadığı kırgınlıkları anlatabilir.Bir belediye başkanı kendi döneminde yaşadığı sorunları açıklayabilir.Bir eski yönetici kendisine yapılan haksızlıkları gündeme getirebilir.Bunların tamamı demokratik siyasetin parçasıdır.Ne var ki siyasetçinin hafızası yalnızca kendisine yapılanları değil, kendisinin yaptığı tercihleri de hatırlamalıdır.
Bugün Fatma Kaplan Hürriyet’e yönelik eleştirilerin dozunu artıranların, geçmişte Kocaeli siyasetinde hangi sorumlulukları üstlendiklerini de kamuoyuna anlatmaları gerekir.Çünkü halkın hafızası sanıldığı kadar kısa değildir.
İnsanlar kimin hangi dönemde nerede durduğunu, kimin kiminle yan yana geldiğini, hangi siyasal tercihin hangi sonucu doğurduğunu zaman içerisinde öğreniyor.
Ticari ilişkiler iddiası varsa, bunun yolu da bellidir!
Kamuoyunda geçmiş dönem siyasetçileri ile çeşitli çevreler arasındaki ilişkiler konusunda zaman zaman çeşitli savlar ve tartışmalar gündeme geliyor.
Ancak burada yapılması gereken dedikodu üretmek değil;Varsa somut bilgi, belge ve kayıtları kamuoyunun önüne koymaktır.
Kim, hangi dönemde kimlerle görüştü?Hangi siyasal kararın arkasında kim vardı?Kamu kaynakları hangi anlayışla kullanıldı?Hangi projeler neden yapıldı veya neden yapılamadı?Kent yönetiminde hangi siyasal tercihler Kocaeli’yi bugünlere taşıdı?Bunların tamamı açıkça tartışılmalıdır.
Çünkü hesaplaşma kişisel kin üzerinden değil, siyasi hafıza ve kamu yararı üzerinden yapılmalıdır.
Fatma Kaplan Hürriyet sorunu artık başka bir noktadadır!
Bugün Fatma Kaplan Hürriyet’i sadece bir belediye başkanı olarak değerlendirmek eksik kalır.Onu destekleyen de eleştiren de şu soruyu sormalıdır:Bir siyasetçi, siyasal bedel ödemeyi göze aldığında mı büyür;Yoksa güçlü olanın yanında durduğunda mı?Bu sorunun yanıtını herkes kendi vicdanında verebilir.
Hürriyet’in siyasal çizgisini eleştirebilirsiniz.Kararlarını yanlış bulabilirsiniz.Belediyeciliğini yetersiz görebilirsiniz.Bunların hepsi demokratik siyasetin meşru alanıdır.
Fakat bugün cezaevinde bulunan bir belediye başkanının yine de Kocaeli siyasetinin gündemini belirleyebilmesi, üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir siyasal gerçekliktir.
Kimi zaman makamdan uzaklaştırılan kişi değil, onu susturmaya çalışan siyasal anlayış tartışmanın merkezine oturur.
Artık eski defterleri açmanın zamanı geldi!
Sefa Sirmen’in “Yalan söyleyecek değildim” sözü belki kendi açısından bir açıklamadır.Fakat bu söz aynı zamanda başka bir kapıyı da açmıştır:Öyleyse herkes konuşsun.Sadece Sirmen değil...Geçmişte Kocaeli’yi yönetenler konuşsun.Bugün konuşanlar konuşsun.Dün susanlar neden sustuklarını anlatsın.Hangi siyasal kararların hangi sonuçları doğurduğu ortaya konsun.
Kim hangi dönemde nerede durduğunu açıklasın.
Ve en önemlisi, Kocaeli halkı bütün bu siyasal geçmişi birlikte değerlendirsin.Artık sorun yalnızca “Fatma mı, Tahir mi?” meselesi değildir.
Sorun, Kocaeli siyasetinin eski alışkanlıklarla mı devam edeceği, yoksa yeni bir siyasal hesaplaşma ve demokratik yenilenme sürecine mi gireceğidir.
Belki de en önemli gerçek şudur:Bazıları geçmişteki makamlarının gölgesinde yine siyaset yaptığını sanırken, bazıları bedel ödeyerek geleceğin siyasetini kurmaya çalışıyor.
Kocaeli halkı da kimin geçmişte kaldığını, kimin geleceğe yürüdüğünü elbette zaman içerisinde görecektir.
Unutmayınız siyaset yalnızca sandıkta değil, hafızada da kazanılır veya kaybedilir... ]]></content:encoded>        <dc:creator>Atilla Yüceak</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/22/large/atillayuceakmo.jpg" length="109501" type="image/jpeg"/>
      </item>
  
</channel>
</rss>
