<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" version="2.0">
<channel>
 
  <title>Yeni Kocaeli Gazetesi - Kocaeli Son Dakika Haberleri - Yeni Kocaeli Gazetesi</title>
  <link>https://www.yenikocaeli.com/rss/yazar/hasan-aktepe</link>
  <description>Kocaeli&#039;nin yeni ve güncel yüzü Yeni Kocaeli Gazetesi ile en son dakika haberler, kent gündemi, siyaset ve ekonomi gelişmelerini anında takip edin.</description>
  <atom:link href="https://www.yenikocaeli.com/rss/yazar/hasan-aktepe" rel="self" type="application/rss+xml"/>
  <language>tr-TR</language>
  <copyright>Copyright 2026, yenikocaeli.com</copyright>
  <category>News</category>
  <lastBuildDate>Tue, 25 Aug 2026 13:04:00 +0300</lastBuildDate>
  <ttl>1</ttl>
  
    <item>
    <title>WASHINGTON’IN MASASI, TÜRKİYE’NİN İRADESİNE PRANGA OLAMAZ</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28581036/hasan-aktepe/washingtonin-masasi-turkiyenin-iradesine-pranga-olamaz</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28581036/hasan-aktepe/washingtonin-masasi-turkiyenin-iradesine-pranga-olamaz</guid>
    <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Türkiye, Suriye sahasında son derece kritik bir dönemece girmiştir.
ABD’nin Türkiye, İsrail ve Suriye arasında bir “çatışmasızlık mekanizması” kurma girişimi, masum bir diplomasi faaliyeti olarak görülmemelidir. Çünkü mesele yalnızca çatışmayı önlemek değildir. Asıl mesele, Türkiye’nin Suriye’deki askeri ve siyasi hareket alanının kim tarafından belirleneceğidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenlik politikasını Ankara mı belirleyecek, yoksa Washington ve Tel Aviv’in kırmızı çizgileri mi?
Bizim cevabımız nettir:
Türkiye’nin güvenliği Washington’a da Tel Aviv’e de teslim edilemez!
ÇATIŞMASIZLIK DEĞİL, HAREKET ALANINI KISITLAMA
“Çatışmasızlık mekanizması” kulağa hoş gelen bir diplomatik kavramdır.
Fakat Türkiye açısından bunun nasıl uygulanacağı önemlidir.
Eğer bu mekanizma, İsrail’in Suriye’de gerçekleştirdiği askeri operasyonlara Türkiye’nin vereceği tepkiyi sınırlayacaksa, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını İsrail’in güvenlik anlayışına göre şekillendirecekse ve Ankara’nın atacağı her adımı Washington’ın onayına bağlayacaksa bunun adı çatışmasızlık değildir.
Bunun adı Türkiye’nin hareket alanını daraltmaktır.
Üstelik İsrail’in Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre mesafedeki askeri saldırıları ve Türkiye’ye yönelik haddini aşan açıklamaları, bölgedeki gerilimin ne kadar tehlikeli bir noktaya geldiğini göstermektedir.
İsrail şunu iyi anlamalıdır:
Türkiye tehdit diliyle yönlendirilecek bir devlet değildir.
Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlettir.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin nerede konuşlanacağına, Türkiye’nin hangi güvenlik tedbirini alacağına, hangi ülkeyle hangi askeri iş birliğini yapacağına İsrail karar veremez.
Washington da karar veremez.
Bu kararın tek sahibi Türk milletinin egemenlik hakkıdır.
İSRAİL TÜRKİYE’NİN KIRMIZI ÇİZGİSİNİ BELİRLEYEMEZ
İsrail’in Türkiye’nin Suriye’deki askeri kapasitesinden rahatsız olması Türkiye’nin problemi değildir.
Türkiye’nin problemi sınırlarının güvenliğidir.
Türkiye’nin problemi Suriye’nin parçalanarak terör örgütlerinin ve dış güçlerin oyun alanına dönüştürülmesidir.
Türkiye’nin problemi güney sınırında kendisine yönelen tehdittir.
Dolayısıyla Ankara’nın Suriye’de attığı adımların ölçüsü Tel Aviv’in güvenlik endişeleri olamaz.
İsrail’in kırmızı çizgisi Türkiye’nin kırmızı çizgisi değildir!
Türkiye’nin kırmızı çizgilerini Türk devleti belirler.
ABD’NİN “ARABULUCULUK” MASKESİ
Washington yıllardır Ortadoğu’da aynı yöntemi uyguluyor:
Önce bölgeyi istikrarsızlaştırıyor.
Sonra “barış” ve “güvenlik” adına masaya oturuyor.
Sonra taraflara kendi çözümünü dayatıyor.
Sonunda da bölgedeki ülkelerin hareket alanını kendi çıkarları doğrultusunda şekillendiriyor.
Bugün Türkiye’ye de “herkes masaya otursun” deniliyor.
Elbette diplomasi önemlidir.
Elbette Türkiye gerekmedikçe savaş istemez.
Fakat Türkiye’nin barış istemesi, egemenlik haklarından vazgeçmesi anlamına gelmez.
Türk milleti barışçıdır. Ancak kendi güvenliği söz konusu olduğunda herkesten daha iyi savaşmasını da bilir.
Türk milleti tarih boyunca kendisine dayatılan vesayeti de kabul etmemiştir.
TÜRKİYE ABD’NİN BÖLGEDEKİ APARATI DEĞİLDİR
Tom Barrack’ın Türkiye’ye, bölgedeki ülkeleri İsrail’in niyetleri konusunda ikna edecek “kilit ülke” rolü biçmesi üzerinde özellikle durulmalıdır.
Türkiye neden İsrail’in bölgedeki politikalarını anlatmak ve meşrulaştırmakla görevlendirilsin?
Türkiye’nin görevi İsrail’i bölge ülkelerine pazarlamak değildir.
Türkiye’nin görevi Türk milletinin güvenliğini ve çıkarlarını savunmaktır.
Türkiye başka devletlerin propaganda memuru değildir.
Türkiye başka devletlerin bölgesel taşeronu değildir.
Türkiye Washington’ın Ortadoğu projesinde kullanılacak bir aparat hiç değildir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendi tarihini ve kendi gücünü bilen bağımsız bir devlettir.
SURİYE’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİDİR
Suriye’nin parçalanması Türkiye’nin lehine değildir.
Suriye’nin kuzeyinde terör yapılanmalarının güçlenmesi Türkiye’nin lehine değildir.
Suriye’nin yabancı devletlerin nüfuz alanlarına bölünmesi Türkiye’nin lehine değildir.
Türkiye’nin çıkarı bellidir:
Toprak bütünlüğünü koruyan, merkezi otoritesi güçlü, terör örgütlerinden temizlenmiş, bağımsız ve istikrarlı bir Suriye.
Bu nedenle Türkiye, Suriye’nin egemenliğini savunmalıdır.
Ancak Suriye’nin egemenliğini savunurken kendi egemenliğinden de taviz vermemelidir.
MASAYA OTURACAKSAK DİMDİK OTURALIM
Türkiye diplomasi masasından kaçmamalıdır.
Tam tersine, masada olmalıdır.
Ama başkalarının hazırladığı senaryoyu oynamak için değil, kendi milli çıkarlarını savunmak için.
Türkiye’nin masaya oturması başka şeydir, masada Türkiye’ye rol biçilmesi başka şey.
Bizim istediğimiz Türkiye;
Washington’ın talimatını bekleyen Türkiye değildir.
Tel Aviv’in kırmızı çizgilerine göre pozisyon alan Türkiye değildir.
Brüksel’in, Washington’ın veya başka bir başkentin güvenlik anlayışına göre dış politika yapan Türkiye değildir.
Bizim istediğimiz Türkiye;
Kendi kararını kendi veren Türkiye’dir.
ATATÜRK’ÜN TÜRKİYESİ
Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni bağımsızlık üzerine kurdu.
Bu bağımsızlık yalnızca bayrağın göndere çekilmesi değildir.
Bağımsızlık;
siyasi bağımsızlıktır, ekonomik bağımsızlıktır, askeri bağımsızlıktır, diplomatik bağımsızlıktır.
Bir devlet kendi güvenlik politikasını başka devletlerin onayına bırakıyorsa, orada gerçek anlamda bağımsızlıktan söz edilemez.
Bu nedenle bugün Türkiye’nin ihtiyacı korkak ve teslimiyetçi bir dış politika değil; akılcı, kararlı, milli ve bağımsız bir dış politikadır.
Türkiye kimseyle savaş aramamalıdır.
Ama Türkiye’ye savaş dayatılırsa da ne yapacağını herkes bilmelidir.
Çünkü güçlü devlet barışı isteyen devlettir.
Ama barışı koruyacak güce sahip olan devlettir.
TÜRKİYE’NİN KIRMIZI ÇİZGİSİ ANKARA’DIR
Artık Türkiye’nin önünde tarihi bir tercih vardır.
Ya başkalarının çizdiği bölgesel planların içinde kendisine verilen rolü oynayacaktır...
Ya da kendi tarihinin, kendi devlet aklının ve kendi milli çıkarlarının gereğini yapacaktır.
Bizim tercihimiz nettir:
Türkiye kendi masasını kurmalıdır.
Suriye konusunda karar Ankara’da alınmalıdır.
Türkiye’nin güvenliği Ankara’da belirlenmelidir.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hareket alanı Ankara tarafından belirlenmelidir.
Türkiye’nin dış politikası Washington’dan, Tel Aviv’den veya başka bir başkentten yönetilemez.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti manda devleti değildir.
Türkiye Cumhuriyeti vesayet devleti değildir.
Türkiye Cumhuriyeti başkasının piyonu değildir.
Ve Türk milleti, kendi kaderini başkalarının ellerine bırakmayacak kadar büyük bir millettir.
Bugün söylememiz gereken söz çok açıktır:
ABD masayı kurabilir. İsrail taleplerini ortaya koyabilir. Bölgesel güçler kendi hesaplarını yapabilir.
Ama son sözü söyleyecek olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir.
Çünkü bu topraklarda karar yetkisi Washington’ın değil,
Ankara’nındır.
Ve Türkiye’nin kırmızı çizgisi Tel Aviv değil,
Türkiye’nin milli egemenliğidir.
YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ!Hasan AKTEPE hasan.akteepe@gmail.com ]]></content:encoded>        <dc:creator>Hasan Aktepe</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/25/large/washingtonin.jpg" length="117569" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>CUMHURİYET HALK PARTİSİ BİR YOL GEÇEN HANI DEĞİLDİR!</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28559447/hasan-aktepe/cumhuriyet-halk-partisi-bir-yol-gecen-hani-degildir</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28559447/hasan-aktepe/cumhuriyet-halk-partisi-bir-yol-gecen-hani-degildir</guid>
    <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 15:14:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Cumhuriyet Halk Partisi bir yol geçen hanı değildir!
Bir dinlenme tesisi değildir!
Bir mevki ve makam kazanma, bu yoldan kendi geleceğini teminat altına alma sektörü hiç değildir!
Cumhuriyet Halk Partisi; yedi düvelle mücadele edilen bir dönemde, cephede kurulmuş, Kuvâ-yi Milliye ruhunun nakşedildiği, bir milletin yeniden ayağa kalkışının ve yeniden var oluşunun adıdır.
Bu nedenle CHP&#039;yi yalnızca bir siyasi parti olarak görmek, onun tarihsel misyonunu anlamamaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi&#039;nin mayasında mücadele vardır. Fedakârlık vardır. Halkla omuz omuza yürüme vardır. Memleketin en zor günlerinde sorumluluk alma vardır.
Ne şiş yansın ne kebap yansın diyenlerin, saman altından su yürütenlerin, bir gün başka tarafa, ertesi gün başka tarafa göz kırpanların; yalandan yere Atatürk&#039;ü savunanların, Atatürk&#039;ü sadece para üzerinde sevenlerin, garibanları hor görenlerin ve halkı yok sayanların bu anlayış içerisinde kendilerine kalıcı bir yer bulmaları mümkün değildir.
Çünkü Atatürk&#039;ü sevmek, yalnızca onun fotoğrafını taşımak değildir.
Atatürk&#039;ü anlamak; halkı anlamaktır.
Cumhuriyet&#039;i savunmak; makamı değil, milleti öncelemektir.
Kuvâ-yi Milliye ruhunu taşımak; zor zamanda sorumluluk almaktır.
Bugün CHP&#039;nin öz evlatları, dün olduğu gibi mücadeleyi ve davayı asla sahipsiz bırakmadı, bundan sonra da bırakmayacaktır.
Siyaset masa başında, halktan kopuk ve steril salonlarda öğrenilmez.
Sokakta broşür dağıtmamış, dağlara ve tepelere bayrak asmamış, hayatın normal akışında bir kez olsun kahveye girmemiş; halkın yaşadığı sıkıntıları yaşamamış, o harmanın harcı olmamış ısmarlama siyasetçilerden bu vatana ve halka gerçek anlamda hizmetkâr olmalarını beklemek mümkün değildir.
Halkın derdini bilmeyen, halkın sesini duymayan, halkın sofrasına oturmayan bir siyaset anlayışı, ne kadar güzel sözler söylerse söylesin, eksiktir.
Çünkü siyaset, makam sahibi olmak değil; milletin yükünü omuzlamaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi&#039;nin tarihi bunun en büyük kanıtıdır.
Bu parti, kişisel ikbal hesaplarının değil, milletin bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin mirasıdır.
O nedenle hiç kimse CHP&#039;yi kendi şahsi kariyerinin basamağı olarak görmemelidir.
Hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi&#039;ni kendi geleceğini garanti altına alacağı bir mevki ve makam kapısı zannetmemelidir.
CHP&#039;nin kapısından giren herkes, önce bu büyük mirasın sorumluluğunu taşımalıdır.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi bir koltuk değil, bir davadır.
Bir kariyer basamağı değil, bir mücadele mirasıdır.
Ve bu mücadele mirası, halkın içinde yaşayan, halkla omuz omuza yürüyen, Atatürk&#039;ün kurduğu Cumhuriyet&#039;e gerçekten sahip çıkan öz evlatlarının ellerinde sonsuza kadar yaşayacaktır.Hasan AKTEPEhasan.akteepe@gmail.com ]]></content:encoded>        <dc:creator>Hasan Aktepe</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/21/large/img-5237.jpeg" length="109209" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NİN CEMAATLERLE İMTİHANI</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28541123/hasan-aktepe/turkiye-cumhuriyeti-devletinin-cemaatlerle-imtihani</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28541123/hasan-aktepe/turkiye-cumhuriyeti-devletinin-cemaatlerle-imtihani</guid>
    <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 16:08:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne kadar çözülemeyen meselelerden biri de din, cemaat, tarikat ve devlet ilişkileridir.
Öncelikle şu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizmek gerekir:
Türk milletinin İslamiyet&#039;le hiçbir problemi yoktur.
Türk milleti İslam&#039;ı asırlar boyunca yaşamış, bu dinin medeniyetine, kültürüne ve ahlakına büyük katkılar sunmuştur. Bizim itirazımız İslam&#039;a değil; İslam&#039;ın istismar edilmesine, siyasallaştırılmasına, ekonomik ve siyasi çıkarların aracı hâline getirilmesine ve birtakım kapalı yapıların kendi amaçları doğrultusunda kullanılmasına yöneliktir.
Bugün asıl sorulması gereken soru şudur:
Dini saiklerle ortaya çıkan bazı cemaat ve tarikat yapıları nasıl oldu da zaman içerisinde siyasi, ekonomik ve bürokratik güç merkezlerine dönüştü?
DİN Mİ, ÖRGÜT MÜ?
Bir insanın ibadet etmesi, Allah&#039;a inanması, Kur&#039;an okuması ve dini hayatını yaşaması elbette kendi özgürlüğüdür.
Ancak dini kimliği üzerinden örgütlenen bir yapı; devlet kurumlarında kendi kadrolarını oluşturmaya, ekonomik güç biriktirmeye, siyaseti yönlendirmeye ve mensuplarına “şuna oy verin, buna oy vermeyin” demeye başladığı anda mesele artık yalnızca inanç meselesi olmaktan çıkar.
Orada devletin egemenliği tartışılmaya başlanır.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#039;nin üzerinde hiçbir cemaat, hiçbir tarikat, hiçbir şeyh ve hiçbir dini lider bulunamaz.
Devletin üstünde devlet, milletin üstünde irade olmaz.
KUR&#039;AN VAR, PEYGAMBER VAR; ŞEYHE NEDEN İHTİYAÇ VAR?
Burada çok temel bir soruyu sormamız gerekiyor:
Yüce Allah Kur&#039;an-ı Kerim&#039;i göndermiş, Hz. Muhammed&#039;i peygamber olarak göndermiştir. O hâlde Müslümanın Allah ile arasına neden bir şeyh veya tarikat lideri girmelidir?
İslam&#039;ın temel kaynağı bellidir.
Kur&#039;an vardır. Peygamber vardır. Akıl vardır. Vicdan vardır.
Din adına ortaya çıkan hiçbir kişi kendisini insanların üzerinde mutlak bir otorite hâline getiremez.
Üstelik Kur&#039;an&#039;ın okunması kadar anlaşılması da önemlidir.
Bugün Arapça okunuyor, fakat çoğu zaman “Ne okuyoruz, ne söylüyoruz, Allah bizden ne istiyor?” soruları yeterince konuşulmuyor.
Oysa Müslüman, okuduğu ayetin anlamını bilmeli; Peygamberimizin ne söylediğini, nasıl yaşadığını ve hangi ahlaki ilkeleri ortaya koyduğunu öğrenmelidir.
İnsanlara sadece Arapça ifadeleri tekrar ettirmek yerine, okudukları ayetlerin anlamını öğretmek; onları düşünmeye, sorgulamaya ve ahlaki sorumluluğa yönlendirmek gerekir.
Çünkü din anlaşılmaz hâle getirildiğinde insanı aydınlatan bir rehber olmaktan çıkar ve istismara açık bir alana dönüşebilir.
Burada kimsenin yanlış anlamaması gereken bir nokta daha vardır:
Biz Arapçaya karşı değiliz.
Kur&#039;an&#039;ın dili Arapçadır ve Arapça okunması ibadetin bir parçası olarak kabul edilebilir. Ancak Türk milletinin kendi dilinde Kur&#039;an&#039;ın anlamını öğrenmesi, ayetlerin ne söylediğini bilmesi ve dinini bilinçli şekilde yaşaması neden sakıncalı olsun?
Tam tersine:
Anlayan insan daha zor kandırılır.
İSLAM ZENGİNLERİN VE AYRICALIKLI SINIFLARIN DİNİ DEĞİLDİR
Hz. Muhammed&#039;in hayatına baktığımızda İslam&#039;ın gösteriş, sınırsız servet ve ayrıcalıklı bir sınıf oluşturmak için gelmediğini görürüz.
Hz. Muhammed ticaretle uğraşmış, toplum içerisinde güvenilirliğiyle “el-Emin” olarak tanınmıştır. Fakat İslam&#039;ı kişisel servetin, sınıfsal ayrıcalığın aracı hâline getirmemiştir.
Bugün din adına servet imparatorlukları kuran, insanların dini duygularını ekonomik kazanca dönüştüren ve siyasi güç elde etmek için dini kullanan anlayışları sorgulamak zorundayız.
İslam&#039;ı kişisel çıkarların, siyasi hesapların ve ekonomik menfaatlerin aracına dönüştürenler, en büyük zararı yine İslam&#039;a vermektedir.
Din, paranın ve siyasetin emrine verilemez.
ATATÜRK DİYANET&#039;İ NEDEN KURDU?
Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#039;ün Cumhuriyet&#039;i kurarken attığı önemli adımlardan biri de Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasıdır.
Buradaki temel anlayış dini yok etmek değil; din hizmetlerini toplumun ortak yararı doğrultusunda yürütmek ve vatandaşın doğru dini bilgiye ulaşmasını sağlamaktır.
Diyanet&#039;in varlık sebebi tam da burada ortaya çıkar.
Diyanet; vatandaşın dini konularda doğru bilgiye ulaşmasına yardımcı olmalı, hurafelerle dini bilgiyi birbirinden ayırmalı, dini siyasetin ve ticaretin aracı hâline getiren anlayışlara karşı toplumu aydınlatmalıdır.
Diyanet&#039;in cemaatler ve tarikatlar hakkında hazırladığı raporları yazanları da kutlamak gerekir. Bu raporlarda başta Süleymancılar cemaati olmak üzere birçok cemaat ve tarikatın dini kullanarak servet elde ettiği, yabancı servislerle ilişkilerinin bulunduğuna yönelik tespitler ortaya konulmuştur.
Bugün Diyanet&#039;e düşen görev de budur.
Din adına ortaya çıkan yapıları gerektiğinde sorgulamak, toplumu aydınlatmak ve dini istismara karşı vatandaşın yanında durmak.
Çünkü devletin görevi, vatandaşını cemaatlere teslim etmek değil; vatandaşının doğru bilgiye özgürce ulaşabileceği kurumsal zemini oluşturmaktır.
LAWRENCE BİZE NE ANLATIYOR?
Tarih bize emperyal güçlerin bölgedeki dini, etnik ve sosyal ayrılıkları kendi çıkarları doğrultusunda kullanabildiğini gösteriyor.
T. E. Lawrence bunun en bilinen tarihsel örneklerinden biridir. Lawrence&#039;ın Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı coğrafyasındaki faaliyetleri, İngiliz emperyal siyasetinin yerel unsurlar ve kimlikler üzerinden nasıl yürütüldüğünü göstermektedir.
Buradan çıkarılması gereken ders açıktır:
Bir insanın dini kisve taşıması, onun mutlaka milletin ve devletin çıkarları doğrultusunda hareket ettiği anlamına gelmez.
Devlet, kişilerin söylemlerine değil; eylemlerine, bağlantılarına, finansal ilişkilerine ve hukuk karşısındaki durumlarına bakmalıdır.
Bu, yalnızca cemaatler için değil, devlet içerisinde faaliyet gösteren bütün örgütlenmeler için geçerli olmalıdır.
Devlet içinde hiçbir cemaat ve tarikat örgütlenmesine izin verilmemelidir. Devletin içinden cemaatler ve tarikatlar derhal kazınmalıdır ki bir daha 15 Temmuzlar olmasın.
TÜRKİYE BUNU BİR KEZ YAŞADI
Türkiye, devlet kurumlarında örgütlenen kapalı yapıların nelere yol açabileceğini ağır biçimde tecrübe etti.
Devlet içerisinde liyakat yerine sadakatin, hukuk yerine örgütsel bağlılığın, Cumhuriyet yurttaşlığı yerine cemaat mensubiyetinin esas alındığı her yapı, sonunda devletin kurumlarını zayıflatır.
Buradan çıkarılacak ders çok nettir:
Bir cemaatin yerine başka bir cemaat koymak çözüm değildir.
Çözüm; devlet kurumlarında liyakat, hukuk, şeffaflık ve Cumhuriyet kurumlarının üstünlüğünü hâkim kılmaktır.
Devlet kadrosuna girmenin şartı bir şeyhe, tarikata veya cemaate bağlılık değil;
Türkiye Cumhuriyeti&#039;ne, Mustafa Kemal Atatürk&#039;e ve devrimlerine sadakat, hukuk ve liyakat olmalıdır.
DEVLETİN İÇİNE SIZAN HER YAPI DEVLETİN KARŞISINDADIR
Bugün mesele yalnızca cemaat veya tarikat meselesi değildir.
Mesele devletin bağımsızlığıdır.
Mesele milli egemenliktir.
Mesele Cumhuriyet&#039;in kurumlarının korunmasıdır.
Mesele Türkiye&#039;nin dış güçlerin, siyasi çıkar gruplarının veya kapalı örgütlenmelerin nüfuz alanına dönüştürülmemesidir.
BOP gibi Amerika, İsrail ve İngiltere&#039;nin ortak tezgâhladığı, ulus devletleri hedef alan projelerin çökmesi için cemaatler ve tarikatlar derhal temizlenmeli, NATO&#039;dan çıkılmalıdır.
Cemaat ve tarikatların temizlenmesi ile NATO&#039;dan çıkış birbirini tamamlar.
Bir ülkenin iç yapısı zayıflatılır, devlet kurumları parçalanır ve toplum dini, etnik veya siyasi kimlikler üzerinden birbirine düşürülürse emperyalizmin kucağına düşen topal ördek oluruz; emperyal güçlerin göz diktiği, müdahaleye uygun zemin zaten hazırlanmış olur.
İşte Türkiye&#039;nin asıl dikkat etmesi gereken nokta budur.
Dışarıdaki tehdidi görmek yetmez; içeride o tehdide zemin hazırlayan yapılanmaları da görmek gerekir.
CUMHURİYET&#039;İN VATANDAŞI MÜRİD DEĞİL, YURTTAŞTIR
Türkiye Cumhuriyeti&#039;nin temel ilkesi açıktır:
Devlet vatandaşına eşit mesafede durur.
İnananın da inanmayanın da devlet karşısındaki hakkı aynıdır.
Farklı mezhep ve dini yorumlara sahip vatandaşların hukuk karşısındaki statüsü aynıdır.
Hiçbir cemaat “bizim kadromuz”, hiçbir tarikat “bizim devletimiz” diyemez.
Çünkü:
DEVLET MİLLETİNDİR.
Cumhuriyet&#039;in vatandaşı bir şeyhin müridi değil, Türkiye Cumhuriyeti&#039;nin eşit ve özgür yurttaşıdır.
Bugün Türkiye&#039;nin ihtiyacı yeni şeyhler, yeni tarikatlar ve yeni cemaat vesayetleri değildir.
Türkiye&#039;nin ihtiyacı;
akıl, bilim, hukuk, laik Cumhuriyet, liyakat ve milli egemenliktir.
Türk milletinin dini inancına saygı duyacağız.
Fakat dini istismar edenlere karşı da susmayacağız.
Çünkü İslam&#039;ı savunmak, İslam adına konuşan herkesi sorgulamamak değildir.
Tam tersine, dini siyasetin, paranın ve örgütsel çıkarların elinden kurtarmak; samimi inananların da hakkını savunmaktır.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti&#039;nin önünde tarihi bir tercih vardır:
Ya devletin kurumları herhangi bir cemaatin, tarikatın veya kapalı örgütlenmenin nüfuz alanı olmaya devam edecek;
ya da Cumhuriyet&#039;in kuruluş felsefesine dönülerek devletin üzerinde yalnızca Anayasa ve millet iradesinin bulunduğu bir düzen yeniden tesis edilecektir.
Bizim tercihimiz bellidir.
Din Allah ile kul arasındadır.
Devlet milletindir.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
Ve Cumhuriyet&#039;in kurumları hiçbir cemaatin, hiçbir tarikatın ve hiçbir şeyhin mülkü değildir.
Sözümüzü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#039;ün Cumhuriyet&#039;in geleceğine bıraktığı tarihi uyarıyla noktalayalım:
«“Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”»
Mustafa Kemal Atatürk
Türkiye Cumhuriyeti&#039;nin geleceği şeyhlerin, tarikatların ve cemaatlerin değil;
Türk milletinin iradesinin, aklın, bilimin, hukukun ve Cumhuriyet&#039;in olacaktır.
Hasan AKTEPEhasan.akteepe@gmail.com ]]></content:encoded>        <dc:creator>Hasan Aktepe</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/18/large/hasanaktepe.jpg" length="135830" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>İSLAMİ NATO’YU MİLLET BİLMELİ</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28511450/hasan-aktepe/islami-natoyu-millet-bilmeli</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28511450/hasan-aktepe/islami-natoyu-millet-bilmeli</guid>
    <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 12:38:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Ülke gündemi Terörsüz Türkiye’ye kilitlenmiş durumdayken; terörün biteceği, devletin bütün sinir uçlarının seferber olduğu, Türkiye’nin iç cephesini güçlendirmeye çalıştığı bir süreçten geçiyoruz. Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun için gözler Meclis’e çevrilmiş durumda.
Millet, devletin terörü bitirmek için attığı adımları ve Meclis’ten gelecek düzenlemeyi beklerken, 7 Ağustos’ta AKP hükümeti tarafından Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında Mekke Ortak Savunma Anlaşması imzalandığı açıklandı.
Şimdi herkesin sorması gereken bazı sorular var.
Deniliyor ki bu anlaşma İsrail’e karşı imzalandı.
Tamam.
Peki İran nerede?
Bugün İsrail’le doğrudan savaşan bir ülke olan İran neden bu anlaşmanın içerisinde yok?
Filistin nerede?
İsrail’le doğrudan savaşın merkezinde bulunan Filistin neden yok?
Lübnan nerede? Yemen nerede?
Eğer gerçekten İsrail’e karşı bir savunma ittifakı kuruluyorsa, İsrail’le savaşan veya İsrail’le doğrudan çatışma yaşayan ülkeler neden bu yapının dışında?
Bana kalırsa asıl üzerinde düşünülmesi gereken noktalardan biri de Suudi Arabistan.
Amerika ile yakın ilişkileri ve güçlü stratejik bağları bulunan, topraklarında Amerikan askerî üsleri ve tesisleri bulunan bir devlet, İsrail’e karşı oluşturulduğu söylenen bir savunma anlaşmasının içerisinde ne fayda sağlar, ne yapabilir?
Bu bana hiç mantıklı gelmiyor.
Çünkü böyle bir anlaşma İsrail’e karşı kuruluyorsa, Suudi Arabistan’ın bu denklemdeki rolünü anlamak gerçekten mümkün değil.
Öyle bir ülke düşünün ki kendi ülkesinin bayrağından çok Amerikan bayrağının görüldüğü bir ülke olarak tartışılıyor.
Şimdi soruyorum:
Böyle bir ülke, İsrail’e karşı kurulmuş olduğu söylenen bir savunma ittifakında Türkiye’ye ne sağlayacak?
Yarın İran, İsrail saldırıları nedeniyle Suudi Arabistan’daki Amerikan üslerini meşru hedef olarak görür ve bu bölgelere saldırırsa ne olacak?
İran açıkça, kendi topraklarına nereden saldırı gelirse gelsin karşılık vereceğini söylüyor.
Peki Türkiye’nin yaptığı bu anlaşma Türkiye’yi böyle bir çatışmanın neresine koyacak?
İşte burada devletin ve Meclis’in millete açık cevap vermesi gereken çok önemli bir soru ortaya çıkıyor.
Bu anlaşma mı, antlaşma mı?
Hukuki niteliği nedir?
Türkiye hangi yükümlülüklerin altına girmiştir?
Meclis’e gelecek mi?
Meclis’te görüşülecek mi?
Milletvekilleri bu metnin bütün maddelerini görebilecek mi?
Bunları bilmeden kimse Türk milletinden destek beklemesin.
Çünkü Türkiye bugün başka bir meseleye, Terörsüz Türkiye’ye odaklanmış durumda.
Devlet bütün gücüyle terörün bitirilmesi için çalışırken, Türkiye’yi dışarıdaki başka bir savaşın içerisine sokabilecek herhangi bir anlaşma veya antlaşma son derece dikkatli değerlendirilmelidir.
Pakistan’ın nükleer güç olması önemlidir.
Pakistan’la Türkiye arasındaki ilişkilerin güçlenmesi önemlidir.
Müslüman ülkelerin dayanışması da önemlidir.
Ama üç ülkenin bir araya gelmesini hemen “İslami NATO” olarak görmek başka bir meseledir.
Eğer gerçekten İsrail’e karşı bir ittifak kurulmak isteniyorsa, o zaman sorular daha da büyür:
İran neden yok?
Filistin neden yok?
Lübnan neden yok?
Yemen neden yok?
Ve neden Suudi Arabistan var?
İşte Türkiye’nin cevabını araması gereken mesele budur.
Ben Türkiye’nin Müslüman ülkelerle iş birliği yapmasına karşı değilim.
Tam tersine, Türkiye’nin kendi çıkarları doğrultusunda Pakistan’la da, İran’la da, Filistin’le de, Lübnan’la da, Yemen’le de güçlü ilişkiler kurmasını isterim.
Ama Türkiye’yi Müslümanla Müslümanı savaştırabilecek bir denklem içerisine sokacak hiçbir anlaşmaya ve antlaşmaya evet denilmemelidir.
Bugün İran ile İsrail savaşırken Türkiye bu savaşın tarafı değildir.
Bırakın taraf olmayı, Malatya Kürecik Radar Üssü’nü bile kapatmış değiliz.
Bu üssün İsrail’in gözü ve kulağı konumunda olduğu iddiası artık kamuoyunda yıllardır tartışılıyor. Hatta bu tartışma, beş yaşındaki çocuğun bile duyduğu bir mesele hâline gelmiş durumda.
İsrail’e karşı bir ittifak kurduğumuzu söylüyoruz ama Türkiye’de İsrail’in güvenliğine hizmet ettiği ileri sürülen bir radar sisteminin varlığı tartışılmaya devam ediyor.
O zaman sormazlar mı:
Bu nasıl İsrail karşıtlığıdır?
Filistin meselesine gelince...
Filistin ile İsrail arasında savaş devam ediyor.
İran’ın Filistin’e verdiği desteğin boyutunu gördük.
Biz ise Filistin konusunda ne kadar destek olduk?
Herkes konuşuyor.
Herkes “İlk mescidimiz, ilk kıblemiz, ilk Kâbe” edebiyatı yapıyor.
Ama iş gerçek desteğe geldiğinde aynı kararlılığı göremiyoruz.
Mangalda kül bırakmayanların, sıra Filistin’e gerçek anlamda destek vermeye geldiğinde nerede durduğunu da bu millet görüyor.
Yarın İran ile Suudi Arabistan arasında bir çatışma çıkarsa Türkiye’nin hangi tarafta kalacağı gibi bir soru dahi ortaya çıkmamalıdır.
Türkiye’nin tarafı bellidir:
Türkiye’nin tarafı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir.
Türk askerinin kanı başka devletlerin bölgesel hesaplarının bedeli olamaz.
Ülkemizin bugün yeni savaşlara değil; Terörsüz Türkiye’ye, güçlü bir iç cepheye ve millî dayanışmaya ihtiyacı vardır.
Bu nedenle Meclis’e gelecekse bu anlaşmanın bütün ayrıntıları milletvekillerinin önüne konulmalıdır.
Millet bilmeli.
Meclis bilmeli.
Türkiye bilmeli.
Çünkü mesele sıradan bir diplomatik metin değildir.
Mesele Türkiye’nin geleceğidir.
Bu millet Müslümanla Müslümanı savaştıracak veya böyle bir savaşa zemin hazırlayacak anlaşmalara ve antlaşmalara sokulmamalıdır.
Kimse Türkiye’yi başkalarının savaşının içerisine sürüklemesin.
Kimse Türk askerinin kanı üzerinden bölgesel hesap yapmasın.
Türkiye kendi kararını kendi vermeli, kendi güvenliğini kendi sağlamalı ve kendi geleceğini kendi belirlemelidir.
Aksi halde bedeli herkes için ağır olur.
Hasan Aktepehasan.akteepe@gmail.com ]]></content:encoded>        <dc:creator>Hasan Aktepe</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/13/large/islaminato.jpg" length="115883" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>SEVR HEVESLİLERİNE TARİHİN CEVABI</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28498750/hasan-aktepe/sevr-heveslilerine-tarihin-cevabi</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28498750/hasan-aktepe/sevr-heveslilerine-tarihin-cevabi</guid>
    <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ 10 Ağustos 1920…
Türk milletini parçalamaya, Anadolu&#039;yu bölmeye ve Türk milletini kendi vatanında esir etmeye heveslenenlerin tarih sahnesine çıktığı gün.
Sevr Antlaşması&#039;nı Türk milletine dayatmak istediler.
Fakat karşılarında teslim olacak bir millet değil, Mustafa Kemal Atatürk&#039;ün önderliğinde ayağa kalkmış bir Türk milleti vardı.
Sevr&#039;i yırtan irade, Lozan&#039;ı imzalayan irade; emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesini veren, milli egemenliği esas alan iradeydi.
Dün, 10 Ağustos 2026&#039;da…
Tam 106 yıl sonra tarih bir kez daha aynı cevabı verdi:
Sevr heveslileri yine tarihin çöp tenekesine atılmıştır!
Büyük Türk devleti, Türk milletinin düşmanlarına ve Sevr heveslilerine bir kez daha gerçeği hatırlatmıştır.
Bu topraklarda yaşayan Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkesiyle ve sahip olduğumuz bütün tarihsel ve kültürel zenginliklerle hepimiz bu ülkenin evlatlarıyız.
Ve bu milletin ortak sözü nettir:
SEVR PAÇAVRADIR!
BU MİLLET PARÇALANMAZ!
Vaktiyle hata yapanlar, emperyalistlere uşaklık ederek yanlış yollara sürüklenenler bugün Türk milletinin affına sığınmış; milletimiz de büyüklüğünü göstermiş ve affetmiştir.
Artık namluların yönü Türk milletine çevrilmeyecektir.
Türkü Kürt&#039;ten, Kürdü Türk&#039;ten ayırarak Türkiye&#039;yi zayıflatmak isteyenlere karşı çevrilecektir.
Bu milletin evlatları birbirine düşman edilmeyecektir.
Çünkü bizi birbirimize düşürmek isteyenlerin amacı bellidir:
Türkiye&#039;yi zayıflatmak, bölmek ve bu coğrafyada emperyalist projelere alan açmak.
Biz buna izin vermeyeceğiz.
ÇERÇEVE YASAYA OY VERENLERİN SORUMLULUĞU
Çerçeve yasaya onay veren bütün milletvekillerinin bu tarihsel bilinçle oy verdiğine inanıyorum.
Eğer amaç Türkiye&#039;nin birliğini güçlendirmek, silahı siyasetin dışına çıkarmak, meseleyi Meclis, hukuk ve demokrasi zemininde çözmek ve emperyalist hesapları boşa çıkarmaksa, bunun millete açıkça anlatılması gerekir.
Peki neden korkuyoruz?
Millete gerçeği açıklamaktan korkulur mu?
Devletin projesi emperyalistlerin projesini çökertirken, &quot;Bunu millete anlatamayız&quot; demek ne demektir?
Millete gerçeği anlatamayan bir milletvekili, yarın millete neyi anlatacaktır?
Siyasetçinin görevi milletin karşısına çıkıp korkularını büyütmek değil, gerçeği anlatmaktır.
Eğer attığınız oyun arkasında Türkiye&#039;nin birliğine, Cumhuriyet&#039;in geleceğine ve milletin kardeşliğine ilişkin bir irade varsa, çıkın anlatın!
Millete güvenin.
Türk milletinin aklına güvenin.
Bu millet neyin Türkiye&#039;nin çıkarına, neyin emperyalistlerin çıkarına olduğunu anlayacak ferasete sahiptir.
AMERİKANCI PSİKOLOJİK HARBİNE TESLİM OLMAYIN!
Bugün bazı çevreler, Türkiye&#039;nin kendi devlet aklıyla attığı her adımı Amerika&#039;nın ve Amerikancı çevrelerin psikolojik harbi üzerinden okumaya çalışıyor.
Her çözüm arayışını bölünme olarak gösteriyor.
Her demokratik adımı Sevr&#039;e benzetiyor.
Her farklı yaklaşımı ihanet olarak sunuyor.
Bu büyük bir yanılgıdır.
Bunu yapanlar, farkında olarak veya olmayarak emperyalist psikolojik savaşın söylemine hizmet etmektedir.
Sevr&#039;i yırtıp atanlarla Sevr&#039;i dayatanları birbirine karıştırmayın!
Türkiye&#039;nin bugün attığı adımları değerlendirirken ölçümüz Washington&#039;un ne dediği değil, Türkiye&#039;nin ve Türk milletinin çıkarlarının ne olduğudur.
SEVR HEVESLİLERİNE SON SÖZ
10 Ağustos 1920&#039;de Sevr&#039;i dayatanlar tarihe gömüldü.
10 Ağustos 2026&#039;da Sevr heveslileri bir kez daha tarihin çöp tenekesine gönderildi.
Bu millet 1920&#039;de teslim olmadı.
Bugün de olmayacak.
Anadolu&#039;yu cetvelle bölmeye çalışanların haritaları tarihin çöplüğündedir.
Türk milletini birbirine düşürerek Türkiye&#039;yi parçalamak isteyenlerin hesapları da aynı akıbete uğrayacaktır.
Çünkü bu ülkenin sahibi emperyalistler değildir.
Bu ülkenin sahibi Türk milletidir.
Ve bu milletin iradesi nettir:
Sevr paçavradır.
Türkiye parçalanamaz.
Türk milleti kardeştir.
Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşayacaktır.
Bugün mesele koltuk değildir.
Mesele makam değildir.
Mesele şahıs değildir.
Mesele vatandır.
Ve vatan söz konusu olduğunda, Türk milletini oluşturan bütün unsurların ortak sözü bellidir:
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!Hasan AKTEPEhasan.akteepe@gmail.com ]]></content:encoded>        <dc:creator>Hasan Aktepe</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/11/large/hasanaktepekosemo.jpg" length="107340" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>KEMALİSTLERİN GÜCÜ: CUMHURİYETİN SON KALESİ CHP</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28494383/hasan-aktepe/kemalistlerin-gucu-cumhuriyetin-son-kalesi-chp</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28494383/hasan-aktepe/kemalistlerin-gucu-cumhuriyetin-son-kalesi-chp</guid>
    <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 16:19:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ KEMALİSTLERİN GÜCÜ: CUMHURİYETİN SON KALESİ CHP
Türkiye’de hiç kimse kendisini kandırmasın: Kemalistler bitmedi, bitmeyecek!
Çünkü Kemalizm bir dönem modası değildir. Bir şahsın siyasi tercihi hiç değildir. Kemalizm; emperyalizme karşı bağımsızlığın, saray iradesine karşı millet egemenliğinin, gericiliğe karşı Cumhuriyet’in ve teslimiyetçiliğe karşı Türkiye’nin dik duruşunun adıdır.
Ve bu anlayışın tarihsel siyasi adresi bellidir:
Cumhuriyet Halk Partisi.
CHP, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in partisidir. Altı okun partisidir. Millî egemenliğin, laik Cumhuriyet’in, sosyal devletin, halkçılığın ve tam bağımsızlık idealinin siyasi mirasçısıdır.
Bu nedenle CHP’yi sıradan bir siyasi parti gibi değerlendirenler meseleyi anlamamıştır.
CHP, iktidar mücadelesinin ötesinde bir Cumhuriyet mücadelesinin adıdır.
Bizim mücadelemiz koltuk mücadelesi değildir.
Bizim mücadelemiz; Türkiye’nin iradesini yabancı başkentlerde arayanlara karşı millî iradeyi, Cumhuriyet’i zayıflatmak isteyenlere karşı Cumhuriyet’i, Atatürk’ün mirasını tartışmaya açmak isteyenlere karşı Atatürk’ün kurduğu düzeni savunma mücadelesidir.
Kimse CHP’yi kendi şahsi hesabının üzerinde görmesin.
Hiçbir şahıs Atatürk’ten büyük değildir. Hiçbir yönetici CHP’den büyük değildir. Hiçbir siyasi hesap Cumhuriyet’ten büyük değildir.
CHP’nin gerçek gücü de tam burada başlar.
Biz korkmadan söyleyeceğiz:
Türkiye’nin geleceği emperyalizmin masalarında yazılmayacak.Türkiye’nin geleceğini Türk milleti belirleyecek!
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i savunmak gericilik değil, tarihsel sorumluluktur.
Tam bağımsız Türkiye istemek nostalji değil, millî bir zorunluluktur.
Laik Cumhuriyeti savunmak bir ayrıcalık değil, Anayasal düzenin temelini savunmaktır.
Ve Kemalistler olarak bizim kırmızı çizgimiz nettir:
Cumhuriyet!Laiklik!Millî egemenlik!Üniter devlet!Tam bağımsızlık!Atatürk ve devrimleri!
Bunlardan taviz verilmesini isteyen kim olursa olsun karşısında Cumhuriyet iradesini bulacaktır.
Çünkü biz buradayız.
Kemalistler buradadır.Cumhuriyet Halk Partisi buradadır.Atatürk’ün Cumhuriyeti buradadır.
Ve son sözümüz nettir:
Türkiye Cumhuriyeti Devleti sonsuza kadar yaşayacaktır.Yaşasın tam bağımsız Türkiye!Yaşasın Cumhuriyet!Yaşasın Gazi Mustafa Kemal Atatürk!Hasan AKTEPEhasan.akteepe@gmail.com ]]></content:encoded>        <dc:creator>Hasan Aktepe</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/10/large/hasanaktepe.jpg" length="120230" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Algıyı bırakın, gerçekleri anlatın!</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28471337/hasan-aktepe/algiyi-birakin-gercekleri-anlatin</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28471337/hasan-aktepe/algiyi-birakin-gercekleri-anlatin</guid>
    <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 12:31:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ 3. Dünya Savaşı&#039;nın ayak sesleri duyulurken Türkiye&#039;nin iç cephesi sağlam olmak zorundadır.
Bugün dünyada yeni bir güç mücadelesi yaşanıyor. 3. Dünya Savaşı ihtimali her geçen gün daha yüksek sesle konuşulurken, Türkiye&#039;nin içeride birlik ve beraberliğini sağlaması artık bir tercih değil, bir devlet meselesidir.
Terörsüz Türkiye kapsamında hazırlanan çerçeve yasa, 360 milletvekilinin imzasıyla Meclis&#039;ten geçmiştir. Buna rağmen kamuoyunda bilinçli şekilde oluşturulan bilgi kirliliği nedeniyle, bu yasanın ne anlama geldiğini anlatmak gerekiyor.
Başta PKK olmak üzere terör örgütleri, yıllarca Türkiye&#039;ye karşı dış güçlerin vekil unsuru olarak kullanıldı. Bu ülke binlerce evladını şehit verdi, binlerce gazi verdi. Aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnet ve saygıyla anıyorum. Terörün beli kırılmadan bugün gelinen noktaya ulaşmak mümkün değildi. Bu başarı, Türk Silahlı Kuvvetleri&#039;nin, emniyet teşkilatının ve güvenlik güçlerimizin kararlı mücadelesinin eseridir.
Ancak devlet aklı sadece silahla hareket etmez. Terör örgütünü ezmek savaşın bir bölümüdür; kalıcı zafer ise milletle bütünleşmek, terörün yeniden zemin bulmasını engelleyecek toplumsal mutabakatı kurmaktır. Cephede kazanılan bir zafer, siyaset kurumunda ve toplum nezdinde doğru yönetilemezse zamanla kaybedilebilir.
İşte bu nedenle Terörsüz Türkiye çerçeve yasası önemlidir. Bugün mesele, geçmişte kimin ne yaptığı değil; yarın Türkiye&#039;nin nasıl daha güçlü olacağıdır. Terörü besleyen mekanizmalar ortadan kaldırılıyorsa, silah tamamen devreden çıkıyorsa ve Türkiye içeride milli birlik zeminini güçlendiriyorsa, devlet buna kayıtsız kalamaz.
CHP&#039;nin verdiği destek de buradadır. CHP, federasyona değil; üniter devlet yapısı içinde sorunların demokratik yollarla çözülmesine &quot;evet&quot; demiştir. Silahın değil siyasetin konuşmasına, Türkiye Cumhuriyeti&#039;nin tek devlet, tek millet anlayışının korunmasına &quot;evet&quot; demiştir.
Fakat bunu söylemeyenler var. Günlerdir &quot;CHP onay verdi&quot; diyerek algı oluşturanlar, CHP&#039;nin hangi şartlarla ve hangi gerekçeyle destek verdiğini özellikle gizliyor. Çünkü gerçekleri anlatmak yerine slogan atmayı tercih ediyorlar.
Türkiye, içeride birbirini tüketerek değil, ortak akılla güçlenebilir. Dünyanın yeni bir çatışma dönemine sürüklendiği bir süreçte en büyük ihtiyaç, sağlam bir iç cephe ve sarsılmaz bir milli birliktir. Gün, siyasi hesapları değil, Türkiye Cumhuriyeti&#039;nin geleceğini düşünme günüdür.Hasan Aktepehasan.akteepe@gmail.com ]]></content:encoded>        <dc:creator>Hasan Aktepe</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/08/06/large/aktepe.jpg" length="112467" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Gel vatandaş, gel!</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28439811/hasan-aktepe/gel-vatandas-gel</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28439811/hasan-aktepe/gel-vatandas-gel</guid>
    <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 16:48:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Bu partide her şey var. Partide dediğimize bakma; aslında şirket.
Daha kurulmadan, partiye geçecek vekillere karşılığında sonraki dönem liste başı vekillikler verildi. Eski vekillere de verildi. Yanımızda duran herkese bir şeyler verildi. Ama korkmayın; daha vekillik var, belediye başkanlığı var, oğlana iş, yeğene ihale, kıza meclis üyeliği falan var. Erken gelene indirim var. Son günlere kalınca pavyon önlerinde ucuza gidebilirsiniz. Erkenden gelin, kampanyadan yararlanın.
Gelmeyene ne var?
Tehdit var mesela. Koca koca belediye başkanlarına &quot;Gelmezseniz oralarda oturamazsınız.&quot; dendi. Sonra FETÖ vari tuzaklar kuruldu. Memleketin onca sorunu var ama Yeni Parti&#039;de parti içi makamlar en önemli mesele! Bir rüzgâr arkaya alındı, bolca geçiş yaşandı ve dendi ki artık ana muhalefet partisi Yeni Parti oldu. Yani hedef iktidar olmak değil, ana muhalefet olmak. Bunun için arınmadan kaçıp koca parti bölünür mü?
Peki ya gerçekler ne olacak?
Yapılanlar yanlarına mı kalacak?
Şimdi AK Parti&#039;nin artıkları ile bir arada, FETÖ&#039;nün kalemşörlerinin övgüsünü alıp, Amerikan gazetelerine &quot;Sizi biz koruruz.&quot; selamları gönderip, Rubin&#039;in &quot;Aleyküm selam.&quot; demesiyle sorunlar çözülüyor mu?
Çözüldü diyelim. Şimdiden o kadar koltuk satıldı, aynı koltuklar kaç kişiye söz verildi? Elli kişilik otobüse iki yüz elli bilet satıldı. Bunlar oturacak yer bulamayınca ne olacak? İYİ Parti vardı; böyle çokça vaat verdi de koltuk paylaşım kavgalarında bolca toplu istifalar olmuştu. Burada da bu istifalar olunca ne konuşacak istifa edenler? Sonuçta kurultaydaki para trafiğini de gene kendileri itiraf etmişti. Gene böyle olunca seçime CHP&#039;yi bölen, arınmaktan kaçan, partiyi otel odalarında meze eden, pavyon önlerinde pazarlık yapan insanlar olarak girecekler.
Görünen ile gerçek ilk bakışta aynı görünmeyebilir. Mesela deniz mavi gözükür ama yanına gittiğimizde anlarız mavinin yansıma olduğunu. Çayın içindeki kaşık da bakınca kırık gözükür ama kaşık çaydan çıkınca gerçeği anlarız.
Şimdi de siyasette bir toz duman var. Hele bir bu toz çöksün, o zaman anlayacağız; kim AK ile müzakere ediyor, kim AK ile mücadele ediyor.Hasan AKTEPEhasan.akteepe@gmail.com ]]></content:encoded>        <dc:creator>Hasan Aktepe</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/31/large/gelvatandas.jpg" length="102700" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>CHP sarsılsa da yıkılmaz</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28412067/hasan-aktepe/chp-sarsilsa-da-yikilmaz</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28412067/hasan-aktepe/chp-sarsilsa-da-yikilmaz</guid>
    <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 10:03:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olan Cumhuriyet Halk Partisi, bu milletin Atadan dededen gelen ilk partisidir. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında çok partili hayata geçiş süreci, ne yazık ki Atatürk’ün arzu ettiği şekilde onun sağlığında tam anlamıyla gerçekleşememiştir. Atatürk’ün demokratik hayatın gelişmesi amacıyla kurulmasına öncülük ettiği, kız kardeşi Makbule Atadan’ın dahi üyesi olduğu Serbest Cumhuriyet Fırkası’na dönemin cumhuriyet karşıtı çevreleri kısa sürede sızmış; yaşanan gelişmeler, genç Cumhuriyetin karşı karşıya olduğu tehlikeyi açık biçimde göstermiştir.
CHP’ye yönelik “tek parti dönemi” eleştirileri o günlerden beri dile getirilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki o dönemde vatan satılmamış, vatan kurtarılmıştır. Kurtarıcı kadrolar, savaşın yıkıntıları arasından yeni bir devlet inşa etmiş; ülkenin dört bir yanını fabrikalarla, demiryollarıyla, sanayi tesisleriyle ve kalkınma hamleleriyle donatmıştır. Buna karşılık, AK Parti’nin tek başına iktidar olduğu dönemlerde bu kurumların önemli bir bölümünün özelleştirme adı altında elden çıkarıldığı da hafızalardan silinmeyecek bir gerçektir.
Bugün CHP bir sarsıntı daha yaşamaktadır. 21.05.2026 tarihli mutlak butlan kararı kamuoyunda yeterince anlaşılmamış; bazı yandaş ve tarafgir medya organları tarafından bilinçli şekilde farklı yorumlanmıştır. “CHP birinci parti olduğu için AK Parti mutlak butlan kararı çıkardı” gibi söylemlerle toplum yanlış yönlendirilmektedir.
Oysa mutlak butlan, hukukta “yok hükmünde sayılma” anlamına gelir. Peki neden böyle bir değerlendirme yapılmıştır? Dünyanın neresine giderseniz gidin, bir siyasi partiyi delege iradesini satın alarak ele geçirmeye çalışmak ve bunun belge ile delillerle ispatlanması hâlinde, buna hukuken “irade sakatlığı” denir. İrade sakatlığı bulunan işlemler de hukuk düzeninde yok hükmünde kabul edilir.
Bugün Sayın Özgür Özel’e yönelik halk desteğinin önemli sebeplerinden biri, kamuoyunda mağdur edildiğine dair oluşan kanaattir. Bunun yanında, “Kemal Kılıçdaroğlu’nu AK Parti getirdi” algısı da sistemli biçimde yayılmaktadır. Dikkat çekici olan ise bu söylemi en çok geçmişte FETÖ ile ilişkilendirilen çevrelerin dillendirmesidir. Ancak gerçeklerin üzeri algı operasyonlarıyla sonsuza kadar örtülemez.
Türk milleti kadim bir millettir. İlk anda bazı gerçekleri göremese de zamanı geldiğinde hakikati mutlaka ayırt eder. Dün FETÖ’nün algılarına ve başka siyasi manipülasyonlara inananlar sonradan gerçeği görüp pişman olmuşlardır. Bugün yaşananları sağduyu ile değerlendirecek ve hakikati görecek olan yine milletimizin kendisidir.
Cumhuriyet Halk Partisi sarsılabilir, zor günlerden geçebilir; ancak yıkılmaz. Çünkü CHP devşirme bir parti değildir. Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür; gerçek sahibi ise Türk milletidir. Bu nedenle CHP, dün olduğu gibi bugün de Cumhuriyetin temel harcıdır; sarsılsa da yıkılmayan sağlam bir iradenin adıdır.
Hasan Aktepehasan.akteepe@gmail.com ]]></content:encoded>        <dc:creator>Hasan Aktepe</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/27/large/chp-sarsilsa-928x340.jpg" length="45184" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Psikolojik Harp ve Psikolojik Harple Mücadele: CHP&#039;nin Asıl Sınavı Burada</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28357058/hasan-aktepe/psikolojik-harp-ve-psikolojik-harple-mucadele-chpnin-asil-sinavi-burada</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28357058/hasan-aktepe/psikolojik-harp-ve-psikolojik-harple-mucadele-chpnin-asil-sinavi-burada</guid>
    <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 10:43:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Siyasetin gündemi, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu&#039;nun bağımsız mahkemenin verdiği mutlak butlan kararıyla geri dönüşü. Bu gündem hak ettiği şekilde önemini koruyor.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, &quot;Hesap soracağım.&quot; diyor. Bunu söylerken tamamen millî ve vatansever çizgisinden ödün vermiyor. Kişisel çıkar gözetecek yaşta da değil. Millî ve vatansever duruşu takdir toplamaya devam ediyor.
Özgür Bey&#039;in NATO&#039;ya methiyeler dizmesi, CHP gibi tabanının büyük ölçüde vatansever olduğu bir partide yapılabilecek en büyük siyasi hatalardan biriydi. Türkçesi şuydu: &quot;Ben yeni BOP eş başkanı olurum, bana destek verin.&quot; Michael Rubin de bunu hemen gördü ve 3 Haziran 2026&#039;da ABD Kongresi&#039;nde çıkarlarının Özgür Özel ile örtüştüğünü anlatan bir sunum yaptı.
Dünyanın birçok yerinde ABD güç kaybederken hâlâ yeni bir NATO&#039;cu anlayışla siyaset yapmak siyasi zekâ değil, siyasi zekâsızlıktır. Sonra bu hatayı fark etti ve &quot;Körü körüne NATO&#039;ya bağlı kalamayız, Rusya ve Çin de var.&quot; demeye başladı. Ya arkadaş, sen Türkiye&#039;ye lider olamazsın. Sen Türkiye için millî güvenlik sorunu olursun. Her gün ortaya çıkan yeni belgeler ve iddialar ortadayken, dış güçlerden medet uman bir anlayışın bu millete öncülük etmesi mümkün değildir.
Artık Türkiye&#039;de emperyal hiçbir güç seçim belirleyemez. O dönemleri kolay olmadı ama bitirdik. Şimdi gelelim Kemal Bey&#039;in liderliğine...Sayın Kemal Kılıçdaroğlu&#039;nun dile getirdiği &quot;stratejik cumhuriyetçi özerklik&quot; yaklaşımı, bakış açısı olarak son derece güçlüdür ve tam bağımsızlık anlayışını yansıtmaktadır. Herkesle görüşülür ama hiç kimseye uşaklık edilmez. Nokta.
Özgür Özel&#039;den bundan olmaz, Kemal Bey&#039;den olur.Psikolojik harekât konusunda yine FETÖ firarileri ve parti ilkelerinden uzaklaşıp kişilere bağımlı hâle gelen tuhaf çevreler kullanılmaktadır. Ancak Kemal Bey&#039;in her millî ve vatansever çıkışı, vatanseverlerde karşılık buluyor. Hak mücadelesi her geçen gün büyüyor.
Özgür Bey&#039;in Trump&#039;ı eleştirmesi çok iyi. Ancak Michael Rubin&#039;e ve NATO&#039;ya göz kırpması yanlıştır. Psikolojik harekâta malzeme olan konulardan biri de budur. Trump karşıtı olmak, ABD karşıtı olmak demek değildir; sadece Trump&#039;a karşı olmaktır. Aynı şekilde yarın Rusya&#039;dan Aleksandr Dugin destek verse, ona da mı &quot;Size de çalışırım.&quot; denilecek?
Türkiye&#039;de ne olacağına Türk milleti karar verecektir. Senin algı oluşturmak için kullandığın FETÖ&#039;cüler de, Michael Rubin&#039;in uşakları da buna karar veremez.
Hem CHP hem de büyük Türk milleti gerçekleri gördükçe Sayın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu&#039;na daha sıkı sarılacaktır. Kemal Bey, Türk milletine Türk milletinin iktidarını hediye ederek Kahraman Kemal olarak tarihe geçecektir.Hasan AKTEPE ]]></content:encoded>        <dc:creator>Hasan Aktepe</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/07/17/large/hasan.jpg" length="94626" type="image/jpeg"/>
      </item>
  
</channel>
</rss>
