<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" version="2.0">
<channel>
 
  <title>Yeni Kocaeli Gazetesi - Kocaeli Son Dakika Haberleri - Yeni Kocaeli Gazetesi</title>
  <link>https://www.yenikocaeli.com/rss/yazar/omer-aydin-arar</link>
  <description>Kocaeli&#039;nin yeni ve güncel yüzü Yeni Kocaeli Gazetesi ile en son dakika haberler, kent gündemi, siyaset ve ekonomi gelişmelerini anında takip edin.</description>
  <atom:link href="https://www.yenikocaeli.com/rss/yazar/omer-aydin-arar" rel="self" type="application/rss+xml"/>
  <language>tr-TR</language>
  <copyright>Copyright 2026, yenikocaeli.com</copyright>
  <category>News</category>
  <lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2026 20:36:00 +0300</lastBuildDate>
  <ttl>1</ttl>
  
    <item>
    <title>KADİR İNANIR&#039;DAN KALAN SEVGİ</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28240764/omer-aydin-arar/kadir-inanirdan-kalan-sevgi</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28240764/omer-aydin-arar/kadir-inanirdan-kalan-sevgi</guid>
    <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 20:36:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Bazı insanlar sadece yaşadığı döneme değil, kendinden sonraki nesillere de bir iz bırakır.
Bazı hikâyeler vardır; üzerinden yıllar geçse bile eskimez.
Çünkü anlattığı şey bir dönem değil, insanın kendisidir.
Kadir İnanır’ın ardından konuşurken aslında sadece büyük bir oyuncuyu anmıyoruz.
Bir dönemin sinemasını bir dönemin duygularını ve belki de bugün en çok aradığımız bazı değerleri hatırlıyoruz.
Çünkü onun hafızalara kazınan en önemli hikâyelerinden biri olan Selvi Boylum Al Yazmalım, sadece bir aşk filmi değildi.
İlyas ve Asya’nın hikâyesi bize büyük bir sevgi bıraktı.
İçinde heyecan vardı.Özlem vardı.Kavuşma vardı.
Ama aynı zamanda hayatın en zor sorularından birini de sordu:
Sadece sevmek yeter miydi?
İlyas ve Asya birbirini seviyordu.
Bu sevgi gerçekti.
Ama hayat bize bazen şunu gösteriyor:
Birini sevmek kolaydır.
Zor olan o sevginin sorumluluğunu almaktır.
Zor olan yanında kalmaktır.
Zor olan emek vermektir.
Filmin yıllardır unutulmayan o cümlesi de tam burada anlamını buldu:
“Sevgi neydi? Sevgi emekti.”
Belki de Kadir İnanır’ı unutulmaz yapan şey de buydu.
O sadece karakterleri oynamadı.
İnsanların kendi hayatlarından bir parça bulduğu duygulara hayat verdi.
İlyas, sevdiği halde kaybeden bir adamdı.
Asya, aşk ile hayatın gerçekleri arasında kalan bir kadındı.
Onların hikâyesi bize kusursuz bir aşk değil, gerçek bir hayat bıraktı.
Bugün ilişkilerin çok hızlı başladığı ve çok hızlı tüketildiği bir zamanda, belki de en çok bunu hatırlamaya ihtiyacımız var.
Çünkü aşk bir anda başlayabilir.
Ama sevgi zaman ister.
Sabır ister.
Emek ister.
Kadir İnanır’ın ardından geriye sadece filmler kalmadı.
Bir bakış kaldı.
Bir duruş kaldı.
Ve kendinden sonrakilere bırakılmış bir hikâye kaldı.
İlyas ve Asya bize bir aşk bıraktı.
Ama daha önemlisi…
Sevginin ancak emekle gerçek olduğunu bıraktı. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Ömer Aydın Arar</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/06/26/large/a-5.jpg" length="85579" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Şehrin hafızası yıkılır mı?</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28214894/omer-aydin-arar/sehrin-hafizasi-yikilir-mi</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28214894/omer-aydin-arar/sehrin-hafizasi-yikilir-mi</guid>
    <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 16:30:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Son günlerde İzmit’te kültür sanat üzerine yaptığım görüşmelerde, bağımsız bir tiyatro sanatçısından dikkat çekici değerlendirmeler dinledim. Şehirde bir oyun hazırlığı, sahne arayışı ve kültürel üretim üzerine konuşurken konu kaçınılmaz olarak Sabancı Kültür Merkezi’ne geldi.1980’lerin sonunda hizmete giren bu yapı, sadece bir salon değil; tiyatrodan konsere, sergiden kütüphaneye kadar birçok kültürel faaliyetin aynı çatı altında toplandığı bir merkezdi. Şehrin tam ortasında yer alması, onu yalnızca bir etkinlik alanı değil, günlük hayatın doğal bir parçası haline getiriyordu.
Bugün konuşulan konu ise sadece bir binanın geleceği değil.
Asıl mesele şu:
Bir şehir kültürü nerede yaşar?
Elbette deprem gerçeği ortada. Eskiyen ve risk taşıyan yapıların yenilenmesi kaçınılmaz. Nitekim yapı 2021 yılında deprem riski ve zemin problemleri nedeniyle kapatılmış, süreç içinde kütüphane ve diğer birimler de tahliye edilmiştir. Yani tartışma aslında yeni değil; uzun zamana yayılan bir “şehir içi kültür alanının geri çekilme sürecidir.
Ancak mesele yalnızca bir binayı yıkıp yenisini yapmak değil; kültürün şehirle kurduğu bağın nasıl korunacağıdır.
Sabancı Kültür Merkezi’nin zaman içinde bazı salonlarının kapanması, ardından kütüphane bölümünün devre dışı kalması, bu alanın şehir hayatından yavaş yavaş çekildiği yönünde bir tabloyu da beraberinde getirdi.
Oysa bir kültür merkezi sadece sahne değildir.
Bir öğrencinin ders çalıştığı kütüphane,Bir tiyatrocunun prova yaptığı oda,Bir insanın tesadüfen girip sanatla karşılaştığı bir alan…
Bunların hepsi birlikte bir anlam taşır.
Bugün gelinen noktada yapının geleceği tartışılırken yeni kültür alanlarının SEKA bölgesi gibi daha geniş alanlarda planlandığı, Kocaeli Kongre Merkezi’nin de bu hattın önemli ve aktif bir parçası olduğu konuşuluyor.
Ancak burada gözden kaçmaması gereken bir denge var.
SEKA’daki kongre merkezi zaten yıl boyunca farklı etkinliklere ev sahipliği yapan büyük bir yapı. Eğer Sabancı Kültür Merkezi de aynı bölgeye taşınır ve benzer bir işlev yüklenirse, bu kez başka bir soru ortaya çıkıyor:
Şehirdeki kültür yükü tek bir bölgeye yığılırken, merkezde ne kalacak?
Şehrin kültür yükünü tamamen merkezden uzaklaştırmak, İzmit’in kalbinde ne bırakır?
Çünkü bir şehirde kültürün gücü yalnızca büyüklüğünde değil, yaygınlığındadır. Farklı noktalara dağılan, insanların günlük hayatına karışan bir kültür daha erişilebilir ve daha kapsayıcıdır.
İzmit’in merkezinde yıllardır var olan bu yapı, ulaşılabilirliği sayesinde sanatı planlı bir etkinlik olmaktan çıkarıp gündelik yaşamın parçası haline getiriyordu. Şimdi ise bu merkezin tamamen dışa kayması, şehir içinde yeni bir boşluk tartışmasını da beraberinde getiriyor.
Eğer bina deprem riski nedeniyle yenilenecekse, çözüm yalnızca yıkıp taşımak mı olmalı? Yerinde dönüşüm, güçlendirme ya da şehir merkezinde kültür işlevini koruyacak alternatif modeller neden tartışılmasın?
Bağımsız tiyatro gruplarının prova yapacak alan bulmakta zorlandığı bir şehirde, kültürün merkezden uzaklaşması yeni bir erişim sorunu da yaratabilir.
“Saray görüntüsü” denildiğinde kastedilen ise Büyükşehir Belediye binasının oluşturduğu güçlü merkez görünümüdür. Bu yapının hemen önünde yer alan Sabancı Kültür Merkezi’nin şehir içindeki konumu da bu bütünlük içinde ayrıca önem taşımaktadır.
Çünkü şehirleri değerli yapan sadece büyük binalar değildir.
O binaların içinde yaşanan hikâyelerdir.
Ve belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:
Daha düzenli görünen bir şehir uğruna, yaşayan bir kültür hafızasından vazgeçilir mi ? ]]></content:encoded>        <dc:creator>Ömer Aydın Arar</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/06/22/large/k.jpg" length="73724" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Kocaeli&#039;de alkış var, destek yok!</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28175121/omer-aydin-arar/kocaelide-alkis-var-destek-yok</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28175121/omer-aydin-arar/kocaelide-alkis-var-destek-yok</guid>
    <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 18:50:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Geçtiğimiz günlerde Kocaeli&#039;de faaliyet gösteren bağımsız ve yerel tiyatro topluluklarından arkadaşlarla bir araya geldik. Kültür-sanatı, tiyatroyu ve şehrin sanat iklimini konuştuk. Sohbet ilerledikçe sahnenin önündeki başarı hikâyelerinden çok, perdenin arkasındaki mücadeleler gündeme geldi.
İşte o sohbetlerden birinde turne meselesi açıldı.
Birçok bağımsız ve yerel tiyatro topluluğu, başka şehirlerde oyun sahneleyebilmek için yollara düşüyor. Ancak sahneye ulaşana kadar aşmaları gereken görünmeyen engeller var. Dekorlarını, kostümlerini ve teknik ekipmanlarını taşımak için araç buluyor, araç kiralıyor ve bunun maliyetini çoğu zaman kendi ceplerinden karşılıyorlar.
Dürüst olmak gerekirse şaşırdım.
Çünkü yıllardır kültür ve sanatın öneminden söz ediyoruz. Tiyatronun bir kentin gelişmişlik göstergelerinden biri olduğunu söylüyoruz. Sanatın toplumu dönüştüren gücünden bahsediyoruz. Ancak tüm bu söylemlere rağmen, tiyatronun en temel ihtiyaçlarından biri olan lojistik desteğin hâlâ göz ardı edildiğini görmek düşündürücü.
Oysa burada konuştuğumuz şey devasa bütçeler değil.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi&#039;nin ve ilçe belediyelerinin en azından belirli kriterleri sağlayan bağımsız ve yerel tiyatro topluluklarına turne dönemlerinde araç desteği sunması mümkün olabilir. Belki bir kamyonet, belki bir nakliye aracı... Kimi zaman sanatın önünü açmak için gereken destek sanıldığı kadar büyük değildir.
Bugün belediyeler kültür ve sanat adına pek çok etkinlik düzenliyor. Konserler, festivaller, organizasyonlar gerçekleştiriliyor. Bunların hepsi kıymetli. Ancak kültür politikalarının yalnızca etkinlik üretmekten ibaret olmadığını da görmek gerekiyor. Asıl mesele, sanat üreten insanların önündeki engelleri kaldırabilmek.
Çünkü bu topluluklar turneye çıktığında yalnızca dekor taşımıyor.
Kocaeli&#039;nin kültürel birikimini, sanat anlayışını ve kent kimliğini de beraberlerinde götürüyorlar. Başka şehirlerde açılan her perde, aslında biraz da Kocaeli adına açılıyor. Sahneye çıkan her oyuncu, bir anlamda bu kentin kültür elçisi oluyor.
Bu nedenle mesele yalnızca bir aracın tahsis edilmesi değildir. Mesele, bir şehrin kendi sanatçısına ne kadar sahip çıktığıdır.
Kültür ve sanata destek verdiğimizi söylerken, yalnızca alkışı değil; sanatçının üretmeye devam edebilmesi için ne kadar ve nasıl destek verildiğini de konuşmanın zamanı gelmiştir. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Ömer Aydın Arar</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/06/15/large/alkis.jpg" length="75255" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>BÜYÜKAKIN TEK PERDELİK BİR TİYATRO OYUNU SERGİLEDİ</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28133371/omer-aydin-arar/buyukakin-tek-perdelik-bir-tiyatro-oyunu-sergiledi</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28133371/omer-aydin-arar/buyukakin-tek-perdelik-bir-tiyatro-oyunu-sergiledi</guid>
    <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 16:00:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Kocaeli’de son yılların en ilginç tiyatro oyunu bir sahnede oynanmadı.
Bilet kesilmedi.
Afiş asılmadı.
Perde açılmadı.
Ama oyun yine de sahnelendi.
Üstelik tiyatro salonlarında değil; meydanlarda, yollarda, parklarda, kültür merkezlerinde…
Çünkü bu oyunun sahnesi şehrin kendisiydi.
Biz siyaseti hâlâ eski alışkanlıklarla okumaya çalışıyoruz.
Mikrofonun başında konuşan siyasetçiler, kalabalıklara seslenen liderler, saatler süren nutuklar…
Oysa dünya değişti.
Artık vatandaş kürsüye değil, yaşadığı şehre bakıyor.
Çünkü insan her gün ideolojilerle karşılaşmıyor.
Kaldırımlarla karşılaşıyor.
Trafikle karşılaşıyor.
Toplu taşımayla karşılaşıyor.
Çocuğunu götürdüğü parkla karşılaşıyor.
Katıldığı kültür sanat etkinliğiyle karşılaşıyor.
Yani siyasetle değil, siyasetin sonucuyla yaşıyor.
Belki de bu yüzden yeni çağın belediye başkanları politikacıdan çok rejisöre benziyor.
Rejisör sahnenin ortasında durmaz.
Spot ışıkları onun üzerine düşmez.
Ama oyunun her sahnesinde onun izi vardır.
İyi bir rejisör görünerek değil, hissettirerek iz bırakır.
İyi bir belediye başkanı da öyledir.
Çünkü iyi tiyatroda seyirci oyuncuyu unutur, hikâyeyi hatırlar.
İyi belediyecilikte ise vatandaş belediye başkanını değil, yaşadığı şehri hatırlar.
İşte Tahir Büyükakın’ın ortaya koyduğu tabloyu anlamak için de belki bu açıdan bakmak gerekiyor.
Peki neden Tahir Büyükakın?
Çünkü bu yazı kusursuz bir yöneticiyi anlatmıyor.
Hatta böyle bir iddiası da yok.
Benim dikkatimi çeken şey, son yıllarda Kocaeli’nde görünür hâle gelen bir yönetim anlayışı.
Bir sanayi kentinin aynı zamanda bir kültür kenti olabileceğini anlatmaya çalışan…
Yalnızca projelerle değil, şehir hafızasıyla da ilgilenen…
Daha az sloganla.
Daha çok işle.
Daha az görünerek.
Daha çok iz bırakarak.
Elbette eksikleri de tartışılır.
Hataları da.
Fakat bir siyasetçiyi anlamanın yolu bazen söylediklerine değil, şehre bıraktığı izlere bakmaktan geçer.
Son yıllarda Kocaeli yalnızca yollarıyla ya da kavşaklarıyla konuşulmadı.
Kitap fuarlarıyla da konuşuldu.
Şehir tiyatrolarıyla da.
Kültür merkezleriyle de.
Bir zamanlar yalnızca sanayisiyle anılan bir şehrin, kültür ve sanat üzerinden de anılabileceğine dair bir iddia ortaya kondu.
Bu iddianın ne kadar başarılı olduğu tartışılabilir.
Fakat varlığı inkâr edilemez.
Belki de tam bu yüzden mesele yalnızca bir belediye başkanını konuşmak değil, bir şehrin nasıl bir hikâye yazmak istediğini anlamaya çalışmaktır.
Burada tartışılması gereken yalnızca bir isim değil, değişen bir siyaset anlayışıdır.
Eskiden siyaset alkış topluyordu.
Bugün memnuniyet toplamak zorunda.
Eskiden vaatler yarışıyordu.
Bugün sonuçlar yarışıyor.
Eskiden konuşan kazanıyordu.
Şimdi yapan kazanmak zorunda.
Belki de yeni yüzyılın en büyük siyasi dönüşümü sessizce burada yaşanıyor.
Vatandaş artık kulağıyla değil, hayatıyla oy veriyor.
Bu yüzden günümüz siyasetçisinin en büyük konuşması mikrofonda yaptığı konuşma değil, şehirde bıraktığı izdir.
William Shakespeare, dünyanın bir sahne olduğunu söylemişti.
Haklıydı.
Fakat bugün o sahnenin adı şehir.
Vatandaş seyirci değil, eleştirmen.
Sandık ise alkışın ya da sessizliğin karşılığı.
Artıları konuştuğumuz kadar eksileri de konuşacağız.
Çünkü şehirler övgüyle değil, eleştiriyle gelişir.
Fakat eleştirinin de bir amacı olmalı:
Daha iyi bir şehir.
Daha yaşanabilir bir Kocaeli.
Daha güçlü bir kültür hayatı.
Çünkü benim meselem siyaset değil.
Şehrin kendisi.
Bu yüzden mesele yalnızca Tahir Büyükakın da değil.
Yarın başka isimler gelecek.
Başka oyuncular sahneye çıkacak.
Başka hikâyeler anlatılacak.
Fakat değişmeyen bir soru olacak:
Şehre ne bıraktın?
Çünkü rejisörlük bir unvan değildir.
Bir sonuçtur.
Onu makam vermez.
Onu afişler vermez.
Onu alkışlar vermez.
Onu şehir verir.
Perde kapanır.
Işıklar söner.
Oyuncular sahneden çekilir.
Fakat şehir kalır.
Ve bir siyasetçinin gerçek mirası, söylediği sözlerde değil; arkasında bıraktığı şehirde saklıdır.
Çünkü vatandaş artık kulağıyla değil, hayatıyla oy veriyor. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Ömer Aydın Arar</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/06/08/large/manset.jpg" length="170982" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Sezar’ı övmeye geldim!</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28108703/omer-aydin-arar/sezari-ovmeye-geldim</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28108703/omer-aydin-arar/sezari-ovmeye-geldim</guid>
    <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:30:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ “Romalılar, vatandaşlar, yurttaşlar, beni dinleyin!
Ben Sezar’ı gömmeye geldim, övmeye değil…”
Shakespeare’in yüzyıllar önce yazdığı bu satırlar, bugün bambaşka bir anlamla çıkıyor karşımıza.
Partililer, siyasetçiler, yöneticiler, yurttaşlar…
Beni dinleyin.
Ben bugün siyaseti gömmeye geldim, övmeye değil.
Çünkü bu şehirde siyaset konuşmaktan sanatı konuşamaz hâle geldik.
Her gün yeni bir polemik…
Her gün yeni bir tartışma…
Her gün aynı yüzler, aynı açıklamalar, aynı kavgalar…
Peki ya sanat?
Kocaeli’nin sahnelerinde perde açmaya çalışan tiyatrocuları kaç kişi tanıyor?
Yıllarını müziğe vermiş gençlerin kaçına destek olunuyor?
Bir resim sergisinin, bir tiyatro oyununun, bir şiir dinletisinin haberi kaç kişinin dikkatini çekiyor?
Asıl konuşmamız gereken konular bunlar değil mi?
Kocaeli, sanayi gücüyle övünen bir şehir.
Üreten bir şehir.
Büyüyen bir şehir.
Ama bir kentin büyüklüğü yalnızca yollarıyla, köprüleriyle, binalarıyla ölçülmez.
Bir kentin gerçek zenginliği; yetiştirdiği sanatçılar, koruduğu kültürü ve açtığı sahnelerle ölçülür.
Bugün hâlâ birçok genç sanatçıya aynı cümle söyleniyor:
“Bu işi yapacaksan İstanbul’a git.”
İşte asıl problem burada başlıyor.
Neden?
Neden Kocaeli’nde sanat yapmak isteyen bir genç kendisini başka bir şehre gitmek zorunda hissediyor?
Neden bu kent, yetiştirdiği yetenekleri burada tutamıyor?
Neden sanat denildiğinde akla önce başka şehirler geliyor?
Sorulması gereken soru budur.
Elbette haksızlık etmeyelim.
Bu şehirde festivaller yapılıyor.
Konserler düzenleniyor.
Sergiler açılıyor.
Tiyatrolar sahneleniyor.
Belediyeler kültür sanat faaliyetlerine bütçe ayırıyor.
Kimse hiçbir şey yapılmıyor diyemez.
Ama şu soruyu da sormak gerekiyor:
Yapılanlar yeterli mi?
Bir sanatçının üretebileceği, kendisini geliştirebileceği ve eserlerini özgürce ortaya koyabileceği kaç alan var?
Özel tiyatrolar ne kadar destek görüyor?
Bağımsız sanatçılar kendilerini ne kadar görünür hissediyor?
Bu kentte sanatın geleceği gerçekten planlanıyor mu, yoksa kültür-sanat yalnızca etkinlik takvimlerinde yer dolduran bir başlık olarak mı görülüyor?
Daha önemlisi;
Bu şehri yönetenler sanatın ne kadar içinde?
Bir tiyatro oyununda kaç siyasetçi görüyoruz?
Bir konser salonunda?
Bir sergi açılışında?
Bir şiir gecesinde?
Kürsüye çıkıp sanatın öneminden bahsetmek kolaydır.
Asıl mesele, o koltuktan kalkıp salonun bir sırasına oturabilmektir.
Çünkü sanatçı için bazen maddi destekten önce görülmek önemlidir.
Dinlenmek önemlidir.
Değer verildiğini hissetmek önemlidir.
Bugün Kocaeli siyasetinin iki büyük aktörü olan Tahir Büyükakın ve Fatma Kaplan Hürriyet’e de aynı soruyu sormak gerekiyor:
Bu kentin sanatçıları sizden ne kadar memnun?
Kendilerini ne kadar duyulmuş hissediyorlar?
Çünkü sessiz bir çığlık var.
Ne miting meydanlarında duyuluyor ne de meclis kürsülerinde.
O çığlık tiyatro sahnelerinde, prova salonlarında, atölyelerde ve küçük konser mekanlarında yankılanıyor.
Belki de artık biraz daha az siyaset konuşmanın zamanı gelmiştir.
Birbirine laf yetiştiren siyasetçilerden çok, yeni bir oyun sahneleyen tiyatrocuları konuşmanın…
Yeni bir beste yapan müzisyenleri konuşmanın…
Yeni bir sergi açan ressamları konuşmanın…
Çünkü şehirleri güzelleştiren şey yalnızca beton değildir.
Ruhsuz binalar kent kurar.
Sanat ise şehir yaratır.
Ve bir şehrin hafızasını ne seçim afişleri ne de siyasi sloganlar oluşturur.
O hafızayı; şarkılar, şiirler, tiyatrolar ve sanatçılar oluşturur.
Bu yüzden bir kez daha söylüyorum:
Ben siyaseti gömmeye geldim, övmeye değil.
Biraz da sanatı konuşalım. Çünkü bu kentin buna ihtiyacı var. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Ömer Aydın Arar</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/06/04/large/mermobilpng.jpg" length="166663" type="image/jpeg"/>
      </item>
  
</channel>
</rss>
