<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" version="2.0">
<channel>
 
  <title>Yeni Kocaeli Gazetesi - Kocaeli Son Dakika Haberleri - Yeni Kocaeli Gazetesi</title>
  <link>https://www.yenikocaeli.com/rss/yazar/taylan-orhan-ustun</link>
  <description>Kocaeli&#039;nin yeni ve güncel yüzü Yeni Kocaeli Gazetesi ile en son dakika haberler, kent gündemi, siyaset ve ekonomi gelişmelerini anında takip edin.</description>
  <atom:link href="https://www.yenikocaeli.com/rss/yazar/taylan-orhan-ustun" rel="self" type="application/rss+xml"/>
  <language>tr-TR</language>
  <copyright>Copyright 2026, yenikocaeli.com</copyright>
  <category>News</category>
  <lastBuildDate>Mon, 29 Jun 2026 18:48:00 +0300</lastBuildDate>
  <ttl>1</ttl>
  
    <item>
    <title>Kimse bu soruya cevap vermiyor </title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28255552/taylan-orhan-ustun/kimse-bu-soruya-cevap-vermiyor</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28255552/taylan-orhan-ustun/kimse-bu-soruya-cevap-vermiyor</guid>
    <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 18:48:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[  Son günlerde peş peşe gelen açıklamalar, CHP’de bitmeyen hesaplaşmanın yeniden gündeme geldiğini gösteriyor.
 
Yakup Törk’ün Özgür Karabat’a yönelik sözleri ve ardından Servet Turan’ın yaptığı açıklamalar aslında yeni bir tartışma başlatmadı. Sadece seçimden beri cevabı beklenen soruları yeniden gündeme taşıdı.
 
Çünkü ortada hâlâ cevap bekleyen bir konu var.
 
Kazanılabilecek ilçelerde adaylar neye göre belirlendi?
Yerelde yapılan anketlere göre mi?
 
Vatandaşın beklentisine göre mi?
 
Örgütün ortak görüşüne göre mi?
 
Yoksa birkaç kişinin verdiği kararlara göre mi?
 
Daha da açık soralım...
 
Bazı ilçe başkanlarının kişisel husumetleri, kendi siyasi geleceklerini düşünmeleri, kendilerini kanıtlama çabaları ya da “benim dediğim olsun” anlayışı, partinin kazanma ihtimalinin önüne mi geçti?
 
İşte bugün herkesin aklındaki soru tam da bu.
 
Eğer adaylar gerçekten anketlere, saha çalışmalarına ve örgütün görüşüne göre belirlendiyse, bunu açıklamak zor değil.
 
Hangi anket yapıldı?
 
Kim öndeydi?
 
Örgütün önerisi neydi?
 
Kim neden aday gösterildi?
 
Kim neden elendi?
 
Bunlar kamuoyunun bilmek istediği sorular.
 
Ama kararlar kişisel hesaplarla, ekip mücadeleleriyle ya da bireysel hırslarla alındıysa, bugün yaşanan tartışmalara da kimse şaşırmamalı.
 
Seçim kaybetmek siyasette olur.
 
Ama kazanılabilecek ilçeleri yanlış tercihlerle kaybetmenin bahanesi olmaz.
 
Asıl düşündüren ise şu...
 
Seçimin üzerinden aylar geçti ama hâlâ aynı tartışmaları konuşuyoruz.
 
Demek ki mesele sadece seçimi kaybetmek değil.
 
Mesele, o seçime nasıl gidildiği...
 
Bugün seçmenin umurunda olan ne kimin kimi desteklediği ne de parti içindeki koltuk mücadeleleri.
 
Seçmen tek bir şeyin cevabını istiyor:
 
Kazanabilecek adaylar varken neden farklı tercihler yapıldı?
 
Çünkü bu soruya net bir cevap verilmediği sürece, tartışmalar da bitmeyecek.
 
Ve belki de bugün herkesin kendine sorması gereken soru şu:
 
Geçmişten gerçekten ders çıkarıldı mı, yoksa bir sonraki seçimde de aynı hatalar tekrar mı edilecek?
  ]]></content:encoded>        <dc:creator>Taylan Orhan Üstün</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/06/29/large/img-0873.png" length="314584" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Uzlaşı mı, Ayrışma mı?</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28205174/taylan-orhan-ustun/uzlasi-mi-ayrisma-mi</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28205174/taylan-orhan-ustun/uzlasi-mi-ayrisma-mi</guid>
    <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 18:37:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Kemal Kılıçdaroğlu&#039;nun &quot;Yeni Dünya Düzenine Doğru&quot; başlıklı yazısında en dikkat çekici vurgu, Türkiye&#039;nin dış tehditler ve küresel belirsizlikler karşısında &quot;iç cepheyi sağlamlaştırması&quot; gerektiği yönündeki çağrısıydı. Hukukun üstünlüğünden toplumsal uzlaşıya, kurumsal güçlenmeden ortak akla kadar uzanan bu öneriler, ilk bakışta geniş bir mutabakat arayışını ifade ediyor. Ancak tam da bu noktada bir soru ortaya çıkıyor: İç cephenin güçlendirilmesini savunan bir siyasetçinin, son dönemde muhalefet içindeki gerilimleri derinleştiren ve siyasi kutuplaşmayı artıran tartışmaların merkezinde yer alması, savunduğu bu ilkeyle ne kadar örtüşüyor? Çünkü iç cephe, yalnızca devlet kurumlarının değil, siyasi aktörlerin de uzlaşmacı bir dil ve tutum benimsemesini gerektiriyor.
Ne var ki Kılıçdaroğlu&#039;nun son dönemde kullandığı siyasi dil, kendi ortaya koyduğu bu çerçeveyle ciddi bir gerilim içerisinde görünüyor. Bir yandan &quot;iç cepheyi tahkim etmekten&quot; söz edilirken, diğer yandan parti yönetimine ve parti içindeki rakiplerine yönelik sert ithamlar, dış odaklar imaları ve meşruiyet tartışmaları gündeme taşınıyor. Daha da önemlisi, muhalefetin kendi içindeki siyasi rekabeti neredeyse bir varlık-yokluk mücadelesi olarak tanımlayan söylemler, uzlaşmayı değil cepheleşmeyi besliyor.
Oysa iç cepheyi güçlendirmek, farklı düşünenleri zan altında bırakmakla değil; ortak zeminde buluşturabilmekle mümkündür. Eğer bir siyasi hareketin aktörleri sürekli olarak birbirlerini dış güçlerle ilişkilendirmeye başlarsa, bunun adı iç cepheyi tahkim etmek değil, iç cephede yeni fay hatları oluşturmaktır. Siyasetin dili sertleştikçe, toplumsal kutuplaşma da derinleşir.
Tam da bu nedenle Kılıçdaroğlu&#039;nun son dönemde yaptığı bazı açıklamalar dikkat çekiyor. Parti içindeki muhaliflerini ve mevcut yönetimi hedef alan söylemlerinde, dış çevrelerden destek arandığına yönelik imalarda bulunurken; zaman zaman kullanılan üslup, &quot;iç savaş çığırtkanlığı&quot; tartışmalarını yeniden gündeme taşıyacak kadar sertleşebiliyor. Bu noktada ister istemez şu soru soruluyor: İç cepheyi tahkim etmekten söz eden bir siyasetçi, neden aynı anda kendi siyasi mahallesindeki fay hatlarını derinleştiren bir dil kullanıyor?
Bu tartışmanın diğer tarafında ise CHP Genel Başkanı Özgür Özel bulunuyor. Özel&#039;in verdiği NATO mesajında, Türkiye&#039;deki demokrasi mücadelesinin yalnızca Türkiye&#039;nin değil, Avrupa&#039;nın ve NATO&#039;nun güvenliğini de ilgilendirdiği ifade edildi. Türkiye&#039;nin iç siyasi meselelerinin NATO&#039;nun güvenliği ve Batı&#039;nın istikrarı ekseninde değerlendirilmesi, Kılıçdaroğlu&#039;nun dile getirdiği &quot;dış odaklar&quot; tartışmasını daha da görünür hale getirdi.
Tam da burada ilginç bir çelişki ortaya çıkıyor. Bir yanda Özgür Özel, yaptığı konuşmalarda İsrail&#039;e karşı net bir tavır aldığını, Gazze konusunda antiemperyalist ve antisyonist bir duruş sergilediğini ifade ediyor. Hatta kendisine yönelik baskıları değerlendirirken, &quot;Ben İsrail&#039;e tamam deseydim, bugün bunlar yaşanmazdı&quot; minvalindeki açıklamalarıyla bu duruşunun bedel ödediğini savunuyor.
Diğer yanda ise Türkiye&#039;deki siyasi mücadeleyi Avrupa&#039;nın ve NATO&#039;nun güvenliği üzerinden uluslararası bir mesele olarak tanımlıyor. İşte tam da bu noktada, Kılıçdaroğlu&#039;nun ima ettiği dış odaklar tartışmasının neden gündeme geldiği daha net anlaşılıyor.
Bugün CHP içerisindeki tartışma aslında bir kurultay ya da liderlik tartışmasının çok ötesine geçmiş durumda. Tartışılan şey, siyasetin hangi referanslarla yapılacağıdır. Bir tarafta iç cephenin güçlendirilmesini, milli iradenin ve toplumsal mutabakatın esas alınmasını savunan bir yaklaşım; diğer tarafta ise Türkiye&#039;deki siyasi gelişmeleri uluslararası aktörlerin güvenlik ve istikrar hesaplarıyla ilişkilendiren bir anlayış bulunuyor.
Sonuç olarak hem Kılıçdaroğlu&#039;nun hem de Özgür Özel&#039;in söylemleri aynı masaya yatırıldığında ortaya dikkat çekici bir tablo çıkıyor. Birisi iç cepheyi tahkim etmekten söz ederken kullandığı dil ile bu hedefi zedeliyor; diğeri ise antiemperyalist bir çizgi iddiasında bulunurken siyasi mücadelesini NATO ve Batı&#039;nın güvenlik perspektifiyle ilişkilendiriyor.
Tam da bu noktada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#039;ın uzun yıllardır dile getirdiği &quot;yerli ve milli muhalefet&quot; çağrısı yeniden hatırlanıyor. Çünkü bugün yaşanan tartışmalar, yalnızca CHP&#039;nin iç meselesi olmanın ötesinde, muhalefetin siyasi duruşu ve referansları üzerine de önemli soruları beraberinde getiriyor. Bu nedenle söz konusu tartışmaların önümüzdeki günlerde de siyasetin gündeminde yer almaya ve farklı boyutlarıyla konuşulmaya devam edeceği görülüyor. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Taylan Orhan Üstün</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/06/20/large/uzlasma.jpg" length="80401" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>CHP’de asıl mücadele şimdi başlıyor</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28162717/taylan-orhan-ustun/chpde-asil-mucadele-simdi-basliyor</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28162717/taylan-orhan-ustun/chpde-asil-mucadele-simdi-basliyor</guid>
    <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 13:00:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ CHP&#039;de yaşananlar artık bir kurultay tartışmasının çok ötesine geçti.
Aylar önce yapılan kurultayın ardından başlayan tartışmalar, mutlak butlan kararıyla yeni bir boyut kazandı. Kemal Kılıçdaroğlu&#039;nun yeniden genel başkanlık görevine dönmesiyle birlikte parti içinde yeni bir denklem oluşurken, Özgür Özel ve ekibinin olağanüstü kurultay çağrısı yapması mücadelenin henüz sona ermediğini gösterdi.
Son olarak Parti Meclisi&#039;nden gelen toplu istifalar ise bu sürecin en kritik hamlelerinden biri oldu.
Parti Meclisi üyelerinin istifasıyla birlikte yalnızca Parti Meclisi değil, onun içinden seçilen Merkez Yönetim Kurulu da fiilen düşmüş oldu. Bu gelişme teknik bir ayrıntı gibi görünse de siyasi anlamı oldukça büyük.
Çünkü verilen mesaj açık:
Parti içindeki mücadele mahkeme koridorlarından çıkmış, yeniden kurultay salonlarına taşınmıştır.
Bugün gelinen noktada Kemal Kılıçdaroğlu&#039;nun elinde hukuki meşruiyet bulunuyor. Mahkeme kararının ardından genel başkanlık görevine dönmüş durumda. Ancak Özgür Özel ve ekibi ise siyasi meşruiyetin delegelerin ve parti örgütünün iradesinde olduğunu savunuyor.
Aslında CHP&#039;nin içinde yaşanan temel tartışma tam da burada düğümleniyor.
Hukuki meşruiyet mi?
Siyasi meşruiyet mi?
Bir taraf mahkeme kararını işaret ediyor.
Diğer taraf kurultay iradesini.
Bir taraf &quot;partiyi yeniden toparlama&quot; iddiasını ortaya koyuyor.
Diğer taraf &quot;değişim hareketinin devam ettiğini&quot; söylüyor.
Bu nedenle yaşananları sadece iki isim arasındaki bir liderlik mücadelesi olarak değerlendirmek eksik olur.
Çünkü bugün CHP&#039;de tartışılan şey yalnızca genel başkanlık koltuğu değildir.
Partinin gelecekte nasıl yönetileceği, hangi siyasi çizgide ilerleyeceği ve seçmene nasıl bir umut sunacağı da tartışılıyor.
28 Parti Meclisi üyesinin istifası da bu yüzden sıradan bir karar değildir.
Bu hamle, Özgür Özel ve kurmaylarının Kemal Kılıçdaroğlu&#039;na karşı yaptığı önemli bir siyasi hamle olarak okunabilir.
Satranç tahtasında yapılan bir şah hamlesi gibi...
Ancak siyasette her şah hamlesi mat ile sonuçlanmaz.
Asıl soru şimdi şudur:
Özgür Özel cephesi bu hamleyle oyunun yönünü değiştirmeyi başarabilecek mi?
Yoksa Kemal Kılıçdaroğlu bu senaryoyu önceden öngörerek karşı hamlesini çoktan hazırladı mı?
Benim kanaatim, Kılıçdaroğlu&#039;nun bundan sonraki süreçte elindeki genel başkanlık yetkilerini kullanarak önceliği kurultay takviminden çok parti içi yeniden yapılanmaya vereceği yönünde.
Özellikle kesin ihraç talebiyle disipline sevk edilen isimler hakkında yürüyen süreçler sonuçlanmadan bir kurultay kararı alınmasının kolay görünmediği kanaatindeyim.
Zira Kemal Kılıçdaroğlu, genel başkanlık görevini kabul etmesinin nedeninin kendisine yöneltilen siyasi ithamlar olmadığını, CHP&#039;yi yeniden kurumsal bir zemine oturtmak ve parti içerisinde tartışma konusu olan yapıları temizlemek olduğunu ifade ediyor.
Bu nedenle kurultaya giden yolun sanıldığı kadar kısa olmayacağını düşünüyorum. Çünkü Kılıçdaroğlu açısından mesele yalnızca genel başkanlık koltuğuna oturmak değil, oturduğu koltuğun altında biriken sorunları temizlemek olarak görülüyor.
Önümüzdeki günlerde yaşanacak gelişmeler yalnızca bir kurultayın tarihini değil, CHP&#039;nin gelecekte nasıl bir siyasi kimlikle yoluna devam edeceğini de belirleyecek.
Görünen o ki CHP&#039;de mücadele henüz bitmedi.
Belki mahkeme kararı verildi.
Belki genel başkanlık makamı yeniden şekillendi.
Ancak siyaset yalnızca mahkeme kararlarıyla değil, teşkilatların, delegelerin ve seçmenin verdiği mesajlarla da şekillenir.
Önümüzdeki günlerde CHP&#039;nin kaderini belirleyecek olan şey, geçmişte yaşanan kurultay değil; bundan sonra yapılacak kurultay olacaktır.
Çünkü bazen siyasette asıl mücadele seçimin ardından başlar.
Ve CHP&#039;de görünen o ki mücadele yeni başlıyor. ]]></content:encoded>        <dc:creator>Taylan Orhan Üstün</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/06/13/large/taylan.jpg" length="90340" type="image/jpeg"/>
      </item>
    <item>
    <title>Merhabalar</title>
    <link>https://www.yenikocaeli.com/makale/28141207/taylan-orhan-ustun/merhabalar</link>
    <guid isPermaLink="true">https://www.yenikocaeli.com/makale/28141207/taylan-orhan-ustun/merhabalar</guid>
    <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 19:32:00 +0300</pubDate>
        <description><![CDATA[  ]]></description>
    <content:encoded><![CDATA[ Merhaba,
Siyasetin uzun zamandır çok dar bir alana, belirli kalıplara ve sığ tartışmalara sıkıştığını görüyoruz. Toplumun “gerçek” sorunlarına çözüm bulması gereken siyaset, yankı odasına, sadece kendi varlığını sürdürmeye çalışan hantal bir mekanizmaya dönüştü. Kelimeler tükendi, kavramların içi boşaldı ve en acısı, insanlarda “ne değişecek ki?” duygusu kökleşti. Siyasetin bu sıkışmışlığı, en çok da geleceğe dair bir söz söylemek isteyen bizim kuşağımızın omuzlarında bir yük.
***
Sıkça duyduğumuz bir serzeniş var; “Gençler, siyasetten uzaklaşıyor, apolitikleşiyor.” Ben bu tespite katılanlardan değilim. Gençler siyasetten değil, statükodan, dünün ezberlerinden ve kendilerine sadece birer “figüran” muamelesi yapan anlayıştan uzaklaşıyor. Akranlarımın yüzündeki o sessiz ve gerçek kaygıyı gören ve bizzat yaşayan biri olarak bu satırları kaleme alıyorum. Karşınıza sadece “merhaba” demek için değil, bu sütunda gündelik siyasi polemiklerin ötesinde güvencesizliği, gençlerin geleceksizliğini, dünya siyasetinin dönüşümünü, kent hakkını, emeğin, üretimin ve sokağın sesini konu etmek için çıkıyorum.
***
Siyasetin sadece yüksek kürsülerden ifade edilen bir retorik olmadığını birçok kez tecrübe ettik. Genç bir siyasetçi olarak benim derdim, o kürsülerin uzağında kalan, sesi o gürültüde bastırılan insanların hikâyesini konuşmak ve biliyorum ki, siyaseti sarmalayan bu düğümün çözümü, Kocaeli gibi üretimin, emeğin ve her şeye rağmen umudun diri olduğu kentlerin kılcal damarlarında gizli. Türkiye’nin önündeki tıkanıkları aşacak olan reçetenin de bu olduğuna inanıyorum. Kocaeli bu açıdan çok önemli. Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve kültürel tüm potansiyelini bünyesinde barındıran bu kenti okuyamayan, anlayamayan Türkiye’nin yarınını tasarlayamaz.
***
İşte bu yüzden, yola çıktığım yerin ve sırtımı yasladığım mirasın farkındayım. Bu toprakların en ümitsiz anında, gençliğe ve geleceğe inanarak yepyeni bir ufuk açan Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucu değerlerini, değişen dünyanın dinamikleriyle yeniden yorumlamak zorundayız. Bu köşede, o kurucu ruhun devrimci ve yenilikçi karakterini rehber edinerek, her hafta bu kentin ve ülkenin gerçeklerini konuşmaya devam edeceğim. Ne dünün ezberlerine teslim olacağız ne de yarının getirdiği zorluklar karşısında sessiz kalacağız.
Kelimelerin gücüne, ortak aklın ferasetine ve bu kentin insanına inanarak...
Yeni yazılarda buluşmak üzere, merhaba.
  ]]></content:encoded>        <dc:creator>Taylan Orhan Üstün</dc:creator>
            <enclosure url="https://static.daktilo.com/sites/1812/uploads/2026/06/09/large/taylann.jpg" length="147030" type="image/jpeg"/>
      </item>
  
</channel>
</rss>
