YAĞIZ KEBAP Enes Akbal Optik

» Yusuf KAÇAR - TÜM YAZILARI

29.01.2018 Pazartesi - 10:16

Enes Akbal Optik

Son yazımızda, anne karnından mezara kadar hayatımızın ırkçı, emperyalist sömürü sistemi tarafından kuşatıldığını yazdık. Bu yazımızda da hangi müessirlerle hayatımıza tesir edilerek, nasıl değişime uğratıldığımızı yazmak istiyoruz.

Çalışma hayatımızdan günlük hayatımıza teknoloji vasıtasıyla kuşatma altındayız. Kapitalist sömürü sistemi daha fazla konfor hedefiyle insanları makineye monte ediyor. Makinelere akıl yüklenirken, insanların akılları boşaltılıyor. Gidişat ise makineleri insanlaştırma, insanları makineleştirme yönünde. Robot teknolojileri firmalarının sahiplerini araştırdığımızda ve Amerikan filmlerini incelediğimizde bu gidişata kimin yön verdiği gayet açık ortaya çıkmaktadır.

Yediğimizden içtiğimize gıda, tarım ve hayvancılık sektörleri ile kuşatma altındayız. Beslenme alışkanlıklarımız değişti. Temiz ve helal gıda hassasiyetimiz yerini; hızlı, hazır ve lezzetli gıda yeme arzusuna bıraktı. Tarımda İsrail tohumunun kullanılması önce toprağımızın sonra insanımızın kimyasını bozdu. Siyonizm’in hedeflerine ulaşmak için önce ekini sonra nesli ifsat etmek üzere kurmuş olduğu firmaları ve bu firmaların faaliyetlerini araştırdığımızda tabii düzeni bozarak nasıl bir ifsat içinde olduklarını görüyoruz.

Kılığımızdan kıyafetimize tekstil ve moda sektörleri ile kuşatma altındayız. Giyim kuşam alışkanlığımız değişti. Üzerimizde kendi kültürel motiflerimizden bir şey kalmadı. Sağlıklı, tevazulu, kültürüne ve inancına yakışır edepli giyim yerini; sağlıksız, gösterişli, kültürsüz, inançsız ve edepsiz giyime bıraktı. Giyilen kıyafetleri tasarlayan kişilerin ruh hallerini ve yaşantılarını araştırdığımızda bu kişilerin bize ne kadar uzak olduklarını ve değişimin ne yönde olduğunu anlayabiliriz. Ne giyeceğimize kendimizin karar verdiğini düşünüyorsak maalesef yanılıyoruz. Tüm dünya giyim sektörü uzun zamandır moda tasarımcılarının ve patronlarının tesiri altında. Toplumumuzun bu yönde çok büyük darbe aldığına ve almaya devam ettiğine inanıyorum.

Tedavi yöntemlerinden ilaçlarımıza sağlık sektörü ile kuşatma altındayız. Türkiye nüfusunun yaklaşık üçte birinin kronik hastalıkların etkisi altında yaşamakta olduğu ve hasta sayısında sürekli artış gözlemlendiği söylenmektedir. Modern tıp sorunların köküne inmeyerek kökten bir yanlışın içerisindedir. İnsanları hasta eden sömürü sistemi hasta ettiği insanlara torbalar dolusu ilaç yutturarak para kazanmaktadır. Sömürü sisteminin en etkili olduğu, kuşatmanın en acımasızca yapıldığı sektörlerden biri sağlık sektörüdür. En acil şekilde kendi milli tıp anlayışımızı oluşturmadığımız sürece milletimize en büyük zarar bu alanda verilmiş olacaktır. Bu konuyu Dr. Ümit Aktaş’ın “Bugünkü tıp aslında tıp bilimi değil, ilaç firmalarının bilimidir” sözüyle özetlemiş olalım.

Sürdüğümüz kokudan kreme, kozmetik sektörü ile kuşatma altındayız. Ruhu güçlendiren, sağlıklı,  doğal ve güzel koku yerini; cilde, vücuda ve çevreye zararlı, sağlıksız kimyasal kokulara bıraktı. Geçmiş yıllarda hayatımızda çok önemli bir yeri olmayan kozmetik ürünleri bugün en hareketli sektör haline geldi. Bu hareketlilikle birlikte toplumda hızla artan kanser ve kısırlık oranlarına tesir eden etkenlerden biri olarak kozmetik ürünleri gösterilmektedir.

Okuduğumuz gazeteden, dergiye yazılı medya sektörü ile kuşatma altındayız. İnsana nereden geldiğini, nereye gideceğini ve nerede durması gerektiğini haber vermesi gereken, doğru bilgiyi ana kaynağından sunan yazılı medya yerine; manşetinde faili göstermeyen, baş sayfada kadın bedenini kötü amaçla okuyucularına sunan, 3. sayfasında millete cinneti tattıran yandaş, yalancı ve arsız medya hâkim kılındı. Medya patronları ile toplumlar adeta büyülendi. Gör dedikleri görüldü, izle dedikleri izlendi.

Sinemadan filme görsel medya sektörü ile kuşatma altındayız. Kendi inanç, tarih ve kültür değerlerimizi pekiştirecek görsel medya yerine; terörist ülkeleri demokrasi elçisi gösteren, hayali kahramanlarıyla zihinleri bulandıran, ahlaksızlığı meşrulaştıran ve en hızlı şekilde yaygınlaştıran yayınlar hâkim kılındı. Bugün halen kendi örf, adet ve en önemlisi inancımıza uygun milli medyanın hâkim olduğunu söyleyemeyiz.

Facebook’tan Twitter’a sosyal medya sektörü ile kuşatma altındayız. Aile mahremiyetini, samimiyeti, sağ elinin verdiğini sol elinin görmemesi lazım düsturunu ve göz hakkı mefhumunu altüst eden,  gösteriş, riya ve sahtelik üzerine kurulu, samimiyetsizlik, ukalalık, lakaytlık mecrası hâkim kılındı. Her teknoloji ahlakıyla gelir sözü ne kadar da doğru. Kullandığımız teknolojiyi kendi ahlakımıza uyduramadığımız gibi teknolojinin ahlakına boyun eğdik.

Özellikle ve son olarak bir hususa dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

Kadınlar

Yukarıda yazılı başlıklara baktığımızda genel olarak hedefte ve merkezde hep kadınlar var.

Şefkat, merhamet ve hürmet gösterilmesi ve nezaketle davranılması gereken kadınlar kandırılıyor ve saygısızca kullanılıyor.  En büyük mağduriyeti bu toplumun anne adayları ve anneleri yaşıyor.

Çünkü biliniyor ki, anne mekteptir, bir toplumu kadınlar inşa eder. Onların ahlaki değerleri ve onların sağlığı toplumun ahlaki değerlerini ve toplumun sağlığını oluşturur. Bu yüzden sömürü sistemi oyunlarını en çok kadınlar üzerine oynuyor. Kadınların ruh ve beden dünyalarını sürekli tarumar etmeye çalışıyor. Düşüncelerini “ezilme”, “2.sınıf olma telkinleriyle” ifsat ediyor. Tüm sektörler için kadının adını ve vücudunu acımasızca malzeme gibi kullanıyor ve böylece kadınlığını, hanımlığını ve anneliğini alıyor. Bu sistem değişmediği sürece, bu sistemi kuranlar ve koruyanlar en çok toplumun kadınlarını kuşatacak.

Çünkü biliyorlar ki, bir toplumun kadını rezil oldu mu, o toplum rezil olur.

Bu hayâsızca kuşatma, sinemizde taşıdığımız imana ve damarlarımızda taşıdığımız kana dokunacak niteliktedir. Fakat bir toplum ancak bu kadar kendinin düşmanı olabilir. Her sunulanı bu kadar kontrolsüzce kabul edebilir.

Her alanda olduğu gibi kısa vadeli menfaatlerimiz icabı uzun vadeli acılar yaşamayı göze alabiliyoruz. Yazılarımızda bu süreçlerin ve değişimin kendiliğinden olmadığını, bir sömürü sistemi vasıtasıyla yapıldığını ve bu sistemin en büyük destekçilerinin kimler olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.

Devletimizin sınırları olduğu gibi bizlerin de sınırları vardır.

Vatan toprağı kutsaldır. Topraktan yaratılan ve ruhumuza mesken olan şu bedenlerimizde kutsaldır.

Dolayısıyla sınırları olmalıdır, vardır ve korunmalıdır.  

Paylaş

YORUMLAR

Toplam 2 yorum bulunmaktadır.

Mesut Sarman

Yazı için teşekkürler Sn. Yusuf Kaçar
Bu sistemde oyun kurucu olamazsak hep oyunun bir parçası olacağız. Ya da yok olacağız . Malesef Teknoloji = Güç demek. Bu sebeple , geride kaldığımız bu teknolojiyi yakalamalıyız . Sisteme karşı durabilmenin yolu bence sistem ile aynı seviyeye gelebilmekten geçiyor. Selamın Aleyküm.

31.01.2018, 13:15
Murat kaçar

Bravo abi Harika yazı olmuş kalemine sağlık

29.01.2018, 22:49







 https://www.yenikocaeli.com/
hikmet