Üstün Tesisat
Kafe Kumpir
BİST 100
83.048
O/N REPO
9,14
USD
3,7780
EURO
4,0510
ALTIN
147,2471

ANASAYFA > Soysal, “Tek Tanığım Gökyüzü”nde pedofiliyi irdeledi

25.06.2016 Cumartesi - 12:27

VAVSE Medya & İnternet Hizmetleri

Sağlıklı birey yetiştiremeyen toplumda pedofili olağan bir sonuçtur

“Tek Tanığım Gökyüzü” adlı romanında çocuk istismarını irdeleyen gazeteci-yazar Mevlüt Soysal, Türkiye’de ruhen sağlıklı bireylerin yetişmesini sağlayacak sosyal, kültürel ve sanatsal ortamın mevcut olmadığını söyledi, “Sanattan uzak, sorgulamayan, baskı altında büyümüş bir nesil için pedofili olağan bir sonuçtur” dedi

Uzun yıllardır Kocaeli’de gazetecilik ve yazarlık yapan Mevlüt Soysal’ın nisan ayının ortasında KaNeS Yayınları etiketiyle çıkan Tek Tanığım Gökyüzü” adlı kitabı önümüzdeki günlerde üçüncü baskısına girecek. Bu kısa zamanda kitapseverlerin büyük ilgisiyle karşılaşan “Tek Tanığım Gökyüzü”nün yazarı Soysal’la hem kitabını, hem de kitabının konusu olan çocuğa karşı cinsel istismarı konuştuk.

Roman yazmak gazeteciğin dışında bir mecra. Buna nasıl karar verdiniz?

Bu konu aklımın bir kenarında hep olsa da edebiyat birikimimin roman yazmaya yeterli olmadığını düşünmembeni bu fikirden alıkoyardı. Öte yandan uzun yıllardır editörlük yapmam ve yazı yazmam, üretme noktasında beni bir doygunluğa ulaştırırdı. Şöyle örnek vereyim: Bir bilgisayarın karşısında 9 saat çalıştıktan sonra bir kağıttaki ya da bir bilgisayar ekranındaki harfler benim en son görmek istediğim şeylerolurdu. Bu yüzden gazetedeki görevim tamamlandıktan sonra okuma ya da yazma noktasında kısırlık yaşardım.

Peki, nasıl aşıldı bu kısırlık?

Kitabım çıkmadan önce kaleme aldığım bir makaledeki ifadelerim şunlardı: Eminim ki aklımdan hiç çıkmayacak o tarih. 28 Haziran’dı; İzmit’in kurtuluşu. Gökten uçakların geçmesine henüz fazlaca zaman vardı. Geçtiğimiz seneki uçak gösterisi beni bir hayli korkuttuğundan, bir duruşması için şehir dışında olan eşimin bir an önce eve gelmesini istiyordum. Malum, evlere yakın geçiyordu uçaklar. İşte, o istediğim dakikalarda beynimin içinde bir romanı planladım ve yazmaya başladım. Önümdeki dosyaya baktım; 20 sayfa olmuştu.

Bu 20 sayfanın nasıl oluştuğunu anlatır mısınız?

Gazetede okuduğum bir haber… Kadına şiddet ve çocuk istismarı ile ilgili bir istatistik vardı o haberde. Örneğin, 2014’te u kadar kadın istismara uğrarken, bu sayı 2015’in ilk 3 ayında şu kadar oldu, vesaire… Kendi kendime, “Ülkemizde yaşanan büyük acılardan geriye sadece istatistik kalıyor” dedim. Şöyle örnek vereyim: Türkiyeher yıl bir kadın cinayete kurban gitse, bu yaşanan cinayetin yıldönümlerinde ülkede anma programları olur. Bir gazeteciler o bir kadının hikayesini her yıl manşetlere taşırız. Fakat Türkiye’de her yıl onlarca cinayet ve yüzlerce kadına şiddet vakası olduğu için yaşana acı olaylar “birer istatistik” halini alıyor. Ve sanki şöyle bir paradoks var ortada:Yaşanan şiddet olaylarının sayısı arttıkça vaka normalleşiyor.

Bunun ardından yazmaya mı karar verdiniz?

Evet. Yazma kararı aldıktan sonra konu da bir anda şekillendi.

Konu ne?

Çocuğun cinsel istismarı. Bugünlerde Türkiye’nin öncelikli meselelerinden birisi bu. Bu benim için bir tesadüf.

Konuya nasıl karar verdiniz?

Öncelikle yaşadığım kent olan Kocaeli başta olmak üzere Türkiye’nin birçok kentinde yaşanan bu vakalar terör olaylarından bile daha fazla etkiliyordu beni. Bu yüzden bu vakaların hem oluşum hem de yargı süreçlerini yakından takip ediyordum. Mesleğimin gazetecilik yapması da kuşkusuz ki buna en büyük etkendi. Diğer yandan eşimin avukat olması; zaman zaman bu konuları hem hukuki hem de vicdani olarak tartışmamız, “Evet Mevlüt,bu konuyu yazabilirsin” noktasına getiriyordu beni.

İçeriği anlatır mısınız?

Evet, bu kitapta 9 yaşında bir kız çocuğunun uğradığı cinsel istismarı anlatıyorum. Fakat kitabın baş karakteri 9 yaşındaki çocuk değil, 47 yaşındaki bir zanlının avukatı…Bir çok avukat gibi “Çocuk istismarcısını savunmak” gerçeğini sorguluyor. Zor bir durumdur bu gerçek… Fakat hukukçu için “savunma”, olayın “ne olduğu”nun ortaya çıkması, “suçlunun hak ettiği cezaya çarptırılabilmesi” için bir zorunluluktur. Ama takdir edersiniz ki bir istismarcının “daha az hapis yatması” için verilen uğraş, her hukukçu için “normal” görülmeyebilir. Toplumun da bu durumu yadırgadığı da bir realite. Bu çerçevede kitabın önemsenecek bir bölümünde “Hukuk mu yoksa vicdan mı?” sorusunun yanıtı aranıyorum. Ve bu noktada avukatın içsel durumu uzun uzun tahlil ediliyorum. İkinci tahlil ise zanlıyla ilgili…Bu noktada Rakel Dink’in “Bir çocuktan katil yaratılması” minvalindeki ifadelerini önemsiyorum. “Bir çocuktan bir istismarcı nasıl oluşur?” sorusunun yanıtını arıyorum. Zanlının eşi de önemli… Kitapta onun ruh halini incelemeye çalışıyorum.

Peki, çocuk?

Gazeteci oluşum nedeniyle bu tip davaları takip etmem, bu tip soruşturmaların dosyalarını okumam; buna ek psikologlar ve pedagoglardan yardım almam sebebiyle çocuğun psikolojisi ile ilgili de sağlıklı yorumlar yaptığım yönünde bir düşünce içerisindeyim. Sonuç olarak bu kitap, pedofilinin oluşum evrelerini ve bir suça dönüşüm sürecini tüm detayları ile inceliyor. Tabii ki işin hukuk kısmı ayrıntılı bir şekilde yer alıyor. 

Yazarlar için en zor nokta kitabın basım sürecidir. Anlatır mısınız?

Kitabın yazımı kadar zor olduğunu ifade edebilirim. Öncelikle şunu vurgulayayım: Yayınevleri sonuç olarak ticari işletme. Ayakta kalabilmeleri için yayınladıkları kitaptan para kazanmaları gerek. Bu yüzden bir dosyanın içeriği ya da kalitesi kadar yazarın popüleritesini de işin içine katıyorlar. Bu durum da bizim gibi “popüler olmayanlar” için ciddi bir dezavantaj oluyor. Ben de bu süreçte birkaç yayınevine dosyamı gönderdim. Bazıları dönüş yaptı ve “Biz bu kitabı çıkarırız fakat şu kadar ücret alırız” dedi. Bu ücret noktasında zorlanacağım için biraz bekleyişe geçtim. Umutlarım tam sönüyordu ki, KaNeS Yayınları’ndan Sevgili Ercan Akarsu aradı, dosyayı okuduklarını ve kitabı yayınlamak istediklerini söyledi. Fakat benim için önemli olan, Akarsu’nun konuşmasının içindeki gerçeklikti. Yani, şartlar, yani, Türkiye’de kitap okuma düzeyi, yani, popülerite… KaNeS Yayınları ile bu süreci götüreceğime inanmıştım. Kadıköy’e gittiğimde Genel Yayın Yönetmen, Necla Hanım’la tanıştım. Necla Hanım da Ercan Akarsu gibi gerçekçi ve samimiydi. Bana öncelikle, “Biz bir aile olacağız” mesajını verdi ve yola koyulduk.

O süreci anlatır mısınız?

Kitabın yazımı ve yayınevini bulmak ne kadar zorsa, sürecin editoryal kısmı da o denli zordu. Yayınevimizin editörü Sayın Erturan Elmas kitabı okuyup dosyayı bana gönderdiğinde “Ben ne yapmışım?” sorusunu kendime sordum. Bir editör olarak editoryal sorunlar kitapta bolca vardı; bunun yanı sıra kitapta yapılan maddi hatalar kendi kendimi affedecek boyutta değildi. Uykusuz geceler geçirip Elmas’ın çizdiği yolda düzetmeleri yaptım. Ve sonra eşim 5-6 kez, ben de birkaç kez dosyayı okudum ve yayınevine gönderdik.

İsmi nasıl buldunuz?

Kitabın isminin “En Soğuk Haziran” olarak belirlemiştim; fakat yayınevim daha güzel bir isim bulunabileceğini ifade etti. Neredeyse her gün sabah 5.00’te kalktım ve isim düşündüm. Artık isim düşünmekten insanlara dahi tamlama yaparak sesleniyordum. Evet, 200’e yakın kitap ismi buldum fakat yayınevim, “Biraz daha uğraş” dedi. Eşime, “İsim bulamıyorum” diyerek üzüntümü belirttiğimde, “Biraz da ben düşüneyim” dedi. Düşündü ve “Tek Tanığım Gökyüzü”. Necla Hanım ismi duyar duymaz “Tamam” dedi ve geriye kapak kaldı.

O süreci anlatır mısınız?

3 yıl önce KYÖD tarafından “Tırnak İçinde” adlı bir kitabım çıkmıştı. Bu kitabımın kapağını kuzenim Hande Ekinci yapmıştı. Ve öyle ki, ben daha anlatmak istediğimi tamamlamadan kafasında çizimi yapan bir isimdi Hande. Olağanüstü çizgileri ve görsel sunuşu vardı. Bu kitap sürecinde de elbette ki aklıma ilk Hande geldi ve dosyayı gönderdim. Okudu ve bir çizim yaptı. Bu süreçte benimle beraber yol alan arkadaşlarım ve yayınevim çok beğendi.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Her yazar gibi kitabımın geniş kitlelere ulaşmasını ve okunmasını istiyor; bu çalışmamın, diğer çalışmalarım açısından beni  motive etmesini istiyorum. Diğer yandan bu kitap için benden daha fazla mesai harcayan eşim Yağmur Soysal’a teşekkür ediyorum. Kitap sürecini benimle birlikte yaşayan arkadaşlarım Arsal Arısal, Mehmet Nazım Gençtürk ve kardeşim Merve Soysal Kılıç’a teşekkürlerimi sunuyorum. Aynı zamanda Hande Ekinci’ye harikulade tasarımı için teşekkür ediyorum.

Bu kitapta çocuk istismarını anlattınız. Bu vakalar nasıl önlenebilir?

Bence şu an için önlenemez. Çünkü pedofili bir sonuçtur. Bu sonuca ulaşmada ortaya çıkan şartlar kaldırılmadan bu acı hadiseler hep yaşanır. Şöyle bir örnek vereyim: Bundan 75 yıl önce bir köy enstitüsünün kapısından ayağında lastik terliklerle girip bir yıl sonra piyano çalmaya çalışan bir çocuğun hayatının ileriki dönemlerinde çocuk istismarcısı olması aklınızın ucundan geçer mi? Geçmez. Fakat bugünün herhangi bir okuluna ayağında lastiklerle girip okul hayatı boyunca kültürden ve sanattan uzak tutulan, baskı ve yasaklarla zamanını geçiren, sorgulamak değil her söylenene evet demeyi öncelik kabul eden bir çocuktan çocuk istismarcısı çıkabilir. Ben bir eğitimci ya da bu konuda akademik kariyer yapmış bir isim değilim, bu nedenle “Sorunun çözümü bu” diyemem. Fakat şunu ifade edebilirim: Ruhan sağlıksız bireyler yetiştirmeye uygun çevre, sosyal şartlar ve eğitim sistemi var oldukça pedofili bir sonuçtur. Türkiye’de eğitimcilerin kafa yorması gereken bu sonucu meydana getiren nedenlerin değiştirilmesidir.

İnsanlar kitabınıza nereden ulaşabilir?

Okumak isteyenler kitabına kitapçılardan ulaşılabilir. Fakat insanlar ağırlıklı olarak artık interneti tercih ediyor, çünkü fiyatlar daha uygun oluyor. Bu noktada D@r ve Kitap Yurdu başta olmak üzere şu linkleri sunabilirim:

http://www.dr.com.tr/Kitap/Tek-Tanigim-Gokyuzu/Mevlut-Soysal/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0000000687845

http://www.kitapyurdu.com/kitap/tek-tanigim-gokyuzu/392226.html&manufacturer_id=187607

http://www.idefix.com/Kitap/Tek-Tanigim-Gokyuzu/Mevlut-Soysal/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0000000687845

http://www.babil.com/tek-tanigim-gokyuzu-kitabi-mevlut-soysal

 

 

Paylaş





Mobesko
Rami Pazarı