BUGÜN KIZIL ELMA KUDÜSTÜR..

18 Mayıs 2021 Salı - 09:25

Geçmişi çok eskiye dayanan bir mesele; Yahudiler ve onların asırlar içindeki yaşanmışlıkları. Kur’an-ı Kerim’de adı geçen birçok peygamberin içinden çıktığı topluluk Yahudiler.M.Ö. tarihlerde Hz. Yakub(A.S.) 12 evladı (onun lakabının İsrail olmasından dolayı) İsrailoğulları diye biliniyorlar. Tarihlerinde isyanları ve sürgünleri ile bilinen Yahudiler;Asurlular tarafından Babil sürgününü, Mısır’a göçü, Fravun tarafından Mısır’dan sürülüşleri ve daha sonra (M.S. 1.yy) Romalılar tarafından sürgünleri gibi birçok tarihi hadiseyi yaşamış ve o zaman bilinen coğrafyalara dağılmışlar. Bu sürgünlerde onların isyankar olmalarının ve peygamberlere yaptıklarının büyük etkisi vardır.Roma sürgünü ile dağılırken yeniden “vaat edilen topraklara (Arzı Mevud) gelip devlet kurmaya yemin etmiş bir topluluk. Özellikle hristiyanlar tarafından sevilmeyen ve dışlanan Yahudiler toplum bilincini, bozulmuş kitap ve inançları çerçevesinde şekillendirerek 19.yy kadar taşıdılar. Kilisenin eski gücünü kaybetmesi, Fransız İhtilalinin milliyetçilik kavramını ön plana çıkarmasını iyi değerlendirdiler. Genelde ticaret, bilim gibi konularla ilgilendikleri için Coğrafi keşifleri ve Sanayi İnkılabını avantaja çevirdiler. 19.yy sermayenin ve bilginin daha ön plana çıktığı yüzyıl olunca Yahudiler bunu bulundukları ülkelerde iyi değerlendirdi ve güçlü aileler oluşturdular. Özellikle Amerika’nın keşfinden sonra bu kıtaya göçler ile iyice güçlendiler. A.B.D.’nin güçlenmesi ile doğru orantılı olarak iyice palazlanıp dünyada çok etkin oldular. Bilimdeki etkilerini paranın gücünü siyasi güce çevirerek 19 yy da artık vaat edilen topraklarda bir devlet kurma kararını aldılar.(1877 İsviçre Basel, 1. Yahudi Kongresi) Theodor Herzl öncülüğünde bir hedefi gerçekleştirmek için II. Abdülhamid’e inanılmaz tekliflerde bulunman Yahudiler olumsuz cevap alınca II. Abdülhamid- Osmanlı’ya karşı harekete geçtiler. Neler yaptıkları ayrı bir yazının konusu olabilir, bu konuda birçok kaynak mevcut. I. Dünya Savaşı onlara aradığı fırsatı verdi ve Filistin İngiliz işgaline düştü. Ortadoğu’dan Osmanlı gibi bir yapının uzaklaştırılması ve parçalara bölünmesi onların tam aradığı bir ortamdı. 1917 yılında İngiliz Dış İşleri Bakanı Balfour’un Yahudi Devleti kurulması ile ilgili deklerasyonu onlar için asırların hayalinin gerçekleşmesi için önemli bir adım oldu. 1920 den sonra Filistin bölgesinde İngiliz manda yönetiminin kurulması ile Yahudilerin bölgeye göçü başladı. Araplar bu durumdan hoşnut olmadılar ama her geçen gün bölgeye Yahudi göçü arttı ve bu Araplar ile Yahudiler arasındaki  kavgayı kızıştırdı. II. Dünya Savaşı bölgeye göçü ciddi oranda arttırınca artık silahlı eylemler başladı. İngilizler zaten onları II.Dünya savaşı bahanesi ile eğitmiş ve silahlandırmış, avantajlı hale getirmişti. II. Dünya Savaşı sırasında yaşanan Yahudilerin soykırımı ile dünyada Yahudilere dönük ciddi bir mağduriyet  ve sıcak yaklaşım vardı. İngilizler yaşanan olaylardan sonra bölgeyi B. Milletler kararlarına bıraktı ve çekildi. Yahudiler bağımsız İsrail devletini ilan etti.  Buna karşı Araplar, 1948,1956,1967,1973,1982 tarihlerinde savaş ilan etseler de her seferinde yenilerek daha çok toprağın Yahudilerin eline geçmesine ve meşrulaşmalarına sebep oldular. Bu konular, üzerinde geniş olarak değerlendirilmesi gereken konular.

Yahudiler artık Ortadoğu’ya başta A.B.D. , batının hatta Rusların desteğini alarak geri dönmüş ve Arz-ı Mevud’u gerçekleştirmek için var gücüyle çalışmaya başlamıştır. İsrail  bayrağındaki iki mavi şerit; Nil ile Fırat Nehri arasını  Anlatıyordu ve bu uğurda mücadele etmek bozulmuş Tevrat ta onlara emredilmişti.

Kısaca geçmişini anlattığım bu mesele geldi ve dünyanın gündemi olmaya devam ediyor. Geçen günlerde haberlerde Yahudi okullarında genç dimağlara Mescid-i Aksa ile ilgili hedefleri anlatan dersler ve saldırgan eğitimi gördük. Bir sokak röportajında Yahudi gençlerin Filistinliler ile ilgili düşüncelerine şahit olduk. Gerçekten bu kafa yapısı ile bölgenin huzur bulması imkansız.

Bu mesele sadece Filistin’i ilgilendiren ver kurtul, Filistinlileri de Arap ülkelerine dağıtalım kurtulalım gibi fantezi düşüncelerle halledilecek bir konu değil. Bazı Arap ülkeleri İsrail ile yakınlaşırken, olayın böyle sonuçlanacağını ve herkesin rahat edeceğini zannediyor. Ayağını sağlama alan Yahudi şimdi vaat edilmiş toprakları ele geçirmek için hamle üstüne hamle yapıyor. Etrafındaki rakip olabilecek devletlerin birer birer çökertilmesini iyi izlemek lazım. Bakın Mısır ne hale getirildi. Camp David süreci ve buna ters olabilecek bütün kişilerin başına gelenler. Irak’ın parçalanması ve güçten düşürülmesi.. Suriye nin bölünmenin eşiğinde olması, Lübnan’ın yaşadıkları birer tesadüf mü?  Peki bizim Güneydoğu meselesi bunun dışında bir olay mı? Suriye’nin kuzeyindeki terör koridoru bundan bağımsız mı? Doğu Akdeniz deki mücadele bundan ayrı mı? Dağlık Karabağ ve Ermeni meselesi bu konudan ayrı değerlendirilebilir mi?

Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı birçok olayın direkt ya da dolaylı olarak bu konu ile ilgisi var. Bu genel yaklaşımların altını dolduracak o kadar çok olaylar yaşadık ki..

Bu sefer gücümüz nispetinde mücadelemizi sonuna kadar vermek zorunluluğumuz var. Kudüs ün temsil ettiği kutsalımız olması, Filistinlilerin kardeşimiz olması, en nihayetinde insanlara karşı zulüm yapılmasına itirazımız olması gerekiyor. İlke olarak zulme karşı olmak gibi bir medeniyet anlayışımız, mirasımız var.

Kudüs, Mescid-i Aksa, Filistin in meselesi aynı zamanda Anadolu’nun savunmasıdır. Dün Bağdat, Kahire yarın Şam ya sonra neresi? Bunun için bölge ve bölgelerin hinterland olan alanlarda muhakkak akılcı politikalarla olmamız lazım. Libya da ne işimiz var, Suriye de ne işimiz var gibi yaklaşımlar bölgeyi dünyayı anlayamaz, politika üretemez.

Ülkemizin etrafında halka halka alanları dışa doğru dikkatli takip edip, olması gerektiği kadar buralarda olmalıyız. Balkanları, Kafkasları, Ortadoğu yu, Doğu Akdeniz i, Afrika yı, Orta Asya yı birbirine alternatif görüp herhangi birini feda edemeyiz. Her alanda olması gerektiği kadar olmak zorundayız. Bu bağlamda Kudüs, Mescid-i Aksa bu geniş alanın merkezi içinde olmazsa olmaz konulardır.

Erzurumluların yöresel şive ile söyledikleri bir söz ile konuyu bağlamak isterim “Ayağıma yer edim, gör sana ne edim” stratejisi ile hareket eden Siyonist kafaya karşı bölgede inancımızın ve tarihi misyonumuzun bize yüklediği görevimiz vardır. Aynı zamanda ülkemizin geleceği için hayati zorunluluk bu mücadelededir. Mazlum coğrafyalar bir kez daha bizi göreve, mücadeleye çağırıyor… 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARIN TÜM YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET

  • Darıca Belediye başkanı Muzaffer Bıyık
  • Gebze Belediye başkanı Zinnur Büyükgöz
  • Çayırova Belediye başkanı Bünyamin Çiftçi
  • Dilovası Belediye başkanı Hamza Şayir
  • Körfez Belediye başkanı Şener Söğüt
  • Derince Belediye başkanı Zeki Aygün
  • İzmit Belediye başkanı Fatma Kaplan Hürriyet
  • Kandıra Belediye başkanı Adnan Turan
  • Başiskele Belediye başkanı Yasin Özlü
  • Kartepe Belediye başkanı Mustafa Kocaman
  • Gölcük Belediye başkanı Ali Yıldırım Sezer
  • Karamürsel Belediye başkanı İsmail Yıldırım