REKLAMI KAPAT

Kendimizi bile kandırıyoruz, düşünün gerisini..

26 Ocak 2022 Çarşamba - 11:43

Kardeşlik bağı, sadece vatandaşlık bağı ile devlete veya bir ideolojiye bağlılık anlamına gelmiyor, daha evrensel düzeyde tüm dünya insanlarını birbirleriyle birleştiriyor. 

Bu kadar sıkıntının bir araya geldiği, ailenin, sokağın, mahallenin, kentin, ülkenin ve hatta dünyanın düzeninin kaybolduğu ve maddenin her şeyin önüne geçtiği günümüzde galiba farklı şeyler düşünmek ve söylemek lazım. 

-Ekonomik kriz fırsatçıları

-Deprem fırsatçıları

-Sel fırsatçıları

-Yangın fırsatçıları

-Kar fırsatçıları

İnsanlığımızdan utanacak hale geldik..

Kimse  sağa sola bakmasın her birimizin kalplerine işlendi bu fırsatçılık..

Peşin parası ile ucuz fiyattan yağ alarak deposunda saklayan fiyat artışında parayı kıran esnaf,  zam gelen yağı stokladığı depo kşrası için ağlanıyor..

Kardeşlik hukuku, ahilik düsturu, İslam şuuru kayboldu gitti..

Geçtiğimiz günlerde hepinizin malumu İstanbul’da yoğun kar yağışı sonrası süre gelen tartışmalar aldı başını gidiyor..

Hükümete, yerel belediyelere, kamu kurum ve kuruluşlara sallayıp duruyoruz..

Vatandaş olarak o kadar haklıyız ki! Bunu iliklerimize kadar hissettiriyoruz..

Ama söz konusu kendimiz olduğunda kimselere papuç bırakmıyoruz..

Bakın!

Yaşanılan kar yağışı sonrası

Zincir, kar lastiği, kürek, buğu çözücü, kar paleti gibi ürünlerin fiyatı 3 günde en az yüzde 50 arttı. Çekici fiyatları iki katına çıktı, taksiler 5 km yola 100 TL, oteller de 1 gece konaklamaya 2-3 bin TL istedi!

 Ya bunu yapan biziz kimi eleştiriyoruz..

Ve  bu fırsatçılığı hepimiz kendi alanlarımızda uyguluyoruz..

Sonrası sosyal medya huzurunda adalet dürüstlük dağıtmaya çalışıyoruz..

Gerçek anlamda insani değerlerimizi kaybettik..

Müslüman Türk toplumu olarak, örf adet gelenek ve göreneklerimizden koptukça ruhumuzu şuurumuzu da kaybettik.

Kendi kusurlarımızı görmezden gelerek, önümüze gelen herkesin eğriliğini tartışır olduk.

Bir şeyleri düzelsin istiyorsak ilk önce bunu kendimizde uygulamamız lazım..

Kendimizi bile dürüst insan rolleri ile kandırıyoruz..

*****

ÖRNEK HAYATLAR


Şu minareye bakın nasıl da eğri!
Süleymaniye Camii’nin inşası tamamlanmış, ibadete açılacağı gün ilan edilmişti. O gün gelince İstanbul’un her yanından insanlar bu eşsiz eserin açılışında bulunmak için şehrin bu noktasına akın etmişti. Herkes hayranlıkla bu şaheseri seyrediyordu.
Fakat bunlar arasında bulunan bir çocuk, “Aaa! Şu minareye bakın nasıl eğri!” diye bağırıyordu. Herkes bakıyor ama bir eğrilik görmüyordu. Çocuğun minarelerden biri için eğri dediği Mimar Sinan’a kadar ulaştı.


Koca mimar hemen çocuğun yanına geldi ve ona, “Yavrum hangi minare eğri göster bana” dedi. Çocuk da “İşte şu” diye minarelerden birini gösterdi. Mimar Sinan hemen adamlarını topladı. Uzun halatları birbirine ekletip minareye bağlattı. “Çekin yukarı doğru!” diye çektirmeye başladı. Çocuğa da, “Oğlum, bak bu minareyi doğrultturuyorum, sen dikkat et, dosdoğru olunca haber ver” dedi.


MİNARE DÜZELDİ


Adamlar gerçekten düzeltiyormuş gibi çekiyorlardı. Çocuk bir süre sonra, “Tamam, minare doğruldu” diye bağırdı. İşçiler çekme işini bırakıp halatları çözdüler. Başından beri olaya tanık olan Sinan’ın ustalarından biri herkesin kafasını kurcalayan soruyu Mimar Sinan’a yöneltti:
- Ulu mimarbaşımız, sen herkesten iyi biliyorsun ki, minarede eğrilik falan yok. O halde niçin düzeltmeye kalkıştın?


Mimar Sinan’ın cevabı uzak görüşlülüğün, inceliğin, anlayışın, hoşgörünün simgesi idi:
- Ben bilmez miyim minarede eğrilik olmadığını. Ama çocuğun kafasındaki “minare eğri” intibaını da öyle bırakamazdım. Bu yönteme başvurdum ki çocuğun kafasındaki “eğri” kanaati silinsin. Yoksa her yerde çocuk aklıyla minarenin eğri olduğunu söyler, sonra etrafta gerçekten eğri olduğu şeklinde bir inanç yayılırdı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARIN TÜM YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI