REKLAMI KAPAT
  • 6.8741 TL
  • 7.7564 TL
  • 8.6619 TL
KOCAELİ 30°

Sizce biz çocuk terbiyecisi miyiz?

26 Haziran 2020 Cuma - 18:45

Yaşı müsait olanlar hatırlar. Eskiden belli yerlere halkı eğlendirsin diye eğitilmiş ayılar getirirlerdi. ‘Eğitmen’in verdiği komutları kusursuz yerine getiren hayvancağız, dediğini yapmadığı takdirde başına ne geleceğini bilirdi. Nitekim aynı durum sirklerdeki hayvanlar içinde söz konusu. Bir hayvanı ya tatlı dille yola getirirsiniz yada eziyetle. Kim uğraşır ki tatlı dille?

Geçenler de fillerin nasıl eğitildiğine dair bir yazı okudum. Önce hayvanın bir çukura düşmesini sağlıyorlar. Daha sonra baştan ayağa siyah giyimli insanlar gelip hayvana türlü türlü işkence de bulunup gidiyorlar. Kanlar içinde kalan hayvancağızın canı yanarken, bu seferde baştan ayağı beyaz giyimli insanlar yanına geliyor. Zaten korkmuş olan hayvana yaklaşıp ona güzel sözler söylüyor, yaralarını sarıyorlar. Getirdikleri çeşit çeşit meyve ve sebzelerle karnını da bir güzel doyuran hayvancağız, kendisini eziyetten kurtaran bu ‘beyaz görünümlü’ insanların her dediğini yapmaya başlıyor. Ama bilmiyor ki zaten kendisini bu duruma sokanlarda onlardı. Böylelikle ölene kadar kukla misali bu ‘beyaz görünümlü’ insanların elinde oyuncak oluveriyor.

Bazı sistemlerinde bizden istediği bu değil mi aslında? Güdüleyerek çocuk yetiştirmek! Tek farkı burda insandan şiddet istenmiyor. Aksine ikinci ve çocuklara daha kolay uygulanabilen tatlı dil benimseniyor. Tatlı dil, serbestlik, özgürlük, daha rahat olmak, sınırları aşmak, ebeveyn kontrollü değil, çocuk kontrollü yaklaşmak...

Bize diyorlar ki çocuğunu böyle yetiştir; bak şöyle yaparsan özgür birey olur, böyle yaparsan özgüveni tavan olur, şunları alırsan ‘yaratıcı’ olur, ki bu kelimeyi bir insan için kullanmak ne büyük hadsizliktir.

Farkında olmadan her birimiz sistemin çarkında dönüp duruyoruz. Modayı sevmeyenler bile herhangi bir şey insanlar tarafından çok tutulduğunda, hemen onu yapma, alma eğiliminde. Ben bunu niçin alıyorum, bu fiili niye yapıyorum diye sormak yok. İhtiyaç mı keyfi mi diye tartmak yok. Yapıyorlarsa vardır bir hikmeti! Ne hikmeti kardeşim? Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde geçmiyor mu, “Akletmez misiniz?” diye. Ne yazık ki akletmiyoruz. Kopyala yapıştır yapıp hiç sorgulamadan bir güzel hayatımıza katıveriyoruz. “Mü’min aynı delikten iki defa ısırılmaz” Hadis-i Şerif’ini yılan ısırması mı zanneder olduk yoksa? İslam’a düşman biri bir şey çıkarıyorsa bunu da çocuklarımıza tüketim, eğitim, gıda, sağlık adı altında bize dayatıyorsa bir durup düşünmek icap etmez mi? Niçin sorgulama yeteneğimizi sadece doğru şeyleri kabul etme aşamasında kullanıyoruz? Çünkü diğerleri nefse daha cazip geliyor.

Hayretler içerisinde izlediğim bir videodan bahsetmek istiyorum. ‘Feryada gücüm yok’ adlı bir Türk filminden kesit. 1981 yapımı. Yani bundan tam 39 yıl önce. Söylenilenleri kısaca yazıyorum. “Bütün ‘babalar’ gayrimeşru yoldan kazandıklarını bize yatırıyorlar. Bizde memnunuz ‘babalarda’. Büyük oynuyoruz. 10 yıl sonra yepyeni bir kuşak yetişecek. Kılığı kıyafeti, yediği içtiği, saç şekli, dinlediği müzik hep bizim tarafımızdan empoze edilecek. Her olayı biz yönlendiriyoruz, yepyeni bir nesil yaratılacak. Bunun için reklamlar, filmler, müzik, edebiyat ve basın araçlarımız olacak ve bu insanlar yaratılacak. Yepyeni bir dünya kuracağız. Anlayacağınız çok güçlüyüz Orhan bey çok güçlüyüz.”

Kökleri asırlar evveline dayanan yadigâr-ı güzide Türkiye’m için hazırlanmış kaçıncı planlardan biri bu? Birde dalga geçer gibi gözümüze gözümüze sokuyorlar. Hoş, ne o zaman ne şimdi kaçımız farkına varabildik, varabiliyoruz?

İşin idrakine varamayanlar böyle şeylere hep tesadüf derler, abartıyorsunuz derler, bunu da burdan nasıl çıkardınız derler. Yeri geldi mi her olayın altında fitne arayan beyinler, işlerine gelmedi mi toz pembe gözlüklerini takıverirler. Sonra tek kurtarıcıları olan, ağızlarından atamadıkları klişeleşmiş pis sakızlarını etrafa yapıştırıverirler. “Sizde amma geri kafalısınız, yobazlığın da bu kadarı, şu at gözlüklerini bir çıkarın artık, örümcek kafalılar sizi, öcü bunlar öcü, bunların çağdaşlık neyine.......”

Efendiii! Senin çağdaşlık dediğin İslam’dır İslam. 1400 yıl önce en cahil devri medeniyete yükseltendir İslam. İnsana hak ettiği değeri verendir İslam. Kapitalizmin, Siyonizm’in, paranın onun bunun kölesi kuklası değil sadece tek ve yüce olan Allah’a kulluktur İslam. Kör gözlerinin görebildiği, göremediği her şey İslam’dır İslam...

Sizce hangimiz daha köle? Eskiden pazarda satılan insanlık mı, yoksa ruhunu önüne gelene satan insanlıktan nasibini alamamış sözde uygar insan mı? Evet tıpkı o fil misali yaşlımızdan gencine hepimizin ipleri birilerinin elinde. Üstelik halimizden de pek memnunuz. Bizler İslam’dan uzaklaşıp batıya ve bâtıla yöneldiğimiz sürece de hep bir kukla olmaya devam edeceğiz.

Merak ediyorum sizde ebeveyn olarak bizden sürekli çocuklarımızın fıtratına aykırı bir şeyler yapmamızı isteyenleri, bu beyaz giyimli ama aslında siyah olan eğiticilere benzetmiyor musunuz?

YORUMLAR

  • Toplam 2 yorum

Yazan: Semiha erdoğdu

Gerçekten yazılarınız o kadar net ve hayatımızın gerçek anlamlarını hatırlatıyor....ve bizde kendimizi çoçuklarımızın bize kattıklarını bizim çoçuklarda olan yanlış davranışlarımızın farkındalıgına vardık çok teşekkür ederim TUĞBA hanım..

0 Beğendim
0 Beğenmedim

Yazan: Kübra uzuner

0 Beğendim
0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARIN TÜM YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET