BATININ İSLAM KORKUSU VE MÜLTECİLER
İslamofobi, kelime anlamı olarak İslam korkusu manasına gelmekte olup, Müslümanlara karşı yürütülen nefret, ayrımcılık ve önyargıdan kaynaklanan irrasyonel bir düşmanlık anlayışıdır. Tarihi, Endülüs’ün Müslümanlarca fethedilmesine kadar uzanmakta olan bu anlayış, Haçlı Seferleriyle daha da derinleşmiştir. Son dönemde Avrupa’da var ola gelen İslam düşmanlığı eylemlerinin birçoğu, Müslüman mültecilerin artması ve dünyada aşırı sağın yükselişiyle yeni bir boyut kazanmıştır. Medyanın büyük bir çaba ile desteklediği nefret söylemleri de bu saldırıların artmasına sebep olmaktadır.
İnsan haklarına saygılı olduğunu, ırk, din, dil ve görüş ayrımı yapmadığını her platformda dile getiren Avrupalı hükümetlerin, İslamofobi konusunda gereken hassasiyeti göstermediği aşikârdır. Birçok Avrupa ülkesinde giderek artan cami saldırılarının sıradanlaşması, başörtülü kadınların işe alımlarda yaşadığı ayrımcılık, kışkırtıcı söylemler, Müslümanlara yönelik fiziksel ve sözlü tacizlerin gün geçtikçe artması bu durumu gözler önüne sermektedir.
Ülkelerine aldıkları mülteci insanları her fırsatta reklam aracı olarak kullanan, mülteciler için oluşturulan imkânların en iyi imkânlar olduğunu iddia ederek her ortamda bunu dile getiren Avrupalılar için sığınma arayan bir kişinin dini de oldukça önemlidir. Avrupa’da 15 ülkede yapılan bir araştırma sonucuna göre, bu ülkelerin tamamında, Müslüman sığınmacılar tercih edilmemekte, Avrupa Müslüman mültecilerle beraber İslam’ın kendi ülkelerinde yayılmasından korkmaktadır. Özellikle son dönemde Avrupa’da aşırı sağın Müslümanlara karşı saldırılarını arttırmasının temelinde, Avrupa ya iltica eden mültecilerin büyük bir bölümünün Müslüman olması yatmaktadır.
Medeniyetin, insan haklarının, demokrasinin, kültürün, sanatın, edebiyatın ve uygarlığın ‘Beşiği’ olarak lanse edilen Avrupa, mülteciler konusunda hala net bir adım atmamakta direniyor. Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamı, iyi eğitimli ve genç sığınmacıları daha kolay kabul ediyor. Özellikle doktor ve öğretmenler, eğitimsiz sığınmacılara göre ilk sıralarda tercih ediliyor.
Son yıllarda mültecilerin Avrupa ülkelerine doğru hareketlenmesiyle birlikte, mülteci meselesi genelde Avrupa Birliğinin, özelde ise onun önde gelen gücü Almanya’nın sorunu haline gelmiş durumda. Avrupa ülkeleri arasında en çok mülteci nüfusa sahip Almanya'da mülteciler, gerek medyada, gerek siyasi platformlarda, uluslararası ve sosyolojik tartışmaların bir parçası olarak ele alınıyor. Buraya kadar bir sıkıntı yokmuş gibi görünen Almanya'da mülteci olmanın sıkıntıları da bitmiyor. Buna binaen, Almanya'da mülteci haklarını savunan derneklerin sayısı gün geçtikçe artmasına rağmen, bu kurumlar dernek olmanın gerektirdiği aktif yurttaşlık ilkesinden de bir o kadar uzaklaşıyorlar. Geçen yıllarda medyada da yer alan haberlerde, Federal Asayiş Dairesi (BKA) verilerine göre, Almanya'ya sığınan 8 bin 991 çocuğun kayıp olduğu, kayıp olan çocukların çoğunluğunun 14-17 yaş aralığında yer aldığı ortaya çıkmıştı. Bu konuda bu derneklerin sessiz kalması da oldukça manidar.
Avrupa’da oluşturulan mülteci kamplarının hali de pek iç açıcı değil. Oluşturulan kamplar 1. ve 2. derecede kamplar olarak ikiye ayrılmış durumda. 1. derecedeki kamplara eğitimli, dil bilen ve meslek sahibi kişiler alınırken, 2. dereceli kamplara, bu kamplar genelde spor salonları ve oteller oluyor, vasıfsız, eğitimli olmayan, dil bilmeyen ve meslek sahibi olmayan kişiler alınıyor. 2. dereceli kamplarda kalan mülteciler, dil kurslarına ve mesleki eğitim kurslara gönderilerek, hayata dâhil edilmeye çalışılıyor.
Dünya hepimize yetecek kadar büyük.
Donald Knuth der ki "Yeterince yiyeceğiniz varsa ve başınızı sokabileceğiniz bir yuvaya sahip olabildiyseniz artık en önemli şey diğer insanlar için ne yapabileceğinizdir, topluma bir bütün olarak ne verebileceğinizdir. " Mültecilik ne makam tanıyor, ne mevki…. Herkesi eşitlemiş! Herkesin bitiş çizgisi aynı. Öğrencisi olmadığı için kapanan okullara, spor salonlarına sığınan hayatlar, hayaller, hikâyeler iç burkuyor…. Öğrenciler, mühendisler, yüksek rütbeli subaylar, ev hanımları, çocuklar, yaşlılar….. Hepsi de yakılan, yıkılan ülkelerini terk edip yeni yurtlarında tutunma mücadelesi, yaşam mücadelesi veriyor omuz omuza. Mülteciler bu süreçte oluşan Berlin duvarını aşabilecekler mi bilmiyoruz ama Her birinin hayatı yeni bir roman!