20 Temmuz 2017 18:05

BATININ İSLAM KORKUSU VE MÜLTECİLER

İslamofobi, kelime anlamı olarak İslam korkusu manasına gelmekte olup, Müslümanlara karşı yürütülen nefret, ayrımcılık ve önyargıdan kaynaklanan irrasyonel bir düşmanlık anlayışıdır. Tarihi, Endülüs’ün Müslümanlarca fethedilmesine kadar uzanmakta olan bu anlayış, Haçlı Seferleriyle daha da derinleşmiştir. Son dönemde Avrupa’da var ola gelen İslam düşmanlığı eylemlerinin birçoğu, Müslüman mültecilerin artması ve dünyada aşırı sağın yükselişiyle yeni bir boyut kazanmıştır. Medyanın büyük bir çaba ile desteklediği nefret söylemleri de bu saldırıların artmasına sebep olmaktadır.

İnsan haklarına saygılı olduğunu, ırk, din, dil ve görüş ayrımı yapmadığını her platformda ‎dile getiren Avrupalı hükümetlerin, İslamofobi konusunda gereken hassasiyeti göstermediği aşikârdır.‎ Birçok Avrupa ülkesinde giderek artan cami saldırılarının sıradanlaşması, başörtülü kadınların işe alımlarda yaşadığı ayrımcılık, kışkırtıcı söylemler, Müslümanlara yönelik fiziksel ve sözlü tacizlerin gün geçtikçe artması bu durumu gözler önüne sermektedir.

Ülkelerine aldıkları mülteci insanları her fırsatta reklam aracı olarak kullanan, ‎mülteciler için oluşturulan ‎‎imkânların en iyi imkânlar olduğunu iddia ederek her ‎ortamda bunu dile getiren Avrupalılar için sığınma arayan bir kişinin dini de oldukça önemlidir. ‎Avrupa’da 15 ülkede yapılan bir ‎araştırma ‎sonucuna göre, bu ülkelerin tamamında, ‎Müslüman ‎sığınmacılar tercih ‎edilmemekte, ‎Avrupa ‎Müslüman mültecilerle beraber İslam’ın kendi ülkelerinde yayılmasından korkmaktadır. Özellikle son dönemde Avrupa’da ‎aşırı sağın Müslümanlara karşı saldırılarını arttırmasının temelinde, ‎Avrupa ya iltica eden mültecilerin büyük bir bölümünün Müslüman olması yatmaktadır. ‎

Medeniyetin, insan haklarının, ‎ demokrasinin, kültürün, sanatın, edebiyatın ve ‎uygarlığın ‘Beşiği’ olarak lanse edilen Avrupa, mülteciler konusunda hala net bir ‎adım atmamakta direniyor. Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamı,  ‎ iyi eğitimli ve genç sığınmacıları daha kolay kabul ediyor. Özellikle doktor ve ‎öğretmenler, eğitimsiz sığınmacılara göre ilk sıralarda tercih ediliyor. ‎

Son yıllarda mültecilerin Avrupa ülkelerine doğru hareketlenmesiyle ‎birlikte, mülteci meselesi genelde Avrupa Birliğinin, özelde ise onun önde gelen ‎gücü Almanya’nın sorunu haline gelmiş durumda.  Avrupa ülkeleri arasında en ‎çok mülteci nüfusa sahip Almanya'da mülteciler, gerek medyada, gerek siyasi ‎platformlarda, uluslararası ve sosyolojik tartışmaların bir parçası olarak ele ‎alınıyor. Buraya kadar bir sıkıntı yokmuş gibi görünen ‎Almanya'da mülteci olmanın sıkıntıları da bitmiyor. Buna binaen, Almanya'da ‎mülteci haklarını savunan derneklerin sayısı gün geçtikçe artmasına rağmen, bu ‎kurumlar dernek olmanın gerektirdiği aktif yurttaşlık ilkesinden de bir o kadar ‎uzaklaşıyorlar. Geçen yıllarda medyada da yer alan haberlerde, Federal Asayiş ‎Dairesi (BKA) verilerine göre, Almanya'ya sığınan 8 bin 991 çocuğun kayıp ‎olduğu, kayıp olan çocukların çoğunluğunun 14-17 yaş aralığında yer aldığı ‎ortaya çıkmıştı. Bu konuda bu derneklerin sessiz kalması da oldukça manidar.

 Avrupa’da oluşturulan mülteci kamplarının hali de pek iç açıcı ‎değil. Oluşturulan kamplar 1. ve 2. derecede kamplar olarak ikiye ayrılmış ‎durumda. 1. derecedeki kamplara eğitimli, dil bilen ve meslek sahibi kişiler ‎alınırken, 2. dereceli kamplara, bu kamplar genelde spor salonları ve oteller ‎oluyor, vasıfsız, eğitimli olmayan, dil bilmeyen ve meslek sahibi olmayan kişiler ‎alınıyor. 2. dereceli kamplarda kalan mülteciler, dil kurslarına ve mesleki eğitim ‎kurslara gönderilerek, hayata dâhil edilmeye çalışılıyor.‎

Güncelleme: 20 Temmuz 2017 20:05
BENZER HABERLER
kaan uçar masaüstü
Dr. Emre Erdoğan
X