31 Ekim 2018 09:07

MASALIN ORTASINDA BİR ŞEHİR : MARDİN

Uzun zamandır görmek istediğim ama planlamayı bir türlü yapamadığım seyahatimi ekim ayında gerçekleştirmenin mutluluğu içindeydim. Hem de gezilebilecek en harika mevsimde gittiğimi bilmeden. Eteklerinde alabildiğine uzanan Mezopotamya’yı doya doya seyrine dalacağınız Mardin, eski adıyla Merdin şehrinden söz ediyorum. Bir masalın içine düşmüşüm de uyanırsam bozulacak gibi içime çeke çeke gezdim. Sarı taş binaların her biri neredeyse ayrı tarih kokuyor. Öylesine yoğun bir kültürün içindesiniz ki başınız dönüyor. ‘Fotoğraf mı çekeyim, seyri sefasını mı süreyim, öyküsünü mü dinleyim, zamanı nasıl verimli kullansam buraya yeter?’ diye hesap yapıyorum ancak nafile. İki gün Mardin için çok az.

Mistik derinliği olan bir yerde olduğunuzu tüm hücrelerinizde hissediyorsunuz. Sorsalar “bütün tutkulu aşk hikâyeleri burada yaşanmıştır” derim. Büyük efsaneler burada yazılmış olmalı. Ufuk çizgisinin görülmediği Mezopotamya’ya uzunca bakınca ileride denizi görüyorum hissine kapılıyorum. Denizi olmayan şehirlere karşı önyargılarım kırılıyor. Sahi ya önyargı dediğin ne anlamsız bir bakıştır. Yüzde yüz yargıya bile hakkımız yokken ön yargı da neyin nesi? Neyse konumuza dönelim.  Dar sokaklarında gezmeye doyamadığım, her aralanan kapıdan içeri kafamı uzatışım eşimin “insanların evleri” uyarısı ile de geri gelmiyor. Kendimi kapılardan birini çalıp içeri girme arzusuyla yanıp yakılırken buluyorum. Evlerin avlularına açılan renk renk boyut boyut kapılar, damlardaki yataklar, kol kola gitmiş minareler ve çanlar. Burası bir medeniyet beşiği. Milattan önce 3000 yılına dayanan bir tarihten söz ediyorum. Bu topraklarda onlarca dil, din, ırk kimi beraber kimi ardı ardına yaşamışlar. Sümerler, Hititler, Urartular, Persler, Romalılar, Selçuklular, Bizanslılar, Osmanlılar... Hepsinin izlerini kazımış Mardin içine.  Öyle harmanlamış ki aşure gibi farklı lezzetlerden harika bir ürün var ortada.

Et seven bir insan olarak her türlü kebap, yöreye özgü lahmacunlar damak tadıma uygun. Her seferinde sade ama lezzetli yemekler yiyoruz. Oldukça fazla yerli turist kafilesi var. Ama burası yabancı turistlerin de çokça ilgisini çekebilecek bir tarih mirasına sahip. Birçok farklı dil konuşuluyor. Kürtçe ve Arapça’yı yakalıyorum ama arada Süryanice ve farklı başka diller de var sanırım. Halk neredeyse her dili bilip karşılarındakine göre kanal değiştiriyor. Çok temiz Türkçe kullananları da tatlı aksanları ile konuşanları da var. Her girdiğimiz dükkânda müşteri değil de misafir hissi yaşıyoruz. Çaysız, kahvesiz çıkaranı yok. Kaçak çaya ilk günden sonra alışmaya başladım. Kahveler çeşit çeşit. Tam bir kahve cennetindeyiz. Mırradan Suriye kahvesine, Süryani kahvesinden dibek kahvesine hepsini denemek istiyorum.  Mardin’de özellikle de Midyat’ta gümüş işlemeciliği telkâri sanatı çok meşhur. Ustaların elinden çıkan harika tasarımlardan hangisini alacağınıza karar veremiyorsunuz. Sanatı yaşatmak adına Mardin Artuklu Üniversitesi’ne bağlı Midyat Meslek Yüksek Okulunda bununla ilgili bölüm açılmış. Gencecik çocuklar hocalarının nezaretinde atölyelerde incelikle çalışmalarını yapıyorlar. Yöreye özgü bu sanatı akademik kimlikle gelecek nesillere aktarmak umarım Anadolu’da kaybolmaya yüz tutan tüm el işçiliklerine örnek olur.

Medreseleri, manastırları, camileri, müzeleri, antik kentleri, konakları, kiliseleri ile Mardin’de gezilecek yerler diye araştırma yaptığınızda karşınıza o kadar çok yer çıkacak ki planlamayı titizlikle yapmak gerek.

                Etkisinde kaldığım büyülü bir şehri sizlerle de paylaşmak istedim. Yurdumun her köşesi ayrı bir güzellik.  İşe bu muazzam mozaik bizi güçlü bir ülke yapıyor.

Güncelleme: 31 Ekim 2018 11:07
BENZER HABERLER
kaan uçar masaüstü
Dr. Emre Erdoğan
X