Yorgunluğumuzun Adı: Görünmez Yük

25 Şubat 2026 10:26
Sabah uyanıyoruz. Yüzümüzü yıkıyor, hazırlanıyor, işe gidiyor, çocukları okula bırakıyor, gün içinde onlarca mesaj cevaplıyor, akşam sofrayı kuruyoruz. Gün bitiyor ama zihnimiz susmuyor. Çünkü bedenimiz değil, ruhumuz yorgun.

Modern çağın en büyük hastalığı belki de “görünmez yük.” Özellikle kadınların omuzlarında taşıdığı, kimsenin tam olarak fark etmediği o zihinsel liste…

Evde eksik ne var?
Çocuğun ödevi yapıldı mı?
Annenin doktor randevusu ne zamandı?
Yarınki toplantıya hazırlanabildim mi?

Bitmeyen bir kontrol hali. Bitmeyen bir sorumluluk duygusu.

Toplum başarıyı üretkenlikle ölçüyor. Güçlü olmayı susmakla. Sabretmeyi olgunlukla. Ama kimse şunu sormuyor:
“Sürekli güçlü olmak zorunda kalmak ne kadar ağır?”

Psikoloji bize şunu söylüyor: İnsan sadece fiziksel yükle değil, belirsizlik ve beklenti baskısıyla da tükenir. Sürekli tetikte olmak, hata yapmamak için çabalamak, herkesin duygusunu regüle etmeye çalışmak… İşte asıl yorgunluk burada başlıyor.

Ve en tehlikelisi şu: Bu yorgunluk normalleşti.
“Hayat işte…” deyip geçiyoruz.
“Şükret…” deniyor.
“Abartma…” deniyor.

Oysa insanın yorulması zayıflık değil. Sınırlarının olduğunu fark etmesi bir bilinçtir.

Belki de artık güçlü görünmeye değil, gerçek olmaya ihtiyacımız var.
“Yoruldum” diyebilmeye.
“Bu bana ağır geliyor” diyebilmeye.
Ve en önemlisi, kendi duygularımızı da en az başkalarınınki kadar önemsemeye.

Çünkü ruh ihmal edildiğinde, beden alarm verir.
Ve biz o alarmı çoğu zaman “migren”, “boyun tutulması”, “uykusuzluk” diye adlandırırız.

Belki de mesele dayanmak değil, dengeyi öğrenmek.
Belki de mesele herkesi taşımak değil, biraz da kendimizi tutmak.

Görünmez yükler görünür olduğunda, hafiflemeye başlar.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
KOTO
kaan uçar masaüstü
X