Bu vatanı yolda bulmadık
Bugünkü konumuz, son aylarda ülkemizi maddi manevi olarak çok üzen, kırk binin üzerinde Türk–Kürt kardeşimizin can kaybına sebep olan PKK belasını ve onun elebaşının sözde bireysel olarak aldığı bir kararı değerlendireceğim.
Türk milletinin büyük bedeller ödeyip şehit ve gazilerin insanüstü çabası ile zaten bitmiş olan, dış destekli emperyal projenin (PKK) ülkemiz topraklarından sözde çekilmesini sabırla izliyoruz.
Yazımın başında söylemek isterim: Ben 80’lerin başında askerlik hizmetimin ilk dört ayını Bilecik’te, kalan 16 ayını da Diyarbakır Silvan’da şerefle yapan bir kardeşinizim. İyi ki Diyarbakır’da askerlik yapmışım; orada geçirdiğim on altı ay boyunca çevreyi ve bölgeyi anlamaya çaba sarf ettim. Yani bu yazdıklarım gazete küpürlerinden derleme değil, bizzat yaşamımdan kendi gözlemlerimdir; bilinmesini isterim.
Şuna inanın değerli dostlar: Güneydoğu’da bir ağaç varsa orada ya karakol, ya lojman, ya da kamu binası vardır; yani özenle yaşatılmıştır. Öyle diğer bölgelerdeki gibi kendiliğinden yetişen, büyüyen ağaç bile yoktur. Askerliğimizi yaptığımız tugayın fırınına bölge sakinleri dağdan ağaç olmadığı için maki kökü toplar, satar idi. Anlayacağınız, ağaç yok, fabrika yok. Ama dönemin Cumhuriyet aklı en azından stratejik bir karar alıp Silvan ve çevresine J. Tugayını yerleştirip iki fabrikaya değer, katma değer yaratıp bölgenin yaşamını sağlamış olduğunu bizzat kendim gözlemledim.
Bölgeyi yaşamayan bilmez; o yüzden, çok dezavantajlı koşullarda yaşayan insanlarımızı hep saygıyla anmışımdır. 80 sonrası ANAP hükümetlerinin ise bilerek ya da bilmeyerek bunda büyük günahı vardır.
Dönemin iktidarları bırakın bölgedeki il ve ilçeleri teşviklerle cazip hale getirip göçü engellemeyi, zaten zor olan yaşam koşullarından kaçışı adeta hızlandırmış, PKK gibi bir şer oluşuma davetiye çıkarmıştır.
Tabii bu dezavantajı bilerek görmeyen iktidarlar… Rahmetli Menderes’ten beri aynı kafa, aynı vurdumduymazlık devam edince ve Cumhuriyetin —bence tek eksiklerinden biri— Büyük Önder Atatürk’ümüzün erken vefatıyla toprak reformunun yapılamaması da bu sıkıntıların ana sebeplerinden biridir.
Cumhuriyetimizin en önemli saç ayaklarından olan toprak reformunun tamamlanmaması, ülkemizin gelişmesine büyük sekte vurmuştur. Nokta.
Ülkemizin bu hayati konudaki eksikliğinin yarattığı memnuniyetsizliğin tezahürüdür PKK. Tabii ki bunu destekleyen, kurtuluş savaşı ile def ettiğimiz ülkelerin hazımsızlığı –örneğin Fransa, İsrail, İngiltere ve Yunanistan’ın dahli– olduğunu bilmemek safdillik olur.
Ülkemizde huzursuzluğun ana sebebi kısaca bunlardır ve bunun aksini kimse bana anlatmasın. Türk milletini savaş meydanında yenemeyen malum ülkeler, hep beceriksiz iktidarların zaaflarından faydalanmıştır. Bebek katili Apo’nun bireysel başarısı değildir. O günlerde basına yansıyanlardan örgütün ana gövdesinin ilk yıllarda Ermeni ve yabancı gizli servis ağırlıklı kadrolardan oluştuğu bilinmektedir.
Bu gerçekleri bilmeden yorum yapmak, ahkâm kesmek yanıltıcı olur. Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı, hangi etnik kökenden ve mezhepten olursak olalım birinci sınıf insanımızdır.
Silahların gömülmesi veya yakılması son derece önemlidir ama unutulmaması gereken büyük bir tecrübe vardır; pahalı bir ders olarak bir kenara yazmalı ve aynı hatalara düşmemeliyiz.
Dağa çıkmayıp şehrinde siyaset yapmaya çalışan Kürt kardeşlerimize “Türkiye Cumhuriyeti devleti yetkililerinden” temiz kağıdı alıp siyaset yapabilirsin denmişken yüzlerce siyasi Kürt vatandaşını hapse atmak, memleketi altından kalkılamayacak sorunlara sürüklememeli; kardeşlik hukukunu zedelememeliyiz. Hele hele sorunlu bölge belediyelerine kayyum atayarak böyle yakıcı bir sorunu çözemeyiz. “Ben dedim oldu” ile bu işler yürümez.
Liyakatli Kürt gençlerinin hak ettiği atamalarda görmezden gelinmesi, sonra da bebek katiline ortam yaratmak için umut edilmesi beyhude çabalardır. Bu ülkenin ortalama zekâ yaşına sahip Kürt’ü de Türk’ü de bunu kabul etmez.
Büyük Atatürk bu büyük milletten bir etnik gruba “Türktür” dememiştir; haksızlık yapmayalım. “Ülkesine vatandaşlık bağı ile bağlı olan her ferdine Türk denir” demiştir. Yazıktır, günahtır; yeter ki adil olalım. Sen kendini nasıl istersen öyle tanımla; hem örfünü, hem dilini, hem dinini yaşa. Ama dünyada ırklar yoktur; kendi içinde olur ama dışarıya karşı bir Alman, “şu ırktanım” demez; “Alman vatandaşıyım” der. Bu realite İngiliz için de Fransız için de geçerlidir.
Bize en zor şartları aşıp 72 milleti bir yapan atalarımız, canlarını verip bu güzel ülkeyi kurdular; biz birbirimizi yiyelim diye değil. Atalarımızı incitmeyelim. Hele hele böylesine zorlu bir coğrafyada tutunmanın ne kadar zor olduğunu biliyoruz; Irak, Suriye, Libya, Filistin’in ne hale geldiğini yaşadık, gördük.
Şunun bilinmesini isterim: Elli yıllık mahalle arkadaşlarım, gençlik arkadaşlarım hâlen görüştüklerim var ama inanın hâlâ ne memleketini ne millet olduklarını bilmem. İşte Cumhuriyet bizi böyle yetiştirdi; ayıp sayardık ne millet olduğunu sormak. Ama babalarımızın bu büyük entegrasyonda rolü büyüktür; mekanları cennet olsun.
Allah birliğimizi bozmak isteyenlere fırsat vermesin ama bizler de azami uyanık olalım değerli okurlarım. Ülkemizin kaynaklarını adil paylaşalım, karşılıklı hak ve hukuka uyalım; kardeşlik prensibi içinde yaşamayı bilelim. Bizi kimse yıkamaz. Nokta.
Bu arada, son kertede bölge üzerinde oynanan oyunları görüp emperyalist ABD, İsrail ve Yunan ayak oyunlarına gelmeyelim. Kaldı ki devleti yönetenlerin siyasi beklentileri bir yana koyup ülkemizin âli menfaatleri doğrultusunda gereğini yapacaklarından eminim.
Zor bir gündemi bilgim dahilinde değerlendirdim. İnşallah sürçülisan etmeden, kimseyi kırmadan tamamen vatandaşlık bilinci ve duyarlılığı ile yazımı bitiriyorum. Gereksiz üzmeyelim; kim kendini nasıl hissediyorsa öyle davransın, yeter ki gönüller bir olsun.
Herkese en içten saygılarımla… Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, kalın sağlıcakla sevgili dostlar.
- Toplam 1 yorum
Egemen 13:39 - 27 Kasım 2025
Budur...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Yeni yılda yeni ufuklara mı? 15 Ocak 2026 Perşembe
- Yeter artık ama 27 Aralık 2025 Cumartesi
- Fatih Altaylı önce özür dilemeli 13 Aralık 2025 Cumartesi
- Kentin çocuklarının oynamadığı takıma, Benim Kocaelispor’um demem arkadaş 01 Ağustos 2025 Cuma
- Yeter ki bu güzel ülkemizden ve ülkümüzden vazgeçmeyelim! 14 Temmuz 2025 Pazartesi
- Böyle Olmamalıydı! 01 Temmuz 2025 Salı
- Kazın ayağı hiç öyle değil 24 Haziran 2025 Salı
- Durdurun bu manyakları! 18 Haziran 2025 Çarşamba
- Sonun Başlangıcı: Fonlar 12 Haziran 2025 Perşembe
- Fuarı bitiremeyenler Metroya başlıyor Şakamısınız siz? 23 Mayıs 2025 Cuma