İhanetin bedeli olmaz mı sandınız?
Herkesin malumu, geçtiğimiz yıllarda Avrupa Birliği’ne gireceğimiz düşüncesiyle uyum yasaları çerçevesinde bizlere dayatılan düzenlemelerden biri de Ata Tohumları’nı kullanmamamızdı. Ancak halkın büyük bir kısmı, bu kararın arkasındaki tehlikeyi fark edemedi. Bana göre bu, bilinçsizce alınmış büyük bir hataydı. İhanet tam da burada başladı.
Emperyalist ülkeler, başta İsrail olmak üzere, büyük kazançlar elde ederek kendi kendine yeten ülkemizi raydan çıkarmayı başardı. Bu süreçte, Türkiye’ye biçilen rol, ucuz iş gücü olmaktı. Tarım sektörünü baltalayarak, Çin’in yerine Türkiye’nin fason üretim yapan bir ülke olmasını sağladılar.
"Avrupa bizi kıskanıyor" söylemleriyle yıllar geçti. Gerçekten kıskanılan bir ülkemiz varmış ama biz onu koruyamadık. Avrupalılar, bizim son derece sağlıklı ve besleyici ürünlerimizi tüketemediği için rahatsız oldular. Türk vatandaşları, her kesimden insanın uygun fiyatlarla erişebildiği sebze ve meyveleri rahatça tüketirken, Avrupalılar bunu yapamıyordu. Bu yüzden Avrupa, bize karşı planlı bir şekilde hareket etti.
Ancak bizler bu tehlikeyi göremedik, anlatmaya çalışan vatanseverleri de dinlemedik. Ata Tohumlarına ihanet ettik ve her geçen gün bedelini daha ağır ödüyoruz. Allah, daha beterinden korusun.
2006 yılında Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde “Tarla bitkileri, bahçe bitkileri ve orman bitkileri için yeni bir tohumluk yasasına ihtiyaç duyulmuştur” gerekçesiyle yeni bir tohum yasası çıkarıldı. Ve kendi sonumuzu hazırlamış olduk.
Bir zamanlar kendi kendine yeten yedi ülkeden biri olan Türkiye’nin başarı hikayesi burada sona erdi. O dönemde yaşananları hepimiz hatırlıyoruz. Pazar yerlerinde zabıtaların, tohum takasını ve satışını engellemek için gösterdiği çabalar hala hafızalarda. Medyada yer bulan bu görüntüler karşısında birçok vatansever gibi ben de şaşkınlık yaşadım. Fakat o dönem bu kadar kötü sonuçlar doğuracağını tahmin edemediğimi itiraf etmeliyim.
İlk zamanlar İsrail tohumları cazip göründü, hatta daha kârlı sanıldı. Ancak kendi üretmediğimiz bir ürüne bağımlı hale geldiğimizde ve piyasaya kalitesiz tohumlar girdiğinde, işin rengi değişti. Bereket azaldı, kalite düştü, verim Ata Tohumu ile kıyaslanamayacak kadar geriledi.
Peki, hala bir çıkış yolumuz var mı?
Belki de bu bolluğu ve bereketi yeniden yakalayabiliriz. Yeter ki emperyalist ülkelerin ve büyük şirketlerin tuzaklarına düşmeyi bırakalım. Kıyıda köşede, bireysel veya kurumsal olarak saklanan Ata Tohumları hâlâ var. Eğer bizde kalmadıysa, Türk devletlerinden temin ederek yeniden tarıma kazandırabiliriz. 15-20 yılda bu kıymetlerin tamamen yok olması mümkün değil.
Yeni bir Türk mucizesi yaratma zamanı geldi de geçiyor bile. Ata Tohumlarını bir mücevher gibi koruyup sabırla çoğaltmalıyız. Tarım için hayati öneme sahip gübre fabrikalarını yeniden açmalı, hatta daha modern ve gelişmiş tesisler kurmalıyız. Geçmişte ne yaptıysak tersini yaparak nesillerimize borcumuzu ödeyebiliriz.
Gelişmiş toplumlar, ortak akılla hareket eder. Eğer aldıkları bir kararın yanlış olduğunu görürlerse, hatalarını düzeltmekten çekinmezler. Ancak biz, tarımsal üretim açısından son derece verimli topraklara sahip olmamıza rağmen, bu avantajı değerlendiremiyoruz.
Önümüzde iki seçenek var: Ya sil baştan başlayarak Ata Tohumlarını yeniden yaşatacağız, ya da tarımsal üretimi tamamen kaybederek daha derin bir yoksulluğa sürükleneceğiz. İşsiz ve aşsız kalan milyonlarca insanın sayısı 20 milyona dayanacak, sağlıksız besinlere mahkum olacağız ve döviz ödeyerek kendi gıdamızı ithal etmek zorunda kalacağız.
Şimdi karar verme zamanı. Geleceğimiz için bu adımları atmazsak, yarın çok geç olabilir. Sağlıcakla kalın.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Yeni yılda yeni ufuklara mı? 15 Ocak 2026 Perşembe
- Yeter artık ama 27 Aralık 2025 Cumartesi
- Fatih Altaylı önce özür dilemeli 13 Aralık 2025 Cumartesi
- Bu vatanı yolda bulmadık 25 Kasım 2025 Salı
- Kentin çocuklarının oynamadığı takıma, Benim Kocaelispor’um demem arkadaş 01 Ağustos 2025 Cuma
- Yeter ki bu güzel ülkemizden ve ülkümüzden vazgeçmeyelim! 14 Temmuz 2025 Pazartesi
- Böyle Olmamalıydı! 01 Temmuz 2025 Salı
- Kazın ayağı hiç öyle değil 24 Haziran 2025 Salı
- Durdurun bu manyakları! 18 Haziran 2025 Çarşamba
- Sonun Başlangıcı: Fonlar 12 Haziran 2025 Perşembe