Sonun Başlangıcı: Fonlar
Merhabalar sevgili dostlarım. Bildiğiniz gibi ben bu yaştan sonra sizlere öngörülemez ülkemizde öngörüler yapıp hayal kurdurmam. Ama birilerinin beğenmediği ülkemizin ve büyüklerimizin bizlere bazı olumsuzluklarına rağmen – kaldı ki o olumsuzlukları yaratan kafalar, isim değiştirip yetmiş yıldır ülkeyi bu hâle getiren kafalar – maalesef geldiğimiz nokta, Afganistan-Suriye arası bir noktadır.
Yıllardan beri yazılarımda sık sık yazıyor, uyarıyorum: “Geçmişini bilmeyen toplumlar sürünmeye ve yok olmaya mahkûmdur,” diye. Peki, söylüyorum, işe yarıyor mu derseniz, bana kadar ne vatanseverler uyarmaya çalışıyor, tabii ki yakından izliyorum. Ama bugün pek dillenmeyen bir yaşanmışlığı hatırlatmak istiyorum.
Bu yazımı kaç kişi okur, bu yazımın verdiği mesajı anlar bilmem. Ama ben, başta kendi nesillerimize, oğul ve torunlarımıza, “Bütün bunlar yaşanırken kimse uyanmadı mı?” diye soranlara, “Bu yaşananları biz gördük,” diye not bırakıyorum.
Bin dokuz yüz seksen sonrası, Kenan Evren darbesi sonrası, ülkemizin bazı sorunlu bölgeleri başta olmak üzere, dünyanın emperyalist ülkelerinden ve şaibeli kurumlarından ülkemize yağmur gibi çeşitli fonlar adı altında paralar girmeye başladı. O günkü Anavatan iktidarı da seyretti. Bunların başında ABD, Avrupa Birliği ve bazı ülkeler – bize her daim alttan alttan hasım olan, Kurtuluş Savaşı’nda arkalarına bakmadan kaçan ülkeler – topyekûn marjinal grupları başta olmak üzere, hepsi sanki Türkiye dostu olmuş gibi fonlar aracılığıyla sözde yardım kuyruğuna girdiler. Bunun bir proje olduğunu bilen vatanseverleri de, başta “yetmez ama evetçi” anlayışa sahip insanları da yanlarına alıp herkesi susturdular.
Ondan sonra yaşananlar malum... Deprem sonrası fonlarla yapılan sosyal-kültürel yardımları büyük bir kurgunun, bir ülkeyi çökertmenin yemlemesi olarak gördüm, yaşadım ve hep beraber yaşıyoruz. O günden sonra başta fabrikalarımız – neymiş, verimsizmiş; neymiş, işe gelmeden insanlar devletten maaş alıyormuş – gibi bahanelerle başlarına liyakat sahibi olmayan, siyasetten uzak insanlar görevlendirilerek çözülecek konular, doğacak sorunlar bilerek ama bilmeyerek; gelen AK Parti hükümeti tarafından kökten satarak konuyu halletti. Ve bunu halkın onayını alarak yaptı, ne yazık ki.
Tam bir vahşi kapitalizmin içinde bulduk kendimizi. Yani bu geldiğimiz nokta, yabancı fonlarla başlayan, ülkemizin makûs tarihinin görünen ama perdelenen talan hikâyesidir. Bu yaşadığımız gerçek hikâyeyi siz dostlara, aklı hür, vicdanı hür nesillere emanet ediyorum.
Öyle ya da böyle, ülkemize giren paralara ve yollanan gruplara bakıldığında hemen atlanmaması gerektiğini ülke olarak anlamış, ama geç kalmış durumdayız. Artık ne kendimize ait ata tohumumuz var, ne sağlık güvencemiz, ne yüzyıllara dayalı askeri yapılanmamız, ne emekliye bir nefes aldıran sistemimiz, ne emekçiye ev aldıracak bir yapımız, ne pırıl pırıl akan derelerimiz, göllerimiz, akarsularımız, ne de balık kaynayan denizlerimiz var.
Ha, bütün bunlara tekrar kavuşabilir miyiz? Tabii ki mümkün. Ama önce allah bu büyük milleti hangi fikre hangi düşünceye sahip olursa olsun bizim kardeşimizdir.
Bu haftalık bu kadar sevgili dostlarım. Sizleri daha fazla yormadan, haftaya buluşmak üzere sevgiyle selamlıyorum.
Kalın sağlıcakla.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Yeni yılda yeni ufuklara mı? 15 Ocak 2026 Perşembe
- Yeter artık ama 27 Aralık 2025 Cumartesi
- Fatih Altaylı önce özür dilemeli 13 Aralık 2025 Cumartesi
- Bu vatanı yolda bulmadık 25 Kasım 2025 Salı
- Kentin çocuklarının oynamadığı takıma, Benim Kocaelispor’um demem arkadaş 01 Ağustos 2025 Cuma
- Yeter ki bu güzel ülkemizden ve ülkümüzden vazgeçmeyelim! 14 Temmuz 2025 Pazartesi
- Böyle Olmamalıydı! 01 Temmuz 2025 Salı
- Kazın ayağı hiç öyle değil 24 Haziran 2025 Salı
- Durdurun bu manyakları! 18 Haziran 2025 Çarşamba
- Fuarı bitiremeyenler Metroya başlıyor Şakamısınız siz? 23 Mayıs 2025 Cuma