BENİM GÜNEŞİM

08 Mart 2025 16:03
90’lı yıllarda yine sıcak bir Antalya yazıydı. Yılı tam hatırlamıyorum ama bir sağa bir sola selam vererek fırıl fırıl dönen vantilatör hâlâ gözlerimin önünde. O zamanlar her evde klima yok tabi ki, terliyoruz sürekli. 

Akşam yemeği sonrası teyzemlerin büyük, eski tip kasetçalarını yemek masanın üzerine yerleştirmişim, kulağım radyoda. Kasetçaların iki büyük hoparlörü tüm masayı kaplıyorlar. On iki veya on üç yaşındayım ve bir şekilde o gün canlı yayınlanacak olan konserden haberim olmuş. Pür dikkat saatini bekliyorum.

Pavarotti’nin sık sık ekranlarda görünür olduğu yıllardı. Kendine has popülaritesi ile Pavarotti ülkemizde de hemen hemen herkes tarafından tanınan bir tenordu. Bu tanınırlık işinde kilosunun ve o sıralar reyting rekorları kıran Olacak O Kadar programının skeçlerine konu olması da etkili olabilir. Cüssesine zıt, elinde minicik bir mendille gülerken görürdük ekranlarda. Mendili hep terini silmek için taşıyor diye düşünürdüm ve o yaşlarda kendisini hep ilginç bulurdum. Asla canlı olarak dinleyemeyecek olmanın da bilinci içerisindeyim. 

İşte o yaz akşamı dünyaca ünlü konser serilerinden olan ve her seferinde canlı yayınlarla milyonlara ulaşan “The three Tenors” konserinin başlamasını bekliyordum. Diğer iki tenor İtalyan Pavarotti kadar ünlü olan İspanyol Plácido Domingo ve yine İspanyol José Carreras’tan başkası değildi. Günümüzdeki gibi, o zamanlar pek çok türlü müziğe anında erişime imkânımız olmadığı için konseri üzerine kayıt yapabileceğim eski bir kaset bulmuştum kendime. Kasetin üzerine kayıt alabilmek için alt taraftaki küçük girintilere kağıt sıkıştırmak gerekirdi, ben de öyle yaptım. Elim ‘Rec’ tuşu üzerinde, radyodan gelecek anonsu bekliyordum. 

O gün hangi parçalar çaldı, neleri kaydedebildim, şimdi o kaset nerede ne oldu hiçbir şey hatırlamıyorum. Ama aklımda kalan şeyler şunlar: teyzemlerin misafir odası, büyük kasetçalar, harika bir konser ve ‘O Sole Mio’... 

O Sole Mio, yani Benim Güneşim. Hangi şarkı olduğunu isminden hemen anlamayabilirsiniz ama ezgisini duysanız eminim ki mırıldanmaya başlarsınız. Napoliten bir şarkı. Aşığın dilinden sevdiği için dökülen aşk sözleriyle dolu ve Pavarotti’nin eşsiz tenor sesiyle parlar, daha bir hayat bulur. Hatta Elvis Presley, O Sole Mio’ dan çok etkilendiği için yine hit olan “It’s Now Or Never”ı bizlere hediye etmiştir.

Bu şarkıda Pavarotti devleşiyordu, söylerken gözleri parlıyor ve ciğerindeki tüm nefesle söylüyordu. Belki de hep o sesle yıllarca anılmaya devam edecek.

Fakat İzmitliler ne gariptir ki ‘O Sole Mio’ ile Pavarotti’den önce tanışmışlar. Çok daha önce mırıldanmışlar şu sözleri: “Ama başka bir güneş var ki / Çok daha görkemli ve ışıltılı / O da senin yüzünde doğan / Benim güneşim…”

Kocaeli Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Gülşen Erdal’ın sanatta yeterlilik tezinden öğrendim bu bilgiyi. Tezin konusu “İkinci Meşrutiyet’ten Cumhuriyet'e Kocaeli Kenti’nde Müzik.” Bu kente dair, müziğe dair çok değerli bilgiler var içerisinde. 

Okurken Vahe Lusarar’ın ismine rastladım. İnşaat mühendisi kendisi ama aynı zamanda bir müzisyen ve şair. Verdiği röportajlarda kendini küçük yaştan itibaren müziğe meraklı ve yetenekli biri olarak tanımlıyormuş. Pangaltı’daki Mıhitaryan Lisesinde okurken koroya seçiliyor ve baş tenor olarak görev alıyor. Sahakyan Korosu’nda da maestroluk yapıyor dört yıl boyunca. Eşi Alis ile müzik sayesinde tanışıp müzik dolu ve ömür boyu sürecek bir aşka yelken açıyorlar. 

Bizi yani İzmitlileri ilgilendiren kısma gelecek olursak Anadolu’nun pek çok köşesini iş icabı dolaştıktan sonra tayini İzmit’e çıkıyor ve buraya yerleşiyorlar. Gebze - İstanbul otoyol inşaatında çalışıyor, Lassa, Seka, Petkim gibi şirketlerde de görev alıyor bu süreçte. Bir dönem İzmitli oluyor yani Lusarar. 

‘O Sole Mio’ya gelecek olursak; geniş bir kaset koleksiyonu olduğunu öğreniyoruz Mayda Saris’e verdiği röportajda. İzmit’teki yazlık evde bu kasetleri dinler, Beethoven, Mozart çalarken bangır bangır sesi açar ve tek başına maestroluk yaparmış. Bir yaz günü pencereler açık banyo yaparken bağıra bağıra şarkı söylediği esnada sesi tüm siteye yayılmış. Sözlerine şöyle devam ediyor: “İzmit’teki tüm toplantıların baş solisti oldum. Artık baloların gözdesi bendim. Henüz Pavarotti ortada yokken İzmitlilere ilk ben öğrettim ‘O Sole Mio’yu.

Bu güzel Napoliten şarkı beni nereden nerelere getirdi. Kendi anılarımdan yola çıkarak başkalarının anılarına eklendim. Bir şarkı nerelere, nasıl yolculuklara çıkarıyor insanı, ne güzel. Kendisiyle karşılaşmasam da Vahe Bey’i az da olsa tanımış oldum.

Her güzel hayatın sonunda olduğu gibi veda vakti geliyor tabi ki. Yıllar yıllar sonra bir gün Vahe Lusarar’ın o güzel sesi Bomonti Huzurevi’nde artık sonsuza kadar sessizliğe bürünüyor ve hayata veda ediyor. Biz İzmitliler Pavarotti’den ‘O Sole Mio’yu veya Elvis’ten ‘It’s Now Or Never’ı dinledikçe onu anacağız belki de. 

Araştırma yaparken bir sahafta, Vahe Lusarar’ın ‘Ozanlık Özentileri’ isimli deneme kitabını buldum. Kitabı alıp okuyacağım. Okuduktan sonra belki kendisi ve Lusarar’ın İzmit’i hakkında birkaç kelam daha etmek icap edecektir.

YORUMLAR
  • Toplam 3 yorum
Uğur budak 12:02 - 24 Mayıs 2025

Harika bir yazı tebrikler emeğinize yüreğinize sağlık

0 Beğenmedim
Müberra 07:53 - 10 Mart 2025

Bizi 90'lı yıllara götüren, duygusal olmanın dışında, güzel bilgiler de içeren yazınız için teşekkürler.

0 Beğenmedim
Begüm Cankaya Gül 21:08 - 09 Mart 2025

Yıllar öncesine döndüm bu güzel yaziyla , ne kadar güzel özetlemişsiniz, ayrıntıların herbiri yapbozun bir parçası gibi ve sonunda muhteşem resim, çocuklugum.. Kaleminize sağlık.

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
kaan uçar masaüstü
X