Biraz Parşömen, Biraz da Tanrı Kanı
Patrick Süskind, Koku adlı romanında kokuyu işte böyle tarif eder. Haklı da. Bilimsel olarak da bu görüş destekleniyor: Beyindeki koku alma reseptörleri, doğrudan duygusal hafızayı yöneten limbik sistemle bağlantılıdır. Bu yüzden bir koku, yıllar önce yaşadığımız anıları bir anda gün yüzüne çıkarabilir.
Sırf kokusu yüzünden unutamadığımız, tekrar tekrar hatırladığımız anılar olduğu gibi; kokladığımızda içimize çekmekten kendimizi alamadığımız, tutkuyla bağlandığımız kokular da vardır. Bugün biraz o tutkuyla bağlandığımız kokulardan söz edeceğim. Bu özel kokuya kimileri bibliosmia, kimileri ise buchduft diyor. Biri İngilizce, diğeri Almanca; fakat her ikisi de aynı duyguyu tarif ediyor ve eminim açıklayınca siz de hemen tanıyacaksınız.
Bibliosmia, Latince kökenli bir kelime. "Kitap" anlamına gelen biblio ile "koku" anlamındaki osmia kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuş. Buchduft ise Almanca’da "kitap kokusu" demek. Özellikle yeni basılmış kitapların karakteristik kokusunu tanımlamak için kullanılsa da, kimi zaman eski kitapların kendine has kokusu için de tercih ediliyor.
Evet, kitap kokusundan bahsediyorum. Kitapseverler için bu kokunun tarifine belki de gerek bile yok; onlar, o tanıdık havayı bir çırpıda hatırlayacaktır. Kimyasal olarak açıklarsak: Kâğıdın içinde bulunan lignin, oksijenle temas ettiğinde parçalanır ve aromatik bileşikler ortaya çıkar. Bu bileşikler topraksı, bademli ya da vanilyamsı bir koku yayar. Buna mürekkebin ve tutkalın kokusu da eklenir. Zamanla, kitapların maruz kaldığı küf, nem, ahşap rafların kokusu da bu karışıma katılır. Sonuçta ortaya çıkan şey, yalnızca bir koku değil; bir zaman yolculuğudur adeta.
Üstelik kimyagerler, bir kitabın yaşını ve kökenini yalnızca kokusundan analiz edebileceklerini iddia ediyorlar. Örneğin, 19. yüzyıldan kalma kitaplar daha asidik bir koku yayarken, eski el yazmaları genellikle küf ve balmumu izleri taşıyormuş. Yani bir kitabı elinize aldığınızda, burnunuza gelen o koku geçmişin size fısıldadığı bir hikâyedir aslında.
Peki bunca cümle neden kitaplar ve kokular etrafında döndü? Çünkü eski kitaplardan, sahaflardan ve o büyülü dünyadan söz etmek istiyorum. "Eski" kelimesini kullanmakta biraz tereddüt etsem de, şimdi altını çizeceğim kelimeyi anlatmak için en uygunu o: Vellichor.
Vellum, "parşömen" ya da "deri kâğıt" anlamına gelirken, ichor Yunan mitolojisinde "tanrıların kanı" anlamına gelir. Bu iki kelimenin birleşmesiyle ortaya çıkan vellichor, sahaf dükkanlarının, tozlu kütüphanelerin ya da antik kitap raflarının yaydığı o huzur verici, nostaljik ve büyüleyici kokuyu tanımlar. Bir sahafa adım attığınızda burnunuza dolan o eski kâğıt, mürekkep ve zaman karışımı koku, size yalnızca kitapları değil; geçmişin izlerini de fısıldar.
Bunca güzel cümleyi, konuyu ikinci el kitap satan sahaflara getirmek için yan yana dizdim. Sahaf kelimesini kullanmadan önce kokudan, kitap kokusundan, nostaljiden, eskiye verilen değerden bahsetmem gerektiğini düşündüm.
Bütün kitap severler gibi, sahaflara her zaman yolum düşmüştür. Sadece ucuz kitap bulmak için değil, değerli, nadir veya artık unutulmuş kitaplara ulaşmak için de sahafların kapılarından içeri girerim. Orada zaman geçirmek, kitaplara dokunmak, raflar arasında kaybolmak benim için tarifsiz bir mutluluktur. Bir şey almasam da, raflara sıkışmış eski kitapları çekip çıkarır; kapağını açıp, daha önce birinin, belki de ilk sahibinin sayfalara düşürdüğü bir not, bir çizgi, bir anı var mı diye bakarım.
Sayfaları çevirirken, yukarıda uzun uzun anlattığım koku gelir burnuma. O kitabın o rafa dizilinceye kadar geçirdiği evrelerin kokusu...
Belki de sırf bu yüzden sahaflar, yalnızca kitap satın alınacak yerler değil, zamanın ruhunu koklayabileceğimiz kutsal mekânlardır diyebilirim. Bir sahafın içinde dolaşmak, bazen bir kütüphanede günler geçirmekten daha öğretici olabilir. Çünkü burada yalnızca kitaplara değil, insanların geçmişlerine de dokunursunuz.
Bu haftaki yazım, bundan sonra kaleme almayı planladığım konuların bir başlangıcı oldu. Önümüzdeki haftalarda Kocaeli’deki sahaflardan, Kocaeli sahafçılığından ve bu kadim geleneğin şehre kattığı zenginlikten bahsetmek istiyorum.
Çünkü bir şehir, eskisini, öncesini unutmadığı zaman gerçek bir şehir olur. Sahafları da bu sebeple unutmaya, unutulmaya engel olan hafıza köprüleri gibi sürekli göz önünde tutulması gereken yerler olarak görüyorum.
*Koku, Patrick Süskind, Can Yayınları
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Hoş Geldin 2025 29 Aralık 2025 Pazartesi
- İyi Ki Sordu, İyi Ki Söyledi 14 Aralık 2025 Pazar
- Zaman Makinesi 30 Kasım 2025 Pazar
- İlk Modern 15 Kasım 2025 Cumartesi
- Casa Batlló’ya Nasıl Gidebilirim? 05 Ekim 2025 Pazar
- İzmit’in Bu Aydınlanmada Bir Parmağı Var 07 Eylül 2025 Pazar
- Kocaeli Sokaklarında Don José Kol Geziyor 24 Ağustos 2025 Pazar
- Akıntılar, Aryalar ve Küller 10 Ağustos 2025 Pazar
- Seni Gidi Bencil Şey 27 Temmuz 2025 Pazar
- Dağ Görgüsü 14 Temmuz 2025 Pazartesi