Çimen, Karınca ve Yapay Zekâ

22 Haziran 2025 13:31
Başiskele sahilde, deniz kıyısına oturdum. Hani bir zamanlar Astakoz diye anılan yere. Çimenlerin üzerindeyim. Denize bakıyorum. Çimen bilinçli, bana akıl veriyor. Deniz tembihliyor. Karşıda İzmit, boylu boyunca uzanmış ve “çok şey biliyorum” der gibi ama geveze değil, susuyor.

Çimenin dibinde dolaşan karınca çok zeki. Ağaca konan kuş bir o kadar deneyimli. İnsanoğlu olarak bir ben, gelişecek, öğrenecek çok şey var diyorum bu hayatta. İnsan soyuna ait bu yürünecek yolu —eksiklik mi diyelim?— üzerime alınıyorum, görev biliyorum.

Karınca karınca gibi yürüyor, geziniyor. Ağaç ağaç gibi büyüyor. Deniz deniz gibi dalgalanıyor…

Azıyla çoğuyla insan da insan gibi.

Ama insan durduğu yerde duramıyor işte. Yürüdüğü o yolda başka başka yenilikler bulma peşinde olmuş her çağda.

Mesela M.Ö 8. yy’da Homeros’un İlyadası’nda anılan, ateş tanrısı Hephaistos’un kendi yaptığı metal yardımcıları varmış. O çağların robotları desek yanlış olmaz. M.Ö. 3. yy’da da İskenderiyeli Heron buharla çalışan mekanik oyuncaklar yapmış kendine. 13. yy’da El-Cezeri’nin “Otomatik Makineler Kitabı”na ne demeli: Çeşitli su saatleri, otomatik müzisyenler, robot benzeri makineler…

Rönesans, sanayi devrimi; zaten bunlar kendi başına birer sıçrama. İnsanı aldı, başka bir noktaya taşıdı.

1921’de Karel Čapek bir tiyatro oyununda (Rossum’s Universal Robots) ilk defa robot kelimesini kullanıyor. “Robota” diyor onlara, yani zorla çalıştırılan işçiler.

Sonra Isaac Asimov’un Üç Robot Yasası derken, ilk programlanabilir robot çıkıyor ortaya: Unimate. General Motors alıyor Unimate’i ve sanayide, ilk seri üretiminde kullanmaya başlıyor.

1970’lerde ilk insana benzer robotlarla göz göze gelmeye başlıyoruz: Humanoidler. Honda’nın Asimo’sunu ise dün gibi hatırlıyorum. Boston Dynamics robotlarının ne kadar dirayetli olduğunu kanıtlamak için onları tekmeleyedursun, Pepper gibi, Sophia gibi insanla birebir etkileşime giren “bir şeyler” görmeye başlıyoruz artık.

Düşününce farkına varıyoruz ki, kendimize haksızlık etmeyelim. İnsanoğlu epeyce yol almış. Hele hele şu son zamanlarda, karıncayı da denizi de ağacı da hayrete düşüren bambaşka şeyler oluyor: Yapay zekâ diyoruz ona.

Yapay zekâ konusu geniş bir alan. İşin en temeli olan matematiğinden tutun da zeki davranış göstermesi için tasarlanan algoritmalar, o algoritmaları eğiten mühendisler, o mühendislere veri sağlamak için bilinçli veya bilinçsiz destek olan bizler… Tüm bunlar artık geniş ve hayret edilesi bir yeni çağı, yapay zekâ çağını inşa ediyor.

Pek çok alanda kullanılabiliyor ve pek çok mesleği, disiplini etkiliyor, etkileyecek de. Bu bir gerçek. Her geçen gün çıkan haberler ve yeni yeni yapay zekâ platformları ile buna tanık oluyoruz. Ben biraz da bu geniş yelpazeyi daraltıp daha özel bir konuda yazmak ihtiyacı hissediyorum: Yapay zekâ ve edebiyat.
Yapay zekâ ve edebiyat üzerine yazabilmek için bu ikisinden de anlayan birine ihtiyacım var. Neyse ki Dr. Tarık Aslan’ı tanıyorum. Uzakta da olsa telefon üzerinden kısa bir sohbet gerçekleştiriyorum kendisiyle.

Tarık Aslan, Kocaeli Üniversitesi Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği 2004 yılı mezunu. Benim de yirmi beş yıllık dostum. Okan Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştıktan sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi’ne yine öğretim görevlisi olarak geçti ve öğrenmeyi, araştırmayı ve şiiri hiç bırakmadı. Doktorasını yapay zekânın olanaklarını kullanarak başarıyla tamamladı. Ayrıca konuya edebiyatçı gözüyle de yaklaşarak net çıkarımlar sağlayabileceğini düşünüyordum. Öyle de oldu.

En can alıcı soruyu sordum önce: “Yapay zekâ yazarı yenecek mi?”

Aslan, bu soruma cevap verirken bir şair olarak kalbine ve doktorasını tamamlamış bir mühendis olarak da beynine başvurduğunu düşünüyorum. Yapay zekâ, modern dünyada birçok sektörü dönüştürürken edebiyat da bu dönüşümden nasibini alıyor, doğal olarak. Ancak bu dönüşüm, sanıldığı gibi yapay zekânın insan yaratıcılığını tehdit etmesi anlamına gelmeyeceğini de ekliyor. Aksine, Aslan, yapay zekâ edebiyata bir rakip değil, yeni bir araç ve yardımcı olarak girmektedir, diyor.
Sözlerine şöyle devam ediyor:

“Yapay zekâ, ortalama düzeyde edebî metinler üretebildiği için 'kalite çıtasını' yukarı taşımaktadır. Bu durum, yazarlardan daha yaratıcı ve özgün işler beklenmesine neden olmaktadır. Ancak yapay zekânın yaratıcılıkta sıfır noktasından başlayarak bir şey üretemediği, sadece önceden tanımlanmış öğeleri şekillendirdiği unutulmamalıdır. Konunun merkezinde yaratıcılık yer alır. Yapay zekâ, fırça, kalem ya da fotoğraf makinesi gibidir. Asıl yaratıcı gücün sahibi insandır. Yapay zekânın çıktıları, ancak insan tarafından verilen komutlar, tanımlar ve duygular sayesinde anlamlı hâle gelir.”

Aslan, yapay zekânın bir rakip olmadığını söylemek istiyor aslında. Doğru kullanılırsa çok yararlı olacak bir araç sadece. Bu fikrini de şu şekilde destekliyor:

“Yapay zekâ, yazarlara ilham, planlama, teknik analiz, iş yükü yönetimi gibi alanlarda destek olabilir. Şiir yazan biri için yapay zekâ, iyi bir öğretmen olabilir; yazar içinse bir asistan. Ancak bu yardım, yaratıcılığı devralmaz. Edebiyatçının duygusu, üzülmesi, hayranlığı veya sorgusu olmazsa metin sadece 'düzgün' olur, 'etkileyici' değil.”

Çok güzel bir çıkarım.

Açıkça söylemek gerekirse, Tarık Aslan’ı dinleyinceye kadar yapay zekânın edebiyat alanında yazarlara, şairlere bir rakip olduğunu düşünüyordum. Bu sözler biraz içime su serpti ve olaya bakış açımı değiştirdi. Yapay zekâ doğru kullanıldığı takdirde, sadece edebiyat alanında değil, insana yeni alanlar ve yeni ufuklar açabileceği yadsınamaz bir gerçekti.

Elbette her işte olduğu gibi, yapay zekâyı da çıkar amaçlı, sahtelik boyutunda kullananlar olacaktır. Fakat yapay zekâ, kullandığı veri bankası olarak standart veya dünyada kabul görmüş ortalama bilgiyi kullandığı için bu tip insanların bu şekilde pek fazla yol alacağı da düşünülmemelidir. Aslan bu duruma “ortalama zevkler” diyor ve sanat üretimini de dâhil edip şu çıkarımda bulunuyor:

“Yapay zekâ, ortalama zevklere daha yakın ürünler üretmektedir. Bu da derin ve bireysel anlatılara uzaktır. Şayet yapay zekâ her şeyde ustalaşırsa, sanattaki 'nadirlik değeri' ortadan kalkabilir. Herkesin aynı kalitede eser üretebildiği bir dünyada, sanatın özgünlüğü zarar görebilir.”

Merak ettiğim bir diğer konu da ödül meselesi mesela. Edebiyatta ödül meselesi —ki geçen haftalarda benim de ele aldığım konulardan biriydi— hep tartışılagelmiştir. Yapay zekâ günün birinde ödül kazanabilir mi?

Aslan, yapay zekânın insanoğlunun koordinasyonu ve yönergeleriyle birlikte elbette ödül kazanabileceğine inanıyor:

“Yapay zekâ ile yazılan bir romanın sahibinin kim olduğu sorusu önemlidir. Yaygın kabul, yapay zekâyı kullanan insanın eserin sahibi olduğu yönündedir. Orkestra şefi metaforu bu durumu özetler: Yapay zekâ, notaları çalsa da besteyi yöneten kişi yazardır. Yapay zekâ destekli eserlerin ödül kazanması mümkün görünmektedir. Ancak bu eserlerin, insan beyninin süzgecinden geçerek şekillenmesi gerekir. Aksi takdirde, özgünlüğü sorgulanacaktır.”

Yapay zekâ bize yazdığımız metni inceleme, yorumlama konusunda, imla hatalarını düzeltme gibi editoryal alanda çok yardımcı olabilir. Hatta ben de bu gazete köşemde yazdığım her yazıyı son bir kez yapay zekâya kontrol ettirmeyi gelenek hâline getirdim. Bozuk cümlelerimde verdiği tavsiyeler bazen hayat kurtarıcı olabiliyor. Eğer yazının akışında bir sıkıntı varsa uyarıyor. Aslan da katılıyor bana:

“Yapay zekâ, örneğin bir roman içerisindeki imla hatalarını veya mantık hatalarını bulmada yardımcı olabilir. Metindeki kelime tekrar frekanslarını analiz edebilir, cümlelerin ortalama kelime sayısını çıkarabilir ve bu verilere göre yazarın yazısını düzenlemesine yardımcı olabilir. Belirli bir dönemle ilgili (örneğin 200 yıl önceki bir dönem) insanların kültürü, konuşma şekilleri, yaklaşımları hakkında araştırma yapabilir ve yazara bir çerçeve oluşturabilir. Uygun olmayan bir kelime yerine benzer veya yakın anlamlı kelimeleri bulmada yardımcı olabilir. Yazılan romanın veya şiirin bir benzeri olup olmadığını, benzer konuları işleyen başka hangi eserlerin olduğunu gösterebilir. Yabancı dildeki benzer eserleri hızlıca Türkçeye çevirip okunmasını sağlayabilir. Bir yazara planlama konusunda yardımcı olabilir, günlük çalışma hedefleri koyarak yazarı zorlayabilir ve ne kadar çalıştığını analiz edebilir; yani bir asistanlık görevi üstlenebilir. Ancak yapay zekânın her söylediğine kayıtsız inanmamak gerekir ve kontrol etmek gerektiğinin altını çizmek isterim.”

Tarık Aslan, yapay zekâ konusundaki birikimlerini edebiyat alanındaki deneyimleriyle harmanlayıp yeni olanaklar deneyeceğinin müjdesini de veriyor bana. Biraz ipucu verdi fakat şimdilik sürprizi bozmak istemiyorum. Projesi ete kemiğe büründüğünde buradan ilk paylaşanlardan biri olacağımı söyledim.

Yeni yeni ufuklara gebe bir çağdayız. Artık ara mahallelerdeki birisi bile denizi görebiliyor, yani teknolojide olan bitenden haberdar. Her neyle uğraşıyorsak uğraşalım, yapay zekânın yanı başımızda olacağı gerçeğini kabul etmek, yapay zekâyı tarafımıza çekmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Ne diyordum en son? Karınca aynı karınca, deniz aynı deniz, ağaç aynı ağaç. Bakalım yapay zekâ ile birlikte şiirimiz, romanımız aynı kalacak mı? En önemlisi de insan. İnsana neler olacak, göreceğiz.

Tarık Aslan’ın yıllar evvel yazdığı bir şiiri sizlerle paylaşmak istiyorum. Herkes için güzel bir hafta sonu dileğiyle.

aşk

gözlerin için, gözlerin
yüreği, ufka ve yıldızlara bakan pencerelerin
gözlerin için bütün şiirler ve masallar
gözlerin ve ben, bir odada
kapa gözlerini, dinle…
gözlerine vuruyor dalgalar
ki içinde gözlerinin
gün doğumu, denizler ve okyanuslar…

YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
Hulki Eyüpoğlu 09:33 - 25 Haziran 2025

Nasıl güzel bir yazı bu… beni aldı gençlik yıllarıma götürdü. Yüreğinize sağlık üstadım..

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
kaan uçar masaüstü
X