Hoş Geldin 2025

29 Aralık 2025 15:20
İnsan umutsuz yapamıyor. Umut etmek zorunda. Bu yüzden de umut edeceği her duruma sonuna kadar bel bağlıyor.

Yeni yıl onun için bulunmaz fırsat. Yeni dilekler, yeni hayaller… İnsan aralık ayının son gecesine, son saniyelerine gönlünden geçenleri sığdırıp en sevdiklerine sarılıyor. İyi de yapıyor insanoğlu, bu kötü bir şey değil.

2025’i bitiriyoruz. 2026 neler getirecek bilmiyoruz. Merhaba deyip buyur edeceğiz ve sonra zaman seline kendimizi bırakacağız. 1 Ocak 2026’da dağın öte yüzünden bir güneş doğacak. Tıpkı bizim gibi bir yaş daha almış bir güneş olacak bu, bir yıl daha yaşlı bir güneş. Fizikçi olmasam da bir tahminde bulunayım: Biz fark etmesek de ışınları nano veya belki de piko seviyesinde daha ölgün olacak ama biz fark etmeyeceğiz.

Bu yazımda yüzümü ileriye, dağın ardından doğacak güneşe çevirmeyeceğim. Ardıma bakmalıyım biraz da. O güneş ardımızda, dağın zirvesinden yamacına doğru sere serpe uzanmış 2025’in üzerine doğacak aslında. Önce onu aydınlatacak, önce onu ısıtacak; görmüş geçirmiş o üç yüz altmış beş günün deneyimini yoklayacak. Bu yüzden belki de "Hoş geldin 2026" demek yerine, "Hoş geldin 2025" diye sevinip kutlamak daha isabetli. Yani yazımın başlığı bir hata değil.

2025’te verdiğim en yerinde kararlardan biri Yeni Kocaeli Gazetesi’nde yazmaya karar vermek oldu. Gazetenin kurucu kadrosu ne mutlu ki beni, yazılarımı kabul ettiler. Onlar sayesinde bir şekilde yazarak geçirdim bu yılı. Düşüncelerim pek çok kişiye bu sayede ulaştı.

Yeni görgüler de edindim kendime. Yeni ülkeler gördüm. İspanya’yı çok sevdim mesela. Mimarisine hayran kaldım ve hatta bir yazımda kendi kentim için de sanat dolu bir mimari diledim. Hayran olduğum ve yıllardan beri görmek istediğim pek çok sanat eserine Madrid’de, Barselona’da, bir metreden daha az yaklaşma şansı yakaladım. Guernica’yı, Nedimeler’i seyrettim dakikalarca. Goya’nın “Oğlunu Yiyen Satürn” eseriyle tanışmak heyecan vericiydi. Dali’nin kendi tasarladığı müzesinde bir gün geçirmenin deneyimi bambaşkaydı. Sadece Avrupa değil, Dallas’a da ayak bastım. Yeni kültür, farklı bir yaşam şeklini tam orta yerinden deneyimleme fırsatım oldu. Deep Ellum’u hep güzel hatırlayacağım mesela.

Bir yandan 2025 kendi melodileriyle geldi. İzlediğim operaları payıma kâr sayıyorum. Barselona’daki Gran Teatre del Liceu’da Lohengrin ve Atatürk Kültür Merkezi’nde İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin Uçan Hollandalı operalarını seyredebildim. Benim için bir Wagner yılı oldu diyebilirim. Sonra Kocaeli Sanayi Odası’nın Oda Orkestrası konserleri de cabası. 2025 yılını iyi ki sanat olmadan harcayıp bitirmedim.

Belki daha fazla okuyabilirdim. Yeni yeni yazarlarla tanışmış olsam da henüz bitirmem gerekir dediğim kitaplara başlayamadım bile. Şimdilik hepsini 2026’ya adresledim. Ama yeni sahaflara girdim çıktım. Kitapları seven, biriktiren kültürlü insanlarla tanıştım. Ardıma miras bırakacağım birkaç yeni şiir de yazdığım oldu.

Tüm bu yapıp ettiklerim, gördüğüm gezdiğim yerler, yeni tanıdığım insanlar geride kalmadı. Esas şimdi her birinin görevi yeni başlıyor. Yeni yılla beraber benim önümdeki üç yüz altmış beş günü şekillendirecekler. Deneyimlerim, yeni yılda bambaşka deneyimlere kapı aralayacaklar. 2025 bana yeni kitaplar, yeni müzikler, yeni sanatçılar peşinde olmam gerektiğini hatırlatacak.

İşte bu yüzden bu yazının başlığında hata yok. Umut dediğimiz şey deneyimlerimizle şekillenmeli. Hoş geldin 2025. Hoş geldin deneyimlerimizin bizlere hatırlattıkları.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
kaan uçar masaüstü
X