Kocaeli Sokaklarında Don José Kol Geziyor
Don José askerlik için İspanya’nın kuzeyinden, Navarra’dan çıkıp Sevilla’ya gelmiş, sessiz, kuralcı bir delikanlı. Annesinin kendisi için uygun gördüğü köylü kızı Micaëla ile evlenme arefesinde. Hayatı sıradan ve düz bir çizgi gibi pürüzsüz ilerliyor.
Yani her şey yolunda. Günlerden bir gün Don José’nin karşısına sigara fabrikasında çalışan Carmen çıkar. Diğer kadınlara benzemiyor Carmen; özgür, başına buyruk, garip bir çekiciliği var. Carmen büyüleyici sesiyle şarkı söylemeye başlayınca, tüm dinleyiciler gibi Don José de çok etkilenir ondan. Carmen, şarkısında l’amour est un oiseau rebelle derken kendinden bahsetmektedir aslında.
Yani “Aşk özgür bir kuş gibidir.” “Aşk, özgür bir kuş gibidir. Ne kurallara uyar, ne zincire gelir. Onu elde etmek istersen kaçar; umursamazken ansızın gelir. Ben de öyleyim: Kim beni isterse, belki kaçarım; kim umursamazsa, belki ona yaklaşırım.” Don José için artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Carmen’in büyüsünden kurtulamayan Don José askerliğini, annesini ve nişanlısını geride bırakarak bu yakıcı tutku peşinde sürüklenmeye başlar.
Dedik ya, Carmen diğer kadınlara benzemez. Don José sahiplenmek, bağlanmak istedikçe Carmen libre elle est née et libre elle mourra yani “özgür doğdum, özgür öleceğim” diyerek Don José’yi kendinden uzaklaştırmaya çalışır. Fakat bu sözler Don José için bir anlam ifade etmez. Aynı zamanda Carmen’in, ünlü bir boğa güreşçisi, yani matador olan Escamillo’ya ilgi duymaya başlaması Don José’yi çileden çıkarır. Kendini büyük bir çıkmaz içinde bulur ve Aşk Kuşu’nun ellerinden uçmak üzere olmasını gururuna yediremez.
Don José’nin içindeki tutku, kıskançlık ve öfke bir kara bulut gibi aklını ve gözlerini kaplar. Son derece çaresiz ve zayıf hisseder artık. Son kez Carmen’i gördüğü yerde ona tekrar kendisine dönmesi için yalvarır. Carmen kararlı bir şekilde, bütün olacakları göze alarak entre nous, tout est fini yani “aramızda her şey bitti” diye haykırır Don José’nin yüzüne. Don José, üstesinden gelemediği öfkesi ve çaresizliğiyle, duyduğu ümitsiz sözlerin de etkisiyle Carmen’i, yani o Özgür Kuş’u bıçaklar. Carmen’in cansız bedeni sahnenin ortasında uzanırken yani 3 Mart 1875’te, Paris’in Boieldieu Meydanı’na bakan, süslemesi bol, görkemli Opéra-Comique binasının ihtişamlı perdesi yavaşça kapanır.
Tam bir trajedi olan Carmen operası bu tarihte ilk defa sahnelenmişti. Genelde ailelerin eğlenmek için gittiği ve neşeli sonla biten eserlerin sahnelendiği Opéra-Comique’de o gece, Carmen izleyiciler tarafından “fazla ahlaksız ve fazla gerçekçi” bulundu. İzleyiciler şok olmuştu. ilk sahnelenmesinden hemen sonra yasaklandı. Ta ki ünlü bestecisi Georges Bizet öldükten bir süre sonra tekrar sahnelenerek hak ettiği şöhrete kavuştu. Günümüzde ise dünyanın en çok sahnelenen operası haline geldi. Elbette her eserin bir kurgusu, izleyiciyi çekmek için işlenmiş bir olay örgüsü var. Üzerine usta bir bestecinin müziği de eklenince büyük ve etkili bir yapıta dönüşüyor. Ama konumuz opera değil. Konumuz Don José tarafından öldürülmüş ve sahnenin ortasında cansız şekilde yatan Carmen.
Carmen operası da, okuduğumuz her kitap, izlediğimiz her film gibi öyle ya da böyle ilhamını gerçek hayattan aldı. Her insanda olan aşk duygusunu, ihtirası, özgürlüğü, kıskançlığı sahneye taşıdı. Don José ise tam bir “erkek şiddeti” modelini temsil ediyordu. Bir erkek olarak elde edemediği, kaybettiğini düşündüğü zaman hemen şiddete başvurarak, bir şekilde cezalandırma ve en kötüsü kendisini kötü hissettiren o sebebi ortadan kaldırma yolunu seçmişti.
Don José’nin bu davranışı, kendi benliğine işlemiş o patriarkal zihniyetten sıyrılamamış, Carmen’in “özgür doğdum, özgür öleceğim” duruşunu sindirememiş ve bu cinayeti aslında kadının özgürlüğünü kabul etmeyen erkek egemen toplumun şiddet refleksi olarak okunabilir. Okunabilir mi dedim? Yok hayır, “okunabilir” değil, aynen böyle okunur. Ezcümle Carmen operası sadece bir aşk hikâyesi değil, kadın cinayetlerinin trajik bir sahne alması olarak sahnelenmektedir.
Carmen’in kanlar içinde yattığı o sahneden aşağıya inelim. Bizim sahnelerimizde, hadi biraz kendi sokaklarımızda yürüyelim. Yerde yatan Çayırovalı Arzu’nun, Darıca’daki Tülay’ın, Gölcük’teki Rümeysa’nın, Dursine’nin, Körfez’deki Güneş’in, Nuhbe’nin ve Gebzeli Esma’nın, Havva’nın ve İzmit’li Funda’nın yanından onları anarak, sadece onları değil ülkemizde pek çok erkek şiddeti gören, öldürülen kadınları da anarak yürüyelim.
Yürüdükçe şu gerçeği bir kez daha ilan edelim: Geçip gittiğimiz bu sokaklarda Don José’ler kol geziyor! Sesini çıkaramayan pek çok kadın, hayatlarının bir yerinde, kendi trajedilerinde, yine kendi Don José’leriyle tanıştı. Her birinin ayrı öyküsü, ayrı anlatıları oldu ve o çukurda yaşamaya çalışarak, ne yazık ki hayatta kalmayı başaramadılar.
Başaramadılar mı dedim?Aslında biz başaramadık. Belki sessiz kalarak, belki görmezden gelerek, belki yerinde müdahale edememekle onların kendi Don José’leriyle o son sahnede, perde kapanmadan önceki son acılı şarkılarda baş başa bıraktık. Çoğu zaman sadece bir izleyici olduk. Ne diyelim; perde kapanmadan izleyici koltuğundan kalkmak, operanın bu şekilde bitmesine engel olmak gerek. Hatta her seyirlik işte en ön sırada yerlerini alan protokoldekileri de uyandırmak çok daha etkili olabilir. Şöyle seslenelim: “Uyanın! Perdeler tek tek kapanıyor! Don José aramızda kol geziyor!”
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Hoş Geldin 2025 29 Aralık 2025 Pazartesi
- İyi Ki Sordu, İyi Ki Söyledi 14 Aralık 2025 Pazar
- Zaman Makinesi 30 Kasım 2025 Pazar
- İlk Modern 15 Kasım 2025 Cumartesi
- Casa Batlló’ya Nasıl Gidebilirim? 05 Ekim 2025 Pazar
- İzmit’in Bu Aydınlanmada Bir Parmağı Var 07 Eylül 2025 Pazar
- Akıntılar, Aryalar ve Küller 10 Ağustos 2025 Pazar
- Seni Gidi Bencil Şey 27 Temmuz 2025 Pazar
- Dağ Görgüsü 14 Temmuz 2025 Pazartesi
- Gecenin Sonuna Yolculuk 29 Haziran 2025 Pazar