Okumak Üzerine Birkaç Söz Daha

20 Nisan 2025 08:58
Dönüp dolaşıp kitaplardan, okumaktan bahsetmeyi kendime bir borç biliyorum. Bu sebeple, birkaç hafta önceki yazımda açtığım fasla geri dönmek istiyorum.

“Okumak Üzerine” başlıklı yazımda söz ettiğim John Ruskin’in Susam ve Zambaklar kitabında ele aldığı bazı konuları biraz daha deşme gerek.

Hani çevremizde bazen görürüz; bir arkadaş, bir tanıdık ya da sadece uzaktan uzaktan gördüğümüz biri hep aynı kitabı taşır çantasında veya ne bileyim, koltuğunun altında. Aynı kitabı bir türlü bitiremediğini düşünürüz; yanında bir yük gibi taşıyıp durduğunu zannederiz. Fırsat buldukça açar okumaya başlar, okumasa bile karıştırır; ara sayfalarda göz gezdirir. Bir ihtiyaç gibidir bu… Evet, bir ihtiyaç gibi diyorum; bunu rastgele söylemiyorum.

Ruskin’e kulak verelim:
“Kitaplar ikiye ayrılır: günlük kitaplar ve ömürlük kitaplar. Kitapların iyi olanları — kötü olanlarından bahsetmeyeceğim — basitçe, başka türlü sohbet edemeyeceğiniz bir kişinin sizinle olan yararlı veya hoş bir konuşmasını içeren baskılardır. Bu kitaplar, genelde bilmemiz gerekenleri aktarabilecek kadar yararlı ve aklı başında bir arkadaşınızla ettiğiniz muhabbetler kadar zevkli olurlar.”

İşte o elinden aynı kitabı düşürmeyen kişi için söylenmiş sözler bunlar. O kitap artık onun arkadaşı olmuştur; ivedi olmayan, zamana yayılan bir sohbet içindedir. Haftalara, hatta aylara yayılan bir arkadaşlık bu. Mesela dönüp dolaşıp Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ını okuyan pek çok kişi tanıdım. Okuyamayıp yarıda bırakanlar da oldu, fakat defalarca okuyanlar da az değildi.

Mehmet Günsür’ün İçeriye Bakan Kim öykü kitabı da benim için böyle bir kitaptır — arkadaş mı demeliydim, kim bilir? Günsür’ün zorlama olmadan, yalın bir anlatımla bir öyküye derinlik katabilme ustalığını her seferinde imrenerek okudum. Bu, şiir kitaplarında daha da yaygın bir davranış. Kim bilir, sevdiğimiz bir şiir kitabını kaç kere açıp açıp okuduk…

Bir yazar ya da bir şair bizi durmaksızın çağırıyorsa, vardır bir bildiği diyelim. Bizi kendine hayran bırakan, her defasında yeni şeyler öğreten bir bilge yanı vardır mutlaka. Ruskin’in sözünü ettiği o “yararlı ya da hoş bir konuşma” yapan dost gibidir bu kitaplar.

Devam edelim Ruskin’in sözleriyle:
“Okuduğumuz kitabın yazarı sizden akıllı değilse, kitabını okumanız gerekmez. Eğer sizden akıllıysa, sizden birçok konuda farklı düşünecektir. Birçoğumuz bir kitap için ‘ne güzel bir kitap bu, tıpkı benim düşündüğüm gibi’ deriz; oysa asıl değerli düşünce şudur: ‘Ne garip bir kitap bu, daha önce hiç böyle düşünmemiştim.’”

Ruskin’e katılıyorum. Bir kitabın — bir yazarın — kendine hayran bırakan yanı biraz da budur işte. Senin, benim düşünmediğimiz kulvarları arşınlamış; o düşünceleri anlayacağımız ve üstüne üstlük keyif alacağımız bir forma dönüştürüp günlerce, belki aylarca uğraşarak yazmış, baskıya göndermiş ve bizlere ulaştırmıştır. Elbette Ruskin burada sadece iyi kitapların yazarlarını “okuyucudan daha akıllı” olarak nitelendiriyor. Bu, okuyucuyu küçümsemek değil; tam aksine, iyi yazarın hak ettiği değeri onun göğsüne bir madalya gibi takmaktır.

İyi kitap — yani Ruskin’in deyimiyle ömürlük kitap — bir çırpıda okunup bitirilecek bir kitap değildir. Defalarca okuma isteğimizin, bazı cümlelerin altını çizmemizin, hatta bazen ezberlememizin nedeni de budur. Bu kitaplarda alınacak dersler tükenmez.

Ruskin şöyle devam ediyor:
“İnsanların en akıllıları için de aynı durum söz konusudur. Elinize iyi bir kitap aldığınızda ‘Avustralyalı bir maden işçisi kadar çalışmaya istekli miyim? Kazma ve küreklerim iyi durumda mı? Kollarım sıvalı mı? Moralim ve kuvvetim yerinde mi?’ diye kendinize sormalısınız. Aradığınız maden, yazarın düşünceleri ve söylemek istedikleridir. Yazarın kelimeleriyse, madeni elde etmek için kırdığınız ve erittiğiniz taşlar gibidir.”

Okuma eylemi, bir bakıma zihinsel bir yolculuktur. Ve her yolculuk gibi hazırlık, dikkat ve sabır ister. O yüzden “yavaş okuma” fikri de bir taraftan günümüzde daha çok değer kazanıyor. Ekranların hüküm sürdüğü, dikkatin saniyeler içinde dağıldığı bir çağda kitapla baş başa kalmak, zamanla kurulan bir ilişki biçimidir. Sessiz, fakat derin bir bağ... Lafı açılmışken, bu digital çılgınlığa da başka bir yazıda değinmek gerekir belki de.

Bir kitabı yeniden okumak, onu başka bir gözle görmek gibidir. İlk okuduğunuzda fark etmediğiniz bir cümle, sonraki okumada sizi yakalayabilir. Çünkü biz de değişiriz. Aynı kitabı okuyan kişi aynı kişi değildir çoğu zaman. Bu yüzden bazı kitaplar, yıllar sonra bile yeni anlamlar taşır.

İyi bir resmi tekrar tekrar seyretmek isteriz. Yaşadığınız şehirde bir yer, bir manzara vardır; uzun süre gitmeyince kendinize kızarsınız. Kim bilir, kaç kere dinledik en sevdiğimiz şarkıyı, her defasında aynı keyifle... İşte bütün bunlar, iyi bir kitabı tekrar okuma isteğinden, ona yeniden dönme arzusundan pek de farklı değil.

Çok beğendiğiniz ama uzun zamandır elinize almadığınız bir kitabı tekrar okumayı deneyin. Bu kez daha yavaş, elinizde kazma kürekle kazarak, notlar alarak, altını çizerek okuyun. Her gün alelacele geçtiğiniz sokağınızda, o güne kadar fark etmediğiniz pervazdaki o saksıyı, o saksıdaki o çiçeği görmüş gibi olacaksınız. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
kaan uçar masaüstü
X