Şehir, Edebiyat ve Ödül
Edebiyat ödülleri; edebiyata ne derece katkı sunar, ne kadar tarafsızdır, yazarın veya şairin üretim sürecinde nasıl etkilidir gibi başlıklar altında hep irdelenmiştir.
Ucundan kıyısından kendi çapımda edebiyat nehrinin akışına ben de kapıldığım için bu sorular bir zamanlar beni de ilgilendiriyordu. Kendime has düşüncelerim ve yorumlarım her zaman oldu. Uçmaya çalışan bir şair olarak, üniversite yıllarımda edebiyat yarışmalarının yararlı olduğu görüşünü savundum. Kendi kendine yazıp biriktirmek bir yere kadar. Yazan çizen her insan elbette daha fazla tanınmak, bu dünyada daha fazla çevre edinmek ve söz hakkı kazanmak hayalini güdüyor.
2001 yılı. Kampüs duvarına asılmış bir ilan gördüm: “Kocaeli Üniversitesi Şiir Etkinlikleri Birimi Gençlik Ödülleri.” Üniversitemde bir şiir yarışmasının düzenlendiğini görmek beni sevindirmişti. Belirli bir tarihe kadar hazırladığımız şiir dosyalarının teslim edilmesi isteniyordu. Son yazdığım şiirleri de dosyama ekleyip ödül komitesine teslim ettim.
Bu ilanla birlikte Kocaeli’ye sadece okumaya gelmediğimi anlamış oldum. Şiirimi de geliştirebileceğim, yeni insanlar tanıyabileceğimi gördüm böylece. Bir bakıma, bu yarışma benim için hem bir edebi sınav hem de kendimi tanıma fırsatıydı.
Dosyamı teslim ettikten sonra kaç gün geçti hatırlamıyorum. Bir bahar günü olmalı. Deprem sonrası Kocaeli Üniversitesi’nde öğretimin devam etmesi için kurulan Vinsan Kampüsü’ndeydim. Öğle arası, kampüsün arka tarafında, körfeze bakan çimenlik alanda arkadaşlarla oturuyorduk. Tüm öğrenciler, yeni yeni ısınmaya başlayan havanın tadını çıkarmak için alana yayılmıştı. Telefonum çaldı. “Ben İhsan Topçu,” dedi telefondaki ses. Tanıyordum kendisini. İhsan Topçu, edebiyat öğretmenimizdi aynı zamanda ve şiir ödüllerini düzenleyen kurulda olduğunu biliyordum. Heyecanlanmıştım. Kısa bir telefon konuşmasıydı. Özendirme ödülüne layık görüldüğümü iletti İhsan Topçu. Heyecan ve telaş karışımı bir duygudan dolayı tam bir yanıt verememiştim. Ödül törenine davet edildim ve görüşmemiz sona erdi. O yaşlarda, yeni bir üniversite öğrencisinin şiir ödülü gibi hep hayal ettiği bir konuda İhsan Topçu tarafından aranması gurur vericiydi.
Dediğim gibi, edebiyat ödüllerine karşı değilim, hiç olmadım. Yazara, şaire kıvanç ve enerji veren her tür etkinlik elbette yararlıdır. Bu işlere yeni başlayanlar için ödüller bir katalizör görevi görür. Şu an ülkemizde oldukça isim yapmış nice edebiyatçıların isimlerini yarışmalar sayesinde duyduğumuz da bir gerçek. Belki de bu isimlerden en ünlüsü Attila İlhan’dır. Henüz liseye giden İlhan, 1946 CHP Şiir Ödülleri kapsamında Cahit Sıtkı Tarancı’dan sonra “Cebbar Oğlu Mehemmed” şiiriyle ikinciliği kazanmıştı. Hemen ardından üçüncü olan kişi ise Fazıl Hüsnü Dağlarca’ydı. O dönemin ödül töreni, Türk şiirini Türk şiiri yapan şairlerin adeta resmi geçit töreniydi.
Biraz daha günümüze yaklaşacak olursak, Elif Şafak Pinhan romanıyla 1998 Mevlana Büyük Ödülü’nü kazandıktan sonra dikkatleri üzerine çekmişti. Ece Temelkuran 2005 yılında Muz Sesleri ile, Hakan Günday ise Kinyas ve Kayra romanıyla ödüller kazanmış ve edebiyat çevrelerinde tanınmışlardı. Bu isimlerini andığımız yazarlar, kazandıkları ödüller sayesinde kanatlanan pek çok yazardan sadece birkaçıdır. Elbette büyük ihtimalle bu ödüller olmasa da tanınacaklardı; ama ödüller, nereden bakarsak bakalım, bir katalizör görevi görmüştür.
Ödüllerin elbette eleştirilecek yönleri de vardır. Tarafsızlık meselesi, jürilerin seçim kriterleri ve ödüllerin bazen ticari ya da politik motivasyonlarla verilmesi edebiyat dünyasında sıkça dile getirilir. Ancak tüm bu tartışmaların ötesinde, bir gencin eline tutuşturulan küçücük bir teşekkür belgesi bile onu yıllarca yazmaya teşvik edebilir. Bu yüzden ödüller, belki her zaman “en iyi”yi seçemez; ama “devam et” deme gücünü taşır.
Gelelim Kocaeli Üniversitesi Gençlik Ödülleri’ne... Ödül günü konferans salonu doluydu ve Kocaelili pek çok şair ön sıralarda yerini almıştı. Adım okundu ve çıktım, ödülümü aldım. O günden bana değişilmez dostluklar, unutulmaz anılar kaldı. O ödül töreninde yine dereceye giren arkadaşlarla uzun dostluklarım oldu. Daha sonra, onlarla birlikte şiir atölyeleri kurduk, dergiler çıkardık. Daha önce de bahsettiğim Çıngı Edebiyat Dergisi’nin yayın süreci de böylece başlamış oldu.
Kocaeli, sadece beni bağrında okutan bir şehir olmadı. Şiirimi büyüten, sokaklarını bana kuluçka eden bir şehir oldu aynı zamanda. Şairlerini dinleyen, onlara alan açan, onların sesini duymaya çalışan bir şehirde büyümek bana gerçek bir ödül oldu. Bu özellik, kolayca kazanılabilecek bir meziyet değil. Bu yolda emeği geçen tüm Kocaelili edebiyatçılara teşekkürü bir borç bilirim.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Hoş Geldin 2025 29 Aralık 2025 Pazartesi
- İyi Ki Sordu, İyi Ki Söyledi 14 Aralık 2025 Pazar
- Zaman Makinesi 30 Kasım 2025 Pazar
- İlk Modern 15 Kasım 2025 Cumartesi
- Casa Batlló’ya Nasıl Gidebilirim? 05 Ekim 2025 Pazar
- İzmit’in Bu Aydınlanmada Bir Parmağı Var 07 Eylül 2025 Pazar
- Kocaeli Sokaklarında Don José Kol Geziyor 24 Ağustos 2025 Pazar
- Akıntılar, Aryalar ve Küller 10 Ağustos 2025 Pazar
- Seni Gidi Bencil Şey 27 Temmuz 2025 Pazar
- Dağ Görgüsü 14 Temmuz 2025 Pazartesi