Vellichor’u Ararken – Kitap Keyfim (Bölüm II)
Kıyamamak" kulağa pek sempatik gelmese de gerçek budur. Çünkü kitap okuma süreci, kısa ve sonuca hızla varılacak bir şey değildir. Okuyucu önce hangi kitabı okuyacağına karar verir. Yazarından çevirmenine, yayınevinden kapağın türüne kadar bir dizi seçim yapar. Ardından kitapçıya gidip alır ya da internet üzerinden sipariş verir. Ama asıl bağ, okuma sırasında kurulur diye düşünüyorum. Günlerce süren okuma sürecinde o kitap, çantanızda, yatağınızda, masanızda bize eşlik eder ve sizin her anınıza şahitlik eder. Okunduktan sonra ise kütüphanenizdeki rafta yerini alır.
Kitapseverleri cimri yapan, o uzun zaman boyunca kurulan bağdır. Kitaplarını artık kimseyle paylaşmak istemezler, ya da paylaşsalar bile "geri isterim ha!" diye şart koşarlar. Satmak ise neredeyse hiç düşünülmez. Biriktirirler, adeta bir mülk edinmiş gibi.
Tam da burada, geçen hafta yarım bıraktığımız, Kitap Keyfim’in sahibi Şerafettin Ergül’le olan sohbetimize geri dönelim. Neden? Çünkü odalar ve duvarlar dolusu binlerce kitap mevzu bahis olan. Hatırlarsanız, Şerafettin Bey'in sadece bir kitap koleksiyoneri değil, aynı zamanda plak, pul, dergi arşivcisi olduğunu da söylemiştik. Biriktirdiği bu binlerce kitabı göz önünde bulundurursak, belki de kitap konusunda en 'cimri' kişi olmasını bekleriz, değil mi?
Ama öyle değil.
Şerafettin Bey’in, çay ocağında bir tezgâh üstünde kitap sergisiyle başladığı sahafçılık serüveninden bahsetmiştik. İş büyüdü, esnafça söylemek gerekirse, okuyucuların ayakları alışmaya başladı ve çay kazanına yer kalmadı bir nevi. Kendi deyişiyle, kitaplar "kazan kaldırdı." Biriktirdiği ve gözü gibi baktığı diğer kitapları, o küçük dükkândan taşmaya başladı. Hiç okur cimriliği yapmadan, herkesin erişebilmesi için çeşitli kampanyalarla okuyucuya ulaştırmaya çalıştı.
Şerafettin Bey, "Kampanya yapıyordum," diyor, "Herkese ulaşsın istiyorum kitaplarım. O dönemde kampanyalarla çuvalla kitap verdiğimi bilirim."
Sadece kampanyalar değil, aynı zamanda kitap hediye etmeyi de bir misyon olarak görüyor. Okullarla anlaşarak öğrencileri kendi kitapevinde misafir ediyor ve kimseyi boş göndermemek için her birine bir kitap hediye ediyor.
Diğer yandan, internet kitap satışları da sohbetimizin bir parçası oldu. Artık kitapçıya uğrayıp kitap koridorları arasında dolaşarak, dokunarak kitap almak zor bir hal aldı. Çoğumuz, internetten kitabın künyesine, kapak resmine ve kısa özetine bakarak sipariş veriyoruz. Elbette, hiç kitap almamaktan iyidir bu durum ama kitapseverlerin bir mekânda buluşmasının önünde bir engel oluşturuyor.
Şerafettin Bey, "Sıcak satış her zaman iyi," diyor. Gözlerindeki ışıltıdan, yüz yüze, okurla göz göze gelmeyi sevdiğini anlıyorum. Yıllar boyu okuyucuyla kurduğu bu sıcak teması sevmiş ve ona bağlı kalmış. İnternet üzerinden de satış yapıyor, fakat o istediği sıcaklığı bir türlü yakalayamıyor. Şu an geldiği noktayı düşününce, bu kulvarda ilerlememesi bana göre bir kayıp değil.
Sohbetimiz bir süre sonra, Soydan İş Merkezi'nin alt katına nasıl taşındıklarına geldi. Göz nuru o çay ocağı artık dar geliyordu tüm kitaplara. Bir arkadaşının önerisiyle bu iş merkezinin alt katına yerleşiyor Kitap Keyfim. Ancak sadece yerleşmekle kalmıyor, o katı, o koridoru bir bitki örtüsü gibi yemyeşil yapıyor. Her kitap, bir diğerini çağırıyor ve ortamı adeta bir ormana dönüştürüyor.
Yeni mekân, beraberinde yeni fikirler ve atılımlar getiriyor. Şerafettin Bey, yeni mekânın genişliğini daha etkin kullanmak için kolları sıvıyor. Kendisinden dinleyelim:
"Kent kültürüne destek olabilmek için yeni fikirler bulmak lazımdı. Örneğin, burada imza günleri düzenlemeye başladık. Yazarları, Kocaelili kitapseverlerle buluşturduk. Sadece yazarlar değil, bazen sanatçıları da misafir ettik. Bu tür etkinliklerle entelektüel bir camianın oluşmasına katkı sağladık. Birbiriyle buluşamayan insanları bir araya getirdik, kendilerini ifade etmelerini sağladık."
İster istemez araya girdim burada: "Benim de ilk imza günüm burada düzenlendi," dedim ve Şerafettin Bey’in ne kadar değerli bir iş yaptığının altını çizdim. Şener Aksu, Oya Gündüz Aksu, Bedriye Akın da kendi kitaplarını imzalıyorlardı. Kocaeli Üniversitesi'nden iki şair arkadaşımla, Tarık Aslan ve Kemal Şakir Çınar ile çıkardığımız Yedi Altı Beş* isimli şiir kitabını imzalamak için de ben davet edilmiştim. "Kitap Keyfim, bu sebeple benim için çok önemli bir mekân," dedim, minnettarlığımı belirttim.

(Soldan Sağa, oturanlar) Bedriye Akın-Oya Gündüz Aksu-Mehmet Türel-Şener Aksu. Kitap Keyfim imza günü.
Şerafettin Bey, kent kültürüne dair konuşurken Ali Şeriati'nin çok sevdiği bir sözünü aktarıyor: "Toplumlardaki yoksulluk, o toplumun sahaflarının raflarında tozlu duran bir kitaptır." Bu söz, sohbetimizin özeti gibi.
Kent kültürünü ayağa kaldırmak sadece sahaflara düşen bir görev değildir. Ergül, bu uğurda farklı yollar aradığını söylüyor. Yeri geldiğinde bürokratik yolları denediğini, bazı fırsatlar yakalasa da ilerleme kaydedilemediğini belirtiyor. Kocaeli Umuttepe yerleşkesinin yanında düzenlenen sahaflar festivaline yoğun desteği olduğu halde, festivalin sonraki yıllarda devam etmediğini üzülerek anlatıyor.
Şerafettin Bey'in sözlerinden, kent kültürünü yeşil tutmanın yükünün büyük ölçüde kurumlara bırakıldığını anlıyorum. Kent burjuvazisi, bu kanalı çoğunlukla ihmal etmiş gibi. Kent kültürüne yatırım, bazı bürokratik kurumlarla ilerlemekte zorlanabiliyor, kadük kalıyor. Ancak yine de umudu kaybetmiyor. Şöyle diyor: "Belediye yakın zamanda sahaflara ayrılmış bir sokak veya bir mekan için çalıştığını söyledi. Yakın zamanda müjdeli bir haber alırız umarım.” Bu söz beni umutlandırıyor. Bir gün bu köşede böyle müjdeli bir haberi paylaşmayı umuyorum.
Şerafettin Bey, kitap dolu bir sokağın özlemini şu sözlerle açıklıyor: "Kitapları sokaklarda olan bir kent yaratmak lazım. Kitap sokakta olmalı. Kitap sadece kendisine gelen insanla buluşmamalı. Aynı zamanda, mesela yolunu kaybedip o kitapçıların olduğu sokaktan geçen insana da bir şeyler söylemeli. Ya da biri aklında hiç yokken, can sıkıntısından o kitap dolu sokağa sapabilmeli."
Böyle bir mekân olursa, halihazırda evde, apartman sığınağında, merdiven altında muhafaza edilen kitapları oraya yığacağını da ekliyor.
Kent kültürü demişken, Şerafettin Bey’in sohbet esnasında anlattığı ve sadece kent kültürüne değil, ülke kültürüne de katkı sağladığını düşündüğüm bir konuyu aktarmak istiyorum. Bir gün bir konuda araştırma yaparken Loulou Dedola ismiyle karşılaşıyor. Dedola, tam bir Atatürk hayranı. Kendisi bir müzisyen ve her zaman Türk bayrağıyla sahneye çıkıyor, Atatürk'ü anlatıyor. Araştırmaları sırasında, Dedola’nın Türk Atası isimli bir kitap yazdığını öğreniyor ve kendisiyle iletişime geçiyor. Kader bu ki Dedola’nın büyük nenesi ölmeden önce dedesinin bir Tük olduğunu fısıldıyor ona. Savaştan kaçarak önce Yunanistan’a sonra da Fransa’ya yerleşen bir dedenin soyundan geliyor Dedola. Bu sebeple araştırmaya başlıyor. Türk milletini ve Atatürk’ü inceledikçe hayranlığı artıyor. Şerafettin Bey, Dedola’nın Türk Atası kitabının Türkiye’de editörlüğünü yapıyor ve basılmasını sağlıyor. Hatta Kocaeli Kitap Fuarı’na konuşmacı olarak bile katılmasını sağlıyor. Bu sebeple Şerafettin Ergül için bir kültür elçisi demek yanlış olmayacaktır. Sohbetinden kazandığım bilgiler dışında, Türk Atası kitabını da bana hemen hediye ettiği için kazancım katlanıyor. Bu beni daha da mutlu ediyor.

Loulou Dedola – Türk Atası
Aslında, konuşmaya devam etseydik, saatlerce daha sürebilirdi. Laf lafı açıyor, anılar, kitaplar birbirini kovalıyordu. Belki başka konularda deneyimlerinden faydalanmak için bir başka zaman tekrar görüşürüm kendisiyle. Bu kentte yaşadıkça, Kitap Keyfim ayakta kaldıkça, uğrayıp hatırını sormayı ve kitapları karıştırmayı ihmal etmeyeceğim.
Tam toparlanıp kalkacağım sırada, Pakize geliyor kitaplara sürtünerek. Şerafettin Bey beni Pakize ile tanıştırıyor. Miyavlıyor ama neye miyavladığını ben anlayamıyorum. Şerafettin Bey anlıyor: "Kedilerin genlerinde kitap kokusu var, seviyorlar," diyor gülerek.
Pakize bile kendi Vellichor’unu** arıyor desek yeridir.
Çıkışta, ilk başta Soydan İş Hanı'na girerken planladığım gibi simidimi alıyor ve yürüyüş yoluna doğru ilerliyorum. Kitapların arasından, kentin ve insanların arasına…
Şerafettin Ergül ve Kitap Keyfim… Sohbet için teşekkür ederiz.

Şerafettin Ergül ile röportajdan bir kare.
*Yedi Altı Beş. Aydili Yayıncılık, 2024 (Mehmet Türel, Kemal Şakir Çınar, Tarık Aslan)
** Vellichor, İngilizce'de kullanılan ve eski bir kitapçıdaki kullanılmış kitapların kokusu ve atmosferiyle ilişkilendirilen nostaljik, melankolik bir hissi ifade eden bir kelimedir. Bu terim, John Koenig’in The Dictionary of Obscure Sorrows adlı eserinde ortaya çıkmıştır ve Latince vellum (parşömen) ile ichor (mitolojide tanrıların kanı) kelimelerinden türetilmiştir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Hoş Geldin 2025 29 Aralık 2025 Pazartesi
- İyi Ki Sordu, İyi Ki Söyledi 14 Aralık 2025 Pazar
- Zaman Makinesi 30 Kasım 2025 Pazar
- İlk Modern 15 Kasım 2025 Cumartesi
- Casa Batlló’ya Nasıl Gidebilirim? 05 Ekim 2025 Pazar
- İzmit’in Bu Aydınlanmada Bir Parmağı Var 07 Eylül 2025 Pazar
- Kocaeli Sokaklarında Don José Kol Geziyor 24 Ağustos 2025 Pazar
- Akıntılar, Aryalar ve Küller 10 Ağustos 2025 Pazar
- Seni Gidi Bencil Şey 27 Temmuz 2025 Pazar
- Dağ Görgüsü 14 Temmuz 2025 Pazartesi