Vellichor’u Ararken – Melal Sahaf

18 Mayıs 2025 09:18
Kent içerisindeki bazı yerleri, zihnimiz bambaşka şeylerle ilişkilendirmiş olabilir. O yeri, yıllar sonra da olsa, görür görmez zihnimiz bizi geçmişteki o aynı noktaya geri döndürür. Geri döndüğümüz şey bir koku, bir tanıdığın sesi, bir müzik veya o anlarda duyumsadığımız bir his olabilir. 

Bana da tam böyle oldu.

Melal Sahaf’a doğru yol alırken Eren Camii’nin hemen önünden ilerleyerek tramvay yolunu geçtim ve Atatürk Bulvarını dikine kesen Halit Molla Sokak’a* saptım. İşte bu sokak bana hayranı olduğum bir müzik parçasını hatırlatıyor: 7.Senfoni, ama 2. Bölümü, allegretto.

2025 yılından biraz geriye gidelim: 8 Aralık 1813. Viyana’da muhakkak soğuk bir gün. O günü sabırsızlıkla bekleyen herkes orada. Üniversitenin konser salonu. Ludwig Van Beethoven 7. Senfoni’sinin prömiyerini şef olarak yönetecek. Ve o an geliyor, ünlü Maestro batonunu kaldırıyor ve eser başlıyor.

Besteci tarafından 7. Senfoninin allegretto** olarak adlandırılan 2. bölümü o kadar çok beğeniliyor ki, dinleyiciler tekrar çalınması için ısrar ediyorlar. O gün bugündür allegretto bölümünün ünü hiç sönmüyor ve 20’den fazla filmde (Beethoven biyografik filmi Immortal Beloved ve 2010 yapımı Oscar ödüllü The King's Speech filminin sonundaki doruk sahne de dahil) kullanılıyor. Dinleyenleri her seferinde derin düşüncelere sevk edip, biteviye bir hüzünle sarmalıyor.

Nedense, işte bu yürüyüp geçmekte olduğum Halit Molla sokak beni o parçaya götürür. Bu sokak ve o müzik, iki kardeş imge gibi dip dibe sokuluverirler, iki karşı mıknatıs gibi yapışıverirler. Ne ilginç.

Zihnimdeki müzikle Melal Sahaf’a varıyorum. Saat öğleden sonra üç. Bana allegrettoyu hatırlatan Halit Molla Sokak ile Bostanlar Sokak’ın buluştuğu köşede Melal Sahaf beni karşılıyor. Melal Sahaf kendi adasında gibi. Ona ulaşmak için demirden küçük bir köprüyü geçmeniz gerekiyor. Ben de öyle yapıyorum. Sahafın içi ile şehri birbirinden ayıran kapıdaki iki kanat tül. Kafamın içinde dönüp duran allegrettoyu, o günün ardımda bırakarak tülü geçip başka bir aleme giriyorum.

Bu hafta ziyaret etmek istediğim yer Melal Sahaf ve sahibi Dr. Yusuf Doğan. Sahibi demek kimi zaman yarım kalıyor, belki de sırdaşı aynı zamanda. Girişte çeşitli antika eşyalar karşılıyor beni. Başta nereye odaklanacağınıza karar veremiyorsunuz, neyi incelesem diye geçiriyorsunuz içinizden. Eski plakları incelemeye başlasanız, hemen yanı başındaki kutuda eski kasetlere gözünüz takılıyor. Ya da daktilo meraklısıysanız, raflardaki emektar daktilolara yönelirsiniz. Ama bu sefer de hemen girişte, soldaki antika objeler aklınızı çeliyor. Karşı raftaki eski oyuncaklar da cabası. Böyle durumlarda biraz soluklanmak en iyisi diyorum kendi kendime. 

Yusuf Doğan burayı başta kitap kafe olarak tasarlamış. Kitapseverlerin Melal Sahaf’a geldiklerinde hem kahvesini içebileceği hem de kitap karıştırabileceği bir yer olmasını istemiş. Öyle başlamış fakat tüm dünyayı etkisi altına alan pandemi Melal Sahaf’ı da elbet teğet geçmemiş. Covid, kitap kafe hayalinin devam etmesine engel olmuş ve Doğan da kafe kısmını kapatarak sadece kitap ile devam etme kararı almış. İlk zamanlar, girişteki antika dolu ‘salon’ da kitaplarla doluymuş ama aynı zamanda bir antika meraklısı olan Doğan eline geçen antika eşyaları bir yerlerde sergileme ve müşterilerine ulaştırma ihtiyacı hissetmiş. Kendisinden dinleyelim:

“Kitap almak için dolaştığım yerlerde karşıma plak, kaset, diğer antika objeler de çıkıyordu. Beğendiklerimi topladıkça bu tür eşyalar da kendine yer buldu. Buradaki kitaplar diğer odalara taşındı ister istemez. Sahaf diye gelenler önce bu antikalarla karşılaşınca şaşırıyorlar fakat diğer kitap dolu odalarımda onları misafir ediyorum.”

 

Melal Sahaf’ın derinliklerine yolculuk yapmadan önce Yusuf Doğan’ı tanımak gerektiğini düşünüyorum. Doğan Elazığ doğumlu ama Malatya’da büyüdüğünü söylüyor. Üniversite öncesi tüm öğrenim hayatı Malatya’da geçiyor ve 2007’de Kocaeli Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı Bölümünü kazanıyor. 2011 yılında lisans sürecini tamamlar tamamlamaz Malatya İnönü Üniversitesi’nde yüksek lisansa başlıyor ve yüksek lisansı da başarı ile bitirince doktora için Kocaeli Üniversitesi’ne geri dönüyor. 2018’de de doktorasını tamamlıyor. Başarılı bir öğrenim hayatı.

Tüm bu öğrenim hayatından sonra akademik kariyerine devam etmeyi hayal ettiğini belirtiyor Doğan, fakat her şey dışarıdan göründüğü kadar kolay olmuyor. “Ülke şartları,” diyor kısaca. Ben Anlıyorum. Ülkemizde başarılı insanlar için pek çok yol ne yazık ki dikensiz değil. 

Ben en çok sahaflığı neden seçtiğini merak ediyorum. Öğreniyorum ki Yusuf Doğan kitapla, okumakla küçüklüğünden beri hep haşır neşir olmuş. Esnaflığa da çok küçük yaşta başlamış aynı zamanda. “Simit satarken kitap da okurdum,” diyor gururla. Pek çok klasik romanı küçük yaşta hatmediyor desek abartmış olmayacağız.  Okul çağlarında dönem ödevlerini bile hep edebiyat derslerinden alarak bu yönde birikimlerini artırmaya devam etmiş. Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” kitabı onu çok etkilemiş. “Bir nevi kendimden geçtim,” diyor eski anılarını hatırlayarak. Böylelikle kitap sevgisi onda kalıcı bir hal almış.

Meslek seçimi olarak da edebiyatı seçince daha bilinçli okumalara yönelmiş. Üniversitede kitap peşinde koşma çağı başlamış onun için. Öğrenciliğinde banliyö trenine atlayıp Sakarya-İstanbul arasında mekik dokuyarak ya da bazen Bursa, bazen Ankara sahaflarını gezerek kaliteli bir kitaplık oluşturmuş kendine.  Ders niteliğinde bir cümle kuruyor Doğan: “En iyi kütüphane öğrenciyken kurulabilir.” Çok sevdim bu sözü. Sözlerine şöyle devam ediyor:

“Sahaflık bir keşif işi. Bir sahafa giriyorsunuz ve aklınızdaki bir kitaba bakarken başka bir kitap, başka bir yazar aklınızı çeliyor. Ona da dadanıyorsunuz. Günümüzde internet ortamından da kitap alınıyor, kitap okumak için özel tabletler var fakat kitap okumanın en büyük zevki onu kâğıt olarak sayfa sayfa elinizde kanlı canlı tutabiliyor olmanız.”

 

İnternet ortamından kitap satışı yapıp yapmadığını soruyorum. “Var,” diyor Doğan, “internet satışının en büyük avantajı her yerden, uzak bir şehirden bile ulaşılır olması. Çevrenizde, yaşadığınız şehirde bulamadığınız bir kitabı bambaşka bir yerden sahip olma imkânı buluyorsunuz,” diyor. Kendisine katılıyorum. Bir sahafın olduğu bölgede sıkışıp kalmasındansa, uzak yerlerden de müşteri ediniyor olması büyük avantaj.

Laf arasında bir şikayetini de dile getiriyor Yusuf Doğan. Kitap alıcısının sahaflığı bazen yanlış anladığını düşünüyor. Bazı müşterilerin beğendiği kitabı almak istediğinde, kitaba biçilen değeri fazla bulmasından ve genelde müşterinin “bu ikinci bir el kitap daha uygun fiyatlı olması gerekmez mi?” serzenişini yanlış buluyor bir sahaf olarak. Günlük hayatta pek çok şeyin ücretini öderken sorgulamayan ‘okuyucunun’, konu sahaftaki kitaba geldiğinde kılı kırk yarmasına anlam veremediğini belirtiyor. Hatta müşterinin bazen serzenişini abartıp nadir bulunan bir kitap için bile sıkı pazarlığa tutuştuğuna şahit olduğunu söylüyor gülerek. O bunları anlatırken, ben dahil pek çok kişinin bir kahve ve yanında ufak bir atıştırmalığa birkaç yüz lira verdiğimizi düşünüyorum. Sonuç olarak Doğan, o akıllardaki, sahaf denilince çok çok uygun fiyata kitap alınan yer imajını herkesin değiştirmesi gerektiğini hatırlatıyor bize.

Sahaflık yapan kişilerin ulaşmaya çalıştıkları, elde edemedikleri bir kitabın olup olmadığını merak ediyorum. Yusuf Bey bu soruma şu şekilde cevap veriyor:

“Bu mekandaki tüm kitapların dışında benim evimde kendime özel bir kütüphanem daha var. Özel bir koleksiyonum da var diyebilirim. İmzalı kitap koleksiyoneriyim. Ama başka birisi için imzalı kitaplar değil. Benim adıma imzalanmış kitap peşinde koşuyorum desem yalan olmaz.” Bu şekilde imzalatılmış pek çok kitabının olduğunu söylüyor Doğan. Ulaştığı yazarlardan, şairlerden hayatta olanlar olduğu gibi artık bu hayattan göçenlerin de imzalı kitaplarını kütüphanesinde korumaya devam ediyormuş. “Aynı zamanda özel numaralı basılmış kitaplara da ulaşmaya çalışıyorum. Tüm bunların yanı sıra kütüphanem oldukça geniş: Akademik kitaplar, sözlükler de cabası.”

Biraz başa dönelim istedim. Yusuf Doğan akademik kariyeri olan birisi, bahsetmiştik. Fakat bir şekilde hayat ve ülke şartları, liyakat sorunları onun o yolda yürümesini engellediğini biliyoruz. Peki Dr. Yusuf Doğan’ın kafasında hep bir sahaf olmak var mıydı acaba diye merak ediyorum. Bu soruma net bir cevabı var Doğan’ın: “Bu ülkede bazı şeyler zorunluluk. Pek çoğumuz sevdiğimiz için değil, zorunda kaldığımız için başka kulvarlara savruluyoruz. Ama hangi işi yaparsam yapayım severek yapmaya çalışırım ve daha da önemlisi en iyisini yapmaya çalışırım. Ben belki biraz da şanslıyım. Geçmişimde biriktirdiğim pek çok kitabım var. Bilgi dağarcığım bu uğurda epeyce geniş. Hem akademik kariyerim de edebiyat. Uzak olmadım hiç kitaplara. Bu sebeple de bu işimde başarılı olduğumu düşünüyorum.”

Yusuf Doğan’ın kendisi ile ilgili bu tespiti oldukça yerinde bir tespit. Kendisine gelen müşterilerine en uygun şekilde, en doğru yönde yönlendirmeye çalıştığından bahsediyor. Bir proje, bir tez için kaynak arayanlara kendi dağarcığındaki konularla, kitaplarla bir danışman gibi destek de olduğunu gururla anlatıyor. “Sürekli kendinizi bu işte yenilemeniz ve güncel tutmanız gerekiyor,” diyor Doğan, “bu dükkânın içindeki kitaplardan, belirli bir bölümden eksilen varsa, ya da o bölümde o rafta durması gereken bir kitap varsa araştırıp bulup getirmeniz gerekiyor. Ancak müşteri memnuniyeti bu şekilde sağlanabilir.”

Bu cümleleri duyunca, Yusuf Doğan’ın sahaflık yaptığı bir şehirde yaşıyor olmak bana güven verdi. İşini iyi yapan, seven, bu işi bir ticaret olarak görmeden önce bir gönül işi olarak isimlendiren biriyle aynı şehirde yaşıyor olmamız hepimiz için bir şans olduğunu düşünüyorum.

Geçen haftalarda Şerafettin Ergül’e sorduğum soruyu Yusuf Doğan’a da sordum. Kocaeli’de bir sahaflar çarşısı nasıl olur, ne düşündüğünü merak ediyordum. Bu fikri desteklediğini belirtiyor Doğan. Böyle bir çarşının kent kültürüne yeni bir soluk getireceğinin, kültürel mirası koruyacağının altını çiziyor. “Entelektüel bir ortam oluşmasında çok büyük desteği olacaktır,” diye devam ediyor sözlerine. 

Yusuf Doğan da eğer Kocaeli’de bir sahaflar çarşısı olursa, hiç vakit kaybeden taşınacak sahaflar arasında olacağını söylüyor çekinmeden. Aynı zamanda kafasındaki bir hayalden de bahsediyor burada: “İleride dört beş katlı bir yer edinmek isterdim. Bir katı antika eşyalarımı koyacağım, diğer katlarda kitaplarımı okuyucuyla buluşturabileceğim bir bina. İmza günlerinin düzenlenebileceği, kültürel etkinliklerin olacağı bir tür mabet.” Bu gibi bir yer için ciddi anlamda desteğe de ihtiyacı olduğu bir gerçek. 

Yusuf bey ile sohbet ederken, arada kitapların yer aldığı arka odalara ara ara göz atmaya çalıştım. Henüz doya doya saatler geçirmedim ama günün birinde o rafların arasında kaybolmak için sabırsızlandım. Doğan da bir müşteri geldiği zaman onu hiç rahatsız etmediğini söylüyor. Eğer okuyucu kendisinden özel bir kitap sormadığı sürece onu, onun kendi dünyasında kalmasını sağlamak için elinden geleni yapıyor. Şu sözleri çok anlamlı geldi bana: “Burası bir terapi merkezi. Rahatsız edilmeden kitap kokuları arasında saatlerce kendini dinleyebilirsin. Farklı farklı kitap tasarımlarını gördükçe estetik zevkin de oluşuyor aynı zamanda. Bana gelen, bu kapıdan çıkarken ruhu dinlenmiş olarak çıksın istiyorum.”

Sohbetimizin sonlarına doğru Kocaeli’de bir kitap mezatı yapmak konusunda fikrini merak ediyorum Doğan’ın. Bu tür bir mezat için en önemli engelin bu işe uygun bir alan olduğunu söylüyor Doğan. Hak veriyorum kendisine. “Mezata gelen kişi aynı zamanda sosyalleşmeli, bir kahvesini çayını rahatça içebilmeli. Mezata katılmasa bile o atmosferi bir kere görmeli. Aslında bu tür mezatların en güzel mekânı yine sahafın içidir. Okuyucu kitaptan uzaklaşmamalı.”

Yusuf Doğan’ın sizlere ulaştırmam için bana aktarmak istediği son bir sözünün olup olmadığını sordum. Öncelikle Kocaeli’de kitaba, okumaya ve sahaflığa dair bir iz bırakmak istediğini iletti. Yıllar sonra bile bu kentte bir Melal Sahaf vardı diye anılmak istiyor haklı olarak. Ardından sizlerle paylaşmam için bana çok güzel bir öğüt emanet etti. Sizlere paylaşmak boynumun borcu:

“Herkesin peşinde koştuğu bir koleksiyonu olmalı. Pahalı veya ucuz fark etmez. Neye erişebiliyorsanız, neye gücünüz yetiyorsa biriktirmek, arşivlemek, takip etmek gerekli. Çünkü bir şeyle uğraşmayan insan kendisi ile uğraşmaya başlıyor. Bu da yorucu bir durum.”

Bu güzel sohbet için teşekkür edip ses kaydını sonlandırıyorum. O mekândan bir yarım eksik olarak ayrıldığımı itiraf etmeliyim. Melal Sahaf’ı gezme, orada terapi görme şansım olmadı ama ilk fırsatta uğramak için söz aldım. 

Kapıdaki tülü geçip, geldiğim sokaktan gerisin geri yürümeye başladım. Yağmur başlamıştı. Zihnimde allegrettonun ağır, hüzünlü melodisi eşliğinde yağmurun kokusunu duyumsadım. Bir şekilde yıllar önce zihnime kazınmış bu sokaktan geçip kitap kokusuna, o aradığım ‘vellichor’a*** ulaşacağım kimin aklına gelirdi ki. 

Parça bitti. Orkestrayı yöneten Beethoven seyirciye döndü. Seyirci tekrar dinlemek istiyordu bu hüzünlü parçayı. 1813’ün Viyana’sında, o salondaki herkes eserden çok etkilenmişti. Melal de beni etkiledi. Ne de olsa Melal, anlam olarak hüzün demek değil miydi? 

______

* Halit Molla Sokak. Halit Molla, Sakarya ili, Kaynarca ilçesi, Sıraköy doğumlu, Türk Kurtuluş Savaşı'na katılmış bir Kuvâ-yi Milliyeci. (Meraklılar için kitap tavsiyesi: Dinlediğim Halit Molla, Yazar Fahri Tuna, Değişim Yayınları.)

** 7. Senfoni 2. Bölüm, Allegretto (La minör), https://www.youtube.com/watch?v=ESilvOS2O9k

*** Vellichor, İngilizce'de kullanılan ve eski bir kitapçıdaki kullanılmış kitapların kokusu ve atmosferiyle ilişkilendirilen nostaljik, melankolik bir hissi ifade eden bir kelimedir. Bu terim, John Koenig’in The Dictionary of Obscure Sorrows adlı eserinde ortaya çıkmıştır ve Latince vellum (parşömen) ile ichor (mitolojide tanrıların kanı) kelimelerinden türetilmiştir.

YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
Şerafettin Ergül 21:50 - 18 Mayıs 2025

Değerli meslektaşım Melal sahafa hayırlı kazançlar diliyorum. Muhteşem ve zengin bir anlatım olmuş,kaleminize sağlık değerli arkadaşım. Sahhaf/ Kitap Keyfim

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
kaan uçar masaüstü
X