Hayatımızın Sahibi Kim !
Murat Tolunay

Düzgün Amca’dan Hayat Notları

16 Ocak 2026 11:01
Sevgili dostlar, merhaba.Kaç zamandır birlikte çok özel dost muhabbetleri içinde buluştuk. Bu buluşmalarımızın çoğunda farkındalıklı ve sağlıklı yaşamak üzerine sohbetler yaptık. Kalan ömrümüzü nasıl geçirmeliyiz sorusunu, kendi öz yaşam hikâyemden yola çıkarak sık sık konuştuk.

Hayatımın “ikinci yaşam bölümü” dediğim 49 yaşımdan sonra, yeniden hayata merhaba diyerek anlamlı bir yaşamı nasıl kurabilirim sorusunu kendime sordum. Adım adım, her gün kendimle kurduğum bu anlamlı buluşmanın disiplinli yolculuğunu; neredeyse adım adım yaşadığım tecrübeleri yazarak aktarmaya çalıştım.
Belki de hâlâ birçok insan, kendi hayat hikâyesindeki çıkmazlarla savaşırken hayatla kavga içindedir. Bu kavgayı verirken, gerçek sebep tam gözümüzün önündeyken onu kaçırmamamız için bugün size hayatımda çok derin bir anlamı olan bir insandan bahsetmek istiyorum. Hayattayken çok konuşmayan ama davranışlarıyla, bazen kurduğu beş kelimelik cümlelerle derin ve kadim bir anlam bırakan… Gözlerindeki ve dilindeki yumuşaklığı, ben kendi içsel yolculuğumda onun ruhunu ve içindeki çocuk yanını gördüğümde fark ettim.
Şimdi belki de herkes “Bu sohbet nereye gidecek?” diye merak ediyordur. O halde ince belli bardağınıza çayınızı koyun. Eğer benim gibi Doğu Anadolu’daki kıtlama çay kültürünü biliyorsanız, çayınızı o şekilde için ve sizi Düzgün Amca ile tanıştırayım.
Adı gibi, hayattaki her şeyi düzgün yapan bir yaşam hikâyesi vardı. Kendinden önce herkesi düşünür; yardıma ihtiyacı olan, derdi olan kim olursa olsun, elinden geleni yapardı. Yaşam hikâyesi aslında çok derin acılar ve zorluklar barındırır ama burada fazla drama yaparak onun anısının güzel taraflarını gölgede bırakmak istemiyorum.
Bingöl’ün Kiğı kasabasına bağlı bir dağ köyünde dünyaya gelmiş. Çobanlık yapmış, ırgatlık yapmış, askerlikten sonra evlenmiş ve ailesiyle Erzincan’da küçük ama sıcak bir yuva kurmuş.
1976 yılında Erzincan’da özel bir doktor muayenehanesinde işe başlamış ve tam 44 yıl boyunca çeşitli doktorların yanında hasta bakıcılığı ve iğnecilik yapmış. Erzincan’da neredeyse ayak basmadık yer bırakmamış.
Eskiden çantalarıyla dolaşan iğneci amcalar ve teyzeler vardı. Düzgün Amca da okuma yazma bilmeden; iğne yapmayı, serum takmayı öğrenmişti. İşten sonra ve sabahın erken saatlerinde, hastalara verilen iğneleri yapmak için ev ev dolaşır, şifa dağıtırdı.
Köylerden kışın hasta olarak gelen, Türkçe bilmeyen Kürtçe konuşan insanlara doktorlarla hastalar arasında tercümanlık yapardı. Teknoloji yoktu ama insan insana ilişkinin gücü, samimiyet ve güven vardı. Hastaların kalacak yeri yoksa onları evinde misafir ederdi. İyileşip köylerine döndüklerinde ise, parayla değil; köy peyniri, çökelek, yumurta, yoğurt, süt, ayran göndererek teşekkür ederlerdi. Burada paranın değil, insanın insana dokunuşunun değeri vardı.
Düzgün Amca, Erzincanlıların en sevdiği amcaydı. “İğneci Amca geliyor” denildiğinde çocukların korktuğu sanılırdı ama aslında tam tersi olurdu. Çünkü onun eli çok hafifti ve cebinden mutlaka bir şeker ya da gofret çıkardı.


Her akşam babalarının yolunu gözleyen çocuklar vardı. Kapı açılır açılmaz “Baba ne getirdin?” diye boynuna sarılırlardı. O çocuklardan biri de bendim.
Evet, Düzgün Amca benim babamdı.
Bazen tam yatağa girecekken kapı çalınırdı:
“Düzgün Amca, kızım ateş içinde… Annem çok hasta, hemen gelmen lazım.”
Babam çantasını alır, koşarak gider; o evdeki ağlamayı dindirir, şifa verirdi.
Ben de bazen onunla giderdim. İğneyi kaynatıp hazırlarken, ağlayan hastanın iğneden sonra nasıl rahatladığını görmek beni mutlu ederdi. Eve dönerken teşekkür eden insanların sözleri ve babamın elini tutarak yürüyüşümüz… O yıllarda hissettiğim gururun farkında değildim ama şimdi çok iyi anlıyorum.
İlkokulda öğretmenimiz babamızın mesleğini anlatmamızı istemişti.
“Benim babam iğneci Düzgün Amca” demişim.
“Doktor çantası var, kocaman iğneleri var. İnsanlar gece acil durum olunca babamı çağırır, iğne yapar, sonra kimse ağlamaz” demişim.
Yıllar sonra kendi iyileşme yolculuğumda, gönüllü olarak insanlara sağlıklı yaşam farkındalığı sunarken, babamın bu sözlerini ve davranışlarını yeniden hatırladım. Düzgün Amca’nın her hastaya söylediği cümleler hafızamın derin çekmecelerinden çıktı:
“Merak etme yavrum, iyi olacaksın.”
“Korkma, geçecek.”
“Gözlerini kapa, güzel bir şey düşün.”
Bir psikolog, bir doğal şifacı gibiydi. El tutar, dua eder, insanın ruhuna dokunurdu.
2019–2025 yılları arasında kendi içsel yolculuğumda çocukluğuma dönüp travmalarımla yüzleşirken, babamla olan güzel anılarımı yeniden keşfettim. Öfkeyle, kırgınlıkla değil; sevgiyle barıştım.
Bu barışma hepimiz için mümkün. Geçmişin sadece kötü yanlarını değil, güzel anılarını da hatırlayın. Anne babanız hayattayken onlarla geçmişe yolculuk yapın. Sarılın. Teşekkür edin.
Babalarımız en az annelerimiz kadar kıymetlidir.
Hayattayken helalleşin.
Bir gün ansızın gidecekler… Keşkeleriniz az olsun. Hayatınıza sarılın. Öz sevgi ve öz saygınızı güçlendirin. Etrafınızda ufacık da olsa yardım edebileceğiniz insanlar olduğunu unutmayın.
Her gün kendinize şunu söyleyin:
“Benim hayatımın bir anlamı var.”
Ve sizi yoran, zamanınızı çalan insanlara “Hayır” deme cesaretiniz olsun.
Bu yazım, güzel babam; sizin sevgili Düzgün Amca’nın hatırasına…
31 Aralık 2025 gecesi babamı kaybettim. Yokluğunu her gün daha çok hissediyorum ama anılarımıza sığındıkça içim ısınıyor.
İyi ki benim babam Düzgün adındaki bu amca olmuş.
Bana bıraktığı en değerli miras: düzgünlük, ahlak ve insan sevgisi.
Babanızla güzel anılar diliyorum sevgili dostlar…
İyi ki varsınız.
Bazen bunu çevrenizdekilere de hatırlatın.
Size de, onlara da iyi gelecektir.

YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
Atilla varlık 18:19 - 16 Ocak 2026

Başınız sağ olsun

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
kaan uçar masaüstü
X