Hayatımızın Sahibi Kim !
Murat Tolunay

NEFES ALIYORSAM, HAYATIMIN HAKKINI VERMELİYİM

27 Ağustos 2025 10:41
Başlığı okuduğunuzda, “Nefes almanın hayatın hakkını vermekle ne ilgisi var?” diye sorabilirsiniz. Bu soruyu bana yöneltmeden önce size küçük bir önerim var: Kendinize ait sakin, sessiz bir alana geçin. Telefonunuzu kapatın ve sizi rahatsız edecek her şeyden uzaklaşın. Birkaç dakika sadece kendinizle kalın.

Şimdi gözlerinizi açık tutarak bir-iki dakika nefesinizi tutun. Ama hiçbir şekilde nefes almayın. Zorlanmayı hissettiniz mi? Kalbinizin sıkıştığını, vücudunuzda garip hislerin oluştuğunu fark ettiniz mi?
Hayat, nefes alarak var olduğumuz bir ortamdır. Biz insanlar ise, Yüce Yaradan’ın yarattığı en özel varlıklarız. Ne var ki, insanın kendine yaptığı kötülüğü kolay kolay başka hiçbir canlı yapmaz. İşte asıl hikâye de burada başlıyor: insanın yaşamdaki yeri.
Bununla ilgili samimi bir sohbete ne dersiniz? Gelin, kendimize dürüst olalım. Kendi hayatınızı bir düşünün: Acaba neleri kaçırıyorsunuz? Kalan ömrünüzün ne kadar olduğunu bilmiyorsunuz, ama onun hakkını verecek şekilde nasıl yaşamanız gerektiğini hiç düşündünüz mü?
“Başımda o kadar dert var ki, şimdi bunu düşünecek vaktim yok” diyebilirsiniz. Haklı da olabilirsiniz. Çünkü ben de aynı cümleyi yıllar önce kurdum.
Hollanda Günlerim
2000 yılında Hollanda’daydım. İstanbul’dan yeni gelmiş, farklı bir ülke ve kültüre uyum sağlamaya çalışıyordum. Kuzenlerimin desteğiyle ayakta durmaya gayret ediyordum. Çalışıyor, düzen kurmaya çabalıyordum.
Ama bir akşam iş çıkışı kendimi hastanede buldum. 2005 yılındaydı,tam 7–8 gün boyunca kendimde değildim. Gün içinde 15–20 kez bayılıyordum. Sonradan öğrendim ki panik atak geçiriyormuşum.
O zamana kadar hayatında pek doktora gitmeyen, psikolog ve psikiyatristle tanışmayan ben, artık onların kapısını çalmaya başlamıştım.
Yaklaşık 22 ay boyunca evden çıkamadım. Yürümekte zorlanıyor, sık sık düşüyordum. Ne çalışabiliyor ne de kendi ihtiyaçlarımı karşılayabiliyordum. Banyomu yapmak, üzerimi değiştirmek gibi en basit işlerimi bile kuzenlerim ve arkadaşlarımın yardımıyla hallediyordum.
İstanbul’da 10–12 saat çalışan, ailesine destek olan ben; artık nefes alamayan, ayakta duramayan bir insana dönüşmüştüm. O anlarda hep ölümü hissettim.


Panik Atakla 15 Yıllık Yolculuk
Profesyonel destekler ve sevdiklerimin yardımıyla hayata tutundum. Doktorlar bana nefes almayı öğrettiler. Çünkü panik anlarında, farkında olmadan nefesimi göğüs kafesimin üstünde, “iman tahtası” dediğimiz bölgede tutuyordum. Bu da bayılmaları tetikliyordu.
Adı masum gibi görünen bu hastalık, aslında bir insanın yaşayabileceği en ağır deneyimlerden biri. Kalbinizi durdurabiliyor, ölüm korkusunu sürekli yaşatıyor.
Yaklaşık 15 yıl boyunca bu hastalıkla yaşadım. 2017 yılında geçirdiğim trafik kazası sonrası yeniden profesyonel destek aldım. Bu kez sadece anlık sorunlarımı değil, en derinimde sakladığım yaraları keşfettim. Çocukluk travmalarımın, panik atakların en büyük besin kaynağı olduğunu öğrendim.
2017–2020 yılları arasında aldığım terapiyle hem geçmişimle yüzleştim hem de nefes egzersizleriyle tanıştım. Ve sonunda hayat bana yeniden “merhaba” dedi.
Kendime Şefkatle Sarıldım
Bugün, panik ataklara veda edeli 6 yıl oldu. Kendime emek vermeyi, öz sevgimi ve öz saygımı korumayı öğrendim. İçimdeki çocuğa sarılmayı, ona şefkat göstermeyi öğrendim. Bu, bana da içimdeki küçük Murat’a da çok iyi geldi.
Şunu asla unutmayın dostlar: Yaradan’ın bize emanet ettiği bedenimize iyi bakmalıyız. Yaralarımız ve acılarımız olabilir ama ömrümüzü sadece bunlara teslim ederek kendimizi kurban gibi görmemeliyiz.
Nefes aldığımız sürece hayat bize kucağını açar. Yeter ki umudumuzu kaybetmeyelim. Hayatımız için emek verelim.
Sözlerimi Mevlânâ’nın şu dizeleriyle bitirmek istiyorum:
“Olmaz dediğin ne varsa olur, düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın. Öldüm der durur, yine de yaşarsın.”
Sevgiyle kalın.

 

YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
Meral 18:34 - 27 Ağustos 2025

Çok güzel ve çok etkilendim hikayenizden

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
kaan uçar masaüstü
X