Öfkenin İçimizde Yarattığı Fırtına: Bir Farkındalık Yolculuğu
Hayatta en çok korktuğum şey: “Her şeyi ben bilirim” diyen birinin, ailede, iş yerinde ya da
arkadaş çevresinde her zaman en doğrusunu bildiğini sanarak dolaşması ve etrafındaki
insanları zehirlemesidir.
Ama asla korkmam dediğim bir şey var ki, o da diploması ne olursa olsun ya da diplomasız
ama hayat tecrübesi olan birinin, sürekli öğrenme çabasında olmasıdır. Düşünen, farkında
olan, duygularının temel kökenlerini keşfetmeye çalışan birinin anlama kapasitesi daha
sağlıklıdır. Bu insanlar, kendilerine, ailelerine ve çevrelerine farkındalık katarlar.
Bugünkü yazımda sizleri, hayatın içinde ve iş yaşamında yaşanan krizlerin bizi nasıl
etkilediğine dair küçük bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Eğer şu an hayatınızdan
şikayetçiyseniz, bu yazıyı sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim.
Eğer hâlâ hayattan ne istediğinizi bilmiyor ve bunu arıyorsanız, ailenizdeki bazı kişiler sizi
anlamıyor ve siz de “Neden anlamıyorlar?” diye sorguluyorsanız; hele ki bir evlilik
içindeyseniz ve eşinizle yaşadığınız sorunları dışarıdaki insanlarla çözmeye çalışıyorsanız,
bilin ki bu durumun kökeninde güvensizlik vardır. Üstelik bu, çocukluğunuza kadar uzanıyor
olabilir.
İş hayatına gelince, orada da işler karışıktır. Çünkü herkes her şeyi en iyi bilenin kendisi
olduğunu düşünür. Takım ruhundan çok, “Ben bu ekipten farklıyım” havası hâkimdir. “Eğer
sen bunu göremiyorsan, sen körsün” diyebilen insanlar hep yakınımızdadır. Belki de bu
insanlar sadece farkında değildir.
Diploması olup da aile ilişkilerinde duygusal yaralar almış bireylerin, iş yaşamında da aynı
duygusal yükle hareket ettiğini görmek oldukça düşündürücü.
Yıllarca hem özel hem de iş hayatımda yaşadığım sorunlar beni mide kanseri eşiğine getirdi.
Ardından da uzun sürecek bir panik atak dönemi başladı. Uykusuz gecelerde, bilinçaltım
adeta kontrolü ele almıştı ve ben kendi hayatımın direksiyonunda değildim.
Belki bu yazıyı okuyanlar arasında da benim geçmişte yaşadığım gibi farkındalık eksikliğiyle
yaşayanlar vardır. Eğer bu hikâye sayesinde hayatınızda bir şeyleri değiştirme şansı
yakalarsanız, ne mutlu bana.
Geçmişte farkındalık eksikliği nedeniyle hem birlikte çalıştığım insanlara hem de kendime
zaman zaman haksızlık ettim. Duygusal olarak eksik olduğum için kendimi ve işimi yeterince
koruyamadım.
2017 yılında geçirdiğim kazadan sonra farkındalık yolculuğum başladı. Hayat kapımı
defalarca çaldı. Sağlık sorunlarımın ağırlaştığı, “Neden ben?” sorularının cevapsız kaldığı o
dönemde, içimdeki öfkenin beni nasıl ele geçirdiğini tarif etmem zor. Zihnim her an, her
dakika durmaksızın konuşuyordu.
Profesyonel yardım aldıktan sonra yavaş yavaş ne istediğini bilen birine dönüşmeye başladım.
Yıllarca “hayır” demeyi bile bilmeden yaşamıştım.
Araştırmalar gösteriyor ki; ister yönetici, ister beyaz ya da mavi yakalı olun, iş yerlerinde
duygusal yaraları nedeniyle başkalarına zarar veren insanlar, ortamı adeta bir akıl hastanesine
çevirebiliyor. Bu yüzden hepimiz kendimize şu soruları sormalı ve eksik yanlarımızı onarmak
için adımlar atmalıyız.
Destek istemekten çekinmemeliyiz. Ama bu desteği nazik, sakin ve yumuşak bir dille;
karşımızdaki insanın da bir kalbi olduğunu unutmadan istemeliyiz. Çünkü aynı coğrafyada
doğmuş olsak da, aile yapılarımız, travmalarımız ve yaşam deneyimlerimiz çok farklı.
Pandemi sonrası yaşadıklarımız ortada. Ama yine de hâlâ çözüm arayan, umut aşılayan
insanlar var ve bu bana yaşama dair umut veriyor.
Bir başkasına yapılan kötülüğe sevinip, o gece rahat uyuyabilen biri olmak... İşte bunu
gerçekten anlayamıyorum.
Duygusal davranışlarımızın bizde ve çevremizde açtığı yaralar, çoğu zaman kalıcı oluyor. Bu
yazıyı yazarken, geçmişte bu farkındalığa sahip olmadan geçen 45 yılın etkisiyle içimi
döküyorum.
Unutmayın! Hangi sektörde olursanız olun, kendinizi tanımıyorsanız; güçlü ve zayıf
yönlerinizi dürüstçe kabullenemiyorsanız, sahip olduğunuz diplomalar ne kadar prestijli
olursa olsun, eksik bir insan olarak kalırsınız.
İletişim sorunları yaşadığınızda, içinizdeki ses ya sizi savunmaya ya da oradan kaçmaya
zorlar. Ama bu sesi susturup profesyonel destek alırsanız; yaşam duruşunuz, ilişkileriniz ve
hayatınız bambaşka bir yönde şekillenebilir.
Doğan Cüceloğlu hocamın derslerinden öğrendiğim en önemli cümlelerden biri şudur:
“Bildiklerinizin gerisine gidip merak eden bir insan olmanız gerekiyor. Bunun da ilk
adımı, gözlemleyen bilincinizi geliştirmek olacaktır.”
Size, kendi farkındalık sürecimde işe yarayan ve tavsiye edeceğim bir egzersizden bahsetmek
istiyorum. Belki birçok kişi ekonomik nedenlerden dolayı profesyonel destek alamıyor. Ama
bu yöntem tamamen ücretsiz:
Her gün, günün sonunda sadece 15 dakikanızı ayırarak, aşağıdaki soruları kendinize
sormanızı öneriyorum:
- Neden öfkelendim?
- Neden nefret duygusunu hissettim?
- Neden korku içime çöktü?
- Neden tiksinti hissettim?
- Neden aşkı aşırı derecede yaşıyorum?
- Neden herkesi mutlu etmeye çalışırken kendimi mutsuz hissediyorum?
- Neden kaygılıyım?
- Neden cesaretim ve özgüvenim eksik?
- Neden sevincimi tam olarak yaşayamıyor ya da aşırı yaşıyorum?
Bu soruları her gün kendinize sormaya başlayın. Belki ilk başta net cevaplar alamazsınız.
Ama bu egzersizi düzenli yaparsanız, zamanla içinizdeki mekanizmanın nasıl çalıştığını fark
etmeye başlarsınız. Duygularınızı tanımak için kendinize gerçek bir şans vermiş olursunuz.
Unutmayın, bu yöntem ücretsiz ve diploma gerektirmiyor. Daha sağlıklı bir toplumun temeli,
önce kendimizi tanımakla başlar.
Son olarak, kendinize şu soruları da sormanızı isterim:
- Nasıl bir yaşam istiyorum?
- Hayat amacımı belirlerken ailemle ve kendimle sağlıklı bir bağ kurabiliyor muyum?
- Anlaşılmak için kendimi nasıl ifade ediyorum?
- İnsanları gerçekten dinliyor ve empati kurabiliyor muyum?
- Kusurlarım bana söylendiğinde nasıl tepki veriyorum?
- Öfke, kızgınlık, küslük gibi duygular beni ele geçiriyor mu?
Eğer içinizden “Ben sana yapacağımı yaparım!” gibi bir duygu geçiyorsa, inanın bu duygu
önce sizi zehirler. Sonra da sizi hasta eder.
Sizlere sağlıklı bir yaşamın en önemli değeri olan şu güzel insanların güzel sözleri ile farkındalıklı bir hafta diliyorum.

- Toplam 1 yorum
Mehmet Türel 16:26 - 19 Nisan 2025
Kaleminize sağlık. Çok güzel bir yazı.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Kararlarımızın Kaderle Buluştuğu 5 Saniye! 21 Ocak 2026 Çarşamba
- Düzgün Amca’dan Hayat Notları 16 Ocak 2026 Cuma
- Sen Bir Mucizesin 27 Aralık 2025 Cumartesi
- Bir Yılın Ardından: 2026 İçin Kendime Mektup 21 Aralık 2025 Pazar
- Spor ve Egzersiz Sizin Doktorunuzdur! 25 Kasım 2025 Salı
- Coşkulu Bir Hayat İçin Farkındalık! 15 Kasım 2025 Cumartesi
- Yaşlanmaktan Korkma, Yaşamayı Bir Sanata Dönüştür! 18 Eylül 2025 Perşembe
- Hayaller Birgün Gerçek Olur! 06 Eylül 2025 Cumartesi
- NEFES ALIYORSAM, HAYATIMIN HAKKINI VERMELİYİM 27 Ağustos 2025 Çarşamba
- Sağlıksız Yaşam Tarzımızı Neden Değiştirmeliyiz! 03 Ağustos 2025 Pazar