Hayatımızın Sahibi Kim !
Murat Tolunay

Sen Bir Mucizesin

27 Aralık 2025 09:28
Bu hayattaki en büyük korkumun, artık korkmak olmadığını hissettiğim an kendimi çok güçlü hissettim.

Siz de çocukken hiç dağ, taş, tepe demeden delicesine koşup sonra ayağınız kayıp aşağı yuvarlandığınız anları hatırlar mısınız? Benim böyle anım çoktur. Her defasında dizlerimin, ellerimin, yüzümün soyulmasına mı üzülsem; yoksa üstüm başım yırtıldı, az sonra dağdan koyunları köye götürdüğümüzde annem beni parçalayacak diye mi korksam bilemezdim.

O yüzden köye varınca hep yukarıdaki çeşmenin başında beklerdim. Teyzem gelene kadar… O beni temizler, öğüt verir, sonra ona sarılır, öperdim. Çünkü hâlâ aynı teyzem; hâlâ aynı şefkatle, aynı sevgiyle sarılır, öper beni. Diğer teyzem de öyledir ama benim ilk köy anılarım birinci teyzemin köyünde, onun yanında yaşandı.

Anneme gelince… Eve teyzemin eteğine tutunarak giderdim. Annem ise beni eline geçireceği anı kollardı. Sonrasını anlatmayayım bence ???? Şiddete girer, korkarsınız vallahi.

Benim ilk büyük korkularım annemle orada başladı. Sonrasında yaşadıkça aynı senaryo devam etti: annemin öfkesi, cezalar ve korkmaya devam eden çocuk Murat…

Bu korku, okula başladığımda da peşimi bırakmadı. Ardından yatılı okula gitmeme sebep olan 12 Eylül sokak olayları, kaçırılmam, bulunmam… Ortaokul, lise derken İstanbul’da kendimi kocaman bir denizin ortasında buldum. Ama yüzme bilmiyordum. Hayatın içine, yüzme bilmeyen birinin denize atılması gibi düşmüştüm.

İşte mucizelerimize tanıklık etme zamanı tam da burada başlıyor sevgili dostlar.

Bu mucize aslında şu: İçinizdeki duygusal korkular, gerçek hayatta sizi “Ben her şeyi yapabilirim” noktasına hazırlar. Tabii bunu birebir böyle algılamayın, biraz metafor yapıyorum.

Kendime hep şunu sorardım:
“Kocaman bir tablonun içinde ben neredeyim? Bu tablonun bir parçası mıyım?”
Bu sorular zihnimde beni oradan oraya savururdu.

Yurt dışına geliş hikâyeme baktığımda, yıllar sonra dönüp o zamanki Murat’la konuşurum:
“Nasıl yaptın, korkmadın mı?” derim.
O da bana şu cümleyi fısıldar:
“Hayat var oldukça, merak etme… Sen bir şekilde yolunu bulacaksın.”

Vay be… Ne güzel bir özgüvenmiş gibi geliyor kulağa. Ama aslında bu özgüven falan değildi sevgili dostlar. Bu, bir yere ait olma hikâyemin üçüncü bölümüydü. Birinci ve ikinci bölümü Erzincan ve İstanbul’da yaşadım. Üçüncüsü ise Hollanda’ya gelmemle başladı. Bugün Murat’ın şu anki hikâyesini sizinle paylaşıyorum.

Unutmayın, siz de her biriniz bir hikâyenin parçasısınız. Yüreğinizin en derininde hissettiğiniz bir şey var. Aslında bilirsiniz ama bir türlü o hissi yaşamaya cesaret edemezsiniz. Bunun sebebi, çocukken içinize atılan o korkunun zehridir.

Düşünün ki o korku sizden daha büyük bir şeye dönüşürse… İşte o zaman, sanki yaşayan ama cansız bir balık gibi, suyun içinde boşlukta kalırsınız.

“Sen bir mucizesin” derken anlatmak istediğim tam olarak şudur:
O korkunun diğer tarafında, içinizdeki çocuk tarafınız bir Truva Atı gibidir. İçinden gerçek sizi çıkarmak için hep doğru anı bekler.

Ama bu her zaman her şeye atlamak demek değildir. Bazen strateji gereği bir adım geride durmak, hayatı dışarıdan izlemek ve kendini güçlendirmek gerekir.

Bazı yetişkinler ise çocukluktaki o korku zehrini hiç atlatamaz. Doğan Cüceloğlu hocamın dediği gibi:
“18’inde öldü, 70’inde gömüldü.”
Sessiz, sedasız yaşar; hayata kenarından köşesinden dokunup geçerler.

Ben hayatımın en büyük dersini, herkese ve her şeye koşarken kendimin yıkıldığını izlediğim anda aldım. Hayat bana bu dersi sağlığımla verdi.

Sevgili okurlarım, siz siz olun; hayatınızla asla dalga geçmeyin. Hayat bazen dalgaya alınacak kadar uzun olmuyor. Bunun şakası yok.

Yıllarca “aman kızmasın, bağırmasın, huzurumuz kaçmasın” diye başkalarını idare ederken, aslında kendi huzurumuzu kaçırdığımızı; hayat sağlıkla kapınızı çaldığında anlıyorsunuz. Ve o mesajı almış gibi yapıp hiçbir şeyi değiştirmezseniz, belki de hayatınızın son perdesini kendi elinizle kapatmaya başlarsınız.

Etrafımızda bunun birçok örneği var. Ben bunu canımla sınav verdiğimde anladım.

Şükürler olsun ki çocukken sarıldığım manevi inancım, Allah’ın hep yanımda olduğunu hissettiren o içsel huzurdu. Kapısını çaldım… O da ışığıyla kapıyı açtı. Çocuk yaşta içime saplanan korku zehrinin okunu, canımı acıta acıta da olsa, içimden söküp aldı.

Aynaya baktığımda, Truva Atı’nın içinden çıkan iki çocuk Murat’ın nasıl kahramanca ortaya çıktığını gördüm.

O yüzden siz siz olun; her zaman el uzatan taraf olmayın. Bazen başkalarının size el uzatmasına da izin verin.

Asıl mesele şuydu:
Artık kendime daha dürüsttüm.
“Bu dünyada ben de varım” diyordum.

Ben tam bir mucizeyim.
Yaralarımı sararak yeniden ayağa kalkmaktan korkmadım.
(Yaradan’ın bana verdiği en güzel mucizeydim.)

Siz de korkmayın.
Ve bu hayatın, size sunulmuş en değerli hediye olduğunu asla unutmayın.

Her zaman pozitif olmak zorunda değilsiniz ama zihninizin patronu sizsiniz.

Korkusuz yarınlarınız olsun.
Eğer korkularınız varsa, merak etmeyin… Zihniniz onları çok iyi biliyor. Sadece bir kere deneyin, sonrası kendiliğinden geliyor.

Sen bir mucizesin.
Sen bir mucizesin.
Sen bir mucizesin.

Defalarca yaz.
Defalarca söyle.

 Ben bu yolculuğa çıkarken, “damdan düşenlerin” hikâyeleri bana her zaman ilham olmuştur. Çünkü her birimiz, aslında birbirimizin aynasıyız.

Bu yılın son günlerini yaşıyoruz. Ancak her günü yeni bir gün gibi karşılamayı unutmayın. Yeni yılı da farkındalıkla; kendinize karşı şefkati, sevgiyi, sporu ve egzersizi eksik etmeden, disiplinli bir şekilde karşılayın. Kendinizle güzel yolculuklara çıkın.

Sevgili dostlar, herkese şifa  niyetinde okumalar.

Hep beraber, bazen de iyiliklerde buluşmayı unutmayalım.

YORUMLAR
  • Toplam 3 yorum
Murat Tolunay 12:47 - 27 Aralık 2025

Okumayı ve kitapları seven güzel dostum sevgili Semra ya teşekkürler...

0 Beğenmedim
Atilla Varlık 12:41 - 27 Aralık 2025

Hocam yazılarınızdan istifade ediyorum daha sık yazarsanız sevinirim

0 Beğenmedim
Semra 11:47 - 27 Aralık 2025

Kendisini şahsen tanıyan biri olarak; okundukça derinleşen, düşündüren ve iz bırakan bir kalem. Yazılarının devamını merakla bekliyorum.

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
kaan uçar masaüstü
X