Barış ve Demokratikleşme mi Acaba?

28 Şubat 2025 11:35
Siyaset ile ilgili yazılarıma son vermiştim ve yazmayacaktım. Siyasal iletişim ile birlikte akademik çalışmalarımın genelini kapsayan sürdürülebilirlik ile ilgili konulara ağırlık vermeye karar vermiştim. Ama gündem durulmuyor.

Yeni Kocaeli Gazetesi’ne yazmaya başladığım ilk yazım iklim kanunu ile ilgili olacaktı. Masamın üstünde duruyor o yazı. Sanayicilerin işini kolaylaştıran iklim kanunu hakkındaki yazıyı okuyacaksınız.

90’lı yıllarda hepimiz ana haber bültenlerini şehit cenazelerini üzüntüyle izleyerek geçirmiştik. Türkiye Kürt sorunuyla terör üzerinden tanıştı. Türkiye’nin bir Kürt sorunu vardı ama kitleler bunu çok fazla bilmiyordu. Terör ile birlikte Kürt sorunu da tartışılmaya başlandı ve hiç kimsenin içine sinmedi. Evet, ülkenin çok farklı sorunları vardı ama bunun için terör yapılması, insanların katledilmesi hiç kimsenin içine sinmemişti ve tarihin hiçbir döneminde olmayan Türk – Kürt çatışması ya da düşmanlığı terör üzerinden yeşermeye başlamıştı.

Geride çok uzun seneler kaldı ama maalesef aynı zamanda çok ağır bir bilanço kaldı. 50 binin üstünde vatandaşın öldüğü …. Bu 50 bin vatandaşın içinde Kürt de var Türk de var asker, polis, öğretmen de var, sivil halk da var, var oğlu var.

Stadyum dolusu insanları düşünün, bunların hepsini kendi ellerimizle toprağa koyduk. Diyarbakır Cezaevi’nde yapılan işkencelerin üstüne bir terör örgütü kurup Türkiye’den, Türk halkından, devletten intikam alma hırsıyla ama daha sonra bunu “Kürtlerin kimliğini tanıma ve savunma meşruiyet çerçevesinde” tartışılmaya başlandığı için uluslararası platformlarda kendilerine yer bulmaya başlayan içeride Kürtlerin hakları tanınmadığı için terörün tolere edildiği süreçlerin yaşandığı yıllar geride kaldı.

Dün örgütü kuran Abdullah Öcalan İmralı’da birçok kez gerçekleştirdiği görüşmeler sonucunda çok net bir dille, detaya girmeden silah bırakma çağrısında bulundu. Yani PKK’nın bir kongre düzenleyerek kendini feshetmesi gerektiğini, tarihin içinden geçtiği süreçte doğduğunu ama o içinden geçtiği süreçlerin değiştiğini ve bu değişen süreç akabinde artık terörle mücadele ederek yoluna devam edemeyeceğini ama demokratik çerçevede Kürt haklarını savunmaya devam edeceklerini belirten bir mesajla PKK’nin kendini feshetmesini talep etti.

Burada karşımıza çıkan birkaç tane soru var;

Kandil bu feshe uyacak mı? Çünkü Öcalan daha önce de benzer çağrılarda bulunmuştu ama Öcalan kendi tabirlerince “esir” olduğu için onun yaptığı çağrıların çok fazla öneminin olmayacağını dile getirmişlerdi. Bu kez Kandil’in uyacağını, uymayacak olsaydı bu açıklamanın yapılmayacağını düşünmek istiyorum. Yaşadığımız şey bir Kürt barış süreci değil, bir demokratikleşme süreci değil. Bu bir pazarlık!

PKK’nın silah bırakması gerekiyor. Türkiye’nin uluslararası arenada oynayacağı rollerin Suriye’nin değişmesi, İsrail’in Ortadoğu’da yaptığı hamlelerin akabinde alan kazanması sonucunda Türkiye bu çağrıyı belki de yapmak zorunda kaldı.

Peki bundan sonra ne olacak? PKK ne karşılığında silah bıraktı? Görebildiğim kadarıyla bunun konuşulması istenmiyor. Bunun pazarlığı yapılmış. Şöyle bir şey yapılabilir: Türkiye’de bir anayasa değişikliğine gidilecek, bu anayasa değişikliği içinde muhtemelen Erdoğan’ın kendisiyle ilgili  çok istediği maddeler olacak ve hepsi bir pakete koyulacak. O pakette de devlet biraz daha yukarıdan bakan bir tavırla “Biz pazarlık yapmadık ama madem terör bitti, madem PKK kendini feshetti o zaman şu maddeleri tanıyoruz” diyecek.  Bundan sonra yerel yönetimlerin daha güçlü olduğu, ana dilde eğitimin yapıldığı, Suriye’deki Kürtlerin belki kısmen statü elde ettiği vs gibi bir paket olabilir.

Pazarlık yapılmış görüntüsü verilmedi, Öcalan’ın yaptığı açıklamada şu kazanımlar sonucunda biz de bu açıklamayı yapıyoruz” denmedi. Çok net, kısa ve özet ve tek taraflı bir fesih çağrısı yaptı. “Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir, demokratik uzlaşma temel yöntemdir.“

PKK lideri Öcalan bu mesajında bana göre masa arkasında yani insanların göremeyeceği masanın arkasında pazarlıklar yapıldı bitirildi ama bir pazarlık üzerinden bu süreç konuşulmadı, “şunu verdik bunu aldık”  değil Türk halkına ve muhafazakar seçmene “PKK kendiliğinden silah bıraktı” duygusu verildi.

Tabii o zaman şu soruyu sormamız gerekiyor: Ne oldu da bıraktı? Bugüne kadar bu çağrı neden yapılmadı? Madem bu kadar kolaydı 50 bin küsur insan neden öldü? Tabii ki böyle değil yani PKK sadece tek taraflı kendini feshetmedi ya da kendini feshetmiyor. Ama buna bir gölge gelmesin, muhafazakâr kitleler barış sürecine zarar vermesin bu kullanılmasın diye çağrı bu şekilde yapılmış olabilir.

Öcalan’ın mesajı okunmadan önce birçok kişinin ismi söylendi ama Selahattin Demirtaş’ın adı geçmedi. Selahattin Demirtaş’ın fikirleri iktidarda kendisi hücrede. Demirtaş büyük risk alarak PKK’ye silah bırakma çağrısı yapan ilk Kürt siyasetçi olarak artık o hücrede tutulmamalı. Demirtaş bir an önce özgürlüğüne kavuşmalı.

Peki bu çağrının uluslararası boyutu var mı? Tabii ki bu çağrının uluslararası boyutu olduğunu düşünüyorum. PKK gibi uluslararası aktörlerden destek alan bir örgütün kendi kendini feshedebilmesi için uluslararası arenada bir uzlaşının söz konusu olmuş olması gerekiyor. Yani PKK muhtemelen feshedilmiştir ama Suriye’de bir Kürt bölgesinin yaşam alanı oluşturulmuştur. Oradaki Kürtlerin özgür bir şekilde yeni Suriye’de kendi güvenliklerini sağlayabileceği bir alanın oluşturulduğu söylenebilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
bahattin bal web
kaan uçar masaüstü
X