Bordrolu Yoksulluğa Hoş Geldiniz!

08 Ocak 2026 13:08
Eskiden bu ülkenin bir "orta direği" vardı. Siyasetin dilinden düşmeyen, ekonominin motoru, demokrasinin ise en büyük sigortası sayılan o geniş kitle... Kimdi bu orta direk? Kirasını ödedikten sonra kenara üç beş kuruş koyabilen, çocuklarını okuturken nefes nefese kalmayan, emekli olduğunda ise "ikramiyemle bir ev alırım" hayali kurabilen memurdu, işçiydi, küçük esnaftı.

Bugün Kocaeli’nin sokaklarında, İzmit’in çarşısında o orta direkten geriye ne yazık ki sadece nostaljik bir hatıra kaldı. Orta direk çökmedi, adeta üzerinden bir silindir geçti ve bizleri yeni bir sosyolojik gerçeklikle tanıştırdı: Bordrolu Yoksulluk.

Geçmişte yoksulluk, "işsizlik" ile eş anlamlıydı. İşiniz varsa, hele bir de devlet kapısında memursanız yoksul sayılmazdınız. Ancak bugünün Türkiye’sinde yüksek enflasyon ve eriyen alım gücü, bu denklemi kökünden değiştirdi. Artık bir işinizin olması, her ay düzenli bir maaşın bordronuza yatması, sizin yoksul olmadığınız anlamına gelmiyor. Aksine, sabah işine giden, akşam evine dönen, ancak ay sonunu kredi kartı taklalarıyla getiren milyonlarca "çalışan yoksulumuz" var.

Açıklanan maaş zamlarına bu pencereden bakmak zorundayız. Memura ve emekliye yapılan artışlar, sokağın gerçek enflasyonu karşısında sadece bir "pansuman" niteliğinde. Rakamlar kağıt üzerinde ne kadar büyürse büyüsün, o para çarşıya çıktığında karşılığında alınan ekmek küçülüyorsa, orada bir refah artışından değil, bir "fakirleşme yönetiminden" bahsedebiliriz. Orta sınıfı orta sınıf yapan şey; sadece gıda ve barınma değil, sosyal hayata, kültüre ve birikime ayırabildiği bütçeydi. Bugün memur da emekli de sadece "hayatta kalma" mücadelesi veriyor.

Kocaeli gibi kiraların İstanbul’la yarıştığı, yaşam maliyetinin sanayiyle birlikte tırmandığı bir kentte, memur ve emekli artık aynı bordrolu yoksulluk sarmalında buluşmuş durumda. Eskiden alt sınıftan gelen bir gencin orta sınıfa zıplama aracı olan "diploma", bugün sadece o yoksulluğu tescilleyen bir belgeye dönüştü. Sosyal mobilite durdu, orta direk çöktü ve toplum iki uçlu bir yapıya hapsoldu.

Nominal zamlarla, yüzdelik dilimlerle yapılan açıklamalar mutfaktaki yangını söndürmeye yetmiyor. Rakamların illüzyonuna değil, cüzdanın gerçeğine bakma vaktidir. Orta direği yeniden inşa etmediğimiz, memuru ve emekliyi bu yoksulluk kıskacından kurtarmadığımız sürece; toplumsal huzuru sadece istatistiklerde aramaya devam edeceğiz.

İşte bu yüzden, tam da 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde, biz kalem sahipleri olarak gerçeği yazmaya çalışırken; İzmit sokakları başka bir gerçeği, bir büyük haykırışı ağırlamaya hazırlanıyor. 10 Ocak’ta İzmit’te gerçekleştirilecek olan "Geçinemiyoruz" mitingi, sadece bir eylem değil; orta direğin cenaze töreni ve bordrolu yoksulların "buradayız" deyişidir. İstatistiklerin "pembe" tablolarına inat, sokağın "gri" gerçeği o gün İzmit Meydanı’nda olacak.

Sonuç olarak geldiğimiz noktada durum o kadar "istikrarlı" ki; artık memur ev sahibi olma hayali kuramıyor, emekli ise markete girdiğinde sadece 'fiyat analisti' olarak kariyer yapıyor. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
bahattin bal web
kaan uçar masaüstü
X