ÇED Olumlu Ama Vicdan Reddediyor

22 Ekim 2025 09:35
Kocaeli’de yine aynı kabus sahneleniyor: Bir yanda sermayenin sabırsızlığı, bir yanda bürokrasinin onayı, diğer yanda evinin penceresini açtığında nefes almak isteyen insanlar. Yıldız Demir Çelik’in Kartepe–Uzunbey ve Çayırlar bölgesine kurmayı planladığı dev üretim tesisi projesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan ÇED olumlu kararı aldı.

Kâğıt üzerinde bu karar bir formalite gibi görünebilir. Ama sahada, yani yaşamın gerçek olduğu yerde durum şu: Binlerce insan tedirgin, doğa tehdit altında, sağlık riski büyüyor.
Bu şehir sanayiye yabancı değil. Ama sanayinin gölgesinde büyümüş nesillerin öyküsü hep aynıdır: Solunum rahatsızlıklarıyla büyüyen çocuklar, erken yaşta KOAH teşhisi konan işçiler, Dilovası’nda kanser araştırmalarına konu olan mahalleler… Bu tabloyu yaşamış bir şehrin insanına şimdi yeniden “Bu fabrikanın çevreye zararı olmayacak” deniyor. Kusura bakılmasın ama inandırıcılık çağın dışına düştü.
Çünkü insanlar rakamlardan çok burunlarının direğini sızlatan kokuları hatırlar, çünkü insanlar teknik sunumlardan çok çocuklarının öksürüğünü duyar, çünkü insanlar toplantılarda gösterilen haritalardan çok kirlenen suyunu, sararan yapraklarını görür. Kısacası halk, tecrübeyle sabit bir hakikati biliyor: Her ÇED olumlu kararı halkın lehine sonuçlanmıyor.
ÇED raporunda güzel cümleler var. “Toz kontrolü sağlanacaktır”, “yapılacaktır”, “gürültü sınırı aşılmayacaktır” gibi. Peki kim sağlayacak? Kim denetleyecek? Kim sonuçları halka açıklayacak? İşte burada kocaman bir sessizlik var. Türkiye’de ÇED kültürü hâlâ “rapor yaz–imza al–proje başlasın” düzeyinde ilerliyor. İzleme, denetim ve şeffaflık yoksa, raporun hükmü sadece bir belge ağırlığındadır, yaşam karşısında sıfır değer taşır.
Kartepe halkı boşuna itiraz etmedi. Kimse yatırım düşmanı değil, işsizliğe mahkûm bir hayat da istemiyor. Ancak mesele şu ki: İnsanlar ölmemek, zehir solumamak, huzur içinde yaşamak istiyor. Bu hakaret edilemeyecek kadar temel bir hak. Kalkınmanın bedeli insan hayatı olamaz, sermaye kazanacak diye Kartepe’nin çocukları astım inhaleriyle büyümek zorunda bırakılamaz.
Bu proje sadece çevresel bir tehdit değil, sosyal bir kırılmanın da habercisi. İnsanlar kendi yaşam alanlarından dışlanıyor, mahalle dokusu çözülüyor, yerleşim alanlarının ortasına sanayi sıkıştırılıyor. Kimse çıkıp da şu soruyu sormuyor:
“Kocaeli’de sanayi yoğunluğu makul seviyeyi çoktan aştı. Neden yaşam alanlarına yeni sanayi basıncı uygulanıyor?” “Sanayi neden organize sanayi bölgelerinde değil de yerleşim bölgelerinde büyüyor?” “Halk sağlığı için bağımsız izleme kurulu kurulacak mı, yoksa yine kapalı kapılar ardında mı yürünecek?”
Bu sorular sorulmadan verilen her karar demokrasiye değil, dayatmaya girer. Bu yüzden bu mesele sadece Kartepe’nin değil, tüm Kocaeli’nin meselesidir. Çünkü hava kirlenirse hepimizin ciğerine dolar, su kirlenirse hepimizin evine girer, yaşam kalitesi düşerse hepimiz bedel öderiz.
Bugün Kartepe diken üstünde. İnsanlar haklı olarak kafalarından "Bizim yerimize kim karar verdi?", "Biz neden bu masada yokuz?", "Yaşamımızı ilgilendiren bir konuda neden söz hakkımız yok?" gibi sorular geçiyor.
Bu sorulara cevap verilmediği sürece bu karar meşru olmayacaktır. Unutulmasın: Resmi olmak, haklı olmak anlamına gelmez. Bir kararın vicdani karşılığı yoksa, toplumsal desteği yoksa, halkın rızası yoksa o karar eksiktir ve tartışmalıdır.
Bu kent çok şey gördü, çok bedel ödedi. Kartepe’de kurulmak istenen bu tesis çevresel risk taşıyor ve halk sağlığını tehdit ediyor. “ÇED olumlu” yazmak kolaydır; zor olan geleceğe karşı sorumluluk almaktır. Sessiz kalanlar şunu bilsin: Bu şehir artık eski şehir değil. Bu halk artık susan halk değil.

Mücadele Etmekten Başka Çaremiz Yok
Bu mücadele sadece Kartepeli’nin değil; Kocaeli’de nefes alan herkesin meselesi. Çünkü bu dava doğrudan yaşam hakkı davası. Örgütlü bir toplum, sağlığını savunma iradesi gösteren bir halk asla yenilmez. Şimdi sorumluluk sırası bizde: Mahalle mahalle, sokak sokak, kurum kurum, platform platform yan yana gelme zamanı. Çünkü doğa kendini savunamaz; su kendini savunamaz; hava kendini savunamaz onların dili biziz. Biz sustuğumuz gün, gelecek susar.
O yüzden bugün değilse ne zaman? Eğer şimdi ses çıkarmazsak, yarın nefes almaya bile geç kalabiliriz.

 

 

YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
Sehnaz 15:30 - 24 Ekim 2025

Teşekkür ederiz. Çok güzel dile getirmişsiniz halkın sesini.

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
bahattin bal web
kaan uçar masaüstü
X