Her Şeyin Pahalıya Mal Olduğu Bir Dünyada Zarurinin Kutsal Çığlığı
Bunu sadece fiyat etiketlerinde değil, yüzlerdeki yorgunlukta, sessizce çekilen iç çekişlerde, kimseye söylenmeyen hesap hatalarında hissediyoruz.
Bir toplumun kaderi bazen bir market rafının hizasında belirir; domatesin rengi solar, gözlerin feriyle birlikte.
Bu çağın bize dayattığı bir tören var:
Zaruri olanı kutsallaştırma töreni.
Bir litre sütü alan el titrer; çünkü o artık sıradan bir ihtiyacın değil, bir hayatta kalma imtihanının sembolüdür.
Bir kira, bir bilet, bir ekmek… Her biri ağır bir sessizliğin içinden geçerek gelir sofraya.
Sanki her parça, “benim için ne bedel ödedin?” diye sorar.
Zaruri olan, yoksunluk arttıkça kutsallaşır.
Ama bu kutsallık bir huzur değildir; içinde kırık bir saygı taşır.
Bir tür diz çöktürülmüş hürmet.
İnsanın en temel ihtiyaçlarını birer “kıymet eşyası” gibi saklamasının acımasız gerçeği.
Bu dünyanın politik adı ise açıktır: İnsanın temel hakkını lüks gibi göstermenin yönetim biçimi.
Her şeyin pahalıya mal olduğu bir düzen, yurttaşın omzuna görünmez bir ağırlık koyar.
Düşüncesine, hayaline, geleceğine sinen bir ağırlık.
Gelecek planı yapmak bir ayrıcalığa dönüşür; yarın bile pahalıdır artık.
Bu nedenle kutsallaştırılan şey ihtiyaç değil, çaresizlikle terbiye edilmiş tahammüldür.
Bir toplum, zarureti kutsallaştırmaya başladığında, önce umutları daralır, sonra kelimeleri,
sonra nefesi.
En sonunda bu kutsallaştırmanın bir seçim değil; mecbur bırakılmanın şiiri olduğunu fark ederiz.
İnsanın sessizce kabullendiği, kabullendikçe içini kemiren bir şiir.
Bazen bir ekmeğin ağırlığı, bir ülkenin kaderini anlatır, bazen bir kirayı ödeyememenin titremesi, demokrasinin en çıplak halidir, bazen bir biletin pahası, bir şehrin umudunu sınar.
Her şeyin pahalı olduğu yerde en ucuzlayan şey, insanın kendisidir. İşte bu nedenle, zaruri olanı kutsallaştırmak bir yaşam biçimi değil; yavaşça öğütülen bir toplumsal hafızadır.
Biz bu hafızayı diri tutmak zorundayız. Çünkü geriye kalan tek sorunun cevabını unutursak, o kutsallık tamamen karanlığa dönüşür:
“Neden zaruri olanı kutsal hale getirmek zorunda kalıyoruz?”
Bu sorunun köşesinde saklıdır özgürlüğün asıl sesi.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bir Domates Meselesi 30 Ocak 2026 Cuma
- Elma Olmanın Yorgunluğu 19 Ocak 2026 Pazartesi
- Bordrolu Yoksulluğa Hoş Geldiniz! 08 Ocak 2026 Perşembe
- Bizi Kim Kurtaracak Kurtarıcılardan? 05 Ocak 2026 Pazartesi
- Altın Olsa Kesenden Bal Olsa Kasenden 26 Aralık 2025 Cuma
- ERKENDEN 2026’ya …. 12 Aralık 2025 Cuma
- HAYALİ BİLE ZOR KURUYORUZ 08 Aralık 2025 Pazartesi
- Kocaeli’ye Kimin Yükünü Yüklüyorsunuz? 30 Kasım 2025 Pazar
- Kocaeli Demirin Gölgesinde, Çöpün Kokusunda Isınıyor 14 Kasım 2025 Cuma
- Bir Dakikalık Sessizlik Bir Asırlık Söz 10 Kasım 2025 Pazartesi