Kanun Geldi, Gökyüzü Derin Bir Nefes Aldı mı?

17 Temmuz 2025 12:20
Haftalardır TBMM’nin önünde çevre ve iklim için direnen çevre aktivistlerini görüyorsunuz değil mi? Günlerdir Cemal Süreya Parkındalar. İklim kanunun halkı korumadığını ifade eden çevreciler de orada.

Ancak, Türkiye, 9 Temmuz 2025 günü sabahına yeni bir yasayla uyandı. 7552 Sayılı İklim Kanunu, Resmî Gazete’de yayımlandı ve yürürlüğe girdi. Kimileri “tarihi bir adım” dedi, kimileri için bu yasa “yeşil kalkınma devriminin” kilometre taşı oldu. Benim içinse bu kanun, gökyüzüne yazılmış bir dilek gibi: Dili süslü, niyeti güzel, ama yerine ulaşıp ulaşmayacağı meçhul.

Kanun kalın. Maddeler uzun. Cümleler kibar. Fakat ben bu yasanın satır aralarında hep aynı soruyu aradım: “Kocaeli’de ne değişecek?”

Çünkü biliyorum ki karbon ayak izi İstanbul’da ölçülüyor ama Kandıra’da hissediliyor. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması Brüksel'e anlatılıyor ama etkisi Körfez’in fabrikalarında yaşanıyor. Emisyon Ticaret Sistemi çok uluslu şirketler için kuruluyor ama bedeli Dilovası’ndaki çocukların soluduğu hava oluyor.

Kanunun içerdiği prensiplere bakalım: Net sıfır emisyon hedefi, döngüsel ekonomi yaklaşımı, karbon ticareti, yeşil taksonomi, sera gazı izleme sistemi, teşvik mekanizmaları... Her biri yerinde. Ama bu güzel niyetler, yere indiğinde neye dönüşecek? Merakım tam da burada başlıyor.

Kanuna göre tüm kamu kurum ve kuruluşlarının 31 Aralık 2027’ye kadar strateji ve eylem planlarını hazırlaması gerekiyor. Peki bu planlar kimlerle yapılacak? Kağıt üzerinde yerel yönetimlerin, valiliklerin, kamu kurumlarının katılımı şart koşulmuş. Güzel. Ama halk nerede? Muhtarlar nerede? Kadın kooperatifleri, çevre dernekleri, meslek odaları, üniversiteler? “Katılım” kelimesi metne girmiş ama pratiğe ne kadar yansıyacak, göreceğiz.

Kocaeli gibi sanayinin kalbinde atan bir şehirde yaşıyorsanız, “emisyon izni” lafı sizi doğrudan ilgilendirir. Bu kanunla birlikte, sera gazı emisyonu faaliyetleri izne bağlanıyor. Emisyon Ticaret Sistemi devreye giriyor. İşletmeler artık karbon kredisi kullanabilecek. Gönüllü karbon piyasalarıyla entegre olunacak.

Bu kulağa çevre için harika bir gelişme gibi geliyor, değil mi? Ama ben asıl soruyu soruyorum: Bu yeni sistemde kimin sesi daha çok duyulacak? Sanayi odasının mı, yoksa Gölcük’te çatısı delinmiş evinde soba yakan bir yaşlının mı?

Kanun, iklim değişikliğine uyum konusunda da kapsamlı bir çerçeve çizmiş. Afet riski olan bölgeler, tarımda kuraklık tehdidi, biyolojik çeşitlilik kaybı gibi konularda yerel eylem planları hazırlanacak. Bu planların valilik koordinasyonunda yürütülmesi öngörülüyor. Ancak biz Kocaeli’de defalarca gördük: Koordinasyon “tepede” kurulduğunda, yerel halk hep “seyirci” olur. Oysa değişim, toprakla konuşmayı bilenlerin işidir.

Bu yasa, sera gazı emisyonlarını azaltmanın yanı sıra ozon tabakasını incelten maddelere ve florlu sera gazlarına da sınırlamalar getiriyor. Aykırı hareket edenlere idari para cezaları uygulanacak. Fakat ne yazık ki, Türkiye’de çevre cezaları çoğu zaman ya cüzi kalıyor ya da uygulanmıyor. Bu kanunun farkı ne olacak?

Ayrıca dikkat çekici başka bir başlık daha var: Yeşil dönüşüm yatırımları için AR-GE ve sürdürülebilir finans destek mekanizmaları kurulacakmış. Peki bu teşvikler sadece büyük ölçekli yatırımlar için mi geçerli olacak? Küçük çiftçiyi, kooperatifleri, yerel üreticileri kapsayacak mı? Bizim şehrimizde OSB dışında yaşayanlar da bu dönüşümden faydalanabilecek mi?

İklim Kanunu ile getirilen bir diğer önemli yenilik de “Türkiye Yeşil Taksonomisi”. Yani hangi yatırımların gerçekten “yeşil” olduğuna dair bir çerçeve çizilecek. Bu, kağıt üzerinde mükemmel bir gelişme. Ama Kocaeli’de zamanında “çevreci yatırım” diye sunulan kaç fabrikanın atıklarını denize boşalttığını da unutmadık.

Çevre meselesi sadece teknik bir konu değildir. Bu aynı zamanda bir sınıf, bir adalet, bir eşitlik meselesidir. İklim krizi, herkesi aynı şekilde vurmaz. Rüzgar yön değiştirir ama her zaman en zayıf çatıyı uçurur. Bu yüzden iklim adaleti, sosyal adaletle birlikte düşünülmelidir.

Kanunun lafzı modern, ruhu umut verici. Ama mesele o ruhun yere değmesi. Biz o ruhu Darıca’nın çöp kokan sabahlarında, Gebze’nin susuz kalan bahçelerinde, İzmit’in asit yağmuru gören otomobil camlarında hissedebilecek miyiz?

Bu yazıyı yazarken dışarıda hafiften bir rüzgar vardı. Bir an için pencereyi açtım. Gökyüzüne baktım. Bir martı geçti, kanun geçti. Şimdi sıra bizde. Bu yasanın uygulanışını takip etmek, hesap sormak, sesimizi katmak bizim görevimiz. Yoksa bu kanun da raflara kaldırılmış çevre mevzuatları gibi birer tozlu belgeye dönüşür.

Çünkü iklim değişikliği, sadece bir doğa olayı değil aynı zamanda bir demokrasi sınavı. İşte, biz bu sınavda yalnızca oksijen değil, adalet de solumak istiyoruz. 

YORUMLAR
  • Toplam 3 yorum
Y,Ayfer Anar 19:06 - 18 Temmuz 2025

Tebrik ederim güzel kızım, çok önemli bir soruna çok akılcı ve mantıksal yaklaşımlarla açıklama yapmışsın. Dediğin gibi hepsini yaşayıp göreceğiz. Ama takip ederek.

0 Beğenmedim
Mert 16:02 - 17 Temmuz 2025

Yapılam TOKİ konutları Gölcük ilçesinin nefesini kesti zaten. Bu kadar yüksek katlı bina denizden gelen serin havayı kesti

0 Beğenmedim
Mehmet Türel 12:29 - 17 Temmuz 2025

Tebrik ederim.

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
bahattin bal web
kaan uçar masaüstü
X